Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

24 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
.: Yazarlar :.

Alleme Ahmet Müftüzade’nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış (III)

- 02/09/2011 - 23:21

Şah’in kendi rejimini korumak için bütün araçlardan istifade ederek halkı sindirmeye, işkence ve şiddetin zulmetinde silikleştirmeye devam ettiği bir zamanda, halk korku duvarını aşarak, meydanlara çıkmaya başlamış ve bunun neticesinde işkence, zindan ve öldürme şiddet politikalarına teslim olmaya razı olmamış; bedeller vermeye razı olmuştu. Kadim bir saltanat geleneğinin varisi olarak Şah, hiçbir şekilde taviz vermiyordu ve egemenliğinin sürmesi için her türlü kirli politikaların yanında, dini argümanlardan da yararlanıyordu.. Dini merasimler düzenlemek, yas törenlerine sade siyah elbiseler giyerek, yalınayak bir şekilde halkın arasında yürümek ve kendisini halktan biri olarak göstermeye çalışmak gibi. Bunların tamamını bir maske olarak kullanıyordu. Saf halkı kandırmak için kullandığı din, sadece onun zulmünü gizlemeye yönelikti. Yaşam tarzıyla hiçbir zaman dinin hükümlerine göre hareket etmediği açıktı. Emperyalizmin bölgedeki güçlü bir karakolu haline gelmek için Pentagon’dan tam icazetli bir şeklide diktatörlüğünü pekiştirmek maksadıyla her yönteme başvuruyordu. Kuşkusuz bu güzergahta en büyük destekçileri çıkarcı, ihanetçi ve kişiliksiz kimselerdi. Bu karanlık zulüm çetesi bir kabus, bir karabasan gibi İran halkının üzerine çökmüş ve yığınların muhalefetine rağmen taviz vermiyor ve sadece kanla besleniyordu.

İşte tam da böyle bir zamanda, Komünizmin dünyada yükselen değer haline gelmesiyle birlikte İran’da despot rejimin durdurulması için işçi hareketleriyle birlikte, Tudeh, Halkın Mücahitleri, Fedayin-i Halk gibi örgütler, Milli Cephe Kuvvetleri Birliği ve irili ufaklı sol hareketler de mücadele alanına dağılmışlardı. Sol hareketlerin toplumu cesaretlendirmesiyle birlikte Liderliği Dr.Kerim Sanjabi ile Şahbur Bahtiyar tarafından yürütülen milli  cephede aydınlar ve öğrenciler gelişmelere ilgisiz kalmamıştı. Onların mücadelesi de önemli bir ağırlığa sahipti ve temel amaçları Şah’ın yetkilerini sınırlandırmaktı. Profesör Mehdi Bazergân'ın İslamcı karakteri ağır basan İran Kurtuluş Hareketi de Milli Cepheye dahil küçük bir grup olarak varlığını hissettiriyordu. Genel anlamıyla liderliğini Ayetullah Humeyni’nin yaptığı ve Azeri bölgelerinde de Ayetullah Sait Kasım Şeriatmedari’nin varlığını hissettirdiği İslami mücadele de bu dönemde daha belirgin hale geldi. Süreç içerisinde, Ali Şeriati ve çevresindeki aydın kadronun özellikle gençler üzerinde büyük bir etkisinin olduğunu söylemek gerekir. Onun özellikle üniversitelerde veya Hüseyniye-i İrşat merkezinde vermiş olduğu konferanslar, rahatlıkla gündeme yansıyor ve gençlerin Şah rejimine karşı daha canlı bir şekilde mücadele vermesini sağlıyordu.

İran’ın her kesiminde benzer mücadeleler söz konusuydu. Belucisten, Turkmenisten, Azerbeycan ve Kurdistan bölgelerinden Şah’ın zulmü arttıkça, siyasal bilinçlenme ve mücadele de hız kazanıyordu. Şiddet ve baskı daha güçlü bir muhalefet cephesini kendisiyle birlikte getiriyordu. Şah despot rejiminin baskıları, şiddet uygulamaları, zorbalığı arttıkça halk daha çok bilinçleniyor, fedakarlık ve pratiğinde kimseden geri kalmamaya çalışıyorlardı. Kürdistan’da diğer sol ve milliyetçi gurublarla birlikte Ahmet Müftüzade de ailesinden gelen dini ritüelleri devam ettirerek, İslami bir mücadele veriyordu. İhvan hareketinin dünyada mücadele alanında ciddi başarılar kazanmasının sağladığı popüler propaganda Kürdistan’da da etkisini göstermiş, gençler arasında büyük bir sempati kazanmıştı. Seyit Kutup, Hasan El Benna ve Mevdudi’nin kitapları yasaklamalara rağmen gençlerin mücadele metodunu şekillendirmesinin dayanakları haline gelmişti. Ahmet Müftüzade’nin örgütlemesiyle, Müslümanlar kısa bir zamanda Kürdistan’ın güçlü mücadele hattını oluşturmuşlardı. Müftüzade, sıradan bir mücadele adamı değildi. Önemli alimlerden, ilim merkezlerinden medrese tahsili yapmış ve bunun devamında üniversite tahsilini de tamamlamıştı. Siyasi basireti ve mücadele anlayışı onu inkılabta seçkin bir konuma oturtmuştu. Birlikte ve işbirliği içinde sürdürülen mücadele neticesinde Şah kaçmak zorunda kalmış ve İmam Humeyni Paris’ten ülkeye geri dönmüştü. Kürdistan’dan yaklaşık 5 bin kişinin karşılamaya giden mahşeri kalabalığın içine karışmış ve Müftüzade, İmam’ın Behişt-i Zehra’da kalabalığa yaptığı konuşmanın platformunda dördüncü kişiydi ve onunla sıcak bir diyalog içerisinde olduğu gözleniyordu.

