İnsanın fıtratına yüklenen binlerce rahmani özelliğin zayıflaması duyarsılaşmanın belirtileridir. İnsan nasıl duyarsızlaşır, bu aniden ortaya çıkan bir şey mi, duyarsızlaşmanın zamana ihtiyacı var mı, biyolojik bir özelliğin kaybedilmesi sebep oluyor mu? Bu sorulara cevap vermeden önce hiç şüphe yok ki duyarsızlaşmanın sıradan bir olay olmadığını belirtmek gerek. Merhamet, acıma, sevgi, empati, sempati, saygı ve hoşgörü gibi kavramların olmadığı yerde duyarsızlaşmadan bahsedilebilir.
İnsan rahmani kavramları nasıl kaybeder ve bunları kaybedince nasıl duyarsızlaşır? Bu çağda yaşayan Müslümanların bunun üzerinde düşünmeleri gerekmektedir. Özelimiz İslam ve Müslümanlık olduğu için duyarsızlaşma kavramı öncelikle biz Müslümanları ilgilendirmektedir. Her doğan insan İslam fıtratı üzerine doğuyor, buna kimsenin bir itirazı yok. İçinde yaşadığı şartlardan etkilenerek belli bir yaştan sonra var olan koşullara göre kendine yol çiziyor, buna da bir itirazımız yok. İslam fıtratı insana yüklenilen rahmanı özelliklerdir. Bu özellikler herhangi bir mükellefiyet gerektirmeyen saf haliyle herkese yüklenilen ilahi özelliklerdir. Merhamet, acıma, sevgi, empati, sempati, saygı ve hoşgörü insana dünyaya geldiği vakit yüklenilenlerdir. Bu kavramlar doğuştan her insanda mevcut bulunanlardır. Yaratıcının bu kavramları insanlara yüklemesinin sebeplerin içinde en önemlisi insanları ilgilendiren hassas konulara yaklaşırken ölçüyü kaçırmama içindir. Olaylara yaklaşırken fıtratlarında hazır bazı özelliklerin bulunması içindir. Bundan dolayıdır her insan doğarken İslam fıtratı üzerine doğmaktadır. Her doğan insan İslam fıtratı üzerine doğduğu için bu kavramlar biz Müslümanlar için insanı oldukları kadar İslami özellikte taşımaktadır. İslam inancını taşımayanlardan daha fazla bu kavramlar Müslümanları ilgilendirmektedir. Çünkü İslam fıtratı ilerde insanlar hak dinini seçtikten sonra mükellefiyetlerin doğru yerine getirilmesi için insana doğarken verilen ilk ilkelerdir. İslam dinini seçen bir insanın fıtri olan özellikleri görmezden gelmesi kabul edilir bir şey değildir. Fakat üzerinde düşünülmesi gereken İslam fıtratını kaybetmelerine neden olunan şartlardır. Hassas ölçülerin kaybedilmemesi için fıtri olarak yüklenilenlerin etkisinin görünmemesi bizleri ilgilendiriyor. Acaba bizler etrafımızda olan yakın ve uzak olaylara yaklaşırken ne kadar fıtri davranıyoruz. Müslümanların içinde fıtri özelliklerin zayıflamasından dolayı bizlerin üzerinde durulması gereken çağdaş bir sorunumuzdur.
İnsanı özellikler ile İslami özellikler aynı noktada birleşirler. İnsanı olmayan bir yaklaşım tarzının İslami olması da çoğu yerde zorlaşıyor. Böyle olunca toplumsal bir olay insanı olduğu kadar İslami şartta da ihtiyaç duymaktadır. Müslümanların bir olaya yaklaşım tarzları İslami usul gerektirdiği kadar insanı vasıfta gerektirmektedir. İslam dininin belli aşamalarında da fıtri olanın zenginleştirilmesi amaçlanılmaktadır. Fıtri olanın zencileştirilmesinden dolayıdır duyarsızlaşma kavramı bir Müslüman için günlük bir ibadet kadar önemlidir. Fıtri özelliklerin kaybedilmesi veya kala alınmaması imanı ilkelere de zarar vermektedir. İslam dininin yazılı kurallarının çoğunda fıtri özelliklere vurgu yapılmaktadır, bu özelliklerin zenginleştirilmesi için belirli davranışların yerine getirilmesi istenmektedir. Fakirlere yardım etme, yetimleri kuruma, Allah için birbirlerini sevme, insanlık için faydalı şeyleri yapmayı emretmesi, haksızlığa karşı gelmesi gibi konular fıtri özelliklerin zenginleştirilmesi ve sağlamlaştırılması içindir.
Hoş olmayan bir olayın sıradanmış gibi algılanılması, yorumlanılması ve üzerinde fazla bir zaman geçmeden gündemimizden düşmesi Müslümanlar için basit olunca fıtri özelliklerin kaybedilmesi de doğal olmaktadır. Fıtri özelliklerin kaybedilmesi aniden olan bir şey olmadığı gibi biyolojik bir özelliğin kaybedilmesiyle de ortaya çıkmamaktadır. Ortaya çıkış sebebi ve hissedilme derecesi zamanla oluştuğu gibi kaybedilmesi de olayların sürekliliğiyle bağlantılıdır. Hiçbir fıtri özellik kendiliğinden zayıflamaz. Siyasi düşünce, seçilen hayat tarzı, olaylara bakış açısı ve olaylar karşısında alınan tavırlar fıtri özellikleri ya zenginleştirir ya da zayıflatır. Fıtri özelliklerin zenginleşmesi veya zayıflaması bir gün içinde gerçekleşmez. Fıtri özelliklere etki eden sebepler belli bir zamanla yavaş yavaş tercihler ile fikirlerin ekseninde gelişirler. Örneğin, Türkiye’de 90lı yıllarda yaşanılan ve 28 Şubat karalarıyla Müslümanları en üst düzeyde etkileyen başörtüsü sorununda ikiye bölünmeleri, yarısının sahiplenmesi, yarısının ise taviz vermesi aniden olan bir olay değildi. Destek vermeyenler zaten başörtüsünün sorun teşkil ettiği alanlarda daha önce direnmiyorlardı, direnenler kadar da olaya duyarlı değillerdi. Zihinsel olarak kendileri olaya daha önce hazırlamışlardı. Aynı şekilde bugün Kürt sorunun üzerinde ısrarla duranlar daha önceki yıllarda da üzerinde duruyorlardı. Kürt sorununa daha önceki yıllarda da duyarlıydılar, bu günde aynı şekilde duyarlılıklarını devam ettirmektedirler. Daha önce üzerinde durmayanların bu gün Doğu’da farklı Batı’da farklı davranmaları dünden gelen duyarsızlıkları olmakla beraber Kürt sorununda takınmaları gereken tavırlar ile olaya yaklaşım tarzları yıllardır aynı çizgide geliştirilenlerdir. Daha önce duyarlılık göstermeyenlerle belli bir aşamadan sonra tıkanıklık yaşanılmaktadır. Görüldüğü gibi Müslümanların sıkıntı yaratan bir olaya duyarlı olup olmamaları aniden ortaya çıkan olgular değildir. Sorun insanı veya İslami olsa da her duyarsızlığın ve duyarlılığın arkasında geçmişten gelen birikintiler görünmektedir. Ayrıca duyarsızlaşma kişisel bir olay olmadığı gibi kitleleri etkileyen geçmişten gelen tavırların zamanla neticesi de olabilmektedir.
İslam ülkelerinde her gün binlerce gayri İslami olay olmaktadır. Bu kadar olayın sıradanlaşmasının sebebi tepkiselliğin az olmasındandır. Hemen her gün duyduğumuz, çoğu ülkede olan toplu öldürülmeler, bakıyorsunuz bir bomba patlatılmış, en az otuz insan birlikte öldürülmüş. Başka bir gün de aynı şekilde başka bir sürü öldürülme. İşin en kötü tarafı da bu öldürülmeler yıllardır olmaktadır. Müslümanların hayatlarında günlük rutin bir yer edinmiş durumdadır. Bunca öldürülmenin olduğu yerlerde kim bilir daha neler neler yaşanılıyordur da çoğumuzun haberi bile olmuyor. Bizlere yansıyalar sadece toplu öldürülmelerdir olayların arka saflarında nelerin yaşanıldığı da muammadır ve arka saflarda yaşanılanların, yapılanların İslami olma olasılıkları da çok düşüktür. Garip olan ise bırakın olayların yaşanıldığı yerde yaşamayanların vermediği tepkiyi, olayların bizzat içinde yaşayanlar olaylara tepki vermiyorlar, verilen tepkiler ise sadece olayların yaşanıldığı küçük yerlerde olmaktadır. Ülkenin genelinde olaylara tepki verilmediği gibi hiç olmamış gibi de olayın üzerinde fazla bir zaman geçmeden de unutulmaya çalışılıyor. Sanki birileri Müslümanların kafasına vura vura onlara bu senin gerçeğindir, bu senin gerçeğindir diye diye kabullendirilmiş. Müslümanlarda bunu kabullenmişler gözüküyorlar. Toplu öldürülmelerin, adaletsizliğin, hukuksuzluğun, zulmün, diktatörlüğün olmadığı İslam ülkeleri bir parmağın sayısını geçmezken, hak olmayanlara tepki vermeye çalışan ülkelerde çok az olmaktadırlar.
Müslümanlar, İslam coğrafyalarında meydana gelen ve bütün Müslümanları ilgilendiren nahoş olaylara tepki vermek yerine farklı pencereden baktıkları için duyarsızlaştılar. Olay sanki sadece yaşayanları ilgilendiriyormuş ve olaya hak etmişler gibi yaklaşılıyor. Oysa hak etmiş olsalar da yaşanılan bir olay hoş olmayan başka olayları da arkasından getiriyor. Yaşanılan bütün olaylar farklı şekillerde daha kötü olayların doğmasına da zemin hazırlıyor. İslam coğrafyalarında meydana gelen olayları evirip çevirenlerin çoğu Müslüman olmadıkları halde, Müslümanlar olaylara tepki vermedikleri gibi çözülmesini de onlara bırakıyorlar. Çözümü kendileri dışındakilerden bekledikleri için duyarsızlaştılar, her şey onlara sıradan geliyor. Çözüm yoluna gidilmeden olaylar hakkında sürekli yorumlar yapıyorlar ve böyle bir yaklaşım tarzından dolayı olayların içinde yer alanlar çaresiz kalıyorlar, yalnız mücadele ediyorlar. Olayların tekrar edilmemesi için gerekli tedbirlerin alınmaması, tepkiselliğin geliştirilmemesi, olaylara karşı ortak bilincin oluşturulmaması, olaylara bütüncül yaklaşmamaları yapanların ekmeğine yağ sürdürdüğü gibi kendileriyle beraber onlardan sonra gelen Müslüman nesilleri de duyarsızlaştırıyor. Böyle olunca da Müslümanların dışındakiler İslam coğrafyalarında istedikleri gibi at koşturuyorlar. Müslümanların gözlerinin içine baka baka olayları tekrarlattırıyorlar
Duyarsızlaşma sadece bir ülkeyi ilgilendiren sorun değildir. Müslümanların içinde yaşadıkları bütün ülkeleri ilgilendiren bir konudur. Bu gün İslam coğrafyalarında yaşanılanlara çözüm getirilmemesi, her yerde akan kanın durdurulmaması, sosyal adaletsizliğin hat safhada olması, İslami uygulamaların olmaması, İslam düşmanlarıyla sadece belli kesimlerin ve belli bazı ülkelerin mücadele etmesi duyarsızlaşmanın geneli ilgilendiren bir mevzu olduğunu göstermektedir. Genelin Fıtri özelliklerinin zayıfladığını göstermektedir. Müslümanları rahatsız eden her türlü olaya Müslümanlar aynı hassasiyetle yaklaşmadıkları sürece var olanlar devam edecektir. Toplumu ilgilendiren her türlü olaya yaklaşım tarzı İslami ve insanı olmadığı sürece Müslümanlar duyarsızlaşmaktan kurtulamazlar. Gerek özeli gerekse geneli ilgilendiren konulara karşı ortak bilinç geliştirilmediği, insanı ve İslami ilkeler birlikte düşünülmediği sürece toplumsal olayların çözülmesi İslam ülkeleri için çok zor olacaktır. Çözülmeyen her türlü olay Müslümanları duyarsızlaştırdığı gibi ümmet bilincini de ortadan kaldıracaktır. Duyarsızlaşmanın olduğu bir yerde seküler hayat tarzlarıyla, ümmet bilincinden uzakta bir yaşantı yaşanılmış olunacaktır. Böyle bir yaşam tarzı da milliyetçiliğin, hurafenin, hizipçiliğin, kaderciliğin, tavizlerin gölgesinde olacaktır.