Toplum olarak muhafazakâr bir toplumuz. Toplum mühendisleri, ne kadar çabalasalar da batılılaşma hareketi henüz yüzde yüz gerçekleşmiş değil. Ancak batılılaşmanın toplum yaşantımız içindeki Truva atı olan medya ve özellikle de tv. programları gittikçe daha fazla bir şekilde toplumu fesada boğuyor! Zararları dünya görüşü ne olursa olsun her dirayetli ve aklıselim insan tarafından kabul edilen, halkı, özellikle çocuk ve gençleri ifsat eden, ahlaksızlık ve rezaletleri yaygınlaştıran t.v. dizilerinden çok çekiyoruz!
Halkın kahir ekseriyetinin Müslüman olduğu toplumumuzda, İslam’ın haram saydığı birçok ahlaksız yaşantı tarzları vizyona giriyor. “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” gibi bir işlevi var bu dizilerin. Bir diğer işlevi de, halka rağmen, halkı ifsat etme aracı olarak kullanılması…
Halkın dini inancı olan ve hayatının tüm yönlerine damgasını vuran İslami kimliği yok saymak, müslümanın kendini ifade etmesine set çekmek, bu dizilerin birinci dereceden amaçları arasında. Israrlı bir şekilde haram sayılan fiillerin yaygınlaştırılması üzerinde çalışıyorlar. Dizi üstüne dizi yayınlayıp, zinanın olağan gösterilmesi, maddi yoksunluk içinde olan kadınlara alternatif olarak , bedenini satmasının önerilmesi, fıtri bir duygu olan “evlat sevgisinin” ahlaksızlığa payanda edilmesi ve bunun böyle olmasının yüceltilmesi!.. Ve daha neler neler? Ne yazık ki, bu konuda, başarılı olmadıklarını söylememiz mümkün değil!
Dinimizce haram olan ve bu harama giden yolların da haram sayıldığı “zina” gibi toplumu ifsat eden günahları, toplum nezdinde meşrulaştırmak, sevimli gösterip, halkı buna yönlendirmek için her yolu kullanıyorlar! Günahların kanıksanması, alenen sergilenebilmesi için toplumdaki her dini boşluğu haramlarla dolduruyorlar. Yasalar deseniz, zaten ahlaksızlığı cezalandırmak şöyle dursun, ödüllendirir gibi cezalarla cesaretlendiriliyor failler. Caydırıcı hiçbir ceza yürürlükte değil ne yazık ki!
T.vlerdeki yarışmalar, devlet eli ile yürütülen milli piyangolar, halkın dini yaşantısına vurulan prangalar değil midir? Bu programların halkın hangi derdine derman olduğunu söyleyebilirsiniz? Aksine bu programlardan dolayı yıkılan yuvalar, anasız- babasız kalan çocuklar, azgın azınlığın iştihasına yem olan genç kızlar, çocuk pornosu gibi fuhşiyatın her çeşidini yaygınlaştırıp, toplumu daha da fesada boğanlara gün doğmuyor mu? Toplum olarak tüm bu çirkin ahlaksızlığın mağduru olmuyor muyuz?
Bu dizileri yapanlar, rol alanlar, senaristler, bu dizilerin toplumumuzu zehirleyen, yıkıcı etkilerinden haberdar değil midirler? Aslında herkesten çok onlar( malum medya ve dizi yapımcıları) biliyorlar ki, bu tür diziler ile halkı zehirlediklerini… Toplumu yıkıma uğratıp, ahlaki bir kaos çıkacağını da pekala biliyorlar. Bile isteye her tür ahlaksızlığı pervasızca sergiliyorlar. Halkın gözünün içine baka, baka, haramları yaygınlaştırıyorlarsa, toplumumuzun yıkılması için zemin hazırlamak içindir! Bu o kadar böyledir ki, seyr-i icra ettikleri diziler bunun en bariz göstergesidir. Bu kötü niyetlerini gizlemedikleri gibi, dizilerinin gidişatından çıkarmak hiç de zor değil! Örneğin komşu bir ülkede yayına giren- adı lazım değil- bir dizinin toplumda oldukça sakıncalı ve yıkıcı etkileri oldu diye gösterimden kaldırıldı. Çünkü hiç kimse toplumunun bu derece yozlaşmasını istemiyor! Halk ve devlet bekasını dinamitleyecek ahlaksızlık ve fuhşiyata set çekerek ülke olarak korunacaklarını biliyorlar. Bu türden ferasetli insanlar bizim toplumumuzda çok mu az ki, kimsenin bu zararlı dizilere bir karşı çıkışı ya da tel’in olmuyor diye meraklanıyorsunuz haliyle…
Toplumumuzun asli özelliği olan Müslümanlığından soğutup, uzaklaştırmak için her tür senaryonun uyguladığı ortada. Yalan, dolan ve iftiralarla, kartel medyası ve t.v.lerindeki iftira dolu haberler, dindar insanımızı, ya da tesettürlü kadınlarımızı töhmet altında bırakmaları da bu fesatçılığın marifetleridir. En ufak bir durumu bile fırsat bilip, hemen Müslüman halkımızın değerlerine saldırıyorlar, kinlerini kusup duruyorlar. Tabii bu nahoş gidişattan müslümanlar olarak bir sinemamızın, bir tiyatro kurumumuzun olmamasının da büyük etkisi var diye düşünüyorum. Toplumu dönüştürmede çok önemli işlevler gören bu tür kurumları oluşturup yerleştirmedikçe karşı koymak imkânsız olacaktır. Kültüre karşı kültür yani demek istediğim. Batılı kültür saldırısına karşı özbeöz kendi kültürümüzün kodlarının taşındığı kurumlar, eserler var edilmedikçe toplumun batıla doğru savrulması da bitmeyecektir. Müslüman sanatçılarımız, müzisyenlerimiz, edebiyatçılarımız, senaristlerimiz yok henüz… Ya halkımız? Halkımız ne durumdadır? Neden içinden değerlerimizi savunacak, kültürümüzü yaşatacak sanatçılar çıkaramıyor? yoksa kendi üzerinde oynanan oyunlardan haberdar değil midir? Temel değerlerine yapılan saldırıların farkında değil midir? Farkında ise, neden tepkisizdir? Bu ahlaksız gidişata dur diyebilmek için neyi beklemektedir? Tepki varsa, neden yetersiz kalmaktadır?
