Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

25 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
.: Yazarlar :.
Ayşe Apo

- 10/07/2008 - 00:24

(Bu uzun bir hikâyedir)

 

 

ÖSS sınav başvuruları başlarken, çalıştığım gazetenin Genel Yayın Müdürü özel bir görev vermek üzere beni çalışma ofisine çağırınca gittim. Doğrusu merak içindeydim. Uygun bir yere oturttuktan sonra sormaya başladı.

 

— Hakkâriliydin değil mi?

      Evet, ama terk edeli 30 yıla yakın oluyor

      ÖSS sınavlarında niye hep sonuncu olduğunuzu biliyor musun?

      Sanırım Anadilde Eğitim olmadığındandır.

      Sen oraları karıştırma,

      Tamam

      Sınavlarda en çok kopya çekildiği söylenen illerin başında da Hakkâri geliyor değil mi?

      Bilmem ki

      Bir ilde sınavlarda alenen kopya çekiliyor ve o il sınavlarda hep sonuncu oluyorsa bu işte bir yanlışlık olmalı değil mi?

      Haklısınız

      Bu işin aslını öğrenmek için sana ÖSS sınav başvuru formu getirdim. Hakkâri de Sınava girmeli bu işin aslını öğrenmelisin?

      Nasıl uygun görüyorsanız

 

Bu şehri terk ettiğim gecenin üzerinde 30 yıl geride kalmış. İyi ki adımı ve soyadımı değiştirmişim. Zira herkes beni ölü biliyor. Şimdi, onca yıldan sonra oraya gitmekten ve tanıdık birilerine rastlamaktan korkuyorum. Ama işte patron beni eski anılarımın içine gönderiyor.

 

Sınavdan bir gün önce şehir merkezine varıyorum. Uğradığım otel resepsiyonundaki Astronomik oda fiyatları beni korkutuyor ama Müdüre de ceza olsun diye Otel Şenlerde kalmaya karar veriyorum. Valizimi odaya yerleştirdikten sonra lobiye iniyorum. Bakıyorum yalnız değilmişim sınav için dışarıdan gelenler otel kapasitesini neredeyse fullamışlar açıkta kalmadığıma seviniyorum.

 

İstemeden kulak misafiri olduğum konuşmalardan anlıyorum ki, tavşanın suyunun suyunun suyu bir yakını burada güvenlik görevlisi olanlar sınava girmek için burayı tercih etmişler. Çoğunun daha önce bura da aynı şekilde sürücü belgesini de aldıklarını öğrenince tecrübeli olduklarını anlıyorum. Zaten dışarıdan sürekli ellerinde telsiz olan birileri gelip gelen öğrencilere sarılıyor, memleketten taze haberler dinleyerek hasret gideriyorlardı. Sadece kimsenin benim ziyaretime gelmemesine üzülüyorum. Zaten, bende de öğrenci tipi yok. Bekâr olmama rağmen kazık kadar adam olduğumu ancak bu öğrencileri görünce anlıyorum. Bu arada patron arıyor kulak ve gözlerimi dört açmamı öğütlüyor. Buna gerek kalmayacağını söylüyorum.

 

Bu arada gelenlerden İl Milli Eğitim Sınav Komisyonun kopyanın önüne geçmek için sürpriz bir karar aldığını öğreniyorum. Sınavda erkek öğretmenlere görev verilmemiş sadece bayan öğretmenler görevlendirilmişti. Bu iyi bir gelişmeydi. Hata sınavdan sonra ki ilk gazete baskımıza manşet bile bulmuştum. “Kopyaya karşı Çarli’nin Melekleri ya da Çarli’nin Melekleri Kopyaya aman vermedi” gibi manşetler…

 

Saat 08.00’da erkenden okul bahçesine varıyorum. Bahçe anne baba günü. Çoğunluk dışarıdan gelen öğrenci ve aileleri. Birde bunların buradaki görevli olan tavşanlarının suları. Yakalarında ÖSYM Sınav kartı ile Yavaş yavaş gelen sınav görevlilerine dikkatli bakınca dün akşam otelde öğrendiğim haberin doğru olduğu görüyorum. Sınavda sadece bayanlara görev verilmiş. Merdivenlerde duran bir erkek öğretmenin yakasında ÖSYM kartı görünce şaşırıyorum. Hani erkeklere görev verilmemişti. İşin aslını öğrenmek için merdivenlere doğru ilerliyorum. Epeyce yaklaştıktan sonra bina sorumlusunu olduğunu öğreniyorum. Okulun Müdür yardımcısıymış. İsmi ve cismi bana hiç yabancı gelmiyor ama soyadını ilk kez duyuyorum. Beni tanır diye ödüm kopuyor. Kontrol noktasına doğru kayıyorum.

