Ali oraya gelmeden her tarafından gece namazları kıldıkları yeryüzü cenneti Nehrevan, Ali oraya gelince onlar için cehennem oldu. Gündüz oruçlu oldukları saat, Ali’nin zülfikarına yenik düştü. Gölgeliklerinde yattıkları hurmalıklar onlar için ebedi mezarlık oldu. Alınlarını sürdükleri toprak, son olarak onların kusurlarını örtü. Geriye toza karışmış fitne kokusu kaldı. Acaba bunları hiç düşünüyor muyuz?
c ) Ezarika Cemaatçilik
“Harici Milliyetçilik” teki yazımızda, sadece tek taraflı düşünen insanları, Kürtlere karşı takındıkları tavırlarından dolayı hariciliğe benzetirken, bu yazımızda, İslam ümmeti içinde ırkı ve dini duygularından dolayı Müslümanlara zarar verenleri ele alacağız. Çünkü dillerinde Lafzatullah’ı eksik etmeyen, insani ilişkilerinde İslam kriterlerini elden bırakmayan, sadaka, infak, zekât ve kurbanlarını sadece kendileriyle aynı mekânda ibadet edenlere veren, ayrı mekanda olup onlarla aynı inancı paylaşanlara mesafeli yaklaşan, birbirlerine şirin gözüken, başkalarına yargıç olanlar ile her şeyde sadece kendi cemaatlerini düşünenleri, başka cemaatlerin yaşama alanını daraltanları Haricilerin Ezarika Fırkasına benzeterek açıklamaya çalışacağız.
Bu gün ümmetin içinde olduğu durum ortadayken, cemaatlerin içinde cahili zihniyet taşımak, Haricilerin Ezarika fırkasının yaptığından farklı değildir. Nasıl ki Haricilik zayıflayınca Ezarika fırkası türediyse, bu gün milliyetçilik kabul görülmeyince cemaatçilik zihniyeti oluşturuldu. Çünkü milliyetçilik cemaatçilik fikrinden önce çok kan döktürmüştü. Müslümanlar arasında artık kabul görmüyordu. Türk Talebe Birliğinin içinde çıkan fikir çatışmaları, Metin YÜKSEL’in şahadeti, Maraş ve Malatya katliamları gibi olaylar saf İslam’la sentezci mantığı birbirinden ayırtmıştı. Sentezci mantıkta olanlar cemaatçiliğe önem verdiler. Saf İslamcılar ise bütüncül düşünceyi elden bırakmadan, birbirlerine yardımda bulunarak hareket etmeye çalıştılar.
Sentezciler,daha sonra adeta cemaatleşmeyi mezhepleşmeye götürerek yapılandılar. Kendilerinde olmayanlara karşı tavırları sert ve tahammül etmeme olarak ortaya çıktı. Bu tavır daha sonra çatışma ve tekfir etme şeklinde ilerledi. Dün kendi mezhepleri dışında olanları tekfir edip öldürenler gibi sentezci cemaatler bundan geri kalmadılar. Onlar gibi düşünmeyenleri “Yeşil Komünist” ilan edip birilerine ihbar edip ortadan kaldırmaya gittiler. Kavmiyetçilerin daha önce komünistlere yaptıkları gibi; sentezcilerde, Yeşil komünistler ile anarşistleri vatandaşlık görevi diyerek ortadan kaldırmaya çalıştılar. Bu dünün mezhep kavgasının çağdaş versiyonu değil midir? Ha sen öldürmüşsün ha başkası değişen nedir. Daha sonra ayet ve hadislere de farklı anlamlar yükleyerek cemaatlerini tek elden yönetmeye başladılar. Tartışmasız net olan başörtüsü gibi kanunun engeline takılan bir konuyu dahi teferruat gösterip, teferruat için yürüyenleri provokatör göstermeyi, irşadın mantığına sığdırmaya çalıştılar. Sistem, başörtüsüne teferruat olarak bakanlardan cesaret alarak, başörtüsüne istediği şekli verdi. Çünkü ortada kayda değer herkesin takındığı net bir tavır yoktu. Birileri bedel öderken, diğerleri teferruatın fetvasıyla başörtüsünü açıp okuyorlardı. 