Mekânların sahip olduğu nitel özellikler, dindar olabilmenin kolaylığını ya da zorluğunu belirleyen asli ölçüttür. Kürdistan koşullarında hâkim olan konjonktürel gereklilikler, iyi bir Müslüman olma noktasında bazı avantajları barındırmakla birlikte, ciddi manada dezavantajları da potansiyel olarak bünyesinde taşımaktadır.
Geleneksel motiflerin ağırlıklı olduğu toplumlarda, dini hassasiyetlerin daha yoğun bir şekilde yaşandığı görülmektedir. Özelde İslam dini olmak üzere, genel olarak dinlerin yaşam alanının tüm veçhelerini etkisi altına aldığı dönem, hiç şüphesiz ki, modernizm öncesi dönemdir. Kentsel yerleşimin kırsal yerleşime nazaren daha az sıklıkta olduğu, tüketim kültürünün ihtiyaçlar hiyerarşisi çerçevesinde sınırlandırıldığı, kolektif yaşamın bireysel yaşama tercih edildiği feodal dönemde dinsel düşünüş ve duyuş, maksimum düzeyde kendini hissettirmiştir. Dinlerin öngördüğü cesaret, konukseverlik, cömertlik gibi özelliklerin kırsalda yaşayan insanların temel karakteristlikleri arasında bulunması, gereksinimlerin dışında lüks yaşama karşıtlıkta tavizsiz duruştaki ortaklıkla beraber, birlikte hareket etmenin önemine dair gerek ilahi kitaplarda, gerekse örfi hukuklarda ortaya konulan mesajlar, dinsel inancın varlığını ortaya koyma noktasında bulabileceği en uygun zemine sahip olduğunu gösterir. Bu dönemdeki örfi değerlerin yavaş yavaş tahrip edildiği Kapital dönemde, dinsel değerler de öz dinamiklerini harekete geçirme noktasında etkisiz kalmıştır. Her dönemin kendisinde içkin olarak barındırdığı kuşatıcılık kimliği, modern çağın da asli vurucu gücü olarak ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda genel olarak istemleri ve arzuları önceki dönemin bireyinden tamamıyla farklı olan yepyeni bir insan tipi vücuda gelmiştir. Bu yeni insan tipi, her ne kadar dindar olsa da, dini algılayış tarzı feodal dönemdeki bireyin dini algılayış tarzından farklılıklar gösterir. Çevresel gel-gitlerin bütüncül tarzdaki dönüştürme politikasının yol açmış olduğu bu gerekirci mantık, düşünme havzasının dönemsel determinizminin biçimlendirici kuvvetinin tesirinde kaldığını göstermektedir.
Kürdistan coğrafyası da diğer coğrafyalarda olduğu gibi kuşatıcı evrensel zihniyet dönüşümünün etkisine maruz kalmıştır. Kürt halkı, asırlar boyunca feodal kültürün yerelliğe ve inanca vurgu yapan muhtevasının gölgesinde varlığını idame ettirmiştir. Fakat dinsel havanın tümsel nitelikli bu kimliğinin Kürdistan ayağı, modernizmin yaklaşık üç yüz yıllık sürecinin etkisiyle seküler tarzda bütüncül yaklaşıma evrilmiştir. Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde bulunduğumuz bu süreçte, Kapital evrensel dünya düzeninin çok geç de olsa, Kürdistan'ın en ücra köşelerine kadar sızdığını gözlemlemekteyiz. Artık kırsalda yaşayan Kürt bireyi ile kentte yaşayan Kürt bireyinin zihin dünyaları arasında gözle görülür pek bir fark kalmamıştır. Özellikle, kitle iletişim araçlarıyla beraber eğitim kurumlarının varlığı, iki insan tipi arasındaki farkı asgari seviyeye indirgeyerek genel bazda bütüncül sekülarist özellikte bir Kürt profilinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yeni oluşan bu Kürt profili, dünya nimetlerinin olanaklarından imkânı çerçevesinde istifade etme telaşına düşerek, dinin öngördüğü uhrevi hayatı önceleme tezinden uzaklaşmıştır. Onun gözünde din, maddi dünyanın flu havasında netliği anlaşılmayan, merasimlerden ibaret ruhsal bir gıda hüviyetine bürünmüştür. Metafizik âlemin sırlarına vakıf olmak için başvurulması gereken bu kaynağın, dünyaya dönük herhangi bir yüzü söz konusu değildir artık. Böyle bir zihniyetin Kürdistan'da gittikçe yer edinmeye başlamasının asli sebebi, hiç şüphesiz ki, dünya konjünktürünün yaratmış olduğu mantalitenin küresel yayılımıdır. Bunun sonucunda din, hayatın her alanına müdahale etmesi gereken bir paradigma olmaktan çıkmıştır.
Modern dünya düzeninin dine biçtiği rol, onu sosyal yaşam alanının dışına çıkarmaktır. Her türlü propaganda araçlarına başvurarak bu hedefini gerçekleştirmeye çalışan pozitivist zihniyete karşı Kürdistan'da direnmeye çalışan örgütlü güçler ise, cemaatler ve tarikatlardır. İmkânlarının kısıtlılığına rağmen İslam'ın varlığını yaşatma ve yaygınlaştırma gayretinde bulunan bu yapıların, gönüllülük esası üzerine bina edilen çalışmaları, özellikle Kürt gençleri üzerine odaklanmaktadır. Başta barınma olmak üzere, yeni neslin birçok ihtiyacını karşılamaya dönük faaliyetleri, onların manevi bir atmosferin yerleşmesi noktasındaki istemlerinin ürünüdür. Bununla beraber Kürdistan'daki cemaatlerin ve tarikatların nicelik açısından fazlalıkları, nitelik açısından da etkinlikleri ciddi bir güç olarak ortaya çıkmalarını sağlamıştır. Onların bu gücü, siyasi mekanizmaların gözünden kaçmamıştır. Politik erkler, kendi pragmatik siyasal emellerine hizmet ettirmek için, bu yapılarla içli dışlı olmaya özen göstermişlerdir. Özellikle tarikatler ve muhafazakâr cemaatlerle ilişkilerini yoğunlaştırma gayretinde bulunmuşlardır. Radikal İslamcılardaki tevhid-şirk eksenli politik zemine sahip olmadıkları için rahatlıkla konjonktürel yapıya ayak uydurabilecek özellikte olan bu dini yapılanmalar, olması gerekeni değil de çıkarları gereği olanı tercih etmeleri itibariyle, dramatik bir tabloyu ortaya çıkarmışlardır. Her ne kadar dini hassasiyetlerin yaygınlaştırılması noktasında önemli icraatlarda bulunsalar da bu yapılar, günübirlik menfaatlerle örülü politik düzeneklerle dirsek bağı kurarak, olmaması gereken bir durumu ortaya çıkarmışlardır.
Kürdistan'da seküler yaşam tarzını benimseyen ve bulunduğu konum itibariyle en güçlü hareket olan PKK, Kürtlerin dünyevileşmesi noktasında egemen dünya sisteminden çok daha etkili olmuştur. Kullandığı Batıcı söylemlerle, geleneksel Kürt değerlerini tahrip etme yolunda ciddi manada erozyonlara yol açmıştır bu hareket. Dış merkezli bir hareket değil de, iç merkezli bir hareket olması hasebiyle, PKK'nin küresel konjonktürel dayatmadan çok daha etkili bir şekilde Kürtlerdeki dini hassasiyetleri gevşettiğini ileri sürebiliriz. Kürdistan'da kendisine alternatif olabilecek tek hareketin İslami hareket olduğunun bilincinde olan bu yapının müdavimleri, hem dilsel, hem de eylemsel noktada rahatsızlıklarını sık sık dile getirmektedirler. Onlar bu noktada Kürdistan'da faaliyet yürüten Türkiye merkezli asimilasyoncu cemaatlerle, Kürdistan merkezli sömürge karşıtı cemaatleri aynı kefeye koyarak bakış tarzlarının tamamıyla ideolojik olduğunu gün yüzüne çıkarmışlardır. Kürdistan endeksli bazı İslami yapılanmalara ses çıkarmamalarının sebebi ise, bu dini cemaatlerin siyasi bir zeminden yoksun olmaları itibariyle kendilerine alternatif olacak düzeyde bulunmamalarından kaynaklanmaktadır. Kürtlerin tek meşru gücü olduklarını her platformda dile getiren bu hareket, sahip olduğu dünya görüşü itibariyle dindar insanlara hiçbir zaman iyi niyetle yaklaşmayacaktır. Şer-i hükümlerle yönetilen bir Kürdistan'da mı, yoksa laik bir Türkiye'de mi yaşamak istersiniz sorusuna verecekleri cevap, onların Kürtleri mi, yoksa kendi yaşayış biçimlerini mi önemsediklerini ortaya koyacaktır. Bu soruya, hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, laik bir Türkiye olacaktır. Madem, laik bir Türkiye'yi, şer-i bir Kürdistan'a tercih ediyorlar, o zaman onların önceliği Kürdistan değil, laikliktir. Kürt dindarlarının onlardaki bu hassasiyeti gözeterek hareket etmeleri, hayırlarına olacaktır.
Yaklaşık 500.000 km karelik bir alandan oluşan Kürdistan toprağının, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında paylaştırılarak sömürge haline getirilmesi dramatik bir tabloyu ortaya çıkarmıştır. Kürt halkı kendileri gibi Müslüman olan halkların yönetim erkini ellerinde bulundurmalarından ötürü, onların tutsağı haline gelmiştir. Fakat bu devletlerin şer-i bir rejimle idare edilmemeleri, 1979 İran İslam devrimine kadar, Kürt dindarlarında, sorunun asli kaynağının laik rejimler olduğu kanısını uyandırmıştır. Meseleye, rejim çerçevesinde yaklaşmalarının ciddi bir yanılgı olduğunu fark etmeleri ise, epey zaman almıştır. Aslında, istenilen düzeyde hiçbir zaman olmamışsa da, bir şekilde İslami ahkâmın yürürlükte olduğu Osmanlı ve Safevi devletlerinin uzun süreli hakimiyetleri süresince de, Kürdistan sorunu hep vardı. Fakat, Kürdistan'daki dindarlar tarihi gerçekliklerden o kadar kopuk yaşıyorlardı ki, sorunun dini değil de, siyasi olduğunu bir türlü anlamaya yanaşmadılar; ta ki İran İslam devrim tecrübesine kadar. İran'da gerçekleşen devrim, ilk süreçte özellikle Kürt İslamcılarında büyük bir heyecana yol açtı. Dönemin saygın ve etkili Kürt alimlerinden biri olan rahmetli Molla Mansur Güzelsoy'un iyi niyetinin sonucu olarak devrimi sahiplenmesi, adeta tevhidi tüm Kürt dindarlarının tercümanı özelliğine sahipti o dönemde. İslami rejimin gelmesiyle artık Kürdistan meselesi çözülecekti devrimci Kürt Müslümanlarının gözünde. Ama gelin görün ki, sorun ortadan kalkacağı yerde gittikçe daha da alevlendi ve günümüze kadar geldi. Devrimin ilk yıllarında İran'ın en ateşli savunucuları, günümüzde İran'a en çok eleştirilerde bulunan kişiler konumuna geldiler. Öve öve bitirilemeyen İran İslam devrimi, şimdi ise yere yere bitirilemiyor. İran'ın siyasal Kürt harekatına karşı Türkiye ve Suriye ile işbirliğine gitmesi, Kürdistan dağlarını bombalaması, Kürt muhalifleri idam sehpalarında sallandırması Kürt dindarlarının yüreklerinde tarifi mümkün olmayan onulmaz bir yara açmıştır. Kürtler arasında, İran'la beraber İslam rejimine karşı da bir soğukluk oluştu ve Kürt dindarları kendi halkına İran'ın bu tavrı noktasında ne diyeceğini bilemez hale geldi. Elbette, bir Müslüman olarak İslam rejiminin bırakın yıkılmasını, onu yıkmaya çalışanlara karşı da azimli bir mücadelenin yürütülmesi gerektiğine inanıyorum. Fakat, bununla beraber, İran'ın dini kendi milli menfaatlerine kurban etmesine de karşı çıkılması gerekir. Eğer, İran, ülkesindeki Kürt muhalif hareketi olan PJAK'ın direkt rejimi yıkmaya dönük sol zihniyetinden ötürü mücadelesini yürütüyorsa, bunu da bir usul çerçevesinde, adalet merkezli olarak yapması gerekir. Yok eğer, PJAK'a olan sert müdahalesi, onların temel hakları olan Doğu Kürdistan topraklarında kendilerini yönetmelerine karşıysa, ciddi bir hak ihlali yaptığını anlamalıdır. Müslüman'a yakışan tavır, dini dünyevi menfaatlerine kurban ettirmek değil; bilakis dünyevi menfaatleri dine kurban ettirmektir.
Kürt İslamcılarının zihin dünyalarının şekillenmesinde Arap, Fars ve Türk İslamcı aydınlarının büyük bir etkisi olmuştur. Daha çok tevhid-şirk eksenli yazılan bu kitaplar, sadece Kürdistanlı Müslümanları değil; aynı zamanda tüm dünya Müslümanlarının sağlıklı bir İslami anlayışa kavuşmalarını sağlamıştır. Fakat, Ortadoğu'nun yakıcı sorunlarından biri olan Kürdistan meselesini çözme noktasında, elle tutulur bir yapıt ortaya koyamamıştır bu İslamcılar. Türkiye sathında olaya yaklaştığımızda, Kuzey Kürtlerinin öncelikle Türk İslamcılarının ilk örgütlenme biçimleri olan MTTB(Milli Türk Talebe Birliği) ve Akıncıların etkisi altında olduğunu söyleyebiliriz. Misak-ı Milli sınırlarına dokunmayan, ara sıra sağcı reflekslerde bulunan, Türk bayrağını kutsayan bu örgütlenme tarzları 1970'li yıllardan itibaren, Kürt dindarlarının bakış tarzlarının belirlenmesinde başat rol oynamıştır. İran devrimi ve 12 Eylül 1980 darbesi, Kürt İslamcıları ile Türkçü-İslamcı karışımı bu yapılar arasına önemli bir ayrım vücuda getirmişse da, tam olarak başarıya ulaşamamıştır. Halen Türk bayrağının varlığından rahatsızlık duymayan, sınırların önemli olmadığını bir papağan edasıyla tekrarlayan, Kürtler arasında Kurmanç ve Zaza ayrımı yapan nice Kürt İslamcısı bulunmaktadır. Fakat, Kürdistan'da son süreçte, özellikle yeni nesil arasında Kürdistan'i bir İslami kesim oluşmaktadır ve bunlar gittikçe seslerini daha gür bir şekilde haykırmaktadırlar. Bunun farkında olan, Türk İslamcıları, bu sefer milliyetçi, hatta bazen faşizan söylemlerde bile bulunan AKP'nin güdümünde olan İHH vasıtasıyla ve Doğu-Batı Kardeşlik Platformu(!) adı altında Kürt dindarlarını sisteme entegre etme ve onlardaki Kürdistani bilinci yok etmeye çalışmaktadırlar. Bir dönem MTTB ve Akıncılarla yapılmaya çalışılan, şimdilerde İHH ile yapılmaya çalışılmaktadır. Senaryo aynı; ama kahramanlar farklı. Kardeşlik edebiyatı farklı bir tonda yine İslamcıların ana gündem maddesi. Ne yapıp da Kürtler ve Türkler arasındaki kardeşlik bağını tesis edelim fikriyatı, kendisine yeni mevziler açmaya çalışmaktadır. Aynı evde yaşayan ve birbirleriyle hem din, hem de kan bağıyla bağlı olan iki kardeş arasındaki anlaşmazlığı çözme dirayetinde bulunamayanların, koskoca iki millet arasındaki kanlı soruna birliktelik çerçevesinde çözüm üretmeye çalışmaları, bana açıkçası hem hayali geliyor, hem de sistemin kirli tezgâhındaki yeni bir manevrası gibi geliyor. Kürt dindarlarının, geçmişinden ibretler alarak bu tür politik oyunlara artık gelmemesi gerektiğinin bilincine varmasını umut ediyorum.
Kürt İslamcılarının, Kürtlerin toprak egemenliği dışında kalan diğer haklarına teorik bazda sahiplenmesi, Türkiye zeminini kendilerine çıkış noktası olarak almalarına yol açmıştır. Çözüme dönük olarak ortaya koydukları öneriler arasında, Kürtlerin kendilerini idare etmeleri mevzusu hep ıskalanmıştır. Onların bu bakış tarzı, 1970'lerden itibaren güçlenen Türk İslamcı yapılanmaların etkisi altında kalmalarından kaynaklanmaktadır. On dokuzuncu asırda başlayıp yirminci asrın ortalarına kadar devam eden Kürt başkaldırılarında, dini motifle beraber politik açıdan Kürdistan'ın müdafaa edilmesi, ulusal egemenlik mücadelesinin din yoluyla sürdürülebileceğini göstermiştir. Libya'da Ömer Muhtar'ın işgalci İtalyan kuvvetlerine karşı mücadelesinde kullandığı söylemler ile, Şeyh Ubeydullah Nehri'nin işgalci Osmanlı ve Safevi devletleriyle, Şeyh Said'in de Türkiye devletiyle savaşımında kullandığı söylemler arasında, büyük benzerlikler vardır. Toprak hakkının ihlal edilmesiyle beraber esaret altına alınacaklarını, yer altı kaynaklarının talan edileceğini, kıyıma maruz kalacaklarının farkında olan o dönemin öncü Kürt liderleri, emperyalist kolluk kuvvetlerine karşı, Kürdistan toprağının ve halkının müdafaasını yapmışlardır. Toprak hakkını müdafaa ettikleri için de, hiç kimse kalkıp bu yaptığınız ümmet arasına tefrika sokmaktır, sizin yaptığınız milliyetçiliktir türünden ifadeler kullanmamıştır. Fakat, ne zaman ki, sağcı-muhafazakâr Türk dini örgütlenmeleri, sanal ümmetçilik tezleriyle Kürt dindarlarına ümmet-millet çerçevesinde ithamlarda bulunmaya başladılar, işte o zaman Kürt dindarları gevşek bir siyasi zihne sahip oldukları için onların peşlerine takıldılar. Ama artık Kürt İslamcılarının kendi halk gerçekliklerine dönmelerinin zamanı gelip çatmıştır. Kendi sorunlarının çözümü noktasında, topraklarını zorla ele geçiren sömürgeci devletlerin aydınlarına değil de, bu sömürge düzenlerine başkaldıran dini kimlikli tarihi kahramanlarına kulak kabartmalıdır. Çünkü sorunun nerden kaynaklandığını bize gösterecek tek kaynak, bu şahsiyetlerdir.
Kürdistan'da dindar olmak, geleneksel değerlerden dolayı her ne kadar kolaylık sağlasa da, konjonktürel siyasi koşullardan ötürü çok büyük zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Kürt İslamcılarının, özelde Kürdistan, genelde ise dünya siyasetinin işleyişini iyi takip etmeleri sonucu ortaya koyacakları sağlıklı duruş, bu zorluğu aşındırma noktasında fayda sağlayacaktır.
Yazar kardeş ! Neden dilin İslamcılara karşı bu kadar sert. Gören diyecek yüzyıllardır bu coğrayfayı islamcılar yönetmiş ve onların ırkçı(!) icraatları Kürt halkını ve Kürdistanı bu günkü hale sokmuş. Allahtan korkmak lazım. Bu coğrafyadaki İslamcılar daha yeni yeni kendi kitaplarıyla, kendi kökleriyle tanışıyorlar. Ve son zamandaki bir takım olumsuz anlam ifade edebilecek uygulamalar varsa -ki bunu kanıtlamalısınız. Sloganlarla onları zan altında bırakmanız Allah katında bir mesliyet gerektirir-bu yanlış ugulamaların kurbanı olarak ortaya çıkmamış Kürtler ve Kürdistan coğrafyasının bugünkü hali. Neden bu kadar Ümmet kavramından rahatsız oluyorsunuz.Her islami bir kavramı birileri suistimal ediyor diye bir kenara bırakıp ağzımıza almamalımıyız. Bu ne biçim bir zihin yapısı. Şu anki durduğunuz yer bana sanki TC.nin ilk kuruluş yıllarını hatırlatıyor. O günün laik ve de batıcı ittihad terakici artıkların devletin erklerinin yavaş yavaş ele geçirdikçe nasıl da o zamanlar kendilerine destek veren islamcıları tasfiye ettilerse de(Mehmet Akif'in çareyi Mısıra kaçışta bulduğu gibi) sanırım sizler de bu akibetten kurtulamayacaksınız. Yazımı biraz amiyane bir tabirle bitirmek istiyorum. Ayıdan dost Laik Kemalist ve Apoistlerden dost olmaz. Bize Laik Kemailstler değil bizim Laik Apoistlerimiz zulmetsin yeterki bizden olsun diyorsanız bu topluma yazık. Etmeyin. Eylemeyin. Gelin Kendi aramızda merhametli Kafirlere karşı ise şiddetli ve izzetli olmayı(48/29) ilke edinelim.
Serbılınd
01-09-2011, 02:57:22
Sayım mıslımane hemçax,ben türk ırkçılığını gördükçe (basın yayın,eğitim,ordu siyasetçi, birey ve toplum bazında) midem bulanıyor doğrusu.islam hayatımın ana eksenidir.islamı gördükçe,anladıkça , öğrendikçe(teori ve pratiği ile) onun dışındaki yol,temayül ve argümanların ne kadar beyhude ne kadar sığ,kof,boş olduğunu farkettim.çünkü güvendiğin dağlara kar yağabiliyor.,bağlandığın,kutsadığın her ideal seni eli boş bırakabiliyor.aslında islam dışı temayüllere sarılmak çaresizliğin ve acziyetin bir belirtisidir.sonuçta hem dünyada zillete düşersin hem zihinsel boşluk ve travma yaşarsın en önemlisi ebedi alemde hüsrana uğrarsın(sonuncusunun yanında diğerleri anlamsız kalır zaten).aslında sorun tam iman etmemektir bence.yani kendisi şehit olurken ''vallahi kazandım''diyen bir sahabenin imanından çok uzak olan,islamı pragmatist ve rasyonalist gözle görenler sadece ismen müslümandır.ama gel gör ki şeriat zahire bakar.böyle toplum ve fertler islamı hep menfaatleri için kullanırlar malesef çünkü islam potasında değil erimek sadece müslüman doğmuşlar.
uzatmadan şunu söyliyeyim.doğal haliyle ırkçılık karşı ırkçılığı doğurur.ama iman nimetine sahip bir zihnin olayları ve kişileri vahiy süzgecinden ve islamın muazzam tarih tecrübesinden geçirerek yorumlar.işte o kişide fevri bir tepkiden ziyade ''güzel ahlakımı ahlaksızlardan öğrendim''diyen zat(AS) gibi: şu ırkçılık ne kadar kötü bir şeymiş, artık bundan böyle ırkçılığın kıyısından bile geçmeyeceğim'' haklı ve doğru algısına varır.nihayetinde insanın kendi hatasına karşı kör olma enaniyeti gibi bir handikapı da var.bu bağlamda imtihan yolunda ‘’ ya ihlasım kaybedersem’’ kaygısını anlayışla karşılamalısınız. Nihayetinde türkler ihlasını, sistemin ırksal dayatması, bekli de ulusalcılığı islamla yan yana getirme sürecinde kaybetmiştir.sonuçta İslam dairesinden kişiyi çıkartan sadece yanlış değil,doğru yanlış karışımıdır(şirk).
evet dünyada en ulusalcı kavim belki de türklerdir(israiloğullarından sonra) ama toptancı mantık her zaman yanıltır.bu bir realite.türk asıllı çok dostum olmuştur sisteme duyduğu buğz kadar bana da sevgi besleyen türk.çok enteresandır en çok ırkçılık yapanlarda kendini türk kabul eden avrupa göçmenleriydi...ve kendi ırkımdan olanların dinimden dolayı bana karşı duydukları kin dudak uçuklatacak seviyedeydi.sonuçta insanı insan yapan sadece islamdır.hangi sistem insanın vicdanına hitab eder ki.Allah korkusu olmayan bir insana güvenebilir misin?bence sistemin kirletici kıçkırtıcı,tefrikacı etkisinden kurtulup islam kardeşliğini,adaleti,fedakarlığı,iyiliği,hakkaniyeti en önemlisi vatandaş olmaktan ziyade kul olmayı öğrenirse insanlar, sorun kalmaz.ulusalcılığı yüceltmek birleştirmez veya onu hafife almak da ayrıştırmaz.bundan korkmamalı insan.sonuçta hiç bir ırk iflah olmaz değildir.sonuçta tüm yaşanan zulümlerin sorumlusu dinsiz sistemdir.bunu herkes kabul ediyor.ve gaspedilen hakların iadesi ve bir daha gasbedilmeme teminatı da sadece islamdır.bunu kanunlardan önce vicdanlara yerleştirmek gerek.örneğin iranda yürek fethi yapılmadan,fertlerin kaygı ve endişeleri giderilmeden yapılan devrimin acıları hala çekiliyor.
bu bağlamda doğu-batı kardeşlik platformunun(mustazafderin düzenlediği) hem gerçekçi hem de metodolojik olarak(toplumdan devlete doğru ıslah) en uygun yol olduğunu düşünüyorum.. art niyet arayanlara doğrusu bir anlam veremiyorum. Selametle.
özgür ebuzer
01-09-2011, 01:08:49
s.a.
kardesler bu böyledir ,cözüme yönelik üretilen teoriler beslenme kaynaklarin sahici olmasi veya olmamasiyla alakalidir.Eger gercekten özümüze ,fitratimiza uygun saglikli dogru kaynaklardan besleniyorsak bu hikmetli bir sekilde yerini bulacaktir.Kürtlerde , o tarihte düsmeden önce sahip olduklari öz Muhammedi islami kimlige dönüs yaparsa ancak cözümü getirmis olacaklar kanaatindeyim...
wesselam
Adil
31-08-2011, 13:06:42
yazar kardeşimi tebrik ediyorum. Mükemmel bir siyasi tespitte bulunmuş bunu Kürt alimleri neden dile getiremiyor? Yazarın şu 'Doğu-Batı kardeşlik platformu bir hile ve desiseden ibarettir' şeklindeki tespitinin altına aynen imzamı atıyorum işte siyasal İslam düşüncesi bu kadar mükemmel olmalı selam ve esenlikler
mısılmanê hemçax
30-08-2011, 17:28:49
sayın serbılınd kardeşim allah daima başını bılınd eylesin, gönlünü ferah, iman ve iradeni kaim eylesin...
Bil ki ırkçılık ırkını başka ırklara üstün eylemektir. Bu illa söz ile benim ırkım diğer ırklara üstündür şeklinde pratize olmaz eylemlerle ve diğer ırkları küçümseyip yok saymaklada olur. Örneğin bir tek dil ile eğitim verilir derseniz diğer dilleri inkar eder kendi dilinizi onlara üstün sayarsınız. Irkınızın en önemli alemeti olan diliniz ile ırkınızı diğer ırklara üstün kılmış olursunuz.
Sadece eğitimde değil konumuz açısından can alıcı olan dini hayatta da dili şart koşarsınız minareler kubbeler sizin ırkçılığınızın payitahtı olur. sizin dilinizi bilmeyen insanlara dinin dayatılması hiç zorunuza gitmez, en iyi ihtimalde bile susarak bu ırkçılığa destek olursunuz. Ama eğer ırkçı değilseniz çıkar erdemlice bu yanlış dersiniz.
Mesela diğer halkların anayasanızda sizin ırkınızla tanımlanması zorunuza gitmez, bu ırk anlamında değil teranelerine siz de inanır ve diğer halkların inkarına imza atarsınız.
Diğer halkların tarihini inkar etmektir, gizlemektir. Yahu kardeş biz buyuz bizi böyle kabul edin diyen alimleri, şeyhleri, ileri gelen veya gelmeyen, çoluk çocuk, yaşlısı genci, kadını erkeği bir ırkı katliamlardan, sürgünlerden ve zulümlerden geçirmektir.
Diğer halklar vahşidir, insan yiyorlar, kadın satıyorlar, bölücüler, geriler, şeytan ve cinlerden türemişler kara propagandası ile sistemin ırkını ve devşirmelerini mazlum ırka veya ırklara karşı kışkırtmaktır mesela.
Dağlara ne mutlu benim ırkından olanlara yazmak, o ırktan olmayan çocuklara her sabah o ırkı hem de and içerek dayatmaktır. adalet gibi bir müessesede bile anadil diye bir şey tanımamaktır.
Lanet olasıca ırkçılık böyle kuşbeyinli olmak gibi bir şey ki bu güzel bayram gününde seni ve beni böyle çirkin şeyler konuşmak zorunda bırakıyor...
Sende selametle ve ırkçılıktan uzak kal inş.
serbılınd
30-08-2011, 02:11:19
sayın mısılmane hemçax bana ırkçılığın islam literatüründeki tanımını yap.belki ben yanlış öğrenmişim.
selametle.
mısılmanê hemçax
29-08-2011, 21:19:36
Serbılınd kardeş nihayet PKK yı El Fetih ile aynı safa koydun tebrik ederim, bir de demişsin ki Türkiyeyi İsrail mi yapacağız. Olur mu öyle şey kesinlikle yapmam sonra İsrail bunu kendisine hakaret algılar. Ben yahudiyim ama siz müslümanların yaptığını yapmam diye itiraz eder. Biraz beynini yor İsrailden daha aşağı bir mevki ara gerçek yüzünü göremediğin yezidvari zulümkarlara. Kürtlerin mazlumiyetleri ile haklarını talep etmeleri neden ırkçılık oluyor ben anlamıyorum gerçekten ya ben anlama özürlüyüm ya da sen daha ırkçılık nedir bilmiyorsun. Hangi kürt kendi ırkını türklere ve diğer halklara üstün kılmış, onları dillerini ve kültürlerini yasaklamış diye kendine bir sor...
Lavyer kardeş zalim ve mazlumu ayırdedemiyorsun. Hem birileri adının herhangi bir yerine müslüman yada islamcı koyduklarında haktan ve hakikatten yana oldukları anlamına gelmez. Eğer bir halkın egemenliğini, tarihini, dilini ve kültürünü yok edenlerin hakkı ile karşısında durmuyorlarsa, kürt sorununda sebep (ırkçı türk zihniyeti) ile sonuç (mazlum kürt halkı-hangi düşünce veya inançtan olursa olsun-) aynı kefeye koyuyorsa gerçeği gizliyor demektir.
Ah bawermend kardeş keşke sende biraz kürt islamcıların içine düştüğü histeriye düşseydinde milletinin bilincine varsaydın, ırkçılık yapmak ile zulüm gören bir halkın haklarına sahip çıkışını ayırt edebilseydin. Yazarın ırkçılığa kaçan bir tane cümlesini bulda birlikte ırkçıdır diye tövbeye davet edelim olur mu?
Şeref
29-08-2011, 03:00:46
Sayın yazarın gayet güzel yerinde tespitlerle dolu bu yazısı isabetli olmuş. Teşekkür.
Bawermend kardeşin yorumu da bu hakkı teslim etmektedir zaten. Ancak yazının kirletildiği konusunda kardeşimize katılmıyorum.
Başından beri adı geçen platformun müdavimiyim. sayın yazarın yaptığı tespit tamamen haksız denebilecek bir tespit değil ancak erken bir söylem olabilir. bunu müdavimlerin bir çoğu sezinledi gibi. dediğim gibi sezgi. şu an için daha bunu söyleyebilecek çok güçlü donelerimiz yok elimizde ama dananın kuyruğu yakında kopacak ... işin rengi belli olacak hesapta olmayan her ne varsa temize çıkacak ya da takke düşecek kel görünecek...
bunun için sayın yazarın bu söyleminin haklılığını kabbul etmek için daha erken diyorum. ama ateş olmayan yerden de duman çıkmaz veciz sözünü hatırlayalım diyorum.
şunu da ümit ederim. sayın yazar yanılsın ben de sezgilerimde yanılayım. yeter ki bu endişeler haklılık kazanmasın
dua ile
herkese şimdiden hayırlı bayramlar.
serbılınd
29-08-2011, 02:08:58
Uluslararası normlar her halkın kendi kaderini belirlemesini esas belirlerken bu iradeyi esas alır. (seveyim bu vampir emperyalistleri.bizi çok düşünür bunlar)
Quran bizi kavimlere, kabilelere ayırırken tanınmamızıda bu iradeye dayandırır(kuranın bahsettiği o kavimlerden ikisi evs ve hazreç.yıllarca savaştılar birbiriyle.islam geldi hem sevgiyi kalplerine koydu hem de kardeş yaptı)
ve son Filistin örneğinde olduğu gibi solcu, seküler, laik veya demokrat ne diyersek diyelim El Fetih hareketi ile diğer Filistin hareketlerinin ittifakını, İsraile karşı birliğini savunanlar (pkk yı el fetih kabul etsek bile türkiyeyi israil kabul edebilir miyiz
oysa Kürtler hak mücadelesi veriyor, ırkçılık yapan Türklerdir(bir savaşta sahabeden birisi savaşırken ''ben filan kabiledenim varmı beni yenebilen'' derken Resulallah işitir ve ona ''keşke ben müslümanım deseydin'' diyerek onu azarlar.ne yani mağdurken ırkıçılık günahının amel defteri mi kapanır?)
evet doğu-batı kardeşlik platformunu tarafsız bir kavim düzenleseydi bu sefer başka bahane ve suçlayıcı dil kullanırdınız.çünkü sizin derdiniz kardeşlik değil başka.bari itiraf edin mert olun.
DERUNNAS
28-08-2011, 22:10:36
Türk islamcılarınnın Kürt sorunu konusuna gelince" kürdün kürdten başka dostu yoktur" tezini bizlere
açıkça diretiyorlar... en son örneğini AHMET TAŞGETİREN de bulduk.. türk islamcıları(!) kürt islamcılarını (!) histerik psikolojiye değil paranoyak bir psikolojiye sevk etmişler.
LAYVERin bir paragrafı: PJAK ın oluşumu ve zihniyeti pkk için anlattığınızdan farksız olmadığını bilmeniz gerekir.Eğer bundan dolayı İran nın idamlarına karşı çıkıp İranı dediğiniz gibi yere yere bitiremiyorsak maalesef bu da içine düştüğümüz ulusçuluk bakışındandır ve bu bakışın İslamla bir alkası kesinlikle yoktur. yani bir taraftan İran, İHH gibi veya Kardeşliik Platformu gibi oluşumlara şüpheyle bakıp diğer taraftan sırf Kürd olduğu için İslamla alakası olmayan oluşumlara muhabbet beslemenin İslamla ne alakası olabilir.
şimdi soruyorum LAYVERe allah aşkına iranın bu tavrı insani bir durumla izah edilebilir mi? sen ulusçuluk bakışıyla izah ediyorsun.yazarı ulusçuluk yapmakla suçluyorsun. sende biliyorsun ki iranın bu tavrı PJAKın sosyalist zihniyetine karşı değidir. iran , ihh veya Kardeşlik Platformu gibi oluşumlar kürtleri paranoid bir kişiliğe büründürtmüşler. mümin bir delikten iki defa ısırılmaz duyarlılığıyla artık hareket etmek düşer kürtlere. LAVYER devamla ZEKİ SAVAŞI referans alarak diyor ki: "Eğer geçmişte yanlış davranılmış olsaydı insanlar akın akın İslami Hareketin saflarına katılmazlardı."
insanlar akın akın bir harekete katılıyorsa o Hareket insanların (kürtlerin) sosyo-psikolojik durumu ve inancını kullanarakta yapalabilir. bu hareketlerin yalnış olduğunu iddia etmiyorum. ama kürtleri çıkarları için orda tutukları için yalnış yönü budur diyorum.
mısılmanê hemçax
28-08-2011, 04:44:10
Kürtler ve onlara yaklaşım kişi ve grupları hakkaniyet, adalet ve erdemlilikleri açısından turnusol kağıdı görevi görmektedir...
1. Bu toprakların adı tarihten beri Kurdistan'dır eğer bu kelimeyi kullanmaktan itina ediyorlarsa ya bilinçli bir planın parçasıdırlar ya da kale alınmayacak kadar bilinçsizdirler.
2. Her insanın iradesinin olması gibi milletlerinden iradesi vardır. Uluslararası normlar her halkın kendi kaderini belirlemesini esas belirlerken bu iradeyi esas alır. Hakeza Quran bizi kavimlere, kabilelere ayırırken tanınmamızıda bu iradeye dayandırır. Eğer birileri Kürtleri Millet olarak tanımıyorsa, ulusal egemenlik haklarını kullanmalarına gizlice veya açıkça karşı çıkıyorlarsa -ümmet veya başka bir şey için- yine onlar ya bilinçli bir planın parçasıdırlar ya da kale alınmayacak kadar bilinçsizdirler.
3. ve son Filistin örneğinde olduğu gibi solcu, seküler, laik veya demokrat ne diyersek diyelim El Fetih hareketi ile diğer Filistin hareketlerinin ittifakını, İsraile karşı birliğini savunanlar konu Kürtlere gelince PKK ile savaşmalarını, onu terör örgütü ilan etmelerini, gizli veya açık PKK düşmanlığı yapmalarını, PKK yi devlet ile aynı safa koymalarını, Kürtleri de Türkler gibi milliyetçilik yaptıkları şeklinde suçlamalarını (oysa Kürtler hak mücadelesi veriyor, ırkçılık yapan Türklerdir) , bu konuda objektif olamadıklarını, bunca ateşkese rağmen bir gün bile operasyonlar durmamış ve hala suçluyu PKK ilan etmelerini görürseniz bilin ki kardeşlerim onlar ya bilinçli bir planın parçasıdırlar ya da kale alınmayacak kadar bilinçsizdirler.
Biz neyiz, bilinçli miyiz, bilinçli bir planın parçası mı yoksa zavallı bilinçsizler mi? Ortadaki olmayalım tamamdır, sonuncusu zamanla kendine gelir, Allah baştakileri çoğaltsın ve muvaffak etsin.
layver
28-08-2011, 03:02:02
Sevgili Kardeş, tam yorum yazmayı düşünürken Bawermend Kardeşin de aynı şeyleri yazdığını gördüm. geçmişte ulus noktasındaki boşluğu maalesf abartarak arkadaşın dediği gibi Kürdün Kürdden başka dostu yoktur noktasına getirdiğimizi görüyorum.bahsettiğiniz platforma katılan arkadaşların, oluşumdakilerin iyi niyetinden bahsettiğine şahit oldum.Kardeş iyi niyetli Türk Müslümanlara bile şüpheyle yaklaşan arkadaşların maalesef bdp/pkk meslesine mümkün olduğunca iyi niyetle yaklaşmaya çalıştıklarına şahit oluyorum.Akp ye tahammül etmeyen arkadaşlar bdp söz konusu olduğunda suskunu oynamalrına anlam vermek mümkün değil ama eğer benim olsunda kafir olsada önemli değil diyorsak... Bu vesileyle iran noktasına gelirsek; pjak ın oluşumu ve zihniyeti pkk için anlattığınızdan farksız olmadığını bilmeniz gerekir.Eğer bundan dolayı İran nın idamlarına karşı çıkıp İranı dediğiniz gibi yere yere bitiremiyorsak maalesef bu da içine düştüğümüz ulusçuluk bakışındandır ve bu bakışın İslamla bir alkası kesinlikle yoktur. yani bir taraftan İran, İHH gibi veya Kardeşliik Platformu gibi oluşumlara şüpheyle bakıp diğer taraftan sırf Kürd olduğu için İslamla alakası olmayan oluşumlara muhabbet beslemenin İslamla ne alakası olabilir ki. Sayın Zeki SAVAŞ ın konuyla ilgili sorulara kendisiyle yapılan röportajda verdiği cevaplar tamamen yerindedir. Eğer geçmişte yanlış davranılmış olsaydı insanlar akın akın İslami Hareketin saflarına katılmazlardı ama bugün çalışma alanımızı ümmetçi anlayıştan ulus anlayışına çekersek etrafta ne pkk-tc zulmunden bir çıkış arayan Kürd halkını ne de cidden kardeşlik duygusuyla yaklaşan başka ulusları buluruz.İsterseniz tüm Türkiye coğrafyasında(Türk, Kürd önemli değil) halkın harekete geçmiş ve bugünkü bakışlarını araştırabilirsiniz.Eğer bir muhabbet varsa Fidan, ve Mansur Hocanın bıraktığı mirastır ama görünen o ki kendi elimizle o mirası dağıtıyoruz. Yazılarınız düzenli takip edip muhabbet besleyen bir kardeşiniz.
CİWAN
28-08-2011, 00:53:14
ALLAH RAZI OLSUN HOCAM. DUYGULARIMIZIN TERCÜMANI OLDUNUZ. ÇOK DEĞERLİ BİR YAZI OLMUŞ.
Bawermend
28-08-2011, 00:42:42
Yazı genel itibariyle özgün ve de doğru tespitler içeriyorsa da insaftan uzak bazı iddialar da mevcuttur.Sistemin İslami motifleri çıkarları için kullandığı herkesin malumudur.Bu motiflerle Kürtleri kandırma girişimleri de hep oldu.Ama bu hile ve desiseler bizi insaftan uzaklaştırmamalıdır.Yazarın Doğu-Batı Kardeşlik Platformunu bu hile ve desislerin bir parçası olarak sunması insaftan uzaktır.Yazar ciddi bir vebale girmektedir.Halisane bir niyet olarak çıkan bu çabayı böyle sunmak asıl Kürt İslamcıları(!)nın içine düştükleri histerik psikoljiyi ifade ediyor.Adeta Kürs İslamcılarının Kürt İslamcılarından başka dostu olmaz anlayışı Türkün Türkten başka dostu yoktur anlayışının bir diğer versiyonunu oluşturuyor.Keşke böylesi güzel bir yazı insaftan ve gerçekten uzak bu salvo ile kirletilemseydi.