 

Kapıdaki güvenlikçiler içeri gireceğimi sanıp beni arama noktasına yönlendirdiler. Bende merdivenleri çıkmışken dönmenin doğru olmadığını düşünülerek güvenlik noktasına yürüdüm. Gerekli evrakların kontrolünden sonra beni içeri aldılar. Ancak, birisi arkadan tekrar beni çağırdı.

 

      Dershane Hocası mısın?

      Yok

      Yeme bizi hoca, o zaman bu yaşta sınava girmenin ne manası var?

      Eğitimin yaşı olmaz ama haklısınız da görev işte

      Tahmin etmiştik salon numaranı alalım bize lazımsın.

      Anlamadım.

      Sonra anlarsın biriniz hocaya salonunu göstersin.

 

Adamlar beni Hoca yapıp gittiler. 1 nolu salonun 13 nolu sırasına oturuyorum. Sınavın başlamasına daha yarım saat var. Polisler beni parmakla birbirlerine gösteriyorlar. Salon başkanımızın yanına gelip ona da bir şeyler söylüyorlar. Benimle ilgili olduğu kesin ama duymuyorum. Salondaki öğrencilere göz atıyorum. En az yarısı uzak şehirlerden gelmiş. Salon başkanı yüksek sesle sınavın katı kurallarını bize hatırlatmak için kitaptan okurken gözetmende artık cevap anahtarlarını dağıtmaya başlıyor.

 

Soruları inceliyorum o kadar zor değiller çözebiliyorum. Ama aniden aklıma bir fikir geliyor. Bu il sınavda sonuncu olacaksa ilinde en sonuncusu ben olmalıyım. Belki gelip benimle röportaj bile yaparlar diye düşünürken. Şıklarda kesin yanlış olanı özenle işaretlemeye çalışıyorum. Benim cevap anahtarımda doğru cevap çıkmamalı. Bazı sorularda epey zorlanıyorum, yanlışlıkla doğru şıkkı işaretlemekten korkuyorum. Bütün bunları düşünürken bazen kendi kendime gülümsüyorum. Salon Başkanı bunu soruların çok kolay gördüğüme yoruyor. Sınava bir saat kala neredeyse tüm soruları cevapladım. Dışarı çıkıp dışarıda olanları gözlemlemek istiyorum. Zira içerde sınav gayet güzel ve güvenli bir şekilde geçiyordu. Ancak, dışarı çıkmama izin verilmiyor. ÖSYM yetkilileri beni soruları dışarı çıkartmak için sınava giren bir dershane Hocası zannetmişler. Bu yüzden son dakikaya kadar içerden kalmam gerekiyormuş.

 

Sınav salonumuza sessizce iki polis girdi. Salon başkanımıza beni işaret ederek Salon Başkanına boş bir kâğıt verip çıktılar. Salon başkanı topuklu ayakkabısının ses çıkarmamasına dikkat ederek yanıma kadar geldi. Cevap anahtarımı elindeki kâğıda temize çekmeye çalıştı. Neler oluyor der gibi kendisine baktım. Sessizce:

 

— Güvenlikçi arkadaşın bir akrabası yan salonda ona verilmek üzere sizin cevaplarınızı istedi de.

 

Gülümsüyor başımla onay veriyorum. Az sonra salon başkanından verdikleri kâğıdı geri alırlarken. Sessizce yanıma yaklaşıp teşekkür etmeyi de unutmuyorlar. On dakika geçmeden cevap anahtarım fotokopi ile çoğaltılmış olacak ki.  Sınavın güvenliğinden sorumlu olan güvenlikçiler havalı bir şekilde salona üniforma ve silahları ile girdiler Başkana gülümsedikten sonra sınıfta ki 7–8 kişiye aynı cevap anahtarını verdiler. Onlardan birkaç soru da değişiklik yapmalarını tembih etmeyi de ihmal etmediler.   Salon başkanımız ise kafasını pencereden dışarıya uzatıp dış kapı güvenlikçilerine bahçedeki vatandaşları kopya verme ihtimallerine karşı onları pencere kenarında uzaklaştırılmalarını istiyor.

