Kitleleri yönlendirme, gündem belirleme, anlayış değiştirme, idrak tahlillerinin pergel ayakları ile oynamak, bu çalışmalar güç merkezleri için artık profesyonel bir çalışma olmuştur. Güç merkezleri ana kaynakların daha rahat etmesi ve kamufle edilmesi için her dönem görmek isteyen muhaliflerin önüne işi bitmiş olan bir hücrelerini atarlar.
Miadı dolan bu hücre o kadar şaşalı bir şekilde muhaliflerin/halkın sunaklarına kurban olarak sunulur ki, herkes sunulmuş olan kurbanın özelliklerine bakmadan sadece dökülen kan ile zafer tamtamları çalmaya başlar. Ama zafer tamtamları susup, zaman kurbanın etinden faydalanmaya gelince, bakarlar ki bu et çürük, işe yaramaz ve ancak çöpe atılabilecek özelliklerdedir. Kurbanı sunanlar ise yapmak istediklerini yapmış ve elde etmek istediklerini fazlası ile almışlardır.
Bu sistemin kurucuları varoluşlarını hep bu çalışma sistemi üzerine kurmuşlardır. Atlantikçilerin kurduğu bu sistemin bir parçası olarak tarih sahnesinde yerini almış olan ittihat ve terakki hücresi bu zihniyet üzerine kendi hücrelerini kurmuştur. Bu minval üzerine işi bitmiş olan hücrelerini direk çöpe atmak yerine, muhaliflerine sanki onlar almışlar gibi kurban olarak sunmaktadırlar.
Muhaliflerin bunu başarı olarak görmelerini sağlayıp belli bir zaman dilimini gözlerden uzak bir şekilde geçirebilmektedirler. Muhalifler/halk bununla uğraşırken onlar yeni bir filmin senaryosunu tamamlayıp gösterime hazır hale getirirler.
Düzmece İzmir suikastı ile o güne kadar kendileri ile olan bir hücreyi kurban sundular ve kendilerini yenilediler. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurdurttular, yapması gerekenleri yapmış olanları kurban olarak sunaklara sundular. Demokrat partiyi görevlendirdiler, sunaklarını yine kurbansız bırakmadılar. Talat AYDEMİR ve MADANOĞLU ile yine bir dönemi kurtardılar.
Uzun bir filmin sonucunda mezar evleri, domuz bağları sahnelenen filmin finalinde de kurbanlar sunularak bir dönem kapatıldı. İmralı döneminin kapatılmamasının sebebi ise, başka bir dönemin başyapıtı olarak vizyona gireceğinden hala işlevseldir.
Bu dönemde sanki Ergenekon ile kotarılmaya çalışılmaktadır. Beden görevini tamamlamış olan tırnak görevli Ergenekon hücresini denetim altına almak istediği düşünce çizgisine yakın olan insanların eli ile kurban olarak sunmaktadır. Bu kurbanı onlar hak ederek almışlardır ve yılların acısını, korkulu zamanların bedelini bunlardan çıkararak çileli sunaklarına sunmuşlardır. Yıllardır kendilerine kâbuslar yaşatan, kendilerini karanlıklara haps eden canavarı yakalamış ve ödetilmesi gereken bedeli ödetmişlerdir.
Ergenekon Türk gladiyosunun sadece küçük bir hücresidir, bu hücre uygulanmak istenen yeni politika için muhaliflerin izlemek istedikleri filmin senaryosundan başka bir şey değildir. Acılarının hıncını almaları için muhaliflerin önlerine atılmış işi bitmiş hücrenin ta kendisidir.
Bu sistem, her zaman önce efsaneleştirir daha sonra efsaneleri kurban olarak sunar. Bu sunma ile kendini efsaneler üzerine taşımaya çalışır. Ergenekon davasında asıl önemli olan bundan sonra uygulanmak istenen politikalarda bilinçleri uyanık tutmak ve şuurlu bir idrak ile bakış geliştirebilmektir.
Neden ergenekonun Kürt kanadına hiçbir dokunuş olmamaktadır, neden hala görevde olan hiçbir askeri ve sivil kişiye dokunulmamaktadır. Neden İslami camialar arasında olan Ergenekoncular deşifre edilmemektedir. Çünkü her hücre bir dönem için gereklidir, her hücre üzerinden belli bir zaman dikkatlerden uzak olarak geçirilmektedir. Ama gelecek dönemin gösterime girecek olan filmi sanki İmralı görünüyor gibi, çünkü varolan ipuçları orayı işaret etmekte, rüzgâr oraya doğru yönlendirmekte.
Bu sistem işe yaramaz olan hücrelerini her zaman acı çekenlerin sunaklarına kurban olarak sunmayı becerebilmiştir. Görevini tamamlamış olan hücreyi onun görev alanı olan, yani ondan en çok acı çeken tarafın eli ile yok etmiştir. Hem ondan kurtulmuş, hem de muhalif olan bir gücü zafer sarhoşluğunda şuurlu idrak gücünden uzak tutmuştur. Bu süre içersinde hem yeni filmim hazırlığı başlamış hem de bir başka muhalif tarafın hakkından gelinmektedir.
Belirtmek istediklerim sadece ülkemize has olan bir durum değildir, Atlantik ittifakının ve güç merkezlerinin tümünün sistematik uygulamasıdır. Bu gün yenidünya düzeni güç merkezlerinin en büyük engel olarak gördükleri Müslümanlardır, sistem dışında yaşam alanları varetmeye çalışan Müslüman birliktelikler onların en büyük kâbusudur. Dünyanın her yerinde Müslümanlar tamamen sistem içine çekilip denetim altına alınmak istenmektedirler.