Daha sonrasında devamlı olarak görüşmeler yapıldı, istişare toplantıları düzenlendi, talepler, öneriler dile getirildi. Bütün İran birleşenleri büyük bir heyecanla İnkılaba sahip çıktılar. Karanlık bir zulmet sürecinden sonra, ülkenin tamamında bir bahar havası hakimdi ve adaletin, eşitliğin, kardeşliğin hakim olacağı bir ülkeyi yeniden inşa etme dönemi başlamıştı. Zaferden daha bir ay gibi bir zaman geçmeden, bu bahar havası dağıldı. Belli bir konuma sahip olma mücadelesi verenlerin, gerçek niyetlerinin sırıtmaya başladığı yeni bir döneme girildiğinin sinyalleri duyulmaya başlandı. Müftüzade çevresiyle birlikte yaptığı müzakerede inkılabın öncülüğünde görünmeye başlayanların farklı niyetler taşıdıklarını pratiklerine yansıttıklarını dillendirmeye başladı. Ayetullah Munteziri, Telagani, Muhendis Bazergan, Rıza İsfehani, Ali Gulzadei Gafuri ve benzeri birkaç kişinin dışında kalanların egemenliği ele geçirme ve kendi çizgilerinin dışında kalanları tasfiye etme çabası içerisinde olduğunu ilk defa bu toplantılarda dile getirmeye başladılar. Arkadaşlarının da aynı görüşü paylaştığının anlaşılmasıyla birlikte, bundan sonraki süreçte daha dikkatli davranılması gerektiği görüşüne varıldı. Cumhuri İslami Partisi’nin hakimiyeti tamamen ele geçirme ve mezhebi değerleri yönetimin temel ilkeleri haline getirme çabasında olduğu ve evrensel İslami düşünce özelliğinin giderek silikleşeceği artık sırıtmaya başlamıştı. Bazari denilen sermaye çevresiyle ilişki içinde olan veya bu kesimde yer alan ulemanın Cumhuri İslami Partisi’nin denetimini ele geçirmesiyle birlikte, egemenliği daha fazla pekiştirmek maksadıyla geleneksel mezhepçilik öne çıkarıldı ve ehli sünnet camiasına karşı da tepkisel bir politika izlendi. Sadece bu bile, güvensiz bir surecin başlayacağı işaretleri veriliyordu. Bütün dünyanın gözbebeği olan İnkılabın yeni siyaseti, “ehli sünneti silikleştirme ve Şia mezhebine yönelme” tarzında belirlendi ve bu çevrenin ana hedefi haline getirildi. Müftüzade ve çevresi İslam İnkılabından bekledikleri performansı, dinin aslına yönelik pratiği ve evrensel İslami mesajı duyamadıklarından, bildiri ve açıklamalarla seslerini duyurmaya ve itirazlarını kamuoyuyla paylaşmaya başladılar.

Bunun üzerine İnkılabın önde gelenleri, bunun bir geçiş süreci olduğunu ve halkın bilinçlenmesi için belirli bir zamana ihtiyaç olduğu; bu konuda endişe duymaması gerektiği yolunda sözler verdiler. Söylenenlerle, uygulama tezat içerisinde olduğundan, Molla Abdulaziz, Ahmet Müftüzade bir grub ulemayla birlikte İmam Humeyni’nin Kum’daki evine gittiler. Orada yapılan özel toplantıda Ahmet Müftüzade İmam Humeyni’ye hitaben şöyle konuşuyordu: “Gelenekçi ve beyinleri donmuş ulema tabakasıyla bir bağlantının olmadığını düşünüyordum… Halk İslam Hükümetinin kurulmasını gerçekleştirmek için kıyam etti, Safevi yönetimini yeniden canlandırmak için değil! Bu konuda nasıl bu kadar gevşek davrandığınızı anlayamıyorum!” imam Humeyni cevap olarak şöyle diyor: “Bu dönemin taklid makamı Ayetullah Şeriat Medari’dir. Yapmak istediklerimize engel oluyor ve verdiğimiz sözleri yerine getirmemize izin vermiyor...”

Kürt alimlerinin Kum'da İmamla görüşmesi

Ahmet Müftüzade verilen bu cevaba öfkeleniyor ve tepkisel bir şekilde oradan ayrılarak Şeriat Medari’nin evine gidiyordu. Görüşmenin, ülkedeki gelişmeler üzerine görüş aliş-verişinin ardından açık bir şekilde “Siz mi, yapılmak istenenlere, verilen sözlerin yerine getirilmesine engel oluyorsunuz ve bunun önünde duruyorsunuz!?” diye sorar. Şeriat Medari, bu haberin doğru olmadığını ve hiçbir zaman ülkede yapılacak hayırlı bir girişimin önünde durmadığını açıklar. Bu görüşmelerden sonra Ahmet Müftüzade, Kum’dan Tahran’a gelerek, İnkılabının diğer kadrolarıyla görüşmelerine başladı ve bunun devamında Huseyniye-i İrşad merkezinde yaptığı bir konuşmada, Kürt halkının mazlumiyet ve mahrumiyetine değinerek, İran halkının tevhit bilinciyle gerçekleştirdiği İnkılabın nasıl olması gerektiği ve sahip olunması gereken İslami hedefler üzerinde durdu. Geniş bir katılımın olduğu konferansta yaptığı açıklamalarında, Cumhuri İslami Partisi’nin Kürt ulusu ve ehli sünnet aleyhinde sahnelediği komplo ve ihanetleri ifşa etti ve anayasaya yerleştirilmeye çalışılan bir kısım maddelerin Kur’an ve Sünnete aykırı olduğunu açıkladıktan sonra, bu kirliliği gördükten sonra siyaset yapmasının mümkün olmadığını ve bundan sonraki süreçte eğitim ve kültürel çalışmalarına devam edeceğini duyurdu. Senendej’e döndükten sonra da yaptığı bir açıklamayla İslam inkılabının verdiği sözlerde durmaktan giderek uzaklaştığını, dolayısıyla böyle kirli bir siyaset ve ilişki ağında daha fazla yer almanın çok da ahlaki olmadığını ve İnkılab hareketiyle birlikte durdurdukları eğitim ve kültürel çalışmalarının yeniden başlatılmasının daha hayırlı olacağını açıkladı.