 

Soru ve cevaplarımı son bir kere kontrol ediyorum. Evet, doğru cevabım neredeyse yok. Bu sınavın sonuncusu ben olmalıyım. Salon başkanına dışarı çıkma isteğimi bir kere daha tekrarlıyorum. Saatine bakıyor. Sonra güvenlikçileri bir kere daha çağırıyor. Onlara da ısrarla dışarı çıkmak istediğimi söylüyorum. Sınavın güvenliği için beni sınıftan çıkarıyorlar ve bina sorumlusu olan Müdür Yardımcısının odasına götürüyorlar. Zil çalıncaya kadar orada kalmamı istiyorlar. Kabul ediyorum.

 

Bina sorumlusunun odasındaki yetkiliyi görünce şok oldum. Müdür Yardımcısı yerinden kalkıp boynuma sarılıyor. Dile kolay mı 30 yıl geçmiş.

 

      Seni Allah mı gönderdi sen ve buraları?

      Anlamadım ben sizi tanımıyorum. Galiba birisiyle karıştırdınız?

      Mümkün mü ya sen şimdi beni tanımadın mı? Ben Ayşe! Ayşe Apo!

 

Müdür yardımcısı kendini Ayşe diye tanıtınca beni getiren güvenlik görevlisi de şaşırıp kaldı.  O da benim yanımdaki boş sandalyeye çöktü. Aslında Okulun Müdür Yardımcısını tanıdım. Beraber bu okulda aynı sırada beş yıl geçirmiştik. Yani onun deyimi ile Ayşe’yi çok iyi tanıyordum ama tanıyamamazlıktan geldim. O kadar kendisinden emindi ki, kimliğimi istedi. Kimliğimi uzattım. Baktı, sonra şok olmuşçasına tekrar yerine oturdu ve konuştu:

 

— Demek insanlar çift yaratılmış

— Niye ki

— Uzun yıllar önce kaybolmuş bir arkadaşımıza o kadar benziyorsunuz ki tıpkı fotokopisi gibisiniz. Hala inanamıyorum.

      Anladım.  Siz niye kendinize Ayşe dediniz?

— Arkadaşım olsaydınız o zaman hemen anlardınız ne demek istediğimi. Zira Ayşe’yi unutmak imkânsız gibi bir şey. Hata Radikal Gazetesinde Murat Yetkin bile bunu köşesine taşıdı.  

 

— Anladım o zaman bize şu Ayşe hikâyesini anlatmanız gerekir. Daha sınavın bitmesine on beş dakika var.  Ben ve güvenlik görevlisi yerimizde çakılı kaldık.

 

 

***

 

 

Okulların açılışından bu yana, ikinci haftayı da geride bırakırken. Nihat on yaşımda okula gitme konusunda babamı ikna edebilmiştik. Aslında, en büyük pay, askerden yeni gelen ağabeyime aitti. O bana sayıları saymayı ve öğretmenin ilk günkü soracağı sorulara ne cevap vereceğimi öğretmeseydi. Bende okula gitmeye o kadar heveslenmezdim. Bugün son kalan işimiz;  evimizin dış cephesini kireçle badana etmeyi de bitirdikten sonra kayda değer pek bir işimiz kalmamıştı. Yarın okula başlamam için de babamdan onay çıkmıştı.

 

Aldığımız kalem ve defterlerin içinde olduğu naylon poşetti başucuma koyup yatağa girdim. Gece epey ilerlemesine rağmen gözlerime bir türlü uyku girmiyordu. Uykuya dalmam için ağabeyim bana öğrettiği, çitten atlayan koyunları sayma formüllüde pek işe yaramıyordu. Zira bir türlü koyunları sayamıyordum. Koyunları sayarken birden kendimi okulda ve sınıfın içinde buluyordum. Öğretmenin:

 

      Senin ismin ne? Sorularına gururla ayağa kalkıp

 

— Apo Na! Na! Abdurrahman.  diye cevap veriyordum. Abdurrahman ismi ilk başlarda bana çok tuhaf geliyordu. Zira şimdiye kadar beni hep “Apo” diye çağırmışlardı. Ama ağabeyimin dediğine göre kimliğimde Abdurrahman yazıldığı için okulda ismimin sorulması durumunda Apo değil de Abdurrahman olarak cevap vermem gerektiğini iyice öğütlemişti. Hata ezberlettirmişti.  Her seferinde bunu bana öğrettiği için de ağabeyime içimden çok teşekkür ederek yerime oturuyordum. Öğretmenin sabaha kadar beni kaç kez ayağa kaldırdığını saymak için öğrendiğim sayılar yetersiz kamış. Bu yüzden bilmem kaçıncı kezdir yeniden baştan saymaya başlamışım, ayağa kalkışlarımı. Son kalkışlarımda ismimi artık hatasız ve gururla söyleyebiliyordum. Benim ismim artık Abdurrahman’dı, bu bile okul hayatını bana heyecanlı kılmaya yetiyor artıyordu da. Abdurrahman Apo’dan hem daha uzundu hem de sonundaki man hecesi bana öyle bir güç veriyordu ki, kendimi yollardaki bütün Man kamyonlarının sahibi gibi görüyordum.