90lı yılların cemaat kavgalarında akıtılan kanlar Hariciliğin Ezarika fırkasının yaptığı değil miydi? Ayetlerin sadece kuru şekilleriyle hareket edenlerin Ali’nin çadırına saldıranlardan ne farkları vardı? Aynı şekilde milli duygulardan dolayı PKK ile cemaat çatışmasında birilerine finanssal destek vermek Ezarika fırkasının yaptığının kapalı şekli değil midir? PKK ile savaşan cemaate parasal yardımda bulunan cemaatler, bunu cemaat kardeşliğinden dolayı yapmadılar. Tamamen devletperest ve milliyetçi mantıkla yaptılar. Daha sonra kar elde eden sistemin büyük başları oldu. Müslümanlar 28 Şubat süreciyle ters köşe oldular, arkasında ortalığı bahçelerden çıkarılan çoğunluğu Müslümanlara ait cesetler sardı. Kaybeden Müslümanlar oldu, İslam dini kan dökme dini oldu. Rejimin ömrü uzadı, Müslümanlar itibar kaybettiler. Bütün bu olaylara zemin hazırlayanlar sentezciler ile Ezarika Fırkası gibi ayet ve hadisleri kendilerine göre yorumlayan, cemaatlerine kavmiyet elbisesi giydirenlerdir.
“Amel ve ibadet hususunda son derece muttaki olan bu bedbahtlar, menfur akideleri korkunç noktalara sapmışlardı. Biçareler, İslam’ı yalnızca bedeni ibadetlerden ibaret sayacak kadar dinde bigane kalmışlardı. Havariciliğin Ezarika fırkası H.z. Ali’den başka, Osman Talha, Zübeyir, Abdullah B. Abbas ve Aişe’yi de tekfir ederek hepsinin ebedi olarak cehennemde kalacaklarını iddia ediyorlardı. Ezarika’ya göre dünya yüzünde kendilerinden başka imanı sağlam bir Müslüman bulunmadığından, bunlar, mezheplerinden olmayan Müslümanların tamamını dinsizlikle itham etmekte mahzur görmüyorlardı. Bunlar kendi mezheplerinden olmayanlarla savaşmayı dinin farzlarından sayıyor, diğer Müslümanların kadın ve çocuklarını öldürmeyi caiz görüyorlardı.”* Dün kan akıtanları, M. Şemsettin GÜNALTAY bu şekilde açıkladı. Kimse diyemez dün İslam dünyasını kan gölüne çeviren batıl mezhepler, İslam’ın beş şartını yerine getirmiyorlardı. İbadetten dolayı sapma yaşadılar. İçlerinde samimi olmayanlar vardı. Dini vecibelerini yerine getirmiyorlardı, bilakis dinin her vecibesini titizlikle yerine getiriyorlardı. Fakat bir noktada sapma yaşıyorlardı. Ayet ve hadislerin saf mantığından dışarı çıkmıyorlardı. Güne uyarlarken bütün şartları, Mekke’nin müşrik toplumuna adapte ediyorlardı. Bu yüzden İslam’ın ilerlemesi önünde engel teşkil ediyorlardı. Ve batıl mezhepler diye tanımlanıyorlardı. Bu gün toplum içinde Mekke’nin şartları oluşmamış, günahkârlıkla kâfirlik çok farklı şeyler. Sahabe günahkârları hiçbir zaman kılıçtan geçirmedi. Onları tamamen ıslah etmeye çalıştı. Bu gün toplumun asi ve günahkâr olmasına sebep olan faktörler var. İnsanlar canları istedi diye komünist olup baş kaldırmadılar, onları bu hale sevk eden çarpık bir düzen, adetsiz çalışan bir mekanizma, özgürlükleri kısıtlayan devlet kanunları ile devletin okulları arasında üvey ve öz evlat muamelesi gören insanlar var. Bazı inançlı insanlar bu düzensizliği dile getirirken hava ve heveslerine göre iş yapmadılar. Dayandıkları noktalar ile ortada olan sorunları görerek hareket ettiler. Sorunların çözümüne öneriler getirirken, ayet ve hadislerin saf mantığından çıkmayanlar ile düzen taraftarı insanların gazabına uğradılar. Bazı cemaatler bunları düşünmeden iş yaptıkları için Ezarika’dan farklı değiller.