İlişkisini İnkılab kadrosuyla bu şekilde kesmesine rağmen, Kürdistan’da devam eden komplo ve ahlaksızlaştırma hareketinden dolayı, sadece eğitim ve kültürel çalışmalarla yetinmenin Müslüman ve ulema sorumluluğunu bertaraf etmeyeceği düşüncesiyle, “kötülükten sakındırma ve iyiliği emretme” çalışmalarını ve alandaki örgütlenmesini hızlandırdı. Tahran’da Halkın Mücahitleri ve diğer bir kısım Marksist siyasal hareketlerinin yasaklanması ve bunların faaliyetlerini yeraltına çektiklerini açıklamasından sonra, tamamen yeni rejimin kontrolüne geçmemiş olan Kürdistan’da daha rahat faaliyet gösterebilecekleri savıyla o bölgeye hareket edip, oralarda üstlenmeye başladılar. Propaganda, destek ve teknik imkanlardan dolayı o bölgenin bir gerçeği olan Müslüman Kürtlere tepeden bakmaya veya onların yeni rejimin bir parçası ve yardımcıları oldukları düşüncesini halk arasında da yaymaya başladılar.

Cepheleşme ve düşmanlıkların çatışmaya dönüşmesiyle birlikte müzakereler başladı. Kasımlo, Şeyh İzzettin ve Müftüzade arasındaki görüşmelerde ciddi bir sonuç alınamadı. Müftüzade, bağımsızlığın ve ayrışmanın hiçbir açıdan sağlıklı olmadığını ve uluslar arası konjektörde buna hazır olmadığını dolayısıyla “muhtariyet”in daha doğru bir seçim olacağını savunmasına karşılık, diğer liderler bu savunmanın hükümete olan bağlılıktan kaynaklandığını ve gizli bir komplonun neticesinde “Kürdistan’ın bağımsızlığına kavuşması için şartların ve zeminin uygun olmasına” karşılık buna engel olmanın ihanet olacağını savunuyorlardı. Bu düşünce farklılığı onların ideolojik açıdan ayrışmasını daha fazla hızlandırdı ve pratikte de düşman kamplar haline gelmelerine yol açtı. Birbirlerinin aleyhinde yaptıkları propagandalar, onların gerçek mesuliyetini gölgeler boyuta ulaştı. Sol kesim, ayrıntı bazı ihtilaflara rağmen birlik içerisinde hareket ediyorlardı. Yeni hükümet de Kürdistan’daki karışıkların daha fazla artmasını beklercesine, Şah yanlıları, sol siyasal hareketleri ve İnkılab karşıtı güçlerin Kürdistan’da daha fazla kümelenmesine zemin hazırladı.

Tahran'dan gelen heyet

Merkezi hükümetten görüşmeye gelen Telegani, Behişti, Refsencani ve Beni Sadr gibi yetkililer, sol kesimin keskin tavrıyla bir yere varılamayacağı kararına vardıktan sonra bu kez yeniden Ahmet Müftüzade çevresiyle diyalog kurmanın yollarını araştırmaya başladı. Kürdistan’daki bütün siyasi hareketler askeri teçhizat ve güç sahibiydiler. Bu şehrin sokaklarında silahlı komitelerin varlığından rahatlıkla anlaşılıyordu. Askeri karargahlar ve güvenlik merkezleri İnkılabın sonuçlanmaya başladığı esnada, halk tarafından kuşatılmış ve boşalan karargahlardaki ağır ve hafif silahlar siyasi güçlerin eline geçmişti. Dolayısıyla bu güçler hem kendi bölgelerini kontrol etmek, kendilerine yönelik her türlü saldırıyı engellemek veya merkezi hükümete kendi taleplerini kabul ettirmek amacıyla daha çok silahlandılar ve mahallelerinde kurdukları komitelerle sokak denetimlerine başladılar. Kürdistan, dış güçlerin de hareket alanı haline geldi. İlişkiler, diyaloglar, meydan okumalar, restleşmeler en çok bu bölgede kendisini hissettirmeye başladı. Fars ırkçılığını önceleyenlerin yaptığı çalışma neticesinde bir kısım Kürtlerin yeniden tarihi yanılgıya düşmesinin zemini oluşturuluyordu. Onların nerdeyse tamamı Kadi Muhammed’in oynanan bu oyunlar konusunda geçmişte yaptığı şu açıklamayı unutmuş gibiydi:

Düşmanlarınıza aldanmayın, düşmanlar hangi ulustan ve guruptan olurlarsa olsunlar, düşmanlarımızdırlar, merhametsizdirler, vicdansızdırlar, size acımazlar. Sizi birbirinize kırdırırlar, yalan dolanlarla, para-pulla sizi karşı karşıya getirirler. Kürt halkının düşmanları içinde en zalimi, en mel'unu, en dini değerlere uymayanı, en acımasızı Fars ırkçılarıdır. Onlar Kürtlere yönelik her türlü suçu işlemekten geri kalmazlar, tüm tarihi boyunca Kürtlere düşman olmuş, kin gütmüştür, gütmektedir. İsmail Ağa'yı (Simko), kardeşi Cevher Ağa'yı, Mengur'lu Hamza Ağa'yı ve daha nicelerini, Kur’an'a yemin ederek kandırdılar, kalleşçe öldürdüler. Onlar, Fars ırkçılarının kendilerine iyi davranılacağına dair Kur’an üzerine ettiği yemine safça inandılar. Bugüne kadar olan tarih boyunca hiç kimse, onların sözlerine sadık kaldıklarını, Kürtlere verdikleri sözü tutup vaatlerini yerine getirdiklerini görmemiştir. Küçük bir kardeşiniz olarak size diyorum ki, Allah aşkına, birbirinizi tutun, birbirinize destek olun. Emin olun ki, eğer düşmanınız size bal veriyorsa mutlaka içine zehir katmıştır. Onların yalan vaatlerine, sözlerine kanmayın, eğer Kur’an’a bin kez el basıp söz verse de amacı sizi kandırmaktır, hile yapmaktır.