 

Gece boyunca kendimi Abdurrahman’a o kadar konsantre etmişim ki, Beni sabah erkenden “Apo” diye çağırıp, uyandırmaya çağıran anneme bile tepki vermemişim. Ta ki annem beni dürtünce o zaman uyanabildim.

 

Okul bahçesi çok kalabalıktı. Kendimi çok yabancı hissettim. Biran okulla geldiğime pişman bile oldum. Tam eve dönmeye karar verirken biri ellerimden tuttu. Müdür yardımcısıymış. Beni birinci sınıfların okuduğu sınıfa götürüp, yaşımdan dolayı olacak ki beni en arka sıraya oturttu.

 

Kısa bir süre sonra herkes birden ayağa kalkınca. Bende kalktım. Gelen öğretmendi. Eliyle oturmamızı işaret edince herkes gibi bende oturdum. Sınıftaki tüm öğrencilerden büyük olduğum için hemen öğretmenin dikkatini çektim. Oturduğu yerden kalkarak bana doğru gelmeye başladı. Eliyle ayağa kalkmamı söyledi. Ayağa kalktım. Bana sorulacak tarihi soruya cevabım dünden hazırdı. Bana iyice yaklaşınca konuşmaya başladı:

 

      Senin adın ne?

Diye bir soru sordu. Ne sorduğunu bir türlü anlayamadım. Ben: “— İsmin ne? diye bir soru beklerken öğretmen bana başka bir soru sormuştu ve şimdiye kadar da bunu hiç duymamıştım. Sorduğu şeyin ismim olmadığına göre mutlaka başka birisinin ismini soruyordu. Babamın ismini sormuş olamazdı zira ağabeyim bir ara baba kelimesinin Türkçe ve Kürtçe de aynı olduğunu söylemişti. O zaman öğretmenin büyük ihtimalle annemin ismini soruyordu. Evet, evet mutlaka annemin ismini soruyordu. Biraz utangaçlıktan olacak kısık bir sesle annemin adını yavaşça fısıldadım:

 

      Ayşe

 

Öğretmen verdiğim cevaba gülümsedi ama sınıftaki tüm öğrenciler gülmeye hatta kahkaha atmaya başladılar. Öğretmen, çatık kaşlarını gösterince herkes birden sus pus oldu. Heyecandan tir tir titriyorum buna rağmen soruyu bir daha bana sorması için içimden dualar ediyorum. Öğrenciler mutlaka sesimin kısık çıkmasına gülmüşlerdi. Tam bunları düşünürken öğretmen soruyu bir daha tekrarladı. Bana gülenlere hadlerini bildirme zamanı gelmişti. Yumdum gözlerimi açtım ağzımı avazım çıktığı kadar yüksek sesle cevap verdim.

 

      Ayşeeee

 

Sesim neredeyse Cumhuriyet İlköğretim Okulunun bütün sınıflarında yankılandı. Buna rağmen yine herkes gülmeye hata kahkahalar atmaya başladı. İşin kötüsü öğretmende bu sefer kahkahalarla gülüyordu. İçim içim ağlamaya gözyaşlarım sel gibi akmaya başladı. Nihayet içeriye komşumuz bir Kürt öğretmen geldi. Öğretmenle bir şeyler konuştuktan sonra bana döndü. Kürtçe ile

 

      Apo tu çawa navexe nizane? (Apo sen nasıl ismini bilmiyorsun?)

      Navemin ne pirsiyi. (İsmimi sormadı ki?)

 

Öğretmen bana: “ismin ne? ile Adın ne?” soruların aynı olduğunu her iki soruya da ismimi söylemem gerektiğini söyledi. Yeni yeni anladım herkesin niye bana güldüğünü. Öğretmen beni teselli etmek için yanaklarımdan öptü. Ama nafile. İçime gömüldükçe gömüldüm Her gören dalga geçmek için beni Ayşe diye çağırıyor. Bu yüzden teneffüslere bile artık çıkamaz oldum. Benim ismim Ayşe Apo olarak tüm okulda yayıldı. Ayşe, ismi o okulda ağzımdan çıkan ilk ve son kelime oldu. Bir daha asla hiç kimse ile konuşamadım. Sustum, sustum, sustum.