Türkiye ayağında da bu sistemin bir çalışması yapılmaktadır, Müslümanlar demokratik sistem içinde varolmaya, ikna edilmeye çalışılmaktadır. Şu mesaj verilmeye çalışılıyor: Bakın sizlerde demokratik sistem içersinde varolabilir ve renk verebilirsiniz, demokratik politikalara dayalı yönetimlerde eşit siyasi hak ve temsil garantisine sahip olabilirsiniz. “Darul Erkam”larınızdan vazgeçerek, sisteme arıza getirmeyecek şekilde sınırları belirlenmiş bir denetim ile kendiniz olduğunuzu zannederek yer alabilirsiniz.
Bunun için sizin düşüncelerinize sahip olan bir yönetim ile hesap sorulması gereken yerlerden kurbanlar almaktasınız.
Güç sizde ve sizler adalet savaşçıları olarak acı çektirenlere adaletin kılıcı olarak hesap sormaktasınız.
Demokratik sistem içersinde kaldığınız sürece bakın mahkemelerin gücüde sizleri kapatmaya yetmemektedir. Çünkü sistemin dışına/yeraltına gönderdikçe daha da güçlenip geri dönülmekteydi. Bu Müslümanlara sistem içi mücadele ile kazanılabilirliğin argümanları olarak sunuldu, ama sınırları her zaman belirlenmiş olarak.
Müslümanlar halka açık bir şekilde sistemle mücadele etmekten asla vazgeçmemelidirler, ancak Darul Erkam’larından vazgeçerek değil. Bu mücadele içersinde kendini güç üzerinden dayatan, tek alternatif olmak için farklı düşünenlere yaşam hakkı tanımayanların, güç merkezlerinin asli uşak ve hizmetkârları olduğu unutulmamalıdır.
Özellikle muhalif güçlerin ortak paydalarından çok, ayrık noktalarına vurgu yapanları dikkatlice izleyin. Farklı ve eleştirel düşünenlerin yaşam alanlarına müdahale etmeyi bir hak olarak görenlerin yaşam biçimini ve pratiğini mercek altına alın.
Bir sonraki adım, Kürd’leri ehlileştirme ve sistem içine dahil etme perdesi olacağı aşikardır. Kendi güçleri ile sistemden bazı haklar alacakları ve kendilerine kurban olarak sunulacak bir hücreden sonra köklerinden vazgeçirtilerek sisteme dâhil edilmek isteneceklerdir. Böylece sistemin önündeki en güçlü iki muhalif merkez, dönen çarkın birer dişlisi olarak sistemin hizmetkârları olarak sahnede yerlerini almış olacaklardır.
Tüm bu gerçekliklere rağmen karamsar olmak gerekmez, Allah bir zalim ile bir zalimden intikam alır, sonra döner ondan da intikam alır. Hak olanın savaşçıları asla yeryüzünden bitmeyecektir, yeter ki hak için yaşayanlar nasıl yaşayacaklarını bilsinler. Nasıl yaşayacaklarını bilenler, insanlığa nasıl yaşanması gerektiğini birlikteliklerle örnekledikleri zaman önder olacaklardır.
O zaman insanlar yaşamalarını filmlerle yaşamak yerine kendi idrak ve şuurlarıyla yaşayacaklardır. Ağaç ile odunun arasındaki fark, topraktaki köklerdir. Muhalif duruşlular bedeli ne olursa olsun köklerinden asla vazgeçmemelidirler, köklerinden vazgeçmeyenler, özlerini feda etmeyenler her zaman kendilerini yeniden varedebilirler.
Generaller yargılanıyor, profesörler hesaba çekiliyor, para babaları sorgulanıyor, ortak değerlerimize kin kusanlar deşifre ediliyor. Bütün bunlar elbette ki güzel ve ruhlarımız sükûnete eriyor, kendi kendimize vay be bunlarda yargılanabiliyor diyoruz. Onların inananlar için bir oyunu varsa, Allah’ın da onlar için bir oyunu vardır. Bu hesaplaşmadan/tasfiyeden tüm muhalifler kendileri için bir tecrübe edinebilir ve halkın güç birlikteliğiyle insani olan değerleri hep beraber yaşamımızın eksenine koyarak yaşam kararlarımızı halk olarak kendimiz verebiliriz.
Bizleri birbirimize nasıl düşman etmişler, kardeşi kardeşe nasıl öldürtmüşler, bizden görünüp bizleri nasıl çarkın dişlisi eylemişler, kaynaklarımızı nasıl sömürmüşler, zihinlerimizi nasıl dumura uğratmışlar gerçekliğinin bir parçasını tasfiye etme uğruna faş etmişlerdir.
Bundan sonra bizler sorgulamalıyız: Bizim sırtımızdan/kanımızdan çektikleri vergileri nerelere harcıyorlar, bize karşı nasıl finansal güç elde ediyorlar, ortak değerlerimizi nasıl düşmanlık kaynağı olarak kullanıyorlar bunları hep beraber sorgulamalı ve hesap sormalıyız.
Onlar güçlü değiller, bizim birimize karşı yarattığımız yapay düşmanlıklar onların ana güç merkezini oluşturmaktadır. Biz halkız, tüm bu kaynakların asıl sahipleriyiz, sahip çıkmayı bilmedikçe onlar keyiflerini sürdüreceklerdir. Gelin halk olarak değerlerimize sahip çıkıp onların kabusu olalım, birbirimize karşı rahmet olalım.
İnşallah, çağımız bu insanlık düşmanı, nefis kullarının çağı olmaktan çıkıp hak savaşçılarının, erdem birlikteliklerinin, insanlık ortak paydasının mücadele edenlerinin adalet ve huzur zamanı olacaktır.