Zamanın kırılma noktalarını yakalamak ve mekânın rengini belirlemede etkin olmak. Olanı tanımlayabilmek, olması gerekeni yaşanılabilir kılmak.
Zaman ve mekan iyi tahlil edilmeden yapılan tanımlamalar ve olmasını arzuladıklarımızı yaşanılabilir kılmak için gösterilen çabalar havada kalacaktır. İrade sahibi olan insana tanımladığımız yaşamın yaşanılabilir bir yaşam olduğunu ispat etmek için mikro örneklikler ile olabilirlik gösterebilmeliyiz. Mikro yaşam alanlarımız, birlikteliklerimiz ve paylaşımlarımız kendi olabilirlikleriyle makro hedeflere rengini verebilmelidir.
Tanımladıklarımızı yaşanılabilir kıldıkça; büyüme, gelişme olacak ve taleplerimizin etki ve gücü daha geniş mekanların rengini belirlemede etkin olacaktır. İnsana özgür ve onurlu bir yaşam hakkının değer ayarını tanımlayıp, yaşanılabilir kıldıkça hedefler değişecek ve talepler gelişecektir. Her nesil kendi zaman ve mekanının rengini seçmede özgür bir iradeye sahip olmalıdır.
Tanımlama ve yaşama biçimini belirlemede kendi iradesi ile karar verme hakkı “İlahi Haklar” dâhilinde kabul edilmelidir. Yaşanılan zamanın tecrübelerinden faydalanmak nasıl olması gereken ise, geleceğe de iyi ve insani olan değerler aktarabilmek bir sorumluluktur. Ama bu gelecek neslin iradesine ipotek koyma anlamında olmamalıdır.
Hatadan münezzeh olan Yüce Yaratıcı insanoğluna yaşam rehberi gönderirken, kesin ve yorumlanabilir/tanımlanabilir olarak göndermiştir. Zaman ve mekana göre değişmezler etrafında anın kararlarını vermek için tanımlama/yorumlama yapılabilir hakkını vermiştir.
İnsan aklı ile tanımlanan/yorumlanan her düşünce zaman ve mekana göre değişik renklerde olabilir. Hatta aynı insan değişik zaman ve mekanlar da farklı renkleri tercih edebilir, bir de bu insan bir sanatçı ilgisi ile toplumsal renklerle ilgili bir insan ise farklı tercihleri kullanacağı kesindir.
Talepleri olan ve bu talepleri çerçevesinde sürekli devinim halinde olan insanların bazen geçmişteki fikirlerini değişmezleri etrafında değiştirmeleri çok olağan bir haldir. Ayrıca her insan yaşadığı zaman ve coğrafyanın konjöktörünü tanımlayarak taleplerinin yaşanılabilirliklerini konumlandırmaya çalışır.
Bizler güç/iktidar ile yaşanılabilirliklerimizi tanımlamaya çalışma gafletinden vazgeçip, gücümüz nispetinde yaşayabildiklerimiz ile olması gerekene bir adım daha yakın olma çabası içerisinde olmalıyız. İnandığımız değerlerimizi zamanımıza sunmak için mücadele edenler olalım, değerlerimizi hakkı ile yaşama ve insanlara takdim etme çabasında olalım.
Varoluşunda çatışmayı barındıran siyasal iktidar talepleriyle altında ezileceğimiz hedefler yerine, Müslüman kişilik örneklikleriyle oluşturacağımız birlikteliklerle mümin topluluk olmaya talip olalım.
İnsanlara bizler ancak sizi yönetmeye layık olanız ve tek hedefimiz iktidarı ele geçirmektir, siz o zaman bizim ne kadar adil olduğumuzu görün diyorsak, yeniden düşünmeliyiz. İslam sadece güç üzerinden yaşanılabilir bir inanç sistemi değildir, elbette İslam’ın güç ile arasındaki ilişkiyi göz ardı etmiyorum.
Güç, bir talep değil; birlikteliklerin inandıkları değerleri paylaşım/yaşam adaleti ile gelen bir ödül olmalıdır. İktidar, organizelerin hedef olarak koydukları ve şahika olarak belirledikleri nokta olmamalıdır. Nasıl ve niçin yaşanılması gerektiği tanımlanıp, sistemli birlikteliklerle tanımladıklarımızın yaşanılabilirliği örneklenerek zaman ve coğrafyanın renk vereni olabilmenin mücadelesi hedef olarak koyulmalıdır.
