Kendi doğrularımızı, gerçeklik ekseninde konuşmadan bir kalkış ve hareket noktası belirleyemeyiz. Niçin ve neden halkımızın umudu olmaktan uzak kaldık, halkımızın özgürlük mücadelesinde “İslami Hareket” neden güven duyulan çekim merkezi olma vasfını ortaya koyamamıştır. Neden “İslami Hareket” ve özgürlük yan yana kullanılamaz hale gelmiştir. Kürdistanda yaşanan acıların dermanı, dayatılan karanlığın şafağı, yitirilen umudun özgürlük muştusu neden “İslami Hareket” olamamıştır. Halk niçin bizleri özgürlük yolunun rehber ve hizmet edenleri olarak kabule layık görmemektedir.
Verili olan kültüre razı olanlar öncü ve özgün olamazlar. İrade ortaya koyamayanlar, iradi değerlerini halka sunamayanlar yarının inşa edicileri olamazlar. Dünden ders çıkaramayanlar, bugünü kavrayıp değerlendiremeyenler, yarınlarını dün gibi yaşamaya mahkumdurlar.
Evrensellik adına yerellilik boğdurulmamalı, yerellilik adına evrensellik dışlanmamalıdır. Kürdistani olması gereken yapılanma, İslam medeniyeti havzasının bir parçası olduğunu bilmeli ve evrensel bir dili örgütleyebilmelidir. Düşmanlık üzerine değil, hak-hukuk, erdem ve özgürlük ekseninde birlikte yaşamı talep ettiğinin eylemselliğini, üzerine oturttuğu düşünce zeminini halka sunabilmelidir. Hak ve hukuk üzerine bir mücadele çizgisi eylemselleştirdiğini gösterebilmelidir.
Amaç; boşlukları doldurmak, eklemlenmek ve bizde varız olmamalıdır. İnandığımız değerlerin yaşamımızdaki değerini hak ettiği değere muhattap kılma mücadelesi olmalıdır. Rabbimize kulluğumuzu ifa etme mesuliyetimizin büyük bir kısmı, halkımız ve topraklarımız için ortaya koyduğumuz çabamızdır. İslami hareketin, Kürdistan’ın ve Kürd halkının yaşanan zamanına ve geleceğine dair sözünün ve gücünün olmayışı zillet değil midir? Zillet müminden uzak, mümin şeref ve haysiyet modeli değil midir? O zaman yapılması gerekenler için yapacaklarımızı somutlaştıralım.
Yapılacak olanlar teorik olarak münazara edilmeli, münazaradan sonra istişare ile eylemselliğe dönüştürülmelidir. Eyleme dönüşecek olan teorik düşünceler ilkönce doğru bir şekilde isimlendirilmelidir. İsim; İlk mesaj, ilk imaj, ilk kimlik ve ilk iletişim olduğu için hedefleneni açık olarak verebilmelidir. Eylemselliğin amacı, nedeni, nasıllığı, gerekliliği ve niçin olması gerektiği isim ile mesajlanmalıdır. “İslami Hareket” kendini isimlendirirken ötekileşme ve ya ötekileştirme adına değil; farklılıkları Yüce yaratıcının güzel olana ulaşma aracı olarak sunduğunu belirterek varolduğu coğrafya ve halkların değeri olduğunu göstermelidir. Bu, her ırkın önüne İslam kelimesi getirilmesi ve ırk İslamcılığı varetme çarpıklığı olarak değerlendirilmemelidir. Sadece yaşadığımız coğrafyada niçin gereklidir eylemselliğini halka ulaştırmaya çalışırken ilk mesajı isim üzerinden direk ve doğru şekilde vermek amacı ile değerlendirmek gerekir.
İlk önce çok güçlü kanallar ile bir iletişim sağlanmalıdır, iletişim çağında iletişim sorununu hala yaşamaktayız. Hedefe yürüyecek olan kişilerin birbirlerini çok iyi tanımaları gerekir. Bunun için de çok iyi bir iletişim sağlanması elzemdir. Kendi bireyleri ile iyi bir iletişim sağlayan hareket Kürdistan genelinde taban bulmakta çok fazla da zorlanmayacaktır.
İsim ile verilen ilk mesajdan sonra, sahadaki ilk imaj çok önemlidir. Halk şunu açık ve çıplak bir halde görmelidir, amaç; örgüt ve ya hareketlerin muhattap kılınması değil, Kürd halkının haklı taleplerini muhattap kılma mücadelesidir.
Doğru benim herkes yanlışta mesajı ile değil, doğru hepimizin ortak aklı ile bulunmalıdır mesajı ile halka taşınmalıdır. İnsanların düşüncelerini önemsememek aynı zamanda insanı önemsememek değil mi? Kendi düşünce ve kişiliğini önemsemeyen bir harekete kim meyleder ki. İnsan kendini değerli gördüğü yerin gönül vereni ve güç katanı olur.