Şimdi de size diyorum ki artık Fars ırkçılarına inanmayın, onların Kur’an'a el basarak verdikleri söze inanmayın. Size nasihat ediyorum ki yüce Allah aşkına vaatlere artık kanmayın. Çünkü onlar ne Allah'ı tanıyorlar, ne peygambere, ne kıyamet gününe, ne Allah huzurunda hesap vermeye inanıyorlar. Onların nezdinde, Müslüman da olsanız, Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onların düşmanısınız, malınız onlara helaldir. Ben geçmişimizi ve Fars ırkçılarının söz vererek, hileyle kandırıp yakaladığı, öldürdüğü büyüklerimizi çok düşündüm. Onlar her zaman aklımdaydılar ve ben hiç bir zaman onlara güvenmedim. Ama onlar buraya (Mahabad) dönmeden önce, yolladıkları mektuplarla, elçi olarak gönderdiği ünlü Kürt ve Farslarla, Acem devletinin, Şah'ın kendisinin kötü amaçları olmadığına, Kürdistan'da bir tek damla kan akıtmayacaklarına dair söz verdiler. Onların verdikleri sözün neticesini, şimdi siz kendi gözlerinizle görüyorsunuz. Eğer aşiret reislerinin ihaneti olmasaydı, onlar kendilerini Acem hükümetine satmasaydılar, bunlar da bizim ve Cumhuriyetimizin başına gelmezdi.” Ne yazık ki, tarih yeniden tekerrür ediyordu. Anca gerisinde büyük acılar ve dramlar bırakacak şekilde… Aynı tarih sadece İran’da tekrarlanmıyordu. Kadi Muhammed’in uyarısına uyulmadığı için, çok kan döküldü. Analar ağladı, çocuklar yetim kaldı. Zindanlar insan çürütmeye, işkenceciler işkence yapmaya devam ettiler.


silahlanan Müftizade yanlıları

Sol kanadın ideolojik ve örgütsel basiretsizliğinden Müslüman Kürtler de nasibini alıyordu. Onlara yönelik tehditler, hakaretler ve aşağılayıcı tavırlar onların kendilerini koruma refleksi göstermelerine ve yoğunlaşan saldırılar karşısında sığınacak bir yer arayışı içerisine girmelerine vesile oldu. Kimin haklı, kimin haksız olduğunu ispatlama çabası hiçbir fayda vermez. O günün şartlarında büyük bir imparatorluk birikimine dayanan güçlerin karşısında, tecrübesiz, bilgisiz ve olayları idare etme basiretine sahip olmayan küçük siyasal hareketlerin o günün şartlarında ne yapması gerektiğini bugün söylemenin hiçbir derde deva olmayacağı da açıktır. Müftüzade, Senendej’in büyük camisinde verdiği vaizlerle halkı hazırlanan komplolar hakkında bilinçlendirmeye çalıştı. İslam İnkılabı yetkilileri Kürdistan’a sıklıkla düzenledikleri gezilerde anlaşmaya varamadığı ve taleplerini fazla gördüğü sol Kürt hareketlerine karşı yeni arayışlar içerisine girmenin devamında, Müftüzade çevresiyle diyalog içerisine girdi ve bölgenin komünistlerden temizlenmesi durumunda hem Kürtlerin ve hem de ehli sünnetin taleplerinin makul karşılanabileceğini ve “kardeşlikte ayrım, adaletsizlik, eşitsizlik, yok saymanın veya kendi bünyesinde eritmenin mümkün olmayacağı”nı savunuyordu.

Müftüzade ve çevresindeki alimler, hiçbir şekilde Kürtlerin kardeşlerini öldürmesine aracı olmayacaklarını söylemeleri üzerine, görüşmeye gelen yetkililer Kürtlere yönelik hiçbir saldırının olmayacağını, sadece yaptıkları çalışmalarla halkı dinsizleştirme çabası içerisinde olan Marksist örgütlerin Kürdistan’dan temizlenmesinin gerektiğini dile getiriyorlardı. Sol kesim de elde ettikleri askeri ve siyasi güçle alan hakimiyeti sağlama faaliyetleri yapıyor ve bunun neticesinde egemenliklerini kabul ettirmek amacıyla sıradan insanlara baskı yapmaya çalışıyorlardı. Kuşkusuz bunu yapmaları için de her türlü psikolojik zemin de hazır hale getiriliyordu. Önleri olabildiğince açıktı.

İran cumhurbaşkanı Beni Sadr, Cumhuri İslami Partisi başkanı Behişti, meclis başkanı Refsencani, Ayettullah Talagani bölgeye yaptıkları ziyaretle Müslüman Kürtleri yanlarına çekmeye çalışıyorlardı. Onlarla kurdukları sıcak diyalogla, kendilerinden başka hiçbir çareleri, sığınakları ve destekçilerinin de olamayacağı gerçeğini vurgulayarak, bu gerçeğe teslim olmalarını sağlıyorlardı. Müftüzade ve birlikte olduğu alimler Kürdistan’da bir çatışma ortamının telafisi mümkün olmayan yaralar açabileceğini, “Kürtlerin birbirlerini öldürme ihaneti içerisinde” olmalarının mümkün olmadığını her görüşmede, açık bir şekilde beyan ediyorlardı.