Dün yıkımı başlatan ikinci mesele kavmiyetçilikti. “Ümmetin ıslahına engel olan hendek ve manilerin ikincisi kavmiyetçiliktir. İslam bir vücut olduğu cihetle o vücuda intisap edenlerin sözleri, gayeleri, kararları da bir olmak lazımdır. Her kabile kendi namına cemiyetler teşkil eder, kulüpler açarsa, İslam milletinin mahvı, Allah göstermesin muhakkaktır”**. Ahmet Hamdi, problem olarak kavmiyetçiliği dün ikinci sıraya yerleştiriyordu. Bu gün kavmiyetçilik elbisesinin giyildiği ikinci meselemiz cemaatçiliktir. Cemaatçiliğin oluşum aşamalarında, açıkça solcu veya sağcı olamayan Müslümanlar kavmiyetçi duygularını cemaatler altında sergilediler. Çünkü açıkça bunu dile getirselerdi ülke geneline hitap edemeyeceklerdi. Milliyetçilikten sıyrılmadıkları gibi Akseki’nin de değimiyle her kavim bu gün kendine bir cemaat (cemiyet) kurmuştur. Bazen aynı kavmin insanları sert veya ılımlı bir yapı sergileyerek farklı cemaatlerde kurmuşlardır. İslam davetçilerinin izledikleri irşat yöntemleri kesinlikle farklılık teşkil edecektir. Fakat asıl mesele irşat üzerinde bazı çıkarların taşınmasıdır. Yapılmak istenilenin irşat değil de cahili hesapların kökleştirilmesidir. İrşadın amaçtan araca dönüşmesidir. Cemaatçilik mantığıyla yapılan ıslahların daha sonra İslam ümmetine zarar vermesi, bizleri ilgilendiren asıl meseledir.
Müslümanları ilgilendiren cemaatler konusu asıl mesele olmayıp, İslam ümmetinin ilerlemesi önünde engel teşkil eden ve Müslümanlar arasında fitneyi genişleten, bazı ortak sorunlara çözüm getirmede yıkıcı mantık sergileyen, kafatasçı mantıkla, dünün Ezarika fırkasından farklı olmayan “cemaatçilik zihniyeti” bizim için sorundur. Çünkü ümmet içinde ayrılığa sebebiyet verenler, çözüm ürütme kısmında da hep ayrılıkçı olduklarından dolayı, Müslümanlar yıllardır aynı kavramların etrafında dolaşıyorlar. Ortak harekete engel teşkil eden sebepler, milli duygular, devletçilik, kurumsal çıkarlar ile İslam’ın algılanış şeklidir. Bu şekilde ayrılığa sebebiyet verme de cemaatçilik zihniyeti rol oynamaktadır. Diğer taraftan ümmetin birliğini isteyen, kardeşlikte duyarlı olan, peygamberi misyonu yüklemeye çalışan, iyi niyetli cemaatleri konunu dışında tutuyorum.
Ahmet Hamdi Akseki’nin değimiyle; “Bir dinin bekası ise, o dine mensup bütün kavimlerim fikir birliği içinde olarak, ilahi emrin gereğini, dini hükümlere bağlanmak ve bu cihetle dinin terakki ve yükselmesine çalışmak, kıyamete kadar muhafazasının sebeplerine tevessül etmekle olur… Hiçbir vakit birlik beraberliklerini bozacak nifak ve şikak, buğz ve düşmanlık gibi gayri meşru hareketlerde bulunmayıp birbirine destek olarak dini muhafazaya çalışmalılar.”*** Bu aşamada birliğe zarar verenlerin üzerinde durmamız gerekmektedir. Bizleri ilgilendiren birliğe zarar veren cemaatlerdir. Çünkü her soruna kendilerinin kabul gördüğü bir çözümle yaklaşıyorlar. Cemaatin maslahatını ümmetin maslahatından önde görerek sorunlara yaklaşıyorlar.