 

Artık sınıfta fazlalık gibi duruyordum. En arka sırada oturup sadece öğretmen ve öğrencileri seyrediyordum. Elim kalem tutmuyor dilim dönmüyordu. Yavaş yavaş Ayşe Apo adım Laloya (Dilsize) dönüşüverdi. Ama hiçte umurumda değildi. Evde de artık neredeyse konuşamaz olmuştum. Bana söylenenleri yapıyor ama asla konuşmuyordum. Beni birkaç kez doktora götürdüler ama nafile kahkahalar konuşma yeteneğimi benden alıp götürmüştü.

 

Öğretmenin beni sınıfta bırakıp bırakmadığını da bilmiyorum. Zira bana hiç karne verilmedi. Yalnız her sene aynı arkadaşlarımın okudukları sınıfa gidip oturuyor kimsede bana bir şey demiyordu. Beş yılı geride bırakmış son sınıfa gelmişim.  Okulun en büyük öğrencilerindenim. Hala konuşmuyorum. Arkadaşlarımın okuduğu hikâye kitaplarını dinliyor anlıyorum. Hata göz ucu ile kitaplarına bakarak içimden okudukları parçayı onlardan önce okuyup bitiriyorum.  Basit sorulara verdikleri cevaplarına karşılık öğretmenin aferin demesi beni gülümsetiyor. Ama bir türlü konuşturamıyor.

 

Matematik derslerinde sorulan bütün problemleri onlar, daha tahtaya kalkmadan zihnimden çözüyor, onların cevaplarını beklemeye başlıyorum. Defalarca öğretmenin problemleri tahtada yanlış çözdüğünü tespit ediyor ama söyleyemiyorum.

 

Öğleden sonra ağabeyim okula geldi daha doğrusu öğretmen çağırtmış. Öğretmen ve ağabeyimin konuşmasından yarın okula müfettişlerin geleceğini öğreniyorum. Öğretmen bu yüzden ağabeyimden beni yarın okula göndermemelerini rica ediyor. Beni beş yıl idare etmiş buna karşılık kendilerini bir günlük idare etmelerini istiyor. Ağabeyim bu isteği seve seve kabul ediyor. Tembel olan birkaç öğrencinin velilerine de aynı teklif yapılıyor. Tüm veliler aynı şekilde kabul ediyor. Hata veliler yarını beklemeden çocuklarını beraberlerinde eve götürüyorlar. Tabi bende ağabeyimle beraber eve dönüyorum. Sınıfta sadece çalışkan öğrenciler kalmış oluyor.

 

Evde bu durumu öğrenen annem çok üzüldü. Hemen elimde tuttuğu gibi beni “GülereşBaba” hazretlerinin türbesine götürdü. Annemin yanında heykel gibi duruyorum. Annem öyle acıklı dualar ediyor ki. İçim acıyor, gözlerimden yaşlar akmaya başlıyor. Ağladığımı görün annem Leçeğiyle gözyaşlarımı silmeye çalışıyor. Birden sağa sola hızlıca bakıyor kimsecikler yok. Hızlıca yanaklarımdan öpüp beni sıkıcı kucaklıyor. Annem hayatımda ilk kez, beni öpüyordu. Dünyalar benim olmuştu. Annemin öpücüğünün hakkını vermeliydim. Karar verdim yarın mutlaka okula gitmeliydim.

 

Gecenin geç saatlerinde yataktan kalktım. Neredeyse hafta sonları da üzerimden çıkarmadığım önlüğümü çıkardım. Soğuk su ile yıkamaya çalıştım. Azda olsa lekeler kaybolmuştu. Belki de ıslandığı için lekeler gözükmüyordu. Ama gene de kuruması için onu kapıya astım. Az bir süre uyuduktan sonra tekrar uyandım. Gözlerime uyku girmiyordu. Gidip kontrol ettim. Neredeyse kurumuştu. Yatağımı köşesinden tutup kaldırdım. Önlüğümü güzelce yere serdim. Sonra yatağı üzerine bıraktım. Bütün ağırlığımla yatağa uzandım. Önlüğüm sabaha kadar yatağın altında jilet gibi olmalıydı.

 

Sabah yatakta üzerimde önlüğümü görmeyen ağabeyim şaşırmış olmasına rağmen, bunu okula gitmeyeceğime yormuş olmalı ki bana okula gitmeme konusunda son bir nasihat etmeden tarlaya gitmişti.

 

Uyanınca ağabeyimin evde olmamasına çok sevindim. Önlüğümü yatağımın altından çıkarıp kontrol ettim. Fena yıkamamışım o karanlıkta ancak o kadar olur. Yoğurt lekelerinin çoğu çıkmıştı. Çıkmayanlarda dağılmıştı. Sevinçle önlüğümü giyip okulun yolunu tuttum. Okula başladığım ilk gün dışında Beş yıldır okula defter kalem götürmemiştim. Bugün de öyle yaptım.

 

Bugün benim dışında sınıfın tembellerinden kimse gelmemişti. Bu yüzden arka sırada yalnız başına beni gören öğretmenim çılgına döndü. Öyle bakışlarla bani süzdü ki beni yiyecek sandım. Bereket versin daha yoklamayı bitirmeden içeriye elinde çanta olan birisi girdi. Öğretmenimiz hemen masadan kalkıp önünü ilikledi. Gelen müfettişti.

 

Müfettiş, sınıf defterini incelemek üzere öğretmenimizden alarak dersine devam etmesini istedi. Ve en arka sırada, yanımdaki boş olan Cengiz’in yerine oturdu.  Öğretmenim ders anlatırken yanımdaki de habire ajandasına notlar alıyordu. Bugün ki sınıf yoklama listesinde gelmeyen öğrencilerin karne notlarını idareden aldığı listeyle karşılaştırıyordu. Tüm dersleri zayıf olan sadece bir öğrenci gelmişti. Diğerleri sınıfta yoktu. O gelen öğrencinin ismini yoklama listesinden işaret ederek sessizce vücut dili ile kim olduğunu bana sordu. Bende aynı şekilde vücut dili ile kendimi işaret ederekten, o kişinin ben olduğumu ifade ettim. Bir tebessümle teşekkür etti.

 

Öğretmenden ara vermesini, öğrencilerle biraz ders işlemesi için kendisine izin vermesini istedi.  Epey terleyen öğretmen bu isteğe çok sevindi. Hemen ayağa kalkan müfettişin yerine yani yanıma oturdu. Müfettiş kısa bir sohbetten sonra söyleyeceği sözlü cümlenin kimin tahta da yazmak istediğini sordu. Basit bir cümle olduğu için herkes parmak kaldırdı. Ancak, sınıfın çoğu tahtaya çıkmasına rağmen cümleyi doğru yazan çıkmadı. Öğretmenimde bir kâğıda cümleyi karaladı göz ucuyla baktım. O da yanlış yazmıştı. Parmak kaldırmamama rağmen müfettiş cümleyi yazmam için beni tahtaya çağırdı. Sınıfta öğrenciler gülmeye başladı. Öğretmen benden hızlı davrandı. Müfettişin kulağına eğilip “O konuşma özürlüsü ve geri zekâlıdır.”dedi. Sonra müfettişe döndü:

 

—Ben Abdurrahman’ın yerine doğrusunu yazarsam olur mu? Müfettiş kafasıyla bu isteğini onayladı. Öğretmen kendince cümleyi doğru olarak tahtaya yazdı ama o da yanlış yazmıştı. Müfettiş, öğretmeninde yanlış yazdığını söyleyemedi. İlk kez parmak kaldırdım. Müfettiş beni tahtaya çağırdı. Bu arada yine her kes gülmeye başladı. Öğretmenin yazdığının altına aynı cümleyi yazdım. “Otobüs şoförü,  yanlışlıkla yalnız bana iki kez, bisküvi verdi.”  Müfettiş, cümlenin sadece benim tarafımdan doğru yazıldığını ifade ederek beni tebrik etti. Öğretmen donup kalmıştı. Sessizce gidip yerime oturdum.

 

İkinci derste de müfettiş yine sınıfımızdaydı. Matematikten havuz ve faiz problemleri ile ilgili çok karmaşık sorular sordu. Aynı sahneler tekrar yaşandı. İkinci kez bir daha tahtaya kalktım. Sorulan soruların çoğunu zihnimden çözerek cevap verdim sadece birkaç tanesi için tahta ve tebeşiri kullandım. Okulu teftiş etmeye gelen tüm müfettişler sınıfımıza doluşmuşlardı. Her biri kendince en zor sorusunu sorarak beni sınıyordu. Hepsini hatasız cevapladım. Bana sorulan son soruyu da cevapladıktan sonra yerime geçtim. Başkanları olduğu anlaşılan şişman ve gözlüklü olanı yanıma gelip:

 

      Senin adın ne? Diye bir soru sordu. Hiç tereddüt etmeden

      Ayşe diye cevap verdim. Anlamamış ya da yanlış duymuş olabileceğini düşünmüş olacak ki sorusunu bir daha tekrarladı. Ben de önceki cevabımı bir daha tekrarladım.

 

      Ayşeee!

 

I-Bölüm Sonu


834

 

YORUMLAR

Xani 01-08-2008, 23:00:10
Eğer ki yazınızda espirili bir dil kullanmasanız belkide insan kahrından ölür bu acı durum karşısında. Ama Allah ve Tarih hiç bir şeyi olduğu gibi bırakmaz. Dünya devrandıri elbette olması gerekne devr edecektir! Bıji...
 
Mahmut SEMEN 28-07-2008, 22:06:08
Söz konusu kitabımın baskısı tükendiği için kitap olarak bulunması yeni bir baskısı çıkıncaya kadar malesef çok zor. Belki çok tuhafa kaçacak ama bende de hiç bir nüshası yok. Ancak, e-kitap olarak isterseniz hem bu sitede hemde benim şahsi sitem olan www.mamoste.com da bulabilirsiniz.
İlgi ve alakanız için çok te şükkürler.
selamlar
 
neşet 28-07-2008, 19:03:37
hocam çokgüzel şeyler yazmışsınız çok beğendim vesizi sevi yorum ve sizden bir ricamvar bir romanınızı arıyorum bulamıyorum KİTABINIZINADI BAŞ EĞMEMEKİÇİN BAŞ KALDIRIYORUM bu kitabınızı nerde bulacağımı söylerseniz sevinirim allaha emanet olun
 
Faruk Mağat 24-07-2008, 13:44:18
Değerli dostum, bu güzel hikaye için şükranlarımı sunarım. Devamının bir an önce bizimle buluşmasını dört gözle bekleyeceğim.
 
victor 14-07-2008, 22:18:29
hocam sizi tebrik ediyorum..
 
umay 11-07-2008, 12:59:48
hocam yine çok güzel yazmışsınız,kaleminizden dökülen bu güzel nağmeler sosyolojik değenilerde bulunmuş. Yazılarınızın devamnı bekliyoruz....saygılar
 
Adayış 10-07-2008, 22:14:53
Değerli yazarımızın bu hikayesi bence çok yünlü manalar ifade ediyor.
Tarih buyunca ezilen, hor gürülen, itilen, kakılan, zamanla tarihte LAL denilen ve
HEP SOSTURULAN İNSANLARI SEMBOLİZE EDİYOR
kıymetli yazarımızdan hikayenin devamını sabırsızlıkla bekliyoruz
Elinize ve yüreğinize sağlık........
 
Muhacir Erkam 10-07-2008, 21:01:04
Yazınınız son derece güzel ve anlamlı olmuş.
Ayrıca yaşadığımız bölgenin sorunlarına can yakıcı bir bakış açısıyla yaklaşmanız hem hüznü, elemi yüreğimize misafir etti, hemde olaylara tebessümlü sözcükler yerleştirmeniz insana gülen bir sima sunuyordu.
Yazılarınız her zaman ki gibi, bir halkın serencamına şahitlik etmeye devam ediyor, ikinci yazınızı büyük bir merakla beklerken dilinize yüklediğiniz doğal ahengi bozmamanızı da sizden istirham ediyorum.

Ayrıca islami bir havayıda yazılarınızda barındırmanızın biraz daha anlam katacağı düşüncesindeyim.
Elbette insani olan her türlü ezikliğe evrensel bir dil şahitlik edebiliyor.

Allah yanmayan bir inançtan beri kılsın yüreklerimizi, dert ve keder ile yola çıkanlardan eylesin bizleri...

Dua ve muhabbet ile kalın...
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 22/10/2010 - 23:08 GolaReqo
8 16/10/2010 - 20:39 Maymun’un Aşkı
8 17/08/2010 - 00:02 URANYUM MU KUR'AN MI?
8 05/08/2010 - 01:11 DELİLER ZAMANI
8 28/07/2010 - 12:57 Taşlar Meclisten geçti
8 20/07/2010 - 15:00 ZERGAN AŞKINA
8 08/07/2010 - 12:00 Özür Dileme Me
8 07/09/2009 - 20:49 KÜRT AÇILIMI (aç açı ve açamazı!)
8 09/07/2009 - 09:34 Meles u Melisa-II
8 13/06/2009 - 00:35 Meles u Melisa
8 05/10/2008 - 20:02 Ayşe Apo-III: Zîlân
8 13/08/2008 - 02:23 TÊLİ
8 10/07/2008 - 00:24 Ayşe Apo
8 06/05/2008 - 22:05 Sıra Dayağı
8 24/04/2008 - 11:56 Uğur Kaymaz İlköğretim Okulu (Uğur’un İhalesi)
8 04/04/2008 - 01:27 Taş Atma Kursu
8 18/03/2008 - 22:54 Gençlik Köprüsü
8 12/03/2008 - 00:10 + 18
8 7/2/2008 - 17:30 Türbanlı
8 26/03/2008 - 16:15 Amûd Sineması
 

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  
1

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
değerli mustafa dostuma selamlar ve sevgiler yazıyı tekrar tekrar okuyun, göreceksiniz ki yazdıklar...
m.şakir
Dünyanın Aklına Şaşarım >>
Bu sitedeki yeriniz hayırlı olsun. Allah kaleminize zeval vermesin. Bı xweşida bı mine.....
Baran
Kundakçı Hocaefendiler İmparatorluğu >>
Hacı abi, bu güzel yürekten dökülen her satırda farklı bir gizem yakalıyor beni.. Her bir sözcükte e...
bihazan
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
ellerinize sağlık.... sanırım tepkimiz biraz daha büyük olsaydı hayrettin karaman üzerinden iyi bir...
murat bozdemir
Kundakçı Hocaefendiler İmparatorluğu >>
Bengin BOTİ'nin yazılarını hep beğenerek okumuşumdur. Rab, kendisinden razı olsun. Yüreği hep hayra ...
Bihazan..
Kundakçı Hocaefendiler İmparatorluğu >>
Vicdan terazisi yazısı
Yazı güzel olmuş ve hemen kendini okuttu. Hayretttin Karaman Hoca, Altan Tana verdiği cevapta, Emev...
konuk yazar
Kundakçı Hocaefendiler İmparatorluğu >>
KAFİRLİK BUDUR İŞTE
İslam alimi diye egemn güçlerin menfaati uğruna ırksal ahkam kesen, fetva veren çok insan var. Türk ...
Mamoste
Dindarlar ve Kürtler >>
Xuwde yeke u heQe
Mirov xuwde xuvw bawerin u weke heqexuvw.Ne mirovji weke zikexuvw bawerin. Ew sed salen,xuvwnam...
denge muslumanen kurd
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
islam
ALLAH ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. yazılarınızı beğenerek okuyorum .yazılarınızdan dolay...
SADETTİN
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
İmanı ve irfanı kendisine şiar edinenler elbetteki Rabbul alemin katında daha ustundur. Hakkın mesaj...
Muhammedi
Güllü Çevik'e İthafen (UFKUMUZ) >>
Rabb'imiz dergahında dualarımızı ve yakarışlarımızı kabul etsin. Huzuruna boynu bükük çıkanlardan ey...
Muhacir..
Bugün Durup,Düşünelim >>
Rabbim bu güzel ve özel duygularınızı mukafatlandırsın. elinize, dilinize yüreğinize sağlık.......
yasir kaya
Güllü Çevik'e İthafen (UFKUMUZ) >>
Yüreğine sağlık kardeşim.. Allah razı olsun.. bu tür çalışmaların devamı gelmelidir....
Şervan
Güllü Çevik'e İthafen (UFKUMUZ) >>
Harika... ...
Ewru
"Biz de Ortadoğu'nun Kızılderilisiyiz" >>
Hakkın yanında durmak; halkın yanıbaşında onların serencamlarına ortak olmak ve serdengeçti olarak y...
bihazan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur (UFKUMUZ) >>
seydadan Allah razı olsun. bunu destekleyelim ve ilim alanında söz söyeme gücü olanlarda sözlerini ...
ali
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Allah razı olsun Seyda çok güzel anlattınız.Hayrttin Karaman nasıl böyle bir şey söyledi şaşkınım Al...
HİLAL
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Mükemmel bir söyleşi
Nerdesin Seydam ya? Bu güne kadar neden bir şey söylemedin de sessiz kaldın? Keşke daha erken konuşs...
Ali Kemal
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur (UFKUMUZ) >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Orhan Miroğlu

İki hatıra

Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com