Herbert G. Hicks: “İnsanın yaptığı her şey amaçlarının ifadesidir” der. P.Drucker ise: "Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur" diyerek bilinçli her eylem ve faaliyetin bir amacı ve hedefinin olması gerektiğini belirtmektedir.
Amaç ve hedef sonucun önceden belirlenmiş, ortaya çıkması istenilen niteliğin anlatımıdır. Her iş ve eylemin olduğu gibi İslami hareketin de amaçları vardır.
"Allâh, her bir insanı, bir gaye, ve bir amaç için yaratmıştır; ki, kişi, ancak, o yaradılış amacına uygun olarak kendisine kolaylaştırılmış davranışları ortaya koymak suretiyle, yaradanın yaratış hedefine ulaşır… Ki bu da onun fıtrî kulluğudur!."
Genel olarak İslam aleminde özelde ise yaşadığımız coğrafyada islami hareketin başarıya ulaşamamasının temelinde amaçların ve hedeflerin doğru dürüst net olmamasındandır. Anthony Robbins şöyle der, “Kişiler tembel değildir. Sadece, kendilerine esin kaynağı oluşturacak kadar, güçlü amaçları yoktur”. Hedefi olan bir hareketle, olmayan hareket arasında hem nitelik hem de nicelik olarak bir fark ortaya çıkacaktır. Belli bir amacı ve gayesi olan İslami hareket emin adımlarla hedefine doğru ilerlerken amacı ve gayesi olmayan bir hareket, denizlerde başı boş hareket eden bir gemi gibi sağa sola savrulacaktır. “Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgar fayda vermez”. O yüzden amacımız ne olursa olsun, ama amacımız muhakkak olsun, yoksa birilerinin amacının aleti haline geldiğimizin farkına dahi varamayız.
O halde her şeyden önce düşünmenin veya eylemin hangi amaçla yapıldığını tespit etmek gerekir. Belirlenen hedef, görme organı veya basiretle algılanabilir, aklen ve fiilen gerçekleştirilebilir olmalıdır. Algılanamayan, gerçekleştirilmesi aklen ve fiilen mümkün olmayan bir hedef, hedef olma özelliğini yitirir.
Ne istediğini bilmeyen bir harekete halk nasıl yardım edip sahiplenebilir? Ne istediğini bilen harekete ise herkes yardımcıdır. Elbette her hareketin bir hayali, bir gayesi vardır; fakat çoğu hareketin bu hayali düşüncenin ötesine gidemez. Hedef olmadan atış nasıl yapılır? Hedefsiz düşünceler de sadece hayalde kalır.
Başarmanın yarısı istemekten geçer. Bu cümlenin altında yatan sır, ne istediğimize tam olarak karar vermek ve kendimize inanmaktır. Hayalleri gerçekleştirebilmek için, en başta KENDİMİZE güvenmeli, inanmalı, hedeflemeli, planlamalı, eyleme dönüştürebilmeli, istikrarı elden bırakmamalı, emek harcamalıyız.
Kendine güvenmeyen, ne istediğini bilmeyen, kendine ve yaşama dair sorular sorup ta cevaplarını bulmaya çalışmayan, araştırmayan, sorgulamayan insanların, hareketlerin ve yapıların hayalleri, askıda kalanlardır. İlk aklına geleni uygulayan, amaçsız, temelsiz, zoraki, özentiden ibaret hayaller ulaşılsa dahi bilinenin aksine sahibine beklediğini veremez..
Belli bir amaç ve gaye ile yola çıkan İslami Hareketlerin öncelikle belirlediği hedefe bağlı kalması gerekir. Tabi ki şartların değişmesiyle beraber hareketlerimizde politikalarımızda bazı değişikliklere gidebiliriz. Fakat hedeflerimiz konusunda kesinlikle taviz vermemeliyiz. AKP’nin iktidara gelmesi ile beraber Müslümanlarda meydana gelen yalpalanma ve sistemin nimetlerinden yararlanmak için amaç, gaye ve ideallerini bir tarafa bırakıp sistemin parçası olmak için çaba sarf etmesi buna güzel bir örnektir.