Kürdistan tam bir komplo, fitne, anarşi ve belirsizlik merkezi haline getirilmişti. Bu hale gelmesinin tabii bir seyir olmadığı açıktı, ancak sorun o kadar girift ve çıkmaz hale gelmişti ki, ondan çıkışla ilgili olarak sağlıklı bir karar vermek zordu. İlk başlarda, Müslüman Kürtlerin kendilerini korumaları maksadıyla “Peşmerge-i Muslimanı Kurd” ismi altında komiteler kurulmasına ve bunların resmi kurumlar gibi çalışmasına karar verildi. Ortak hedefler konusunda varılan antlaşmada, hükümetin Kürdistan topraklarında hakimiyetini sağlaması maksadıyla yapılacak çalışmalarda sivil halkın zarar görmemesi için yeterli dikkatin gösterilmesi gerektiği üzerinde ittifak edilmişti. Ve temizlik operasyonunda, zorunlu olmadığı zamanlarda şiddet kullanılmaması ve kan dökülmemesi için büyük bir özen gösterilmesi gerektiği üzeride de anlaşmaya varıldı. Ancak unuttukları bir şey vardı ve tarih yeniden tekerrür edecekti. Bunun farkında değillerdi.

tahrandan gelen hüsnü niyet heyetinin ehli sünnet alimleriyle görüşmesi. behişti, ahmet müftüzade, daryuş feruher, muhammed rebihi ve ehli sünnet al

Ahmet Müftüzade, yeni hükümetle işbirliği yapmanın gerektiğini, kendilerinin bu inkılapta paylarının olduğunu ve topraklarının bir gerçeği olarak varlıklarını korumak zorunda kalabileceklerini, ancak hazırlanan komplolarla bu gerçeğin göz ardı edildiğini ve kendilerine yönelik imha operasyonlarından çekinmeyeceklerini hatırlatıyordu. Senendej camisinde veya düzenlenen büyük gösterilerde, halkı bu konuda bilinçlendirme çabası sergiliyordu. Yayınladıkları bildiriyle, Kürdistan’da kardeş kavgasına hiçbir şekilde aracı olmayacaklarını ve bu konuda hazırlanan ihanet planlarının bir parçası olmayacaklarını tekrarlıyordu. Sivillerin kanın akmayacağı ve Kürt halkının zarar görmeyeceği üzerine varılan antlaşma, uyarı, şikayet, tenkit ve sert itirazlara rağmen söz her zaman güçlüden yana oldu. İnkılabının art niyetli kadroları Müftüzade’nin bağlılarıyla kurduğu diyalogla onları olabildiğince kullanmaya, kendi yanına çekmeye ve temizlik operasyonlarında ön safhada savaştırmaya muvaffak oldu. Öyle ki belli bir dönem sonra, Peşmerge-i Müslimani Kürd’te kontrol tamamen devrim muhafızlarındaydı. İşsiz ve bilinçsiz gençleri bu komitelerin içine alınarak savaş alanlarına sürüyorlardı.

Şehirlerde, kasabalarda ve köylerde yapılan temizlik esnasında bilinçaltında ırkçılık hezeyanlarını depolayanların, sivillere baskı, işkence ve şiddet kullandıkları sıkça görüldü. Urumiye Cuma imamı Heseni, Halhali, Çamıran ve benzerleri bu şiddet ve zor politikalarında bizzat iştirak eden kişilikler olarak tanındı. Kürtlerin yaşadıkları bölgelerde savaşın dozajı artırıldı. Tecavüz ve sivillere yönelik işkence, cinayet haberleri bütün İran’da duyulmaya başlandı. Hal bu seviyeye ulaşınca, Kürdistan’da Müftüzade’ye yönelik tepkiler ve eleştiriler yoğunlaştı. Yapılan bu uygulamalara, halka açılan savaşa ve pervasızlığa daha fazla dayanamayacağını anlayan Müftüzade bir grub arkadaşıyla birlikte Senendej’den ayrılmaya karar verdiğini ve Peşmerge-i Muslimani Kurd ile hiçbir ilişkilerinin olmadığını Camide yaptığı bir vaazda halka açıkladı. Daha sonrasında bir grub arkadaşıyla birlikte Kirmanşah’a hareket etti. Ondan sonrasında, Peşmerge-i Muslimani Kurd tamamen rejimin denetiminde, kontrolünde bir hareket olarak varlığını sürdürmeye devam etti. Esasen çatışmaların hemen başında da Devrim Muhafızları’nın denetim ve kontrolüne girmişti ve çeşitli menfaat, destek ve yardımlarla onların rengine bürünmüştü. Onların menfaatleri için, muhaliflerine karşı savaşan, öldüren ve ölen bir cinayet şebekesi haline getirilmişlerdi. Öylesine büyülendiler ki, ne yaptıklarının, başladıkları bu kirli oyunda nereye kadar gideceklerini bilmiyorlardı. Rejim onların cinayetlerine, adam kaçırmalarına, işkencelerine göz yumuyordu. Onların baskınları için her türlü bilgi, lojistik destek ve yardımı sağlıyordu. Aşiret mantığıyla başlattıkları, rejimin muhaliflerini imha operasyonunda kirlenmiş bir bataklığın içerisine yuvarlandıklarının farkında değillerdi. İçinde bulundukları bu kirli durumu meşru göstermek için, tertemiz İslami değerleri de kullanmaları onları masumlaştırmadı. Kısa bir zamanda bu örgütlenme sistemin tamamen kontrolüne geçti. Müftüzade durumun vahametini anladığı zaman iş işten geçmişti bile. Son çare olarak yaptığı konuşmalarda bu örgütle hiçbir ilgisinin olmadığını açıklamakla yetindi, ancak var olan güvenini yitirmeye de engel olmadı. Rejim ise, onların desteklerini çekmelerine duyduğu öfkeyle Peşmergeyi Muslimani Kurd örgütünün, Müftüzade ile ilgisinin devam ettiğini halk arasında yaymayı sürdürüyordu. Ahmet Müftüzade de, yayınladığı bildiri ve kendi sesinden doldurttuğu kasetle, Peşmergeyi Muslimani Kurd’ın artık kendileriyle hiçbir ilgisinin olmadığını ve sistemin bu propagandayla Kürdistan’da işlenen cinayetleri bu örgütün üzerine yıkarak, kendisini temize çıkarmak istediğini ve bu örgütün kardeş kavgasında, Kürdistan’a yönelik savaşta yer aldığı yalanıyla çirkin bir oyun oynadığını geniş kitlelere duyurmaya çalıştı.