Bizler, batılı hep dışarıda arıyoruz. Kominiz mi ve kapitaliz mi çağdaş putlar görüyoruz, ibadet etmeyenleri dinden çıkmış ilan ediyoruz. Devlet ve millete sarılmayanları, bayrağı kutsallaştırmayanı inanan olsun olmasın hain ilan ediyoruz, ama diğer taraftan da Hakimiler ve Dürziler gibi cemaat liderimizin her sözünü ve emrini kayıtsız kabul ediyoruz. Kemalist felsefeyi batıl mezheplerin içine gönderiyoruz, ama asıl putlar ve batıl mezhepler bizim içimizde, bunu hiç düşünmüyoruz. Acaba biz dünün hangi batıl mezhebine uyup uymuyoruz, onların zihin yapıları dün hangi tahribatları yarattı? Biz hakkın neresindeyiz? Yarım yamak öğrettiğimiz bir dinle insanları hangi cennete götürmeye çalışıyoruz, hangi peygambere komşu olmaya hazırlıyoruz. Rızasını istediğimiz ilah acaba bizlere böyle bir din mi gönderdi? İslam gerçekten bizim tariflerimize ne kadar uyuyor. Tamam, namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz, zekât veriyoruz, hacca gidiyoruz, kurban kesiyoruz, dün batıl mezhepler veya fırkalar bunların alasını yaptılar. Hariciler gece namazlarını kaçırmazlardı. Gündüz oruçlu gezerlerdi, vakitlerini çoğunlukla ilim tahsil etmekle geçirirlerdi. Ayetlerin hükümleri onlar için net olandı. Ali sevdalısı bir bedeviyi, yolda medihe söylüyor diye bid’ata uyuyor deyip kılıçtan geçirdiler. Onların hadis ve ayet bilgisi hepimizden fazla idi, ama Ali’nin kılıcından kurtulamadılar. Ali oraya gelmeden her tarafından gece namazları kıldıkları yeryüzü cenneti Nehrevan, Ali oraya gelince onlar için cehennem oldu. Gündüz oruçlu oldukları saat, Ali’nin zülfikarına yenik düştü. Gölgeliklerinde yattıkları hurmalıklar onlar için ebedi mezarlık oldu. Alınlarını sürdükleri toprak, son olarak onların kusurlarını örtü. Geriye toza karışmış fitne kokusu kaldı. Acaba bunları hiç düşünüyor muyuz?
Hadi bırakın Çeçenlere yardım etmeyi, Filistin’e dua etmeyi, Angola’ya kurban depolamayı, Bosna’ya asker göndermeyi, Somali’ye sadaka vermeyi, Endonezya’da okul açmayı, Kürtlerin sorunlarını çözmeyi, aynı ülkede yaşayan inananları zihinsel olarak bir noktada birleştirmedikçe, dünün batıl mezheplerinin zihniyetinden kurtulamayız. Aynı ülkede yaşayan dinleri bir olan insanlar, cemaatçi ve dinci kavramlarını tartıştıkları kadar İslam’ı kaideleri tartışmıyorlar. İnsanların beyinlerinde İslam’a karşı cemaatçi ve dinci kavramları oluşmuş. Bizler bu gün Allah’ın davasına daha fazla sarılanlara, mümin değil de dinci, cemaatçi diyen insanları aydınlatmadıkça, Allah’ın rızasından bahsetmenin anlamı yoktur. Allah’ın dinine kavramlar yüklettirdiğimiz için, ha insanları öldürmüşüz ha bizlere karşı önyargıları var değişen bir şey yoktur. İslam’ı tam bilmeyen insanları, öldürseydik daha iyi olurdu, en azından sorun yaracak birilerini ortadan kaldırmış olmakla beraber birilerine de gözdağı vermiş olurduk. Bu gün inanlara dinci ve cemaatçi lakapların takan insanlar hiçbir zaman bu dinin özüne inmeyecekler. Cemaatçi ve dinci kavramlarından dolayı, tahripkâr bir beyinle değil de tatminkâr olmayan bir yürekle İslam’dan uzaklaşsaydılar her şeyi kabullenirdim. Çünkü biz farkına