b ) Harici Milliyetçilik
Geçmişin hafif şeklini bu gün düşündüğümüzde, ha haricisiniz ha milliyetçi ne fark eder, bu gün Ali’yi kabul etmişsin, ama Ali gibi namaz kılanları ret ediyorsunuz. Ve onların ölümlerine fetva çıkaranlara ses etmiyorsunuz. Dün hariciler yolda Ali’nin yandaşlarını kılıçtan geçirdiler. Ali’ye kılıç çekemediler, bu gün milliyetçilerin zihin yapılarının haricilerden farklı olduğunu söyleyebilir miyiz? Maraş ve Malatya katliamları bunun açık delili değil miydi, bu gün Doğu ve Güneydoğuda askerin yaptığına ses çıkarmamak haricilik değil mi, Ali’yi kabul etmek haricilik değil denilebilir, ama Ali gibi secde edenleri kabul etmemek hariciliğin ta kendisidir. Kürtlerin içerisinde yayılan kominizim ve sosyalizm haricilik mantığına tepki olarak doğmuştur. Çünkü İslam ümmetinin Kürtlere biçtiği rol yalnızlıktır. Kürtler Ali’ye sevdalanıp, Şii olmadılar. Sünni geleneğin çocukları oldukları için sosyalizmi kurtuluş seçtiler. Nedeni ise karşı tarafın devlet ile milleti kutsallaştırıp onların kanlarını helal gördükleri için, Kürtler de devlet ile milleti kabul etmeyen düşünceye sarıldılar. Kutsal bir Cuma gününde bile “Devletimiz varolsun milletimiz sağ olsun” onları tahrik etmeye yetiyordu. Çünkü Müslüman’ım diyenlerin dilinde bu tekrarlandıkça, Kürtlere diyalog yolları kapanıyordu. Kürde zulüm edene Müslüman dua ediyordu. Sosyalistler, “Sizi bu hale getirenler Müslüman’ım diyenlerdir” dedikçe, Kürt gençleri dini afyon olarak kabul edip, sosyalizmi kurtuluş yolu seçtiler. İslam’ın batılı yenmek için gelen bir din olduğuna inanmamaya başladılar.
Kürtler, eğer Ali sevdalısı olup Hasan ve Hüseyin’in mazlumluğuna sarılsalardı, kitle üçe bölünecekti; Ali’nin gerçek misyonunu benimseyenler, Ali’yi hakikatten uzaklaştırıp çıkarlarına alet edenler ve Müslüman’ın Müslümanla kavgası olmaz diyenler. Böyle bir durumda, sırtlarındaki yükleri üç katına çıkacaktı, Müslümanların yükünü de taşımayı vazife sayacaklardı. Bu yol çok zor ve geniş bir ikna istediği için, 80 sonrası temelde beslendikleri kaynak batıl olmasına rağmen taleplerini isterken hakkı kullanmadılar. Dini kendi çıkarlarına alet etmediler. Kürtler bunu yapmadılar, çünkü ataları İslam’a hizmet etmişti, dini milli duyguları genişletmek, birilerini asimile etmek, maddi çıkarlarına alet etmek için kullanmamışlardı. Bu gün Milli duyguları yaymak için İslam’ı kullananlardan daha önce Müslümanlığı benimsemişlerdi. Ali’yi de Hüseyin’i de milliyetçilerden önce biliyorlardı. Bundan dolayı Kürtler, tamamen anti milliyetçi bir düşünceyi kurtuluş reçetesi kabul ettiler. Bu gün Kürtlerin içinde bulunduğu konumdan sorumlu olanlar; başta Türk Müslümanlar daha sonra diğerleri gelmektedir.
Kürtlerin kurdukları cümleler ve talep ettikleri sosyalizmin kırıntıları, ibadet ve dua ettikleri yer İslam mabetleri. Bu durumun sebebi, milletçiler ve milli zihniyet taşıyan cemaatlerdir. Çünkü Kürtlere bunu reva görenler, kardeşliği ve İslam’ın mazlumun ırkı ve dini sorulmadan onlara yardım etme emrini unuttular. Kürtlerin inancını Hıristiyanlığa çevirdiler. Aynı cemaat içinde, beraber secde ettikleri kardeşleri dahi empati yapmayınca Kürtler hepten İslam’dan uzaklaştılar. Kürtleri adeta, amelde Müslüman, düşüncede sosyalist olmaya zorladılar. Haksızlığa, hakarete, işkenceye, sürgüne, açlığa ve her türlü muamele maruz kalırlarken, diğer Müslümanlar ses çıkarmadılar, Ululemre itaat ettiler. Kürtler, bundan dolayı bu gün İslam’ı yeryüzünde kurtuluş reçetesi görmüyorlar. Bu dünyaya sosyalist bir düşünce, diğer tarafa caminin ibadetini yeterli görüyorlar. Adeta “Ya sev yada terk et” prensibinden yola çıkarak, Hıristiyanlığın Katolik mezhebine karşı Protestan oldular. İslam’ın siyasi alandaki her emrine muhalif oldular. Müslüman din adamları ile onlara dini götüren her insana Katoliklerin külâhını giyen şarlatan olarak bakıyorlar
İhmal ve yanlış uygulamaların geçmişte yarattığı tahribatlar, dün Arnavutlara, Rum kökenli Müslümanlara, Bedevi Araplara ve bu gün Kürtlere zarar vermektedir. Kazanlı Halim Sabit’in 1908 yılında kaleme aldığı makalesinden kısa özetlerle konuya ışık tutarsak:
“Arnavutlar vaktiyle Müslümanlığı kabul ettikleri halde bu gün, bu konuda pek ilerlememişlerdir. İsimleri Ahmet, Muhammed, İbrahim, Ömer…. olduğu halde ruhları, eğitimleri, o kadar başkadır ki orada İslamiyet’in Hıristiyanlığa karşı kesinlikle mağlup olduğuna hükmetmek pek kolay gelir. Trabzon vilayeti dahinde bir çok köy halkının da Hıristiyanlığı kabul ederek mesela Ömer oğlu Yorgi, Abdullah oğlu Nikola… diye anılmakta oldukları söyleniliyor. Diğer bedevi Arapların hali de hemen buna yakındır….. Diğer taraftan bu İslam’ı muhitten pek az haberdar olmakla beraber ülfet ve imtizaçları kesinlikle kabul edilemez bir takım tarikatlar ile dopdoludur ki, işte İslamiyet adına bu tarikatlardan başka hiçbir şey oraya sokulmamış, İslamiyet’in özü, İslamiyet’in meziyetleri onlara öğretilmemiştir. Bunlar vaktiyle tamamen Müslüman iken, sonraları tamamıyla dinini yitirmiş ve oralarda bulunan Rum rahiplerin teşvikleriyle Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Acaba kabahat kimde? Anlamayanda mı? Yahut anlatamayanda mı? Anadolu’nun iç kısımlarında da müthiş bir cehalet sürmektedir. Halkın dinden, İslamiyet’ten haberi pek az….. Mektepler perişan, camiler harap…. Buralara din görenek ile, tevarüs yoluyla gelmiş bir şey. Yoksa eğitim öğretim ile esaslı bir tarzda elde edilmiş bilgiler kabilinde değil. Bunlar, öyle bir iki günde, bir iki ayda meydana gelmiş birer anlık olaylar değildir. Bu olayların hepsi birer neticedir ki, sebepleri senelerden beri hazırlanmış, büyük bir ihmal ve kayıtsızlığımız ile terbiye edilmiş, beslenmesi sağlanmıştır. Yoksa saf ve samimi olan o biçare Arnavutları, Müslümanlığa çoktan alışmış olan bedevi Arapları, Anadolu Türklerini …mesul tutmak adalete ve insafa uygun düşmez.. *
Bazı duygular birileri için şeref ve izzet olabilir. Bedevi toplumunda yaşayan insanlar için soy ve kavmiyet şeref ve izzettir. Çünkü birliktelik için kavmiyetçi olmak gerekir. Klan sisteminin hakim olduğu bir toplumda normlar örfidir. Demokrasi, eşitlik, adalet, çok seslilik ve çeşitlilik yoktur. Düşman her zaman başka bir klanda yaşayandır. Soy ve kavmiyet izzet, şeref ve onurdur. Yaşamlarını başka klanın kanı üzerinde kurdukları için, fazla kan akıtan şerefli ve izzetlidir, orman kanunları geçerlidir. Medenileşmeye çalışan toplumlar ile sonradan şehirleştirilen toplumlarda bazı duyguların yerini kabiliyet ve yetenek alır. Bilgelik, soyla gelen kabile şefliğinin yerine geçer. Orman kanunlarının yerine adalet ve sistemli yargılama ilkeleri geçer. Soy dereceyi belirlemediği gibi üreticilik konumu belirler. Saygı, kavmiyete değil faydalı olanla, adaletli davranana gösterilir. Çeşitliliğin fazla olduğu toplumlarda milliyetçilik yapmak, şeref ve izzet olmayıp barbarlıktır. İnsanları bir kavme tabi tutmakta cellat ruhlu kabile şefliğine aday olmaktır. İnsanlığın uzayda gezindiği bir dönemde milliyetçilik yapmak, bu günün termolojisinde mağara adamlığıdır.
Bu gün, mağara adamlığından dolayı Kürtlerin büyük çoğunluğu İslam davasında pasif bir rol oynuyor. Kürt sorunu ancak İslam’ı düzende hal edilir diyenlere, faşist, dinci, kontrgerilla, çıkarcı, Türk İslam sentezcisi, cemaatçi demektedirler. Bunu demelerinin sebebi de Müslümanlardan gerçek bağlamda bir destek görmemişler. Taşın altına elini koyanlar hep Kürtler olmuş, nemalananlar ve sadece konuşanlarda cemaatçi Müslümanlar olmuşlardır. Getirdikleri önerilerde yıllardır bedel ödeyen Kürtlere derede damla kalmıştır. Fazla uzağa gitmeyeceğim, Ortak Akıl Toplantılarında, Diyanetin dergilerindeki toplantılarda, cemaatlerin gazetelerinde yayınlanan Kürt sorununa çözüm önerileri trajikomik senaryolardan ibarettiler. Bütün çözüm önerinde ben şunu gördüm milliyetçilik ve devletçilik kokusu vardı. Bu önerilere, bir inanan olarak ben bile tatmin olmadıktan sonra, kardeşi bir nevroz günü gözleri önünde öldürülen bir Kürt ile kocası toprağa verilirken “kahrolsun dini kendi amellerine alet eden insana” diyen bir genç kadın asla inanmaz.
Dipnotlar:
*(Kazanlı Halim Sabit, İslah-ı Medarıs Münasebetiyle, İslam Ülkelerinin Genel Durumu, İstanbul 1908, Sırat-ı Müstakim, sayı 124 s. 324-336,)
(devamı var...)