Ben iktidar olmalıyım talebi her zaman farklı düşünen insanlar için iticidir, çünkü bunda kendini beğenmişlik ve güç üzerinden dayatma vardır. Ama inandığı yaşam biçimini oluşturduğu birlikteliklerle insanlığa örnek yaşam biçimi olarak sunan insanlar ise talep edilen ve yaşanılmak istenen yaşam biçimi olarak kabul görürüler. Düşmanlarının bile kendilerinden emin olduğu bireylerin oluşturduğu örnek cemaat, gücünü iktidar talebinden değil, özgürlük ve erdem birlikteliklerine olan güç katmasından alacaktır.
Güç; talep edilerek değil, talep ettiklerimizi yaşanılabilir kılma coğrafyasını ve bireylerini artırdıkça kendiliğinden gelir. Her mümin İslam’ı yaşamına hakim kıldıkça, İslami yapıların güç katanı oldukça tanımlayabilme ve yaşanılabilirlik daha da güç kazanıp, talep edilen olacaktır.
Allah-u Teala; ey müminler tüm insanları Allah’ın boyası ile boyayın demiyor, ey müminler Allah’ın boyası ile boyanın diyor. Birçok farzın uygulaması güç yetirebilme üzerinedir, yani her mümin aklı ve gücü nispetinde İslam’a güç katmak ile mükelleftir. Kendi duruş yerinden İslam’a güç katma sorumluluğunu ifa etmeye çalışan her düşünce sahibi değerlidir.
Aynı daire içindeki farklı duruş yerlerinden bakış geliştiren insanların değerlendirmeleri güç katma potansiyelinden başka bir değer olmaz olamaz. Zamanın kırılma noktalarını yakalayıp, mekana renk verecek olan güç bu daire içersinde farklı duruşlar ile bakış açısı yaratacak olan umut ışıklarıdır. Bu ışıklar ateş olup yakmak için değil, şeytandan olan yeisi dağıtmak için kendilerini feda eden nurdan mızraklardır.
Rıza-i İlahi için düşünen ve çabalayan insanların her birinin bakışı ve duruşu ümmete bir hediyedir. Olması gerekene bir adım daha yaklaşmak için güç katmadır, daha ileriyi görmek için biraz daha uzun boylu olmak demektir.
Görebildiklerimizi ve yaşayabildiklerimizi tanımlayabilme/örnekleme çabamız insanlara sunduğumuz değerlerin yaşanılabilirlik ayarını beyan edecektir. Zer ve zor ile muhalif duruşları tüketmeye çabalayan sistemin dişlilerine karşı, muhalif duruş sahibi insanlar ile yaratacağımız paylaşım ve ortak değerler inandığımız değerlerin tanımlamasını yapacaktır.
Bu tanımlamalar üzerinden toplumsal mutabakattaki yerimizi alacak ve yaşanılabilirliklerimizi yakın mesafeden tanımlayabileceğiz. Uzak diyarlarda ki masalları anlatmak insanlara hoş gelir, ama bunlar üzerinden bir hedef birlikteliği yaratamazsınız. Yakın ve görünen hedefler üzerinden örnekleyerek ve yaşatarak değerlerimizi sunma çabasını somutlaştırarak paylaşıma sunabiliriz.
Müslümanlara neden Mekke dönemi boyunca cihat izni verilmemiştir: Çünkü zaman ve mekanı tanımlayabilmeleri ve sunduklarının yaşanılabilir olduğunu insanlara örnekleyebilmeliydiler. Güçlerini iktidar olmaktan değil, imrenilecek olan örnek yaşam birlikteliği ve paylaşımından aldıkları gösterilmeliydi.
Tüm insanlığa model olacak erdem, adalet ve inandığı değerler için direnme örnekliği sunulmalıydı. Onların iktidarı talep etmediği, yalnızca her insanın ve inancın özgürce yaşamasını talep ettikleri ve iktidarların onları talep ettiği tüm insanlığa yol işareti olarak bırakılmalıydı.
Zamanın Müslümanları, tanımlamak ve yaşanılabilirliklerini topluma sunma üzerinden güç kazanacaklardır. İnşallah olanı tanımlama ve olması gerekeni yaşanılabilir kılmayı Allah rızası eksenli tüm insanlığa örnekleyecek birliktelikler ile varolacağız.