Bahar geldi geçti, hanımların bahar temizliği bitmedi gitti! Evlerin de her yıl baharı yaşamaya ve temizliği, tazeliği solumaya hakkı var. Nihayet içinde ömrünü bitiren biz insanlar oluyoruz. Bittabi temizlik yapılacak ve yapılmalıdır da… Ancak bahar temizliği, temizlik yapmaktan çıkıp komşulara birer işkence etme operasyonuna dönüşmeden yapılmalı… Ne demek istediğimi biraz açayım isterseniz.
Modern hayatın sefer tası misali apartmanlarında oturmak hiç de kolay değil! İnsanımız ansızın yakalandığı bu farklı hayat şekline alışmakta zorlanıyor gibi geliyor bana… Urfa’nın hayatlı evlerine alışmış, bağımsız ve özgür biraz da içine kapanık aileleri, apartman hayatının getirdiği sorunlarla boğuşmak için pek donanımlı değiller!
Gün yok ki, komşu çekişmeleri ile geçmesin… Ya da ara elektrik, merdiven temizliği, bu aralar bahar temizliği gibi konularda ağız dalaşı olmasın! Doğrusu bu pek faydasız çekişmelere girmemeye dikkat etsem de, bir yerde müdahale etmek gerekiyor artık!
Bazı komşular gerçekten sabrın sınırlarını zorlayacak derecede komşu hakkını ihlal ediyorlar ve uyarıldıkları zaman da pek çirkin bir şekilde tepki gösteriyorlar. Örneğin balkon yıkama meselesi, ya da sofra silkeleme gibi konularda komşular çok rahatsız ediliyorlar. Hâlbuki tüm komşular bir araya gelip sofra hangi balkondan silkelenecek, balkon kenarları hangi gün yıkanacak gibi konuları açıklığa kavuşturabilirler. Böylece birbirlerini de rencide etmeden işlerini rahatlıkla yapabileceklerdir. Hiç balkon yıkanmadan olmayacağına göre belli bir gün veya saat tüm komşular aynı güne denk getirerek yıkayabilirler. Hatta şöyle bir yol da önerebilirim. Üst katlardan başlanarak balkonlar yıkansa, daha önce yıkamış komşunun balkonunun tekrar kirlenmesine gerek kalmayacaktır. Bu konularda biraz anlayış ve özveri sorunları büyümeden çözecektir. Ancak ne yazık ki pek şirret komşuların varlığı da bir gerçek… Hiçbir uyarıyı dikkate almayan, uyarıldıktan sonra sırf gıcıklık olsun diye komşularını rahatsız edenler de var. Bu neden böyle oluyor?
Her şeyden önce insanımız beraber yaşamanın getirdiği sorumluluğun hiç farkında değil… Komşuluk ilişkileri, adalet esaslı olmaktan ziyade, nefsi çekişmelerle sürüyor. Bu da her halükarda karşıdaki insanın( komşunun) hakkını gasp etmek demektir. Anlayış göstermek ya da gerçekten yapıcı olmayı kimse düşünmüyor galiba. Çıkan tartışmalarda dikkatimi çeken şu oluyor. Komşular, iki görüşten birini savunmak ya da karşı çıkmak durumunda kalıyorlar. Bu durumda da taraf tutmak gerekiyor. İki karşıt grup oluşuyor ve kıyasıya çekişiyorlar! Hâlbuki insanlar konuşa, konuşa anlaşırlardı değil mi? Fakat kimse sağduyulu, yapıcı bir şekilde konuşmaya yanaşmıyor!
Apartman işleri ve hizmetleri ile ilgili çıkan her tartışmada, nedense komşular, birbirlerini yermek, rencide etmek, ya da o ana kadar bir husumeti varsa, bunu ortaya dökme fırsatını yakalama eğiliminde… Bu da sağlıklı komşuluk ilişkilerinin oluşturulmasına çok büyük bir engel… Kalpler karşılıklı olarak kırıldıktan, aradaki merhamet kaldırıldığından herkes mecburi olarak kabuğuna çekiliyor. Komşular arası gidiş- gelişler rafa kaldırılıyor.
Oysa insanımız artık apartman hayatının gerektirdiği sorumluluğa alışmak zorunda. Her komşu ister kat maliki olsun, ister kiracı durumunda olsun, apartman giderleri ve hizmetleri konusunda üzerine düşeni yapmalıdır mesela. Zorunlu giderlerde hiç kimse efelik taslayıp “ben ödemem” lüksüne sahip değildir! Bunun sorumluluktan kaçış olduğu buz gibi ortadadır. Hep kendine hizmet isteyip, üzerine düşeni yapmaktan kaçınmak hakkaniyete sığar mı? Nimetler gibi külfetler de paylaşılırsa, apartman hayatı daha yaşanılır duruma gelecektir şüphesiz!
Dikkat çekmek istediğim bir diğer nokta da, komşular arası diyalogun hiç olmaması ya da kurulamaması… İnsan ilişkilerinde içe kapanık bir durumun içselleşmesi ve bunun hayat tarzı olarak sürdürülmesidir. Oysaki toplumumuzun genlerinde dini inançtan kaynaklanan “komşu hakkı” denen önemli bir konu var. Birer Müslüman olarak bu hakka ne kadar riayet ediyoruz? Ya da komşu hakkından sorulacağımız hiç aklımıza geliyor mu? Kimsenin kimseden haberi olmadan yaşayıp gitmenin bir vebali yok mudur? İnsan sosyal bir varlık deyip, bunun tersi yaklaşım ve yaşantıların olması hiç de akıl karı değil gibime geliyor.
Aslında iş yine dönüp dolaşıp, bilinçli bir yaşamın, o hayati idrakine gelip dayanıyor! İman sahibi insanımızın komşu hakları ile ilgili vazifelerini yapmasının zamanı gelmiştir. Doyurucu, olgun ve sorumlu bir hayatı yaşamada komşuluk gibi renkli, sıcak ve yakın ilişkiler oluşturmanın tam zamanı… Eskilerin komşuluklarını özletmeyecek yakınlıklar kurulabilir ve yaşatılabilinir. Modern hayatın yalnızlık sendromuna verilecek en iyi korunma yollarından biri komşularımıza sahip çıkmaktır. İnsanın temel ihtiyaçlarından olan hemcinsi ile ilişkilerde komşuluk en büyük paya sahiptir. Anadan, akrabadan önce komşularımıza yakınız değil mi? O halde komşularımızı kazanmanın yollarını aramalıyız.
Benim düşüncem, komşuluk ilişkilerinde kat edeceğimiz her güzel mesafenin, hayatımıza daha bir anlam katacağıdır. Kutlu Resulümüzün “komşu hakkı” ile ilgili hadislerini bir gözden geçirsek, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Sahabeler şöyle demişlerdi: “Resulullah, komşu hakkından öyle konuştu ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettik!” işte bu denli önemli ve vazgeçilemez bir ilişkidir komşuluk...
O halde İslami, insani ve hayati ilişkileri yaşatmak ve beslemek bizim için elzemdir. Ve takdir edersiniz ki, komşularımız bu açıdan bizlerden anlayış, ilgi, sevgi ve sorumluluk beklemektedirler. Her konuda olduğu gibi bu konuda da bilmeyenler mazurdur, bilenlere ise çok iş düşmektedir! Toplumsal görevlere gözlerimizi kapatamayız. Hayatı yaşanılır kılan ilişkilerden olan komşuluğu güzel yaşamalıyız. Müslümanın komşuluğu da diğer görevleri gibi örnek bir durum arz etmelidir. Böylece sağlıklı bir toplum olabilir, çağımızın ruhi, ahlaki ve sosyal birçok buhranına çare olabiliriz.
Günümüzün insansız, insan ilişkilerine yeni bir soluktur bu. Hayatımıza katacağımız her bir insan, bizim için büyük bir zenginlik olacaktır. Sizce komşularımız, beraber yaşamanın getirdiği birliktelikten dolayı, bunu daha çok hak etmiyor mu? Birazcık daha özveri, anlayış ve hoşgörü ile kazanamayacağımız komşu kalmayacaktır eminim… Sonuçta “komşu komşunun külüne muhtaçtır!” değil mi? O halde komşularımızı ihmal etmeyelim. Onlara eziyet etmeyelim. Mümkün mertebe olumlu ilişkiler kurup geliştirelim. Komşularımızı kazanma seferberliğine ne dersiniz?