varmadan hakkı ikiye bölmüşüz. Kim haklı, kim haksız bilinmiyor. Allah'ın ipini parçalara bölmüşüz. Her paçanın bir başı ve el uzatılmayan bir sonu olmuşta, biz hala başkalarına din götürmeye çalışıyoruz. Birliği olmayan, ayrımdan yana fazla sloganı olan, kardeşi kardeşle ayakta tutan simsar bir dindarlık. Anlatacak bir tarafını bulmadığımız bu garip dini bilmediğimiz için birini hak diğeri batıl göstererek potansiyelimizi şişirmeye çalışıyoruz. Yok şu mesele, yok bu mesele yok şu bunu dedi, yok bu böyle olmalıdır, bırakın yokları, var olanlara bakın, ondan sonra bu dini anlatın ve yaşamaya karar verin. İç muhasebe yapmak Allah rızası için çok mu zor. Bu gün Allah rızasının arkasına sığınarak tebliğ yapmak, bazı duygulardan sıyrılmadan yapılıyorsa fitne ve bozgunculuğu artırılmaktan öte değildir.
Müslüman’ın, Müslüman’ın sırtından geçinmesi diğerlerine rant elde ettirmesi veya yem yapılması hangi farzda yazılmış, hep birileri kendi kafasına göre bu dine anlam ve yorum yaparak tebliğ yaptığı için bizler bugün başkalarının eli altında eziliyoruz. Demek ki mesele ibadet değil, mesele zihniyet ve bakış açısıdır. Mesele söylediklerimiz ve dışardan algılanma şeklimizdir. Bu gün Türkiye coğrafyasında İslam’ın beş şartına hak değildir diyen yok. Herkes bu beş şartı kabul etmiş. Fakat bizler İslam’a tarifsiz bir yön çizdiğimiz için insanlar bize hep şüpheyle yaklaşmaktadırlar. Reklâmını yaptığımız cemaatimiz kadar kur-an’ı anlatmıyoruz. Liderimizi övdüğümüz kadar peygamberi övmüyoruz. Ayrıma verdiğimiz vaktimizin onda birini birleşmeye vermiyoruz. Kardeşimizden nefret ettiğimiz kadar düşmandan nefret etmiyoruz. Çoğumuz kendimize bir put edinmişiz de farkında değiliz. Devleti, milleti, vatanı, toprağı, cemaati, parayı, çıkarı, nefsi, küçük putlar edinmişiz de farkında değiliz. Peygamber dört büyük putu kabenin temeline gömmedi. Puları, şehrin insan ayağı gitmeyen hafriyatına gömdü, kalıntıları şehrin çöplüğünde farelere yuva oldular. Bizler ise koltuğumuzun altına küçük putlar yerleştirmişiz de kimse görmüyor. Küçük putlarımızı şehrin çöplüğüne gömmedikçe sahabenin ayak izlerini takip edemeyiz.
Belki çok sivri düşündüğümü veya birilerini tekfir ettiğimi düşünenler olabilir ama saf bir mantıkla düşündüğünüzde bana hak vereceksiniz. Dönüp arkamıza hiç bakmadığımız gibi önümüzü bile görme cesaretimiz yok. İçimizde olanlara ise hiç bakmadan iş yapmaya çalışıyoruz. Bu davada üç yıl sonrasını görmek veya yirmi yıl öncesini düşünmek çok mu zor. Cemaatlerin yaptığı çok güzel şeyler var, onları görmüyor değilim. Benim karşı olduğum zihniyetin ortak kar sağlamamasıdır. Yapılan güzel işlere zihniyetin zarar vermesidir. Birliğe, netliğe, ümmetçiliğe, kardeşliğe, ortak karara zarar veren tek taraflı cemaatlere ben karşıyım. Türkiye gibi bir yerde, cemaatlerin ortak sorunlara farklı telden çözüm getirmelerine ben karşıyım. Düşman belli, sorun belli, ayet ve hadisler açık, metot net, fakat duruş ve çözüm yolları bambaşka, çözümlerin içinde bir sürü cahilliye kökenli kırıntılar var. Benim karşı olduğum taraf çözüme giden metoda zarar veren zihniyettir.
