Eleştiri kelimesinin Arapça karşılığı tenkittir. Arapça da “ne-qe-de” fiili para v.b şeylerin iyisini, kötüsünden bilip ayırt etmeye denir. “te-qe-de” fiili ise bir şeyin kusurunu göstermek, ayıbını ortaya koymaya denir.
Görüldüğü gibi tenkit/eleştiri, kusurlu bir şeye müdahale edip, doğrusunun ve hatasız olanın ortaya çıkması yönünde bir düzeltme çabasıdır.
İslam’da esas olan kişinin kendi nefsini eleştirmesi ve eksik görmesidir. Yani nefis muhasebesi yapmasıdır. Modern literatürde buna özeleştiri (oto kritik) denilmektedir. Özeleştiriyi şahıs ve bireyler yapabileceği gibi cemaatler, partiler, kurum ve kuruluşlarda yapabilirler. Bu durumda kendilerini gözden geçiren, kusurlarını tespit edip giderme yolunu seçen birey ve cemaatler yanlışa düşmekten kurtulurlar.
Müslümanların en büyük özellikleri diğer insanların aksine önce kendi nefislerini ıslah etmeleri, sonra da marufu emredip münkerden men etme siyaseti gütmeleridir. İyiyi teşvik ve emretmek kötüyü engellemek İslami bir ilkedir. Bu ilke özeleştiri yapılmadan uygulanamaz. Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de:
"Siz kendi kendinizi tezkiye edip temize çıkarmayın; Allah, kimin kötülüklerden uzak yaşadığını daha iyi bilmektedir" (Necm: 53/32);
Şeytana bahane bulanlara karşı onun dilinden : "Beni kınayıp suçlamayın, kusuru kendinizde arayın" (İbrahim: 14/22)
"Kendini kınayan nefse yemin ederim" denilerek nefis muhasebesinin önemi vurgulanmıştır.
İslam da durum bu iken günümüz Müslümanlarında başkalarını eleştirme hastalığı kronikleşmiş bir vaka olarak önümüzde durmaktadır.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki biz eleştiri olmasın kimse eleştirilmesin demiyoruz. Aksine Kur’an’ın ve Resulullah’ın yanlış bulduğu her şeyi eleştirdiğini, gönül hatır adına hiçbir şeye göz yummadığını söylüyoruz.
Biz eleştirinin olması gerektiğini, ama eleştiri yapılırken ayakları yere basan, ilerletici ve yapıcı eleştirinin yapılması gerektiğini söylüyoruz. Yapıcı olmayan eleştiri, ya sövgüdür, ya da tartışmadır. Havada kalan, dedikodu üreten, eleştiri olarak sunulan, aslında karalamadan öteye gitmeyen tarz İslami değildir, fitne ve fesattır.
Özellikle seksen sonrasında gelişen İslami hareket beraberinde rekabeti ve çekememezliği getirmiş, Allah’ın rızasının arka plana atılmasına neden olmuştur. Cemaatime daha fazla adam kazandırayım, bir güç olayım hakim ve hükümran olayım hastalığı, İslami cemaatlerin ve bireylerin birbirini eleştirerek birbirini boğmaya çalıştığına bir kısırdöngü içerisine girdiğine tanık olmaktayız.
Seksen sonrasında gelişen İslami hareketler ve gruplar İslami kavramlar, itikadi meseleler, çeşitli sosyal ve siyasi konular etrafında birbirlerini eleştirmek Amerikancı, İrancı, Rabıtacı, zalim, münafık, fasık, milliyetçi, ırkçı v.b kavramlarla saldırmak nerede ise moda halini almıştır.
Bu eleştiri hastalığı Müslümanlar arasında yardımlaşma ve dayanışma yollarını kapatmış, Müslümanlar arasında iç çekişmeleri körüklemiştir. Sadece iftira atıp dedikodu üreten grup ve bireyler mevcuttur. Hatta diğer birey ve cemaatleri eleştirmeyi siyasetlerinin merkez noktasına yerleştiren birey ve cemaatler bulunmaktadır. Bu durum bizi yaralasa da, acı verse de şu an Müslümanların içinde bulundukları durumun ta kendisidir.
Bu durumun asıl sebebi, siyaset üretememenin, sadece diğer cemaat ve grupları diline dolamakla farklı bir siyasi hat çizebilmenin mensuplarını böyle doyurabileceğine, onları bir arada tutabileceğine inanmanın bir ürünüdür.
Bugün Türkiye’de bu tarzda siyaset yapan, elemanlarını Müslümanlar arası düşmanlığı körüklemek için kullanan bütün enerjisini rakip cemaatlerin başarısızlığı üzerinde harcayan birey ve gruplar mevcuttur.
Eleştiriler fikirlerden çok fikri tartışmalara dönmüştür. Fikirler eleştirileceğine kişiler ve cemaatler hedef alınmıştır. Eleştiri çoğu zaman bir bilgiye dayanmaktan çok keyfi bir hakarete, bir hakkın ortaya çıkarılması gayretinden çok kişileri ve grupları rencide etme karalama ve aşağılamaya dönmüştür.
Çoğu zaman suçlanan birey ve cemaatlerin tek bir yayını bile takip edilmeden sadece başlıklar üzerinden bir sürü eleştiri sıralanabilmektedir. Amaç sırf eleştirmek için eleştiriye, hayatını İslam’a adayan insanları karalamaya herkeste var olan insani zaaflarından yola çıkarak sıfırlamaya, küçümsemeye dönüşebilmektedir.
Ne yazık ki İslamcılar arasında ciddi bir kirlilik vardır. Kirliliğin temel sebeplerinden biri de karalamaya varan eleştiri hastalığıdır. Bu durum çok iyi işler yapacak şahısların, kadroların ve cemaatlerin mücadele azmini kırmaktadır.
Son yıllarda eleştiriyi bir hastalık derecesinde yapanların başında geç kalmış Kürt İslamcılar gelmektedir. Bu kesim bir çok eleştirisinde haklı olmak la beraber uslubu ve takip ettiği yol onu haksız konuma düşürmektedir.
Bu kesim Türk İslamcılarının, Kürt İslamcılarının hatta top yekun tüm dünya İslamcılarının Kürt sorununa karşı kör olduklarını, Kürtlerin başına gelen bütün mezalimlere sessiz kaldıklarını, ikiyüzlü davrandıkları, Kürtlere zulm eden devletlerin Müslüman devletler olmaları hesabıyla olayı Müslümanların iç meseleleri gibi gösterip sorunu halının altına süpürdüklerini, bir kısım İslamcıların Kürtlerin her türlü hak taleplerini ve meşru isteklerine karşı İslam’ı ve Kur’an’ı bir kalkan gibi kullandıklarını iddia etmektedirler ki bu doğru bir iddiadır.
Fakat bu kardeşlerimizin eleştiri ve iddialarında fazlı aşırıya giderek başkalarını rencide ettiklerini, hukuklarını çiğnediğini iftira ve karalamaya kadar aşırıya kaçtıkları gözlenmektedir. Buda haklı iken haksız konumuna düşmelerine sebep olmaktadır.
Geç kalmış Kürt İslamcılarının çoğu yıllarca Türk kökenli cemaatlerde hizmet etmiş, bu cemaatlerde faal olarak çalışmışlardır. Bosna, Çeçenistan, Afganistan, Filistin, Irak v.b birçok coğrafya için sayısız eylem ve protestolara katılmışlardır. Kürt sorunun etrafındaki tartışmalarda çelişkileri fark edip uyandıklarında ise daha önce hizmet ettikleri cemaatlerine yoğun olarak eleştiri yöneltmişler, olayı genelleştirerek topyekun bütün İslami cemaat ve yapıları hedef almışlardır. Hata ipin ucunu kaçırıp diğer coğrafyalardaki mazlum İslam halklarına yönelik her faaliyete düşmanca tepkilerde bulunmaktadırlar. Hızını alamayan kardeşlerimiz yıllarca bölgede çok zor şartlarda mücadele edip bir çok bedeller ödemiş bölge cemaatlerini de hedef almaktadırlar.
Diğer bir çelişki ise bu kardeşlerimiz yıllarca Müslümanların Kürt sorununa sahip çıkmadıklarını dile getirip yoğun bir eleştiri bombardımana tutukları cemaatlerin, Kürt sorununda taraf olma çabalarına da bunlar Kürt özgürlük hareketine takoz oluyorlar, acaba kimlere hizmet ediyorlar gibi tutarsız suçlamalarda bulunmalarıdır ki buda onların kafalarının karışıklığına delalettir.
Dolayısı ile Türk İslamcılarına ve Kürt İslamcılarına eleştiri yönelten kardeşlerimizin eleştirilerini yaparlarken şu hususlara dikkat etmelidir.
1- Beslendikleri kaynaklara, referans olarak ileri sürdükleri delillere dikkat etmelidir. Kur’an şöyle der: “Ey iman edenler! Eğer fâsıkın biri size bir haber getirirse onu iyice araştırın. Aksi taktirde bilmeden bir topluluğa zarar verirsiniz de yaptığınıza pişman olursunuz.” (49/Hucurât, 6). Ayette de belirtildiği gibi fasık ve münafık haber kaynaklarına karşı titiz olmalı buralardan gelen haberler doğrulanmadığı sürece referans olarak kullanılmamalıdır.
2- Kürt sorununa duyarlılık ve İslamcılık eleştirileri İslam’a, Müslümanlara, ve İslami değerlere karşı bir düşmanlığa dönüşmemeli, İslam düşmanlığı yapıp İslam aleyhinde her türlü faaliyette bulunanlara karşı bir muhabbete dönüşmemelidir. Bu tür yapılarla ilişkiler mazlum bir halkın kurtuluşu temelinde karşılıklı işbirliği ve dayanışma temelinde olmalıdır. Bu tür yapılarla ilişkilerimiz özgürlüğümüzü ve özgünlüğümüzü kaybetmemelidir.
3- Öte yandan Kur’an, bir topluluğa duyduğumuz kin ve öfkenin, o topluma adaletli, insaflı ve ölçülü davranmamıza engel olmaması gerektiğini hatırlatır. (5/Mâide, 8). Bu yüzden bir kavmi, topluluğu, cemaat ve bireyleri eleştirirken haklı yere eleştirmek bir hakkın ortaya çıkması için eleştirmek gerekir.
4- Eleştiri, iyiye, doğruya ve hayra sebep olmalıdır. Sövgü, karalama ve tartışmaya dönüşmemelidir. Tartışma bazen bir inada bindiği için doğruya aramaktan çok rakibini alt etmeye dönüştüğünden faydadan çok zarar getirir.
5- Eleştiri yapılırken kişileri ve cemaatleri direk hedef almak yerine, isim vermeden eleştiri yapılıp, muhatabın kendine düşen payı almasını ve durumunu düzeltmesini beklemek daha ahlakidir. İsim vererek birilerini kırmak, rencide etmek, karalamak, kin ve nefretin alevlenmesine sebep olur.
6- Eleştiri insanları yanlışlarından kurtarıp doğru yola getirme gayesi taşımalıdır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.” (Nahıl:125)
Eleştiri ve eleştirmenlik, hayra doğruya, ilerlemeye ve topluma bir faydası dokunacaksa, mücadeleye bir katkısı olacaksa anlamlıdır. Müslümanlar kendi aralarında bu kaygıyla hareket etmelidir. Eleştiri sağlam bir zemine oturtulmalı kul hakkı öncelikle gözetilmelidir. Eleştirilerin içinde boğulmak, kısır bir döngünün içinde siyaset üretememek, yıllarca hep aynı kavramlar etrafında dönüp dolaşmak, Müslümanlara ve İslami cemaatlere yakışan bir durum değildir.
Müslümanlar İslami olsun, İslami olmasın başkalarının düşmanlıkları üzerine değil, Kur’an ve sünnetten beslenmelidir. Müslümanlar özellikle Kürt Müslümanları aralarındaki çekişme ve kavgaları bırakabilirse eleştiriden çok ortaya bir icraat koyabilirlerse ancak o zaman halk arasında kök salabilir, bir umut olabilirler. Müslümanların bugün halka inememelerinin temelinde biraz da bu sebep yatmaktadır. Bunu aşmanın yolu sorumlu davranmaktan geçmektedir.
Eleştiriler, cemaatlere bir değer katma, genişletme, ilerletme ve Allah’a kulluk bilincini geliştirme kaygısının ürünü olmalıdır.