Kısa bir süre sonra, onların elinde bulunan silahları toplatıldı ve onları daha önce karşı karşıya getirildikleri sol silahlı militanlar karşısında savunmasız bıraktılar. Solcular tamamen sindirilmeden veya ülke dışına çekilmeden önce, Peşmergeyi Müslimani Kurd kadrolarının önde gelenlerinden 86 tanesini, Kürdistan’ın değişik şehir ve kasabalarının meydanlarında gündüz vakti aleni bir şekilde kurşuna dizdiler. Bunu yaparken de hiçbir müdahaleyle karşı karşıya gelmediler.

İnfaz Edilen Kürtler

Bu saatten sonra, Ahmet Müftüzade artık rejimin yandaşları tarafından tehdit edilmeye başlandı. Özellikle Kirmanşah Cuma imamının saldırganca çıkışları ve tehditleri karşısında çekinmeden cevap vermesinin ardından, Müftüzade’nin evi güvenlik güçleri tarafında sürekli olarak muhasara altında tutuldu. Ancak baskılar onu susturmadı. Müftüzade, Kürdistan’da Şialaştırma hareketinin çok da ahlaki olmayan boyutlarda sürdüğünü görmesi üzerine, ulaşabildiği bölge alimleriyle bir toplantı yaparak, Ehlisünnet camiasının baskılardan kurtarılması ve haklarının korunması gayesiyle 1980 yılında Şura-i Merkeziy-i Ehlisünnet (ŞEMS) ismiyle bir şura inisiyatifi oluşturdu. İslam İnkılabı yetkilileri özellikle de Ayetullah Halhali, bu oluşumun Taif Konferansıyla ilintili ve gayesinin de ülkede anarşi çıkarmaya yönelik olduğunun propagandasını hızlı bir şekilde yapmaya ve onu medyanın da desteğiyle suçlamaya başladı. Ahmet Müftizade, bu yalan propagandadan dolayı büyük huzursuzluk duyuyor ve inkılab kadrosu içerisinde bulunanlara bu rahatsızlığını dile getiriyordu. Ayetullah Munteziri’nin oğlu Muhammed Munteziri ile yaptığı bir görüşmede: “Siz de iyi biliyorsunuz ki, biz ne Amerika’ya ve ne de onun dışındaki herhangi bir güce bağlı değiliz. O zaman neden bize iftira atıyorsunuz!?” demesi üzerine şu cevabı alıyordu: “Sen de, bizim fıkhımızda düşman ve muhalifi mağlup etmek için, yalan ve iftiraya başvurulabileceğini iyi biliyorsun.”

Müftizada ŞEMS’in birinci kuruluş yıl dönümünde, sistemin Ehli Sünnet camiasına yönelik baskıları ifşa ederek, onlar aleyhinde düzenlenen komplo, töhmet ve yalanlarla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “İran İslam İnkılabı Cumhuriyeti yöneticilerinin inhiraf içerisinde olduklarının ve Müslümanların vahdetini istemediklerinin en açık ispatı, İran anayasasının sadece Kur’an ve Sünnete muhalif olmakla sınırlı olmakla kalmayıp, bizzat Caferi mezhebine de aykırı olduğu gerçeğidir. Bu konuda İran’ın her yerinde, İnkılab kadrosuyla aleni veya özelde bu konuyu müzakere etmeye hazırım. Bununla yetinmedi, yaptığı konuşmasının kaydını oluşturan altı ses kasetiyle bu konunun özetini içeren bir bildiriyi, İmam Humeyni’ye gönderdi. Kürdistan bölgesinde gençlerin Şiileştirme hareketinin bütün araçlarla yoğun bir şekilde devam ettiği, tamamen Sünni olan şehirlerde şehrin her tarafına Şia mescidleri yapılırken, Tahran’da bir tek mescidin yapılmasına izin verilmediği, Anayasa’nın maddelerinin Müslümanların vahdetine aykırı olduğu, büyük bedeller ödenerek gerçekleşen İslam inkılabının evrensel bir mesaj taşıması gerekirken, Müslümanların vahdetini devre dışı bırakacak şekilde Şialaştırıldığı, Anayasa’da Fars ulusalcılığının ana değer haline getirildiği, kendisine verilen sözlerin hiç birinin yerine getirilmediği, Taif’e gitmediği, Kürdistan’da sivil halka yönelik şiddet ve imhanın devam ettiği şeklindeki başlıkları içeren itiraz mektubunu İmam Humeyni’ye göndermesi üzerine koparılan gürültü, kısa zamanda etkisini gösterdi… İslam İnkılabı mahkemelerinin başı olan Ayetullah Halhali, onu Taif Konferansı’na katılmakla suçlayarak 1982 yılında 250 arkadaşıyla birlikte tutukladı. Aralarında bayanların, eğitim görevlilerinin, yazarların ve alimlerin bulunduğu bu grub, ülkede Vahabilik propagandası yapmak suçlamasıyla tutuklandı. Müftüzade taraftarlarına ortalama 9 yıl ceza verilirken ona yedi yıl ceza verildi. Taraftarları en fazla üç yıl içeride kaldılar, daha sonra İmamların doğum günleri münasebetiyle çıkarılan aflarda taraftarları serbest bırakıldı. O ise hiçbir şekilde bu aflardan yararlandırılmadı. Onun ana hedefi, “dini, ümmeti, İslam vahdetini yeniden ihya etmek, Ehli Sünnet ve Kürt ulusunu korumak ve ayrıca milli, mezhebi ve iktisadi baskıları bertaraf etmekti.” Ancak, onu fitne çıkarmak maksadıyla teşekkül oluşturmak suçlamasıyla 7 yıla mahkum ettiler. Cezası tamamlanmasına rağmen 10 yıl boyunca, zindanda en şiddetli fiziki ve ruhi işkencelere maruz kaldı. Gece gündüz demeden bedeller ödeyerek gerçekleşmesi için çalıştıkları İslam İnkılabı mahkemesinin başında yer alan ve ana kadrosu idamlarda, zindanlarda hayatlarını kaybettikleri Fedaiyan-i İslam örgütünün üyesiyken Şah’ın baskısından zarar görmeden kurtulan ve daha sonrasında inkılap kadroları içerisinde yer alan Ayetullah Halhali tarafından zindana atılıyordu. Camilerde, meydanlarda, eğitim merkezlerinde sürdürdüğü faaliyetleri hiçbir şekilde yeniden canlandırmaması için de infiradi hücrede tutuluyordu. 