Dipnotlar:
*( M. Şemsettin GÜNALTAY. İslam Mecmuası, İstanbul 1910, IV. İslam’ın Düşüşüne Etki Eden Mezhepler)
**(A.Hamdi Akseki, İslam Ümmeti Nasıl salah Bulabilir? Sebilü’r Reşad, sy. 297 s. 202-203)
***( Ahmed Hamdi Akseki, Şeriatı Menfaat ve Keyiflerine Alet Eden Vaizler, (Sebilü’r Reşat sayı 286 ve Sırat-ı Müstakim, sayı 182 s. 408-411)
sayın hocam yazılarınızı elimden geldığı kadar tapık edıyorum. bu yazınızda bana göre biraz fazla sivri düşünıyorsunuz, yazınızda bazı cemaatlerı konunun dışında tutmaya calışmışsınız, bana göre onlarında sucu olmalı, tek tarafa yöklenme islamı bır hasssıyet değildır. her olguyu düne benzetmeyı kendinize şiyar edınmeyın. size bazı konularda katılıyorum. harici milliyetçiliktekı yazınız da milliyetçileri harıcilere benzetmenız doğru bır tespıttır. fakat bu yazınızda ölcüsüz davranmışsınız. Üslubunuzü ve yaratıcı düşünmenızi taktır ediyorum ama lütfen ölçülü davranmaya çalışın. daha güzel yazılarınızı beklıyorum. SELAMETLE KALIN...
SALMAN
05-08-2008, 16:41:10
GÜZEL YAZINIZDAN DOLAYI TEBRIKLER.......
Xani
03-08-2008, 13:09:30
Dostlar acı söyler misali bir gerçekliği dile getirmiş bir dost rumuzlu arkadaşımız. Biz kaliteli söz söylersek bugün olmazsada yarın insanlar bizi dinleyecektir. Söylemiş olmakla Allah katında elde edeceğimiz ecir az bir şey midir? Hem gerçek gaye o ecir değil midir? Böyle bir çalışmada bulunup kendini geliştirmek kişiye çok şey kazandıracaktır, boş oturarak yazar olunmaz! İnanmamız lazım, bir şeyler elde edebileceğimize inanıp sabr etmemiz gerek. Sabretmek, inanmak , ümit etmek bunlar müminlerin Kuran tarafından övülen hasletleri değil mi? İnanmazsak nasıl üstün olabiliriz ki ? Yılgınlık yok, yazmaya devam...
bir dost
02-08-2008, 15:09:38
Sayın hocam tespıtlrınız ve yaklaşımlarınız doğru ama bu dını bu hale getrenlerın basında bızler varız. basta ben sonra sen sonra ve diğerleri. evet daha sonra düşünıyoruz ve yanlış yaptığımızı anlıyoruz ama siz boşuna yazıyorunuz kımse bu yazıları takmaz. takanlarda hiç bır zaman dile getrmezler. Kendınızı bosuna yıpratıyorsunuz kafa değişmeden hiç bir iş yapılmaz. sizde sadece içinizi rahatlıyorsunuz. Bunca emeğinıze yazık kaynaklarınızdan verdiğiniz dergılerı bıle duymayanlar nasıl cemmatçilik zıhnıyetınden kurtulacaklar....
Bir yaralı yürek
02-08-2008, 11:01:52
bu yazınız son derece güzel bir yazı olmuş içinde herkeisn kullandığı tabirlerin ötesinde bir anlam bulundurmuş. Farklı bir yazı okumak ve içinde çok şey bulmak güzel.