Yoksa bu tepkisizlikle, yapılanlara bir nevi onay mı veriliyor? Toplumumuz bu kadar çabuk mu dejenere oldu da farkında değiliz? Hani değerlerine sahip çıkma? Kutsallarını her şeyden aziz bilme ve uğrunda ölmeyi bile göze alma? Gerçek şu ki, revaçta olan ve tüm kötülüklerin kaynağı olan ahlaksızlığı hayat tarzı edindiren, pespayelikleri süslü, püslü kılıflar altında pazarlayanların( dizi yapımcılarının) ekmeğine, biraz da halk yağ sürmüyor mu? Halkımız, bu dizileri seyrederek, iltifat gösterdikçe bu yıkıcı süreçte, kendi düşmanlarına fırsat vermiş olmuyor mu?
Zinayı ve her çeşit haramı meşru ve alternatif bir yol olarak gösteren dizilere, kadın programları ile kadınlarımızı, değerlerini aşağılamaya, isyana ve baş kaldırmaya teşvik edenlere, programları seyredilerek onay verilmiş olmuyor mu? Üstelik, bu dizi ve kadın programlarının olumsuz etkileri görüldüğü, acıları çekildiği halde!..
Töre kanunları ile öldürülen kadınlara, bir de kadın programlarına katıldığı için öldürülenler eklenmedi mi? Var olan sorunlara hiçbir çözüm getirilmediği halde, yeni sorunlar yaratılarak, yuvaların dağıldığı, hayatların söndüğü görülmüyor mu?
Halkın sorunları, yeni sorunlar üretilerek çözülemez. Bu ancak çözümsüzlüğü, içinden çıkılmazlığı getirir. Halkın değerleri göz ardı edilerek de, hiçbir yapıcı ve faydalı çözüm bulunamaz!
Medeniyet olarak, en yüksek bir medeniyetin varisleriydik. Bize bırakılan mirası çarçur eden “mirasyedilere” benziyoruz şimdi. Hiçbir konuda hiçbir iddiamız yok! Hâlbuki atalarımızın bıraktığı yerden alsaydık sorumluluğu, şimdi çözümsüz sorunlarla boğuşmaz, üzerinde oyunlar irtikâp edilen zayıf bir toplum olmazdık! İnancımızla, değerlerimizle adeta alay ederek, bizi dinimizden döndürmeye çalışan, batıyı kıble edinmemizi isteyen toplum mühendislerinin laboratuarı olmazdık!
Herkes, dinimize, değerlerimize açıkça saldıran program ve dizilere tavır almadıkça, dindar tanınan kanallarımız karşı atakta bulunup alternatif programlar sunmadıkça, toplumun yıkılmasıyla sonuçlanacak bu fesat sürecinin müsebbiplerinden olacaktır! Alternatifler hiç yok mudur? Vardır ama çok az olduğu için menfur batıcı ve fuhşiyat merkezli medya ile boy ölçüşülemiyor!
Şunu da unutmadan ekleyelim ki, huzurumuzu, birliğimizi, ahlaki meziyetlerimizi bozmaya gayret gösterenler “ıslahatçı görünen fesatçılardır”! Her Allah’ın günü kanallarından kanalizasyon misali çöplükleri halk üzerine boca ettikleri halde, yaptıkları programlarla halka en güzelini, en doğrusunu sunduklarını da yüzleri kızarmadan iddia etmekten geri durmuyorlar!
“Onlara, “düzene konulduktan sonra, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın” denildiğinde “biz ıslah edenleriz” derler. Dikkat edin! Asıl fesatçılar kendileridir!” Bakara- 11–12. ayetleri.
İfsat edici, bozgunculuk ve fesat çıkaran t.v. programlarına ve dizilere tepki gösterilmeli! Gençlerimizin akıllarını dumura uğratan, kabiliyetlerini körelten, varsa yoksa nefsaniyete yöneltenlere, en iyi cevap, ancak program ve dizilerini seyretmemekle verilebilir! Halkımız alıcı olmazsa, bu tür programları uzun süre yayınlayamazlar. Bu türden ahlaksız ve rezil dizilerin alıcısı olmayalım!
Hayatımızı t.v. programlarına göre şekillendirmek yerine, ilme, kitaba, araştırmalara yönelip, hayatımızın kontrolünü kendi ellerimize alalım! Aşağılık kompleksine girenler, çıktığı kabuğu (medeniyeti) beğenmeyenler, batıya ram olmuş, kendi öz değerlerini dışlayan bir toplum çökmeye ve yok olmaya mahkûmdur. Yok, olmazsa bile kolaylıkla köleleştirilebilir!
İlânihaye halkımız, tekrar dinine imanına ve sorumluluklarının gereğini yapmaya başladığı an, toplumumuzu yıkmaya çalışan odakların ve toplum mühendislerinin menfur senaryolarını boşa çıkarabilecektir.