Ey Hüseyin!
Ellerimizi tut götür bizi, Resulün diyarına. Onun adresini ancak sen biliyorsun. Sen, onun parçası, sen onun terbiyesinde yetişmişsin. Sen, en doğru ve net Resul’ün dilini anlarsın. Hani ceddin demişti ya “ Ben ilim medinesiyim, Ali de onun kapısıdır.” Sen de o kapının tokmağısın. Ancak sana tutunanlar o kapıyı açabilirler, o kapıyı açanlar da, o medineye girebilirler. Yani Resul’e ulaşabilirler.
Her yanımda sesler duyuyorum. Kendilerince Resul’ün diyarını biliyorlarmış gibi. Ama götüremezler. Kendilerini kandırıyorlar. Senin sesini ve mesajlarını duymayanlar, senin elini tutamazlar ki. Resul’ün sıcak nefesini duyabilirler mi? Onu tanıyabilirler mi? Duyamazlar, tanıyamazlar. Resul’ün bir parçası olana yaklaşamayanlar, Resul’ün kendisine nasıl yaklaşabilirler?
Ey Hüseyin? Senin gibi Kerbela’ da parçalanmadık, izzet uğruna... Ama gel gör ki parça parça olmuşuz, maalesef zillet ile... Ey Hüseyin! Kalplerimiz, irademiz, yolumuz, ruhumuz, hayatımız, bakışımız... Her yanımız tarumar olmuş. Her bir yanımız bir tarafa savrulmakta.
Seni incitenler, anlayamadılar ki kendileri de dâhil, bütün insanları incitmiş oldular. Senin önünü tıkamak isteyenler, anlamadılar ki bütün insanların önünü tıkamış oldular. Senin tüm mücadelen bunun farkında olmaktı. Hidayet yolunu açmaktı.
Ey Hüseyin!
Kendimizce “senin taraftarınız” dedik! Ama senin yolunu bilemeden ve kabullenmeden dedik. Sevdiğimizi zannettik, ama sevgini içemedik. Ne sözde, ne de yaşantıda.
Çünkü seni şu anda, şu zamanda böyle haykırmak bile güç oldu Ey Hüseyin!
“Müslüman’ım” diyenler, seni sevdiğini söyleyenler yolunu duymamak için kulaklarını tıkıyorlar Ey Hüseyin!
O günkü gibi. Hem kalpleri seninle, hem de kılıçları.
Ey Hüseyin! Ceddin Resulün yolunu anlatmak isteyen sen, gel gör halimizi, öyle inanıyorum ki sende ağlayacaksın halimize. O yaşlı gözlerinden, bir de bizim için yaş akacak Ey Hüseyin! Seni ağlattığımız için... seni anlamadığımız için... ne dersin bizler için...
“Geliniz, öğretmeniniz Hüseyin olsun!” diyorsun, senin dizinin dibinde oturmak istemiyorlar Ey Hüseyin! Sonra da ağlıyorlar, ileri geri konuşuyorlar, seni sevdiğini söylüyorlar, sana bolca selam gönderiyorlar. Ey Hüseyin! ne dersin halimize...
Resul olmadan Allah’ım, kapını çalamayız. Ehl-i Beyt olmadan da Resul’ün kapısını çalamayız. Ama ısrarla Resul’u başka yerlerden soruyorlar ey Hüseyin! Hâlbuki en kolay ve en kestirme yol, onun evlatları idi. Ama el uzattılar. Bağlanacaklarına o rahmet ve izzet kapısına, o vahiy pınarından kana kana içeceklerine, ihanet ve zulüm ile el uzatmaya devam ediyorlar ey Hüseyin!
Sana vefasız davrandılar ey Hüseyin! Binlerce üzerine resul ile beraber salavat gönderirken, sözlerinde durmadılar. Sana itaat etmediler. Senin peşinden gelmediler ey Hüseyin!
Ne istiyorsunuz can Hüseyin’den. Çekin o vefasız ve ihanet kokan ellerinizi. Hani biatınız resul ve ailesi idi. Nasıl göstereceksiniz onları Rabb’inize.
Bu zulüm bitmeyecek mi? Ne zamana kadar sürecek bu vefasızlık? “Müslüman’ım “diyorsunuz ama ihanet kokan ellerinizi bir türlü çekmiyorsunuz Hüseyin’in yakasından. O’nun tek derdi, sizleri Allah’ın Resul’üne götürmekti. Doğru adresi göstermekti. Hani siz de Resul ile tanışmak ve onu tanımak istiyordunuz.
Nedir sizin niyetiniz? O gün Kerbelâ’da onu anlamayanlar kervanı, hâlâ devam etmekte... Ümmeti bu kadar fitne ve zillete boğduğunuz yetmedi mi?
Kendilerine imanı sindiremeyenler, kendileriyle yüzleşemeyenler, kendi günahlarını itiraf edemeyenler Hüseyin’i mi suçlayacaklar, onu duymamazlıktan mı gelecekler, onu tarihe mi gömecekler?
Ey Hüseyin! Kalbimiz kan ağlıyor, ümmet sana dönek davrandı. Davranmaya da devam ediyor. Kerbela durmadı. Seni sevenler, seni tutanlar, senin yolunu anlatmak isteyenler, hâlâ taşlanmakta.
Sen bu kadar zor bir meşâle yaktın. Zulmün, fıskın ve nifakın bütün taşlarını yerinden oynattın. Kendilerinin ürettiği İslam’a değil, Resul’ün dinine çağırdın.
Elbette senin yolunda olanlar da var ve daima olacak. Onlar senin sancağını en güzel şekilde taşıyacaklar. Sana benzeyerek, seni anlayarak... İşte onlar, ellerini taşın altına koyacaklar. Senin gibi fitne ve fesadın taşlarını yerinden oynatmaya devam edecekler. Senin yolunda olmaktan şeref duyacaklar, gerekirse senin gibi kızıl lale olacaklar.
Diğer bir yandan; kalpleri kendilerini onaylamasa da, sana ve yoluna karşı duranlar, senin ve senin yolunda olanların kanında boğulacaklar. Bu Resul’ün uyarısıydı.
Ey Hüseyin! Sana el uzatıyoruz. Biat etmek için. Peşinden gelmek için. Yolunu takip etmek için. Tut elimizi, götür bizi Resul’ün diyarına.
Onun rahmetine biz de ulaşalım. O âlemlere rahmet olan enbiyamıza, biz de kavuşalım. Yeter artık huzura ersin ruhlarımız. Bu hasret bitsin. Gözyaşlarımız dinsin. Yalnızlığımız, garipliğimiz sona ersin. Ne olur buluştur bizi ey Hüseyin! Buluştur bizi.
Salât ve selam Resul’e ve Alîne olsun.