Xani
01-08-2008, 22:25:43
Dostum yazın uzun olmuş ama iki katı daha uzun olsaydı yinede severek okurdum. Güzel tespitlerde bulunmuşsun. Keşke bütün topluluklarımızın liderleri senin sesine kulak verse , bu mesajlarını dikkate alsa. Çalışmalarına devam et kardeşim. Bizde yorumlarımızla katkıda bulunacağız inşallah.
Öncelikle bende her şeyin temelde Müslümanların zihin yapısından kaynaklandığı fikrindeyim. Esasında sadece Müslümanlarda yok bu durum aynı bölgenin insanlarındaki ortak bir durum bu. Müslümanların organizasyonlarında olduğu gibi solcu yapılanmalarımızda (PKK ve diğerleri) örgüt mantığı ile hareket eden, yıkıcı, siyaset bilmeyen, pragmatist davranamayan, şartlara göre kendini yenileyip tavır geliştiremeyen özellikteler. Aslında bizde onlarda mağduruz ve kullanılabilecek çok sayıda haklı argümana sahibiz. Bu durum sorunun beyinde, zihinde olduğunun bir göstergesidir.
Müslümanlar olarak kendi durumumuzda derine inelim. Geçen yirmi yılda bir çocuğun yapamayacağı hatalar yaptık, ya geçen yirmi yılda çok şey öğrendik, ya da o zaman hiçbir şey bilmiyorduk. Yaşam felsefemizi bir iki ayet üzerine kurmuşuz! Kuranın bütününe bakmayı akıl edememişiz !! Siyasetin S’sini bile yapamamışız hemde en çok siyasi olan hareketler bile. Bu kadar kapalı olunup toplumdan uzaklaşılabilirdi, ancak bu kadar kendinize düşman yaratabilirdiniz… Hak ancak bu kadar basite ve teke (yani kendinizinkine) indirilebilirdi. Dünyanın, insan yaşamının gerçekliği (ekonomi, sosyal yaşam bazında) körlerden daha çok görmezden gelindi. Bende senin gibi açıklama yapmak zorunda hissediyorum kendimi; özeleştirilerim yıkıcı değildir. Ateisiti bile tekfir etmeyecek kadar özgür düşünce taraftarıyım. Çünkü geçmişimiz hep yargıçlık idi bizim; tebliği, kendimizi Allaha ve aydınlığa yakınlaştırmayı yargıçlık kadar hatırlayabilseydik böyle olmazdı beklide. Samimi çalışmalarının devamını yüce rabbimden dilerim.
Herkese sevecen ve kabullenici bir tavır sergileyerek olaya başlayabiliriz, bizim dışımızdakini olduğu gibi kabul etmediğimizde o değişmiş mi oluyor? Tek doğru olarak kendimizi görmekten vazgeçmeliyiz, seninde belirttiğin gibi kendimiz dışındakilere getirdiğimiz eleştirileri kendimize de yöneltebilmeliyiz, insanlarla asgari müştereklerde birleşebilmeli, toplumla bütünleşmeliyiz ! Kuranı bir bütünlük içinde ele almalıyız, bir Seyyid Kutub yorumu kadar ya da belki ondan daha da çok Fazlurrahman’ın tarihselci yorumu ile Kurana yaklaşmayı aklımıza getirebilmeliyiz! Kuranı kendimize yeniden indirmeliyiz, 1400 yıl önce indiğini insanlar zaten biliyor, asrın idrakine söyletemezsek soyut konuşmuş oluruz… Bu esnek ve geniş zihin yapısına kavuştuktan sonra hem Müslümanların kendi aralarında hemde rejim karşıtı diğer muhalifler ile birleşmeleri söz konusu olabilir. Yoksa bu zihin yapısı ile kimse diğerini kabullenip birleşmez.
şoreşger
01-08-2008, 13:45:22
allah sizden razı olsun. son zamanlardaki karanlık güçleri ve miliyetçi-dinci karışımı hareketlerin gerçek yüzlerini ortaya çıkarma bazında açık bi yazı yazmışsınız.