Bir Müslüman için önemli olan gaye ve hedeftir, belirlenen hedefe ne kadar zaman içinde ulaşılacağı değil. Eğer ki belli bir süre içinde gayenin gerçekleşmeyeceği düşüncesiyle, ulvi gayelerden vazgeçilir ve faaliyetsizlik ciheti tercih edilirse bu yenilginin işin başında kabullenilmesi anlamına gelir. Gayesizlik insan hayatını anlamsız hale getirir. Mesela müslümanlar için islamın yeryüzünde hakim olması ve küfrün ortadan kaldırılması bir gayedir. Şu an bütün uluslararası güçlerin Müslümanların üzerine gelmesi despot ve zalim yerli güçlerin İslami harekete hayat hakkı tanımaması yerli işbirlikçilerin batıdan askeri ve siyasi destek alması ve benzeri sebepler Müslümanlar için bir başarıyı zor gibi gösteriyor. Fakat şunu akıldan çıkarmamalıyız ki Allah'ın gücü bütün beşeri güçlerin üstündedir. Tarihe baktığımızda oldukça güçlü yapıların hiç beklenmedik şekilde dökülüp gittiğini görebiliyoruz. Önemli olan düşmana karşı verilecek mücadelede bilinçli ve kararlı davranılması, önceden belirlenmiş hedeften sapma gibi bir gaflet içine düşülmemesidir.
Bir sonraki aşamada yapılması gereken, etrafımızdaki insanlara hedefimizden bahsetmek olmalı. Bunun önemi ve etkisi, çevremizden alacağınız destek ile kendimizi bir kat daha hedefimizi gerçekleştirmeye şartlamamız olacaktır; çünkü artık bu hedef, hem bizim kendimize hem de başkalarına karşı gerçekleştirmeye söz verdiğiniz bir konu halini almıştır. Ayrıca hedefimiz doğrultusunda kendi kendimizi motive edebilsek bile, bunu etrafımızdakilerin ve bize gönül bağı ile bağlı mensuplarımızın yardımı ve desteğiyle yapmak daha kısa sürede daha yüksek bir motivasyon seviyesine ulaşmamızı sağlayacaktır.
Her İslami hareket mensubunun bilmesi gereken şey amaçlarımıza ve gayelerimize bağlılıkta ciddi olmamız gerekliliğidir. İslam’ın yeryüzünde hakim kılınması, mazlumların ve mustazafların haklarının korunması, İslam’ın adaletinin sağlanması ve bu uğurda çaba göstermemiz birer amaçtır. Ne var ki bu amaçların gerçekleştirilmesi sabır ister, ciddi bir biçimde işin peşini bırakmamayı gerektirir. Her insan, bunu yapabilecek kabiliyette değildir. Belki bu yolda yürümeye başlarız, fakat önümüze çıkan engeller ve tahammülsüzlük, amacımızı gerçekleştirmeden bizi pes ettirmemelidir. İnandığımız değerlerin ciddiyetine inanmalı ona göre davranmalıyız. Ciddiyetten yoksun bir seyir halinde olmamız, bizi dağıtıp parçalayacaktır. Özellikle büyük hedefler her şeyden önce ciddiyeti, tahammülü ve pes etmeden iz sürmeyi gerektirir.
İslami hareket halka inerken, halkların önüne uzak hedefler koymamalıdır. Çünkü toplum olarak halklar bu hedefleri gerçekleştirmenin peşine düşmezler. Bu yolda bir hareket gösterseler bile, işin içinde ciddiyet olmayacağı için hedeflerine ulaşamazlar. Bütün bunlar gösteriyor ki; halkların önüne konan hedef, gerçekleştirilmesi mümkün, kısa vadeli bir hedef olmalıdır. Kısa vadeli bir hedef, başka kısa vadeli hedefler doğuracaktır. Dolayısıyla gerçekleştirilmiş olan her hedef, başka hedefler için bir alt basamak oluşturacak, böylece yeni hedeflerin gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır. Zira topluluk, ferde nazaran mümkün olanı görmeye daha yatkındır. Fakat büyük zorluklara dayanma gücü daha azdır. Halklar, aklen mümkün olanı hedefleyemezler. Halklar, ancak fiilen mümkün olanı algılayıp gerçekleştirmeye çalışabilirler. Fakat fertler öyle değildir. Genellikle fertler, aklen mümkün olanın fiilen de mümkün olabileceğini algılayabilirler ve uzun vadeli düşünebilirler. Bunun yanı sıra fertler, zorluklara ve engellere karşı daha fazla direnebilirler. Zira fertler, uzun vadede mücadele edebilme gücüne sahiptirler.
Son olar şunu söyleyebiliriz: Hayatta başarılı, mutlu olan insanlar, hedeflerini doğru belirlemiş olanlardır. Sosyal, kültürel hayata da yön verenler onlardır. Onlar için nerede olduklarının hiç önemi yoktur. Önemli olan nerede olmak istedikleridir. Hayattan beklentileri belki az belkide çok fazladır, fakat ulaşmak istedikleri yere koşarlar. Hedefe ulaştıklarında ise başarı ve mutluluğu yakalamış olurlar. Hayattan en çok yararlanan kişi, hayattan hedefi uğruna çok şey isteyen kişidir. Bu nedenle, insanlar hedeflerine göre değerlendirilir ve insanlar hedefleri ve özlemleri kadar büyüktürler.