Avrupa’nın, karanlık çağdan aydınlık çağa geçişi çok aşamalı ve iç yapılanmada büyük uğraşlar neticesinde oluşmuştur. Takip ettiği aşamalar, skolastik düşünce sisteminden ilim ve bilime yöneliş, yargısız infazlardan hukuksal cezalandırmaya, ilkel yaşantıdan teknolojik kar amaçlı üretime, imparatorluklardan ulus devletlere geçiş olmuştur. Bütün aşamalarda amaç birlikteliği ve ortak hareket ön planda yer almıştır. Her yeniliğin arkasında ortak paydayı güçlendiren kar boyutu olmuştur.
Avrupa, reform ve rönesanssın beraberinde getirdiği yapılanmayla, düşünce sistemini, eğitimini, yaşayış tarzını, dünya siyasetini, 1789 Fransız devrimi ile daha fazla güçlendirdi. Bunların içerisinde en önemli olan, dini yapılanmasını ise baştan yarattı. Kiliseyi bir tarafa bırakarak, sosyal düzenin dışına itti. Teknolojik başarısını ve ideolojik yapılanmasını kiliseyi bir tarafa iterek başardı. Engel olan kurumları yeniliklerin dışında bırakarak, gelişmede öncü olan kurumların içerde bağımsız hareket etmelerini sağladı. Başarı elde ettikten sonra, hakimiyet ve güç oluşturmak için çaba sarf etti. Savaşlardaki başarısı güç elde etmesine sebep oldu. Daha sonra elde ettiği gücü, hâkimiyet anlayışına dökerek ilkin koloniler üzerinde pekiştirdi. Daha sonra bağlı ve bağımsız ülkelerle birliğini kurdu. İstediği birliği elde ettikten sonra, daha önceki kutsal savaşları metot değiştirerek yapmaya başladı. Belirlediği yeni savaş metodu ise; düşmanı dejenere etme, içerdeki zayıf halkaları (çatışan noktaları) güçlendirerek, zıtlıkları pekiştirip ilim ve bilimde ortak hareket etmeyecek şekilde körükleyici bir rol oynamak oldu. Amaçları; çatışan toplumlar yenilik üretemedikleri için, onları fikirde de ortak hareket edemeyecek şekle getirmek olmuştur. Fikirde birlik olmayınca içerde her zaman çatışma ve kopukluk olacaktır. Stratejik savunmada amaç birliği olmayacağından, her zaman zayıf bir halkası ve dağınık bir gücü bulunacaktır. Düşman dağınık olan gücünü toplamaya ve ortak hareket etmek için ikna etmeye çalışırken, biz saldırmış olacağız. Böyle bir durumda, zamanda ve güç birliğinde her zaman önde olacağımız için, düşmanın yönetimi de kolay olacaktır.
Fransız devrimi ile İslam dünyasının içine yerleştirilen düşünce sistemi, çok seslilik, az birliktelik, ayrı siyaset ve farklı mücadele mantığı ile çatışan düşünceler oldu. İslam dünyasında, mezhep çatışmaları, milliyetçilik, ulus devleti, anti ümmetçi düşünme, sekülerleşme, taklit ve hayranlık, kadın hakları, sosyal özgürlük ve düşünce özgürlüğü, beşer kökenli sistemlerin düşünceye etkisi, kutsalın tartışılması, Müslümanların reform edilmesi, usul ilimlerin yeniden yapılanması, hurafe ve bidatların aşırı tartışılması, kavram kavgası, bilgi kirliliği gibi konular, Fransız devriminden sonra İslam dünyasında daha fazla tartışılan konular oldu. Daha önce sadece Müslümanları ilgilendiren bazı konular mutezile veya alimler tarafından tartışılmıştır. Fakat bu konuların çözümleri İslam kaynaklı olduğundan toplumda inanca, yaşantıya ve siyasete aşırı zarar vermemiştir. Zararlı olan tartışma konularının etkileri kısa süreli olmuştur. Müslümanlar ne zaman batıyı referans alıp, çözümlerin yöntemleri batılı olunca o zaman toplumda uçurumlara yol açmışlar, kutuplaşmaları fazlalaştırmışlar. Çünkü usul batılı düşünce sistemi, delillerde seküler ve beşer kökenli yaklaşımlardı. Filibeli Ahmet Hilmi’nin değimiyle; “Milliyeti hakir görme”, “dini hafife alma”, “Sembolizm”, “Materyalizm”, “Sosyalizm”, “Liberalizm” ve saireyi aldık! Bunlarla Müslümanlar ıslah edilmeye çalışıldı. Bu yüzden yapılan ıslahlarda sakatlığa sebep oldu.
Avrupa yenilenmesini devamlı yaparken hiçbir zaman geriye doğru gitmedi. Geleneksel olana takılmadı, ikilem arasında kalmadı. İslam dünyası ikilem içerisinde olduğundan dolayı ilerlemeyi de tartışmalı yapmaktadır. Bir değişiklik veya yenilik uygulamadan çok tartışılır. Zamanın çoğunluğu yöntem üzerinde tartışıldığı için, uygulamada ise tedirginlik yaşanılır. Müslümanlar günah ile sevap arasında kalıyorlar. Bu şekilde hareket etmenin tek nedeni ise, geçmişe hâkimiyetleri fazla olmadığı içindir. Dün ve bu gün değişenler arasında bir dönüm yaşıyorlar. Değişenler ve olması gerekenler nelerdir bunu tam belirlemedikleri için, geçmiş onların sırtlarında kambur olmuştur. Bir noktadan sonra ilerleme yavaşlamaktadır. Bu yavaşlama gelenek ile modernin kavgasından kaynaklanıyor. Buda müslümanların aslında metot bilmediklerini ortaya çıkarmaktadır. Geleneğe hakim olmak yada yeniyi oluşturacak olan metot hangisidir, değil bunu düşünmek iyi-kötü bizde doğru düzgün hiçbir metot bulunmamaktadır.
Fransız devriminde sonra İslam dünyasında yeni yapılanmalar oldu. Özellikle kaybedilen savaşlar yeni arayışlara sebep oldu. İslam dünyası artık batı karşısında girdiği bütün savaşları kaybetmeye başlamış. Osmanlı gibi bir imparatorluğun toprak kaybetmeye başlaması ile birlikte İslam ülkeleri arasında siyasi birlikte kaybedilmeye başlanılmıştır. Osmanlı elinde kalan toprağını kaybetmemek için Osmancılık fikrine yöneldi. Fakat gayri müslimler arasında yayılan milliyetçilik akımı, Osmanlının bu politikasında başarısız olmasına sebep oldu.
Osmancılık fikrinin başarısız olması ile birlikte; Cemaleddin Afgani, İslam dünyasına İslamcılık siyasetini yaydı. Cemaleddin Afgani ile İslam dünyasına yayılan İslamcılık fikrinin ilk çıkış amacı; Saf bir İnanç oluşturmak, eğitim öğretimin ıslahı, tasavvufun ıslahı, ahlak anlayışı ile kavramların düzeltilmesi, cihat anlayışının ihyası, batı karşısındaki ezilmişliği kaldırmak, hurafe ve bidatların temizlenmesi, taklitliğe karşı gelmek ve ümmet birliğini sağlamak olmuştur. Osmanlı imparatorluğu, devleti kurtarmak adına Osmanlıcılık politikasından sonra İslamcılık politikasına başvurdu. Bu politikaya tam isim verilmese de genelde; İslamlaşmak, İslamcılık, İslamlık, İttihad-ı İslam, Tevhidi İslam, İslami modernizm, modernist İslam gibi isimlerle belirtmiştir.
Osmanlıcılık veya İslamcılık politikalarının başarısız olmasının tek nedeni; politik olmalarıdır, politikalar çözüm üretmezse ve sorunlara doğru metotla yaklaşmazsa mükemmel olmaları başarılı olacakları anlamına gelmez. Çünkü bir noktadan sonra halk politik olana bakmaz, çözümleyici ve kabul edilene bakar. Kar elde ettiği politikaları sonuna kadar savunur. Politik fikirler sadece devlet adamları ile tahsil görmüş insanlar tarafından kabul edilir. Bütün ıslah ve yenilenme çalışmalarından sonra, bu gün mevcut şartlar içerisinde düşündüğümüzde aslında değişen fazla bir şeyin olmadığını da görüyoruz. Hala ilk İslamcıların tartıştığı konuları bizlerde tartışmaktayız. Bu noktada düşünmek gerek; değişenler, kalanlar, olması gerekenler, yapılan yanlışlıklar nelerdir ve sorunların çözümü nasıl olmalıdır.
Rabbim nasip ederse bundan sonraki yazılarımızda bunlara bilgimiz dahilinde ışık tutmaya çalışacağız. Doğrular Rabbimize ait, yanlışlıklar bizlerin eksikliğidir.