Bu, İslami Hareketin tez ve talepleri olmayacaktır anlamında değildir. Zaten bir duruş ve kimlik ile taraf olduğunu belirtip sahaya çıkıyorsan halka sunacağın bir eylem planın olacaktır. Bu eylem planı halk ile paylaşım üzerinden değer kazanmalı ve halk bu benim değerim diyerek yürekten sahiplenebilmelidir.
Bunun için de İslami Hareket statik değil de, devinimsel bir eylemselliğe sahip olduğundan, hareket alanı olan coğrafyanın ve halkın sıkıntılarını öncelik sıralamasına göre değerlendirir. Bu öncelik sıralaması iyi analiz edilmeli ve doğru isimlendirilmelidir.
Kürdistan coğrafyasında yaşanan acıların çözüm gücü olarak İslami Hareket kendi tezlerini halkın idrak ve analizine sunacak ise, ( sunmak zorundayız) halkın talep önceliğini iyi analiz etmek gerekir. Bu talepleri zihinlerde çağrıştıracak isim ve imaja önem vermek gerekir. Bu çağrışım gücü ne kadar fazla olursa halk nazarında kabulleniş o kadar rahat bir zeminde gerçekleşecektir.
Kürdistan İslami Hareketi; intikam için değil, adalet, özgürlük, hak, eşit birlikte yaşam için mücadele edeceğini eylemselleştirmelidir. Taleplerimizi, tezlerimizi halkımız ile paylaşmalı ve varılmak istenen hedef halkımız ile istişare edilmelidir. İstişare sonunda ortaya çıkan güç nispetinde oluşturulacak eylem planı işlenmelidir.
Bir halk hareketi kendi özgücü ve özdeğerleri ile ortaya bir duruş koyduğunda, o halkın haklarını gaspetmeye cesaret edecek olanlar ancak kalpleri, kulakları ve gözleri mühürlenmiş olanlar olacaktır. Onların da sonunun kahrolmak olduğu nass ile sabittir.
Tarihi tekerrür ettirmemek adına, Kemalizm misali kendimizi etrafımızdaki herkesi düşman görme zaafiyetine de mahkum etmemeliyiz. İslami Hareket zalim sistemlere karşı mücadele ederken, etrafındaki halkları ve komşuları düşman gösterme çıkmazına girmemelidir. Bugün Kürd halkı olarak iletişim kurabileceğimiz her Türk, Arap, Fars, Rus vb. halk bizim için bir güç ve değerdir. Türkiye’de Kürd halkının haklı talepleri konusunda ikna edilecek her Türk birey çözüme bir adım daha yaklaşma anlamına gelmektedir. Önemli olan, anlayış ve yaklaşım olarak ortaya konan zihni alt yapıdır. Yani düşmanlık/intikam üretme üzerine değil, hak olan talepler üzerine bir zihin inşa edebilmektir. Elbette hak olan talepler diyalog ve siyaset üzerinden alınamıyorsa ve ya karşılık bulmuyorsa hakları gasp edilen her halk haklarını almak için güç kullanma hakkına sahiptir.
İslami Hareketin Kürdistan’da kullanacağı dil direk Kürd halkına yönelik olmalıdır. Şeffaf ve özdeğerlerimiz eksenli olmalıdır. Bu dil, yine vurgulayalım başka halklara düşmanlık üzerine değil ama direk kendi halkımızın değerleri üzerine inşa edilmelidir. Konjöktür ve mekanın imkanları çok iyi tahlil edilmeli, Kürdistan coğrafyasında varolan güç dengeleri iyi analiz edilerek gerçekçi bir konum belirlenmelidir. Konum belirlenirken zemin/değişmez İslamdır, değişken ise konjöktür ve imkanlardır.
Bizler eksik arayan değil, eksikleri doğru olana kanalize edebilenler olmalıyız. Ötekinin, öteki olarak kendi değerleri ile varolma hakkı olduğunu haykırabilmeliyiz. Rabbilmüslümin diye bir sıfatın olmadığı, Rabbilalemin isminin kulları olduğumuzu ve bu isim gereği farklılıkların yaratıcının tecellisi olduğunu halkımıza ve insanlığa gösterebilmeliyiz.
İslami Hareket Kürdistan’da; neye, niçin ve nasıl direnilmesi gerektiğini netleştirerek bir direniş hareketi olarak varolmalıdır. Özellikle bu direnişte önde olması gerekenlere sorumlulukları hatırlatılmalıdır. Mollalar, ilahiyatçılar, imamlar, eğitimciler, doktorlar, siyasetbilimciler, sosyolog ve psikologlar sorumluluk alanlarına çekilