Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

24 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
.: Yazarlar :.

Ehl-i Sünnet Ulemasının İstiklal Sorunu

Zeki SAVAŞ - 27/01/2012 - 13:05

Ehl-i Sünnet ulemasının tarihten tevarüs ettiği ve kökleri tarihin derinliklerine uzanan ciddi bir istiklal problemi var.

 

Sünni ulemanın istiklal problemi, üç ana konudan oluşmaktadır:

 

Ulemanın devletlerden bağımsız, sivil ve doğrudan kendilerinin kontrolünde dini bir eğitim sistemine sahip olmamaları.

 

Dinden neş'et eden ekonomik imkânları organize ederek devletlerden müstakil bir ekonomik imkâna sahip olmamaları.

 

Bağımsız bir örgütlenme geleneğinden ve imkânından yoksun olmaları.

 

Bu üç temel sorunun bir aradaki varlığı, Sünni ulemanın bağımsızlık ve istiklalden mahrumiyeti şeklinde acı meyvesini vermiştir ve vermeye devam etmektedir.

 

Ulemanın istiklalini yitirmesinin din ve toplum açısından sayılamayacak kadar ciddi ve vahim sonuçları söz konusudur. Bunların bir kısmını muhtasar olarak hatırlatmakta yarar vardır.

 

Bağımsız dini eğitim kurumlarının olmaması, dini eğitimi ve dinin kendisini, din ile ilgisi olmayan veya din karşıtı olan ya da din istismarcısı olan devletlerin insafına bırakmaktadır.

 

Müstakil ulema ve mektebin yokluğu, dinin yetim kalmasına sebep olmakta ve sahipsiz kalan dine devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda sahiplenmesine imkân vermektedir. Yetim ve sahipsiz çocuklara el koyup onları ağır işlerde çalıştıran, onlara dilendiricilik yaptıran ve onlardan su-i istifade ederek geçinen istismarcılar gibi devletler de sahipsiz kalan din üzerinden yürüttükleri istismarcı yöntemlerle geçimlerini ve egemenliklerini sürdürmektedirler.

 

Müstakil ulema ve mektebin yokluğu, dinin ve ulemanın resmiyete bağımlılığı şeklinde sonuç vermektedir. Bağımlılık ve resmiyet, dinin mahiyetiyle çelişir. Din ile bağımlılık bir arada olmaz, olamaz. Olursa, din din olmaktan çıkar, özelliğini yitirir. İnsanın aklına, kalbine, vicdanına ve hür iradesine hitap eden dinin, hiçbir devletin ve resmi organın tesiri, kontrolü ve yönlendirmesi altında olamaması gerekir. Olursa, din etkisini göstermez, gösteremez. Çünkü dinin muhatabı özgürdür. Akıl, kalp, vicdan ve irade gibi özgür unsurlara hitap eden dinin de tamamen özgür olması gerekir.

 

Din ve insan ilişkileri devletler üstü bir mahiyete sahiptir. Bu ilişkileri devletler kontrol ettiği zaman, din-insan ilişkisi mahiyet değiştirir. Din-insan ilişkisi, iki tarafın tamamen özgür olduğu koşullarda meyvesini verir. Din, kendisini özgürce sunabilmeli, dine muhatap olan insan da özgürce bu sunumu değerlendirebilmelidir. Oysaki devlete bağımlı olan din, yine devlete bağımlı olan ulema tarafından özgürce ve olduğu gibi sunulamaz; muhatap da saf ve duru dini mesajla irtibat kuramaz. Din-insan ilişkisi bulanıklaşır, saflık ve duruluk yitirilir. Din adına sayısız dini inanç ve anlayış türer.

 

Müstakil ulema ve mektebin olmayışı, dinde derinleşme imkanını devletlerin insafına bırakır. Devletlerin istediği oranda ve istediği mahiyette bir sığlıkla iktifa edilir. Örneğin Türkiye'de dinde derinleşmenin sınırlarını imam-hatip liseleri ile ilahiyat fakültelerinin din karşıtı laik devletçe belirlenen müfredatları tayin eder. Bir diğer ifade ile dinin ne kadar öğretileceğini, nasıl öğretileceğini, dini kavramlara nasıl bir anlam yükleneceğini, dinin insana ve topluma ilişkin yaklaşımlarının nasıl olması gerektiğini din ile mücadele eden ideolojik devlet ve onun ideolojik akademisyenleri belirleyecek. Bu koşullarda nasıl bir din algısının oluşacağını ve nasıl bir din adamının yetişeceğini hepimiz müşahede etmekteyiz.

 

Dini eğitimin devletin insafına bırakıldığı yerde dinde derinleşme olmaz. Çünkü devletlerin derin bir dine ve dini bilgiye ihtiyaçları olmadığı gibi kendileri için çok da sakıncalı sayılır. Dine karşı olan veya rezervli yaklaşan hiçbir devlet, kendi kurumlarında dinde bağımsız bir derinleşmeye imkan vermez. Devletler, kendilerine yarayacak, kendi politikalarının toplum tarafından benimsenmesini sağlayacak ve kendi meşruiyetlerini tahkim edecek oranda ve mahiyette bir din anlayışının ve dini bilginin oluşması yönünde çaba harcayacaktır. Dolayısıyla dinde bağımsız bir derinleşme olmayacak, dini bilgi sığlaşacak, içeriği boşaltılacak, siyasallaştırılacak, sulandırılacak ve dinin gerçek özünden oldukça uzak ve gerçek öz ile çelişen dini inanç ve anlayışlar yaygınlaşmaya ve yaşam biçimi haline gelmeye başlayacaktır. Din adamı unvanı altında şarlatanlar televizyonlarda boy gösterecek, mafya ile ilişkiler kuran, istihbarat örgütleriyle iş tutan, laik fetvalar yayınlayan hokkabaz din adamları sahipsiz ve yetim bırakılan dini alanı doldurmaya çalışacaktır.

 

Bu durum; din, ulema ve dinine sahip çıkmak isteyenler için çok vahim bir tablodur. Bu vahamet, dinin ve ulemanın devlete bağımlılığından kaynaklanmaktadır.

 

Ulemanın ve dini eğitimin müstakil olmadığı yerde, dinin rüşdü imkansız olur ve hıfzı güçleşir. Esarette rüşd olmaz. Esir düşmüş din, nasıl rüşd edebilir? Din ile mücadele eden, dini en büyük tehlikeler arasında sayıp karşıt politikalar üreten bir devletin elinde esir olan din nasıl rüşd edebilir? Hükümetlerin değişmesiyle bazı zamanlarda din karşıtlığı zayıflasa bile hiçbir surette dini olmayan devletler dinin bağımsız bir ortamda ve koşulda rüşdüne kolayından izin vermez. En iyi devlet ve hükümetin kendi kontrolündeki dinden asgari beklentisi, dinin devletin meşruiyetine payanda olmasıdır. Siyasete payanda olan bir din esirdir ve esarette rüşd olmaz. Donuklaşma, sığlaşma ve inhiraf yaşanır. Bütün bunlar dinin sahipsiz kalmasından, yetim kalmasından ve esir düşmesinden kaynaklanıyor.

 

Bağımsız dini eğitim kurumlarının olmaması, dinde derinleşmiş müctehid insanların yetişmesine mani oluyor. Müctehidler olmayınca, dini ve toplumu devlete karşı koruyan merci ve melce de olmuyor. Devlete karşı, toplumun etrafında konumlanacağı mercilerden mahrum kalınıyor.

 

Ulemanın ve dini eğitimin bağımlı hale gelmesinin ve dinin esir düşmesinin nedeni, Sünni ulemanın bağımsız örgütlü bir güç olamamasından ve dinin sunduğu ekonomik imkanları organize edememesindendir. Böyle bir gelenekten mahrum olmasındandır. Sünni ulema, bağımsız bir gelenekten mahrumdur. Bağımlılık geleneği egemendir. Din-devlet ilişkilerinde devlete bağımlılığın tarihi derinliklere uzanan kökleri vardır. Bu geleneğin kadim ve güçlü olması, onun sorgulanamayacağı ve değiştirilemeyeceği anlamına gelmez, gelmemeli.

 

İşe sorular ve sorgulamalar ile başlanabilir. Sünni din adamları kendilerini ve toplumlarını kuşatan bu kötü geleneği sorgulamaya başladığı zaman ilk adım atılmış olur. Nedense bu ilk adım atılamıyor. Bu bağımlılık halinin sorgulanmaması manidardır. Ne medrese kökenli mollalar ne ilahiyat kökenli akademisyenler ne de medrese kökenli olup ilahiyatta akademik unvana sahip olanlardan sorumluluk sahibi kimseler bu geleneği ve bu vahameti sorgulamıyor.

 

Örneğin ulemanın örgütsüz olması, dinin rüşdü ve hıfzı için harcayacakları maddi imkanlarının olmaması, bağımsız dini eğitim kurumlarını oluşturamamaları konularında kaç molla veya ilahiyatçı kitap yazmıştır? Kitaptan vazgeçtik, kaç tane makale yayınlamışlardır? Sorunun doğrudan merkezinde olmalarına ve sorunları doğrudan derk etmelerine rağmen konunun teorik bağlamda bile ciddi olarak irdelenmemesi ve tartışılmaması düşündürücüdür.

 

Medreseden mezun olan molla ve ilahiyattan mezun olan akademisyen, devletin lütfüne mahzar olup bir kadro bulamaz ise, sadakaya muhtaç konuma düşüyor. Bu durumdan kurtulmak için çareyi 657'ye tabi memurlukta arıyor ve bulduğu zaman tekrar eski günlere dönmemek için uysal, uyumlu, sorgusuz ve sualsiz bir din adamı oluyor. Bu sorunları yaşamlarına rağmen oturup neden bu haldeyiz, niçin dinin bize sunduğu zekat, fitre, infak, vakıf gibi tamamen dinden neş'et eden ve minnetsiz olan bu ilahi imkanları organize edemiyoruz diye tartışmıyor, gündem oluşturmuyorlar. Neden bağımlıyız, neden örgütsüzüz, neden imkansız haldeyiz, niçin çaresiz bir konumdayız diye sorgulama yapmıyorlar. Daha da önemlisi dinin ve ulemanın esaret halini tartışmıyorlar. Bu esaretten nasıl uzaklaşılır, dini özgürlüğe nasıl kavuşulur, din sahipsizlikten nasıl kurtarılır diye düşünüp üretmiyorlar. Esaret kabullenilmiş, özgürlükten umut kesilmiş, örgütlü güç olmanın ne demek olduğu unutulmuş bir hal ve ahval hâkim olmuş gibidir.

 

Alim ve müctehidlerin, ekonomik ve sosyal konularda da halkın yardımına koşabilecek konuma ve imkana sahip olmaları gerekir. Dini faaliyetlere maddi olarak yardımcı olmaları gerekir. Olması gereken bu iken, kendileri açıkta kalmaya ve devlete mahkûm olmaya mecbur bir pozisyondadırlar ve bu durumu sorgulamıyorlar. Sorunun örgütsüz olmaktan, dini imkânları organize edememekten ve daha da önemlisi böyle bir düşünce ve tefekkürün olmayışından kaynaklandığını tartışmaya açmıyorlar. Teorik bir adım dahi atmıyorlar.

 

Diyanet teşkilatı içinde iyi bir dini eğitim almış olanlardan da ses çıkmıyor. İçlerinden birisi çıkıp Diyanet teşkilatının devlet ile olan ilişkilerindeki zilleti tartışmaya açmıyor. Bu kurumun nasıl özerk veya bağımsız olabileceği konusunda bir fikir yürütmüyor. Öylesine derin bir sessizliğe gömülmüşler ki, emekli olduktan sonra bile bu konuyu irdeleme cesaretini veya ferasetini gösteremiyorlar.

 

Dini eğitimin bağımsızlaşması, dinde derinleşmenin yaşanması ve müctehidlerin yetişmesi siyasi bir mücadeleyi gerektiriyor. Siyasi mücadele de örgütlü bir güç olmayı ve ekonomik imkanları iktiza ediyor. Sünni ulema önce örgütlü bir güç olmayı ve dinin maddi imkanlarını örgütlemeyi öncelemeli. Hedef olarak da dinin ve ulamının bağımsızlığını, istiklalini ve dinin devletin tekelinden çıkartılıp özgün haliyle yaşatılıp korunmasını hedef olarak belirlemelidir.

 

Din ile ilgili kaygıları, dinin hıfzı ve rüşdü ile ilgili projeleri, dinin ve ulemanın istiklalini, devletin dini istismar etmemesini, ulemanın bağımsızlıktan kaynaklanan saygınlığını en başta ve en önde düşünmesi, tartışması, ifade etmesi ve bu uğurda mücadele etmesi gereken ulema olmasına rağmen onların derin sessizliği, ilgisizliği veya umutsuzluğu, kırılması ve aşılması gereken önemli bir adımdır. Kaygısız olanlarından bir beklentimiz yok ama kaygısı olanların da bu konulara biganeliği düşündürücüdür.Örneğin medrese kökenli olup ilahiyatta en üst unvana kadar yükselmiş ve saygın bir şahsiyete sahip olan Hayrettin Karaman Hoca'dan bile bu konulara ilişkin teorik bir çıkış ve pratik bir önderlik girişimi görülmedi. Hakeza Kürdistan'da medrese kökenli olup bölgede saygın konumlarda olan mollalar arasında da benzer bir çıkış gözlemlenemedi.

 

1980 ila 2000 yılları arasında Kürdistan'da İslami temelde yürütülen politik faaliyetlere ilgi duyan ve bu faaliyetler içinde yer alan mollalar da (istisnalar hariç) kendi misyonlarına mütenasip mezkur konulara ilişkin özgün bir çıkış yapamadılar. Usuli ve stratejik olan konularda teorik ve pratik bir çığır açamadılar. Önderlik misyonunu üstlenemedikleri için bilgi ve bilinç düzeyi gelişmiş siyasi şahsiyetlerin geliştirdiği İslami politik mücadelelerde 'tabi' olan bir konumda yer aldılar. Bir süre sonra bu 'tabi olma' konumu onları rahatsız etti ve birçoğu geri çekildi. Tayin edici konumda olmaları gerektiğini düşündüler ancak benimsemedikleri konumlarının nedenlerini doğru bir şekilde sorgulayamadılar. Zira belirleme ve tayin etme konumunda olmak, esasa ilişkin stratejik meselelerde düşünce üretme ve üretilen düşünceler etrafında örgütlenmeyi gerektirir. Etkisiz veya tabi olma konumundan tayin edici ve yol gösterici konuma geçmek, teorik ve pratik önderlik yükünü üstlenmekle olur. Ne var ki, bu sorumluluğu üstlenmek için lazım olan donanım, tecrübe ve geleneğe sahip değillerdi. Politik mücadele sürecini başlatanlar onlar değildi. Aydın Müslümanların başlattığı sürece dahil oldular. Mücadeleye davet eden olmaları gerekirken davet edilen oldular.

 

Dinin ve dini mücadelenin söz konusu olduğu yerde olması gereken, ulemanın ya da  diğer bir ifadeyle dinde en çok bilgisi olanların önde yer alması, öncülük etmesidir.  Bu sorumluluk da örgütlenmeyi, maddi imkan oluşturmayı, devlete karşı millete öncülük etme riskini üstlenmeyi gerektiriyor. Sünni ulemada bu gelenek yok. Bu kötü geleneği kırmak gerekiyor. Bu geleneği ancak ulemanın harekete geçmesi kırabilir.

 

Cumhuriyetin bidayesinde önceki nesilden devralınan Şeyh Said, Said-i Nursi, İskilipli Atıf Hoca ve Süleyman Hilmi Tuna gibi çok sınırlı şahsiyetler kadim geleneğin dışına çıkıp örgütlü ve öncü bir mücadele örneği gösterdiler. Bu şahsiyetler, mücadeleci ulemanın son örnekleri gibiydiler.

 

Sünni ulemanın istiklalden mahrumiyeti, Türkiye ile sınırlı değildir. Neredeyse tüm Sünni dünya için geçerlidir. Arap dünyasındaki uyanış ve halk hareketlerinde ulemanın rolü, tartışılmayacak ve gündeme gelmeyecek kadar cılız idi. En çok sesi çıkan ve gelişmelere dahil olan Yusuf Kardavi idi ki, onun da gerici Arap rejimleriyle olan ilişkileri ve ne ölçüde müstakil bir şahsiyet olduğu ciddi tartışma götürür.

 

Mısır'daki Ezher ulemasının durumu da hiç iç açıcı değildir. Rejimden bağımsız ve müstakil hareket edememekte, bağımsız ve müstakil dini bir kurum olamamakta ve bu uğurda sesi duyulacak kadar bir mücadele de vermemektedir.

 

Arabistan'daki ulemanın da çoğunluğu Vahhabi rejiminin ideolojik savaşçıları gibi hareket etmekte, mezhebi kaygıları ön planda tutmaktadır.

 

Bağımlılık geleneğinin derinliğine ve güçlülüğüne rağmen bu gidişat sorgulanabilir, bu geleneğin kırılmasına bir yerden başlanılabilir. Türkiye'de medrese ve ilahiyat kökenli olup İslami kaygı ve endişesi olanlardan yürekli olanları harekete geçebilir. Konuyu tartışmaya açmaları ilk adım sayılabilir. İlk adım, atılacak diğer adımların habercisi olur; yürümeye başlayan bir çocuğun ilk adımının yürümeye başlayacağını göstermesi gibi.

 

Çocuğunun ilk adımını atmasını ve yürümeye başlamasını bekleyen anne baba gibi ümmet de ulemasının bağımsızlık için ilk adımı atmasını bekliyor.

 

Bu intizara cevabın ne olacağını zaman gösterecektir.

 

fitrat.com


424

 

YORUMLAR

Umut ADIGÜZEL 27-02-2012, 19:17:39

suriye hakkında koparılan yaygaraların en başından beri bir medya bombardımanı olduğunu küçük bir örnekle küçük hamzanın babasının dilinden aktarırsam aynen şöyle diyordu ;

Suriye’de vefat eden Hamza Belleh adlı çocuğun babası, oğlunun gösterilerde değil, kasıtsız bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini, sürücünün şu anda hapiste olduğunu ve kimsenin oğlunun kanı hesabına propaganda yapmasını istemediğini ifade etti.

Kışkırtıcılar, fitne propagandacıları ve dezenformasyon medya kanalları, masum kanların, anaların gözyaşlarının ve babaların yanan yüreklerini fırsat bilerek, planlarına hizmet edecek şekilde, Duma’da bir trafik kazasında hayatını kaybeden Hamza Abdullah Belleh isimli çocuk gibi, vefat eden çocukların fotoğraflarını yayınlamaktan çekinmiyorlar.

Fitne şeyhlerinden biri, Hamza’nın “güvenlik güçlerince katledildiğini” ilan etti ama, gerçekler ve belgeler elbette ki iddiaları çürütüyor.

Suriye Televizyonu’na açıklama yapan acı içindeki baba Abdullah Belleh olayı şu şekilde anlatıyor: “Çocuklarımın ikisi birkaç şey almak için evden bakkala çıktılar. Dikkatsiz şoförün biri istemeden çocuğuma çarptı. Kaza esnasında ortada herhangi bir gösteri yoktu. Ayrıca çarpan araba güvenlik güçlerine ait olmayıp, sıradan bir askeri araçtır. Oğlumu ezen aracın şoförü şu anda askeri mahkemede yargılanmayı bekliyor. Ben gelişmeleri sürekli takip etmekteyim. Kimseden de oğlumun kanıyla ticaret yapmasını istemiyorum” dedi.

Kazadan sorumlu Uzman Çavuş Yaser Ali Haddur da, Harasta yakıt istasyonundan benzin doldurma görevinin dönüşünde Duma’dan geçerken aniden sokağa fırlayan çocuğu gördüğünü ancak tüm uğraşlarına rağmen kazayı engelleyemediğini ifade etti.
 
selahattin EYYUBİ 24-02-2012, 15:03:37
kısaca cevaplamk istiyorum ,ensar brindarın sorusunu ,insanlar kendi yorumlarını, ve düşüncelerini yine kendi sahip oldukalrı bilgi ve bulgu üzerinden düşünürler, dolayısı ile suriye gündemi medyanın bize yansıttığı şekilde olsaydı ensar brindar kardeşin tepkisi haklı olurdu.Fakat bize yansıtılan fotoğraf ile suriyedeki gerçek fotoğraf başka ,ben bunu öylesine kimsenin inanması için değil , tersi bir durum olduğu için söylüyorum. eğer olan biteni anlatırsam her halde 100 sahifeyide bulur.çünkü ayrıntılar rejimin medyası tarafından nasıl sunuluyorsa bizimde tepki ve düşüncelrimiz öyle gelişiyor.islami iranın suriye dolyısıyla bir çıkarı yoktur, medyadan anlatıldığı gibi yok iran askerleri yok hizbullah filan hepsi bize ezberletilen bir hikaye, böylece müslümanlar arasında fikri ayrılık hesabı güderken bir taraftanda
suriyeyi abd emperyalizmine bir üs kurmak istiyorlar, yoksa bu hükümet bu kadar suriyeyi kafaya takar mıydı? görüntüler ya başka ülkeden yahut muhalif denilenlerin kendi öldürüp tekrar medyaya sundukları görüntülerden oluşuyor.aslında uzun boylu konuşmayada gerek yok imam humyninin bize öğretmiş olduğu bir öğreti var;"eğer düşman size gülüyorsa bilinki yanlış yoldasınız,yok eğer düşman size kızıyorsa bilinki siz doğru yoldasınız"şimdi batı dünyası ve bu hükümet suriye ile ilgili ne düşünüyorsa gerçekler de tersi doğrultudadır, aeo

 
Ensar BRİNDAR 05-02-2012, 01:13:08
Şİİ İran a da,O mollalara da,bir sözünüz olmayacak mı?Hani sahih İslam anlayış üzeredirler ya!Hani Sünni alimler gibi pısırık değilde her zaman hakkı ayakta tutmak adına ayakta dırlar ya!mezhebe meşrebe bakmaksızın mazlumdan yana tavır koymaktan çekinmiyorlar ya!Onlarada bir süzünüz olsun!Şu an Suriye de her gün yüzlerce Müslüman katlediliyor!İranın desteğiyle büyük katliamlar yapılıyor,Keskin nişancılar irandan,askeri malzemeler irandan,İmansız Nüseyri Zalim ESEDE ne adına bu destek veriyor?Şİİ ülema dan tek bir ses yok!hatta direnen müslümanları ABD İSRAİL uşağı deyip karalıyorlar Mezhebinin bekaları için büyük cinayetlere imza atıyorlar.La Şİİ ye La SÜNNiye islamiye islamiye Bu mu?!!! Bir İran HAYRANI OLARAK BEN artık başka şekilde düşünüyorum.Artık kör değilim ve ben tek de değilim. Bir sözünüz olsun HOCAM!............ yüreğimize su serpin,İnanın galiba bu olaylardan sonra İranın en büyük düşmanı ben olacağım!!! ve hiç bir şey eskisi gibi olmayacak çünkü Dünya emperyalizmine karşı olarak gördüğümüz İSLAMİ İRAN artık Sünni leri yeryüzünden silmek için vahşi bir canavara dünüşmüş.
 
Nurlubaş 27-01-2012, 18:26:33
Evet Sünni ülamanın böyle bir alternatifi olmalıydı. Belki bu İslamiyette din ve devlet beraber olmasının sonucu olarak ortaya çıktı. Emeviler yıkıldı, Abbasiler yerlerini aldı. Moğollar Abbasileri yıkınca, Memlüklüler görevi üstlendiler. Sonra Osmanlı, İstanbulun fethi ile islam dünyasının tabi lideri olmaya başladı. Fakat osmanlının yıkılışı Müslümanları sadece sendeletmedi. Düşürüp bayıltı ve uzun süre bitkisel hayat yaşattı.Bu güzel analiz edici yazıda belirtildiği gibi, üç dört sünni ülemanın, şahsi gayret ve fedekarlıkları ile devletten bağımsız oluşumlar gerçekleştirdiler. Şimdi bütün müslümanlar onların meyvelerini paylaşıyor. Ama hakikaten ülema pratiğe bunu nasıl getirecek? Gellikle cemaatler ve terikatler etkindir. Belki bunların içindeki üilema bir girişim yapıp pratik sonuçlar ortaya koyabilirler. Fakat öyle anlaşılıyor ki cemaatler de saf islami kaygı yerine siyasi oluşumlar ve devlete göbekten bağlı gibi görünüyor. Fakat her şeye rağmen cemaat ve Terikatler içindeki Alimler ve vakıflar bir çatı altında toplanıp ilk girişim olarak ülema yetiştirecek özel okullar açabilirler. Veya Gayrı resmi olarak bir müesese halinde evler ve vakıf merkezleri var. Buralarda sivil olarak bu işe başlanabilir.Devlet dini kontürolüne aldığı gibi, dinin zekat ve sadakalarına da el atmıştır. Ve bunlar bir şekilde sağlıklı meyve verdirecek alanlara kanalize edilmiyor. Halbuki islamın bu maddi gelir kurumları olan zekat ve sadaka o kadar önemli ki, Said Nursi Medrestüzzehra için ilk etapta devletin(osmanlı) imkanları ile açılsa bile müslümanların zekat ve sadakası bu kuruma yönelecek ve sizin bahil kesenize ihtiyaç kalmayacak diye ifade etmektedir.Zaten islam tarhinde belki başkentlerde bir kısım okullar hariç gelirleri yine sivil halkın yardım ve nezirleri ile gerçekleşmiştir. Bütün sosyal faaliyet gösteren vakıflar hep bu kanaldan gelen yardımlarla islam dünyasının sosyal hayatını ayakta tutmuştu. Evet bende bir ülama sınıfından değilim. Bir teknik meslek sahibiyim. Galiba ülema bu işe sahip çıkması ile iş pratiğe dönüşebilir.
 
Sinan Kara 27-01-2012, 15:25:10

Dinimizin en temel konularından/sorunlarından olan, muhteviyatında, ' yetişen, keyfiyetli bağımsız molla' mefkuresi ciheti barındıran; liderlik/önderlik itibariyle de ayağı yere sağlam basan/İslâmî düşünce yapısıyla; özgür, bağımsız ve sağlıklı karar mekanizmasına biz müslümanları taşıyacak olan içtihad/müşavere kapısı kıymetindeki bu meseleyi gündeme taşıdığınız için, Allah sizden razı olsun.
90'lı yıllarda Molla-aydın tartışmalarının gündemde olduğu dönemlerde, dergicilik veya cemaatlerarası müzakerelerde bu konunun sadece molla-aydın meselesi yönü gündemde epeyce yer etmişti. O vakit yer eden mesele, 'molla-aydın' tartışmalarının muhteviyatını daha çok, 'mollasız hareket' ve 'aydınsız molla hareketi' veya hem ‘mollaların hem de aydınların aynı hareketteki varlıklarına dair’ işlevleri ve gerekliliği gibi konular mütalaa edilmişti. Hemen hemen bütün dergilerin, -bu anlamda İslâmî düşünürlerin- bu konuyu etraflıca tartışmaları; müslümanların kendi platformlarında bu konuda ki duygu ve düşüncelerini ibraz etmeleri çok önemliydi/önemlidir…
Konuya Ehl-i sünnet perpektifinden yaklaşmanız bize, Şia mezhebi ulemalarının çok daha işlevsel/bağımsız ve gelişebilirlik öngörüsüne açık, -bu anlamda ehli sünnet ulemalarından farklı olarak da büyüme ve gelişme gösterebildiklerinin- hissiyatını doğurmaktadır. Acaba Ehl-i sünnet ulemalarından Müslüman Alimler Birliği Başkanı Şeyh Yusuf Kardavi örneği, biz Ehl-i sünnet camiasının özgür karar almasında ve ‘hareketler’ nezdinde de önemli karar mercii olamamasında Ehl-i sünnet ülkelerinden en azından birinin tam anlamıyla 'İslâmî yönetim'e kavuşamamasından kaynaklanmamakta mıdır? En azından Ehl-i Sünnet camiasının da 'Kum kenti' gibi bir şehre ve İran gibi bir -Ehl-i Sünnet anlamında- yönetim biçimine (tabi iran'ın Şah döneminde bile keyfiyetli insan yetiştiren okullarının ve ekollarının varlığı da dışsanmamalı) sahip olamaması da en önemli sebeplerden biri değil midir?
Sorunun, iktidar güçlerin hem rejimden kaynaklı hem de hükümetlerden kaynaklı menfaat devşirmek için bu alanda rahat at oynatmalarından kaynaklanmıyor mu ? Bütün olumsuz imkânlara ve şeraitlere rağmen 'bağımsız molla' yetiştiriciliğine ortam sağlayacak imkanın zorlanması nasıl olacak? Sorusuna cevap aranmalıdır. Bu temelle bağımsız ve İslâmî Ehl-i sünnet ülkelerinden hangisinde, bu mesele de ciddi çalışmalar yapılabilir? Bu hangi ülke olabailir? El-ezher benzeri ilim merkezleri dahi, bu soruna melhem olamıyorsa; bu merkezin ya da merkezlerin yeri konusu en önemli konu olmamakta mıdır? Kendi ülkemizde tekke-zaviye kanunu ve medreselerin yasaklanması konusuna rağmen, yapılabilinecekler nelerdir ki?
Bu geleneğin kırılması için böylesi çok önemli bir meseleyi akılgâhımıza taşıdığınız için de ayrıca sizden binlerce kez Allah razı olsun diyor, bu makalenin yurdumuzdaki diğer tüm düşünce alanlarına(dergi, sanal medya, açık oturum ve bilumum platformlara) taşınmasının Fitrat.com/ufkumuz.com sitesi editörlüklerinin boynuna borç olduğunu düşünüyorum; Bu konunun Türkiyeli bütün akil/İslâmî düşünce adamlarının duygu ve düşüncelerini de almanın ehemmiyetinde olan, birinci adımı atmamız gerekliliği vardır. Tekraren gündemimizi böylesi önemli başat bir meseleye taşıdığı için de yazar ağabey den Allah razı olsun diyorum.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 18/04/2012 - 11:13 Paşanın Bin Yılı ve Millet İradesi
8 01/03/2012 - 11:06 Mekke'den Bakarak Medine'yi Anlamak Ne Kadar Mümkün?
8 27/01/2012 - 13:05 Ehl-i Sünnet Ulemasının İstiklal Sorunu
8 23/12/2011 - 00:47 Tarihin Muharrik Gücü
8 20/12/2011 - 00:56 Anglo Sakson Doktrini
8 09/12/2011 - 22:28 Üç Soru
8 17/10/2011 - 12:32 Din-Devlet İlişkileri ve Yeni Anayasa
8 11/09/2011 - 17:31 Bir Başka Zaviyeden Fidan Güngör Olayı
8 31/08/2011 - 11:08 Savaş ve Siyaset
8 13/08/2011 - 15:13 Bir Aylık Zindan
8 06/08/2011 - 02:25 Keramet
8 24/07/2011 - 00:46 Dinmeyen Kan: Afganistan
8 18/07/2011 - 12:47 Farklı Süreç Olmalı Ama Nasıl?
8 10/07/2011 - 12:07 Kürdlere Hem Dinleri Hem de Dilleri Lazım
8 04/07/2011 - 18:38 İlkeli Olmak
8 03/05/2011 - 09:06 Stratejilerin Çatıştığı Bölge: Ortadoğu
8 22/02/2011 - 15:56 Tahran-Ankara-Kahire Hattındaki Yeni Ortadoğu
8 17/01/2011 - 16:14  Muhsin Olabilmek
8 29/12/2010 - 23:00 Bozuk Terazi
8 29/12/2010 - 22:59 Büyük Şeytanın Şerri
8 13/12/2010 - 12:42 Fitneye Alet olmak
8 08/12/2010 - 09:58 Batının Fedaisi Değiliz
8 03/12/2010 - 19:31 Kara Leke
8 22/11/2010 - 18:11 Savaştan Barışa
8 29/10/2010 - 02:11 AKP-DTP İttifakı
8 22/10/2010 - 16:40 Haddi Aşmak
8 15/09/2010 - 14:33 Tahrik ve Tahkir
8 27/08/2010 - 01:04 Evet...
8 08/09/2010 - 23:48 Referanduma Dair
8 22/06/2010 - 12:35 Karşı Hamle
8 15/06/2010 - 18:41 Genelkurmay’ın 31 Mayıs Sessizliği
8 29/04/2010 - 11:51 Neden Sessiz Duruyorlar?
8 29/03/2010 - 10:25 Anayasanın Önemi
8 19/02/2010 - 09:18 Sıra Kimde?
8 13/02/2010 - 12:31 İran İslam Devrimi ve Muhalefet
8 25/01/2010 - 10:08 Meşruiyet ve Referandum
8 31/12/2009 - 11:25 Ortak Akıl
8 09/12/2009 - 12:41 Yoldaki İşaretler
8 21/11/2009 - 19:36 Projeksiyon
8 27/09/2009 - 21:26 Din Karşıtı Politikaların Direnç Merkezi
8 15/08/2009 - 12:09 Fıtratın Evrensel Dili
8 09/08/2009 - 19:02 Türk-Kürd Kardeş İse…
8 21/07/2009 - 08:28 Kürdler ve Kürdistan
8 08/07/2009 - 00:25 Ariflerin Farklılıklara Yaklaşımı
8 23/06/2009 - 23:16 Merdomsalari-ye İslami
8 28/05/2009 - 16:58 “Kur’an Esaslı Aynileşme” Görüşü Hakkında
8 09/05/2009 - 10:12 Bizi Koruyuculardan Kim koruyacak?
8 03/05/2009 - 09:47 Kendinden Menkul Meşruiyet
8 19/04/2009 - 23:38 İran’daki Bilimsel Hareketin Fikri Arka Planı
 

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
değerli mustafa dostuma selamlar ve sevgiler yazıyı tekrar tekrar okuyun, göreceksiniz ki yazdıklar...
m.şakir
Dünyanın Aklına Şaşarım >>
Bu sitedeki yeriniz hayırlı olsun. Allah kaleminize zeval vermesin. Bı xweşida bı mine.....
Baran
Kundakçı Hocaefendiler İmparatorluğu >>
Hacı abi, bu güzel yürekten dökülen her satırda farklı bir gizem yakalıyor beni.. Her bir sözcükte e...
bihazan
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
ellerinize sağlık.... sanırım tepkimiz biraz daha büyük olsaydı hayrettin karaman üzerinden iyi bir...
murat bozdemir
Kundakçı Hocaefendiler İmparatorluğu >>
Bengin BOTİ'nin yazılarını hep beğenerek okumuşumdur. Rab, kendisinden razı olsun. Yüreği hep hayra ...
Bihazan..
Kundakçı Hocaefendiler İmparatorluğu >>
Vicdan terazisi yazısı
Yazı güzel olmuş ve hemen kendini okuttu. Hayretttin Karaman Hoca, Altan Tana verdiği cevapta, Emev...
konuk yazar
Kundakçı Hocaefendiler İmparatorluğu >>
KAFİRLİK BUDUR İŞTE
İslam alimi diye egemn güçlerin menfaati uğruna ırksal ahkam kesen, fetva veren çok insan var. Türk ...
Mamoste
Dindarlar ve Kürtler >>
Xuwde yeke u heQe
Mirov xuwde xuvw bawerin u weke heqexuvw.Ne mirovji weke zikexuvw bawerin. Ew sed salen,xuvwnam...
denge muslumanen kurd
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
islam
ALLAH ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. yazılarınızı beğenerek okuyorum .yazılarınızdan dolay...
SADETTİN
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
İmanı ve irfanı kendisine şiar edinenler elbetteki Rabbul alemin katında daha ustundur. Hakkın mesaj...
Muhammedi
Güllü Çevik'e İthafen (UFKUMUZ) >>
Rabb'imiz dergahında dualarımızı ve yakarışlarımızı kabul etsin. Huzuruna boynu bükük çıkanlardan ey...
Muhacir..
Bugün Durup,Düşünelim >>
Rabbim bu güzel ve özel duygularınızı mukafatlandırsın. elinize, dilinize yüreğinize sağlık.......
yasir kaya
Güllü Çevik'e İthafen (UFKUMUZ) >>
Yüreğine sağlık kardeşim.. Allah razı olsun.. bu tür çalışmaların devamı gelmelidir....
Şervan
Güllü Çevik'e İthafen (UFKUMUZ) >>
Harika... ...
Ewru
"Biz de Ortadoğu'nun Kızılderilisiyiz" >>
Hakkın yanında durmak; halkın yanıbaşında onların serencamlarına ortak olmak ve serdengeçti olarak y...
bihazan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur (UFKUMUZ) >>
seydadan Allah razı olsun. bunu destekleyelim ve ilim alanında söz söyeme gücü olanlarda sözlerini ...
ali
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Allah razı olsun Seyda çok güzel anlattınız.Hayrttin Karaman nasıl böyle bir şey söyledi şaşkınım Al...
HİLAL
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Mükemmel bir söyleşi
Nerdesin Seydam ya? Bu güne kadar neden bir şey söylemedin de sessiz kaldın? Keşke daha erken konuşs...
Ali Kemal
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur (UFKUMUZ) >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Orhan Miroğlu

İki hatıra

Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com