Daha bir ay önce Bülent Arınç’ın bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşma Kürt sorununda bir bahar havası yaratmış, hemen hemen her kesimden olumlu bir tepki alarak barışın bu topraklarda tesis edilebileceği ümidini doğurmuştu. Bülent Arınç’ın mecliste MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır'ın, “Kürt kimliğini tanımak, bu gaflet ötesi bir davranıştır.” sözlerine cevaben yetmiş beş milyon insana seslenirken sarf ettiği sözleri şöyle bir hatırlamakta fayda var bence:
“Kürt kimliğinin tanınması çok önemli bir konudur. Bu bir insan hakları konusudur. Sanıyorum ki Sayın Genel Başkanınız da CHP'nin Sayın Genel Başkanı da bu konuda farklı düşünmüyorlar. Yani Türkiye'de yaşayan bir insan, 'Ben Kürt’üm ve bu kimliğimle iftihar ediyorum. Ben bu gerçeğimle tanınmamı istiyorum' dediği zaman, bizim buna saygı göstermemiz, bunu kabul etmemiz gerekir.
Geçmiş dönemlerde inkârcı ve asimilasyoncu bir inanç böyle yapmamış olabilir. Onların da Türkiye'nin bugün başına neler açtığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir insan kendi kimliğinden şeref duyar. Sayın Baykal da Sayın Kılıçdaroğlu da 'etnik kimlik o insanın şerefidir' diyor. Yani bu sözü söylerken şüphesiz sadece 'Ben Kürt’üm, ben Arap’ım' demesi, 'ben filanca etnik gruba mensubum' demesini birbirinden ayırmayacağız. Hepsine saygı duymak, hepsinin doğuştan gelen insan haklarına sahip olduğunu bilmek zorundayız. Kürt meselesi veya Kürt kimliği, 3 sene önce, 30 sene önce, 20 sene önce ortaya çıkmış bir kimlik değildir. Kürtlerin varlığı en az bin seneden beri bir gerçektir. Bunu inkâr edemezsiniz. Bunu inkâr ederseniz 80 öncesine döneriz, 80 sonrasına döneriz.
Kim ne varsa bu topraklar üzerinde o kimliğe saygı duyacağız, o kimliğin bütün kültürel haklarını, Anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız, diline saygı duyacağız. Bunları vermekle terörle eş anlamlı sonuç çıkarmayacağız. Irkçılığı reddediyoruz. Ben Kürdüm diyen bir insanın eğitim, kültür, dil hakkı ne varsa vereceğiz. Bu ulufe, bahşiş değil. Tüm haklarına saygı göstereceksiniz.”
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşma birçok açıdan son derece önemli ve değerliydi. Öncelikle bu konuşma bir başbakan yardımcısının ağzından çıktığı için bir hükümet politikası olması itibariyle son derece öneme hayızdır. Nitekim Başbakan da bu konuşmanın kişisel olmadığını, bir başbakan yardımcısı tarafından yapıldığı için bir parti ve hükümet politikası olduğunu söyleyerek en üst perdeden Bülent Arınç’ın sözlerini doğrulamıştı. İkincisi 150 yıldır devam eden Kürt sorununun inkarı ve hak gaspının son bulunacağına dair yaratmış olduğu olumlu hava bakımından çok önemliydi. Çünkü “Ben Kürdüm diyen bir insanın eğitim, kültür, dil hakkı ne varsa vereceğiz. Bu ulufe, bahşiş değil. Tüm haklarına saygı göstereceksiniz.”sözlerinden açık bir şekilde de anlaşılacağı gibi Kürt hareketlerinin temel mücadele dayanağı olan Kürt kimliği, kültürü, diline ait olan her türlü hakkın verileceğinin açık açık dile getirilmesiydi. Üçüncüsü ise “Kürtlerin varlığı bin seneden beri bir gerçektir. İnkar edemezsiniz. İnkar ederseniz 1980 öncesine dönüş yaparsınız. Bir insanın kimliğini inkar etmek o insanı inkar etmek gibidir” diyerek Kürt realitesinin devlet tarafından geri dönülmesi mümkün olmayacak bir şekilde kabul edilmiş olduğunun, yani Kürt kimliğini inkarın artık kesinlikle sonlandığının ifade edilmesi bakımından son derece önemli ve ümit verici bir açıklamaydı.
Bu ümit verici açıklamalar 2007’de başlayan ama içi bir türlü doldurulamayan ve sadece sözde kalan “Kürt Açılımı”ndan daha önemli ve ciddiye alınabilecek açıklamalardı. 2007’de dile getirilen açılımdan daha netti ve Kürtlerin tüm haklarının verileceğine dair somut bir söylemi içinde barındırıyordu. Her ne kadar Kürt hareketi mensupları ve bazı çevreler Arınç’ın bu sözlerini “göz boyamaca”, “aldatmaca” olarak görmüş olsalar da Meclis gibi bir yerde bu sözlerin sarf edilmiş olması ister istemez büyük bir kesim tarafından oldukça inandırıcı bulunmuş ve bu açıklamalara tam destek verilmiştir. Ama yaratılan bu olumlu hava pek de uzun sürmedi ve aslında “aldatmaca, göz boyama” diyen çevreleri haklı olduklarını ortaya koyan açıklamalar peşi sıra gelmeye başladı. Bülent Arınç’ın Diyarbakır gezisinde kendisine sorulan anadilde eğitimle ilgili soru bu politikanın gerçek bir aldatmaca ve göz boyamadan ibaret olduğunu ortaya koymuştu. Bülent Arınç bu soruya cevaben “Anadilde eğitimle ilgili bir çalışmalarının olmadığını” söyleyerek bu politikanın da 2007’deki birçok isme büründürülerek beş yıl boyunca halka yutturulmaya çalışılan içi boş politikadan pek de farkının olmadığını ortaya koydu. Ama asıl hayal kırıklığı yine bir ay önce mecliste yaptığı konuşmasıyla halkın önünde tarih yazan ve büyük ümitler bahşeden Bülent Arınç’tan, yani AKP’nin ikinci adamından gelmişti. 3 Şubat’ta CNN Türk kanalında Şirin Payzın'ın sunduğu "Neler Oluyor" programına konuk olarak katılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Kürtçe ile ilgili ilginç değerlendirmelerde bulundu. Kürtçe ve anadilde eğitim konusunda önceki dönemlerde inkarcı-faşizan zihniyetleri arattırmayacak açıklamalar yaparak bu söylemlerin ne kadar göz boyayıcı ve aldatıcı olduğunu ortaya koydu. Kürtçe için "Bu dilin alfabesi, bize göre iki üç tane harf noksan olsa bile var" diyen Arınç, "Anadiliyle günlük hayatını geçiren insanların kullanabilecekleri bir dilin öğrenilmesinde hiçbir engel yok ancak 'eğitim' dediğiniz zaman, birincisi anayasal engel var. İkincisi anayasal bir engel olmasa bile Kürtçe de bir eğitimin kaliteli bir eğitim olabileceğine inanıyor musunuz?" dedi. Konuşmasının devamında Kürtçeye hakaret niteliğinde açıklamalar yapan Arınç, "Bir medeniyet dili midir Kürtçe?" diye sordu. Türkçenin Kürtçeye oranla "medeniyet" dili olduğunu ve bu yüzden temel eğitimin Türkçe yapılmasını savunan Arınç, "Türkçeyle eğitimde her alanda hizmet verilebilir. Bugün anadilde Kürtçe eğitim olsa nerede okul bulacağız, nerede öğretmen bulacağız. Ben TRT Şeş'de haber okuyacak insan bulamadım bugüne kadar. Siz, kendi aranızda Kürtçe konuşuyorsunuz. Kürtçe dilinde fizikte, matematikte, şunda, bunda eğitim vermek yeterli bir eğitim midir? Denkliği olabilecek midir?" gibi sorularla, Kürtçe ve anadilde eğitim konusunda görüşlerini dile getirdi. Ayrıca Arınç, bölgede birçok insan ile görüştüğünü, Kürtlerin anadilde eğitim gibi bir beklentisinin olmadığını ileri sürerek "BDP, siyasi amaçla bunu ileriye sürüyor ve propagandasını yapıyor. Halkın böyle bir şikayeti ve beklentisi yok. Çünkü halk kendi dilini konuşuyor, ama Türkçe ile de resmi dairede, şurada burada bütün işlerini görebiliyor" dedi.
Arınç’ın iki farklı tarihte yaptığı açıklamalar arasındaki çelişkiler gerçekten şaşırtıcı. Ama burada bence asıl sorulması gereken AKP’nin hak kavramından ne anladığıdır. Çünkü tüm hakları vereceğiz diyen bir zihniyet, sonradan Kürtçeye ve anadilde eğitime bu bakışı anlaşılacak türden şeyler değildir. Peki Kürtlere Kürtçe eğitim ve örgütlenme hakkı verilmeyecekse ne verilecek? Doğrusu buna cevap vermek çok zor. Çünkü temel hak kavramı içinde yer alan başat hak, anadilin kullanımı ve eğitilmesidir. Eğer bu en masumane olan talebe bu şekilde cevap verilip bir milletin dili aşağılanıyorsa diğer hakları konuşmanın ne kadar zor olduğunu anlamak güç olmasa gerek. Bana göre bu tarz açıklamalardan anlaşılan tek şey vardır o da hükümetin tüm söylemlerine rağmen hala zihninde Kürtlerin temel haklarını vermenin olmadığıdır. Her ne kadar 150 yıllık bir zihniyeti ortadan kaldırmak görevlerinin olduğunu dillendirseler de 150 yıldır var olan zihniyetin kendilerinin de sürdürdüğü ve asimilasyonu ciddi bir şekilde akıllarına koyduklarıdır. Tabii bunu yaparken de eski militer hükümetlerin yaptıkları gibi pervasızca değil de daha sinsice yapmak ve Kürtlerin önüne içi boş vaatler koyarak onları oyalayıp asimilasyon aygıtlarını devreye sokmak. Buna direnenlere de dağın yolunu göstermek.
Gerçi Kürtler, bu tür taktiklere pek de yabancı değiller; ama bu topraklarda yaşayan insanlar balık hafızalı olduklarından ve yaratılan sahte gündemlerin peşine takıldıklarından söylemleri çok çabuk unuturlar. Hatırlanacağı gibi Başbakan, “analar ağlamasın” sloganıyla yollara düşmüş, binlerce Kürt’ün desteğini almıştı. Sonra içi boş ve oyalama taktiği olan “açılım” ile Kürtlerin düz ovada siyaset yapması istenmişti. Kürt kamuoyunda boş bir beklentinin avuntusu içindeyken düz ovada siyaset yapanlara yönelik başlatılan bir cadı avıyla halkın seçtiği meşru yöneticiler “terör örgütü” üyesi olma iddiasıyla cezaevlerine kapatılmıştı. Daha sonra ise bu içi boş açılım politikasıyla Başbakan meydanlarda Kürtlere verdiği büyük imtiyazları! Övüne övüne anlatarak “Kürt sorunu diye bir sorunun olmadığını Kürt kardeşlerinin sorununun olduğunu” söylemiş, bunun aksini söyleyen Kürtlerin nankörlüklerinden dem vurmuştu. Anlaşılan bir sonraki seçimde de meydanlarda Başbakan, Kürtlerin tüm kültürel haklarını da verdiğini yüksek sesle haykırıp Kürt kardeşlerinin sorununu da bitirerek bu sorunları tarihin tozlu raflarına kaldırıp bu tür sorunları ülkenin gündeminden tamamen kaldıracak. Artık geriye ne Kürt kalacak ne de onların sorunu.
Hadi şimdiden vatana millete hayırlı olsun.
ufkumuz.com