(Devam Edecek)

Müftizade halk arasında

DEVRİM MAHKEMELERİ BAŞKANI HALHALİ

İnfaz Edilen Kürtler

İnfaz Edilen Kürtler

İnfaz Edilen Kürtler

İnfaz Edilen Kürtler

İnfaz Edilen Kürtler

İnfaz Edilen Kürtler

Xalxali

 


1475

 

YORUMLAR

M A S 11-11-2011, 00:13:35
sevgili editör kardeşim. ben size böyle bir yorum yazmadım vede göndermedim. lütfen gönderdiğim yorumumu yayınlayın . yayınladığınız yorum bana aid değildir.saygılarımla.
 
cihat 16-09-2011, 14:44:55
yazılarınız cok aydınlatıcı oldu ahmet muftuzadenın hayatını daha ayrıntılı anlatan tavsıye edebılecegınız bır kıtap var mı
 
m.a.s 13-09-2011, 22:27:36
yakup efendi.meğer bu İSLAM İNKILABI önderleri neymişde biz bilememişiz.1978 den beri inkılabı takip eden biri olarak bilmediğimiz neler varmış meğer.insanda insaf ,izan diye birşey olur.şahsım 1978 den beri iran ile ilgili leh ve aleyte birçok insanlarla görüştüm fakat bu kadar çileler çekmiş birçok cephelerde bulunmuş çok farklı guruplarla beraber olmuş birinin değerlendirmesi böyle olmamalıydı diye düşünüyorum.ben sizli mezhep , ırk anlayışlarını çoktan aşmış biri olabileceğinizi düşünmüştüm.yanılmışım. ALLAH,cc hesap vereceğiz zerre hayır ve zerre şerden vede söylediğimiz her sözden hesaba çekileceğimiz günü hatırlatıyor RABBİM den af ve mağfiert diliyorum.
 
musluman 04-09-2011, 23:22:03
sayın yakub beyin bu yazıları çok ok önemli iran konusundaki belirsizliğimizi aydınlatıyor Allah c.c. razı olsun
 
SELAMİ SAYGIN 04-09-2011, 10:20:09
Sayın Aslan, burada Müftüzade ile Kasımlo Hizbi (İ-KDP) arasındaki farklılıklar hakkında beyan edilenlerle, carol Prunhuber'in Kürdistan'ı Düşlerken/Kürt Rahmanın Tutukusu ve Ölümü adlı kitapta anlatılanlar uyumlu değil. Bu konuda açıklayıcı bilgilere de yer verilirse okuyanlar için faydalı olabilir. Sağlık ve afiyet dileklerimle, selamlar saygılar.
 
Sinan 03-09-2011, 13:24:13
Muhammed Rıza Rehimi Fatimi’deki banka yolsuzluğuyla bugünlerde fazlasıyla gündeme geliyor. Cumhurbaşkanı yardımcısı olan Rehimi aslında ise üzeri örtülmeye çalışılan bir seri cinayetin uygulayıcısı. Kürdistan’ın önemli alimlerinin, siyasi şahsiyetlerine yönelik terör eylemlerinden yargılanıyor ve bir seri cinayetin asıl faili olan Rehimi, Kürdistan’ın önemli alimlerinden Kirmanşah ehlisünnet Cuma imamı Molla Muhhammed Rebii’yi öldürmekten yargılanıyor. En üst fotoğrafta Humeyni’nin sağında oturan Rebii, Müftizade’nin yakın arkadaşlarından biridir de. Rebii, rejimi eleştirmesinden kısa bir süre sonra eskiden Kürdistan eyaleti valisi olan ve şimdi cumhurbaşkanı yardımcısı olan Rehimi tarafından katledildi.
 
Bawer 03-09-2011, 00:41:28
Abi Allah razı olsun.Eline sağlık,bizi hüzünlendirdin,kederlendirdin,öfkelendirdin...Rabbimiz mazlumları hangi kılıf altında olursa olsun zalimlere karşı korusun,onlara bilinç,feraset ve kirli yüzlerini görmeyi nasip etsin,zalimleri kahhar sıfatı ile kahretsin...
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 16/05/2012 - 07:23 Asya Konvoyu ve Çelişkiler IV
8 02/05/2012 - 22:25 Şervan'a Kız İstenecekti Hayrettin Hocam
8 27/04/2012 - 15:22 Asya Konvoyu ve Çelişkiler III
8 15/04/2012 - 23:40 Asya Konvoyu ve Çelişkiler - 2
8 05/04/2012 - 18:35 Asya Konvoyu ve Çelişkiler
8 17/03/2012 - 14:02 Halepçe, Roboski, Pozantı, Suriye Zulüm Konsepti
8 01/03/2012 - 14:26 Serhıldan mı, İntifada mı?
8 09/01/2012 - 19:16 İsrail Savaş Uçakları Roboski'yi Bombaladı
8 30/12/2011 - 17:09 Kaçakçıları da Vururlar
8 22/12/2011 - 08:47 Van Depreminde İnsanlık Sınavı III
8 08/11/2011 - 13:15 Van Depreminde İnsanlık Sınavı II 
8 01/11/2011 - 18:27 Van Depreminde İnsanlık Sınavı
8 26/09/2011 - 16:27 Özgürlük Savaşçısı Miho Gewdan
8 18/09/2011 - 14:38 Şemdinli İzlenimleri
8 14/09/2011 - 11:16 Ayin
8 02/09/2011 - 23:21 Alleme Ahmet Müftüzade’nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış (III)
8 23/08/2011 - 14:40 Medyanın En Vicdanlı Aydını Böyle İse
8 16/08/2011 - 14:21 Berçelan Yaylasında İftar Açmak
8 26/07/2011 - 13:41 Allame Ahmet Müftüzade’nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış (II)
8 24/06/2011 - 10:41 Kuzuyu Kurda Emanet Etmemizi İstiyorlar
8 09/06/2011 - 13:55 Fravunlaşan Kirli Siyaset
8 01/06/2011 - 20:55 Van Toprak Kale Mağarası ve Veli Küçük
8 24/05/2011 - 16:48 Allame Ahmet Müftüzade'nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış
8 28/04/2011 - 14:46 Yaranın Masajı / Habil Ve Kabil (TERCÜME)
8 18/03/2011 - 09:41 Halebçe zalimlerin kalesine düşen bir bombadır
8 09/03/2011 - 17:47 İran Yeşiller Hareketi'nin kendi dilinden gerçeği (Tercüme)
8 29/01/2011 - 23:10 "Filistin Kurtuluş Savaşına Koşan Gönüllüler"
8 20/01/2011 - 08:41 Mazlumder Agos Gazetesini Ziyaret Etti
8 06/01/2011 - 10:29 Bize Kimlik Biçme Zahmetinde Bulunanlar
8 24/11/2010 - 18:17 BATI NATO ŞEMSİYESİ ALTINDA NE YAPIYOR?
8 27/10/2010 - 16:36 İSLAMİ MÜCADELENİN YİĞİT EVLADI ABULHAMİT TURGUT’UN ARDINDAN…
8 16/10/2010 - 20:57 Peyanîs Katliamının Düşündürdükleri
8 27/08/2010 - 23:48 SAADET PARTİSİNDE KADAYIFIN ALTI KIZARDI
8 11/08/2010 - 23:43 KÜRT SORUNU PLATFORMU DEĞERLENDİRMESİ
8 22/07/2010 - 21:28 BAKAH OLUŞUMU ÇEVRESİNDE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI
 

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  
1 Taraf Gazetesi İdris Naim Şahin'i Oduna Benzetti!
2 "O Emri Hangi Hayvan Verdi!"
3 Büyük Oyunların Küçük Beyinleri
4 Leyla Zana'ya 10 Yıl Hapis Cezası
5 İçişleri Bakanı'nın işaret ettiği komutan
6 Uludere’den Erdoğan’a Cevap
7 Lübnan'da tansiyon yüksek: 2 ölü
8 Hâkim gülünce sıkıntı olmaz sandım
9 Tarihi affın affı da geldi!
10 4+4+4 için karar günü!

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
KAFİRLİK BUDUR İŞTE
İslam alimi diye egemn güçlerin menfaati uğruna ırksal ahkam kesen, fetva veren çok insan var. Türk ...
Mamoste
Dindarlar ve Kürtler >>
Xuwde yeke u heQe
Mirov xuwde xuvw bawerin u weke heqexuvw.Ne mirovji weke zikexuvw bawerin. Ew sed salen,xuvwnam...
denge muslumanen kurd
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
islam
ALLAH ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. yazılarınızı beğenerek okuyorum .yazılarınızdan dolay...
SADETTİN
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
Vicdan ve Takva
Anlaşılan insanları, Kürd, Türk, Müslüman, İslamcı ve sair bloklara ayırmaya gerek yok. Türk-İslamcı...
Sinan KARA
Dindarlar ve Kürtler >>
Müslümanları İhlasları ( dürüstlükleri) kurtaracak
"Hz Peygaqmber buyuruyor: İnsanlar helaktadır; Alimler müstesna... Alimler helaktadır;Amiller(amel...
Kutbeddin Nurlubaş
Dindarlar ve Kürtler >>
Kitabın orta yerinden okuyorsun Ahmet bey......
vanli
Dindarlar ve Kürtler >>
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Mükemmel bir söyleşi
Nerdesin Seydam ya? Bu güne kadar neden bir şey söylemedin de sessiz kaldın? Keşke daha erken konuşs...
Ali Kemal
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
Evet söz konusu kürt olunca helaller haram oluyor.Ve en acısı'da bunu din adına yapırlar.Ve kürtler'...
HİLAL
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Orhan Miroğlu

İki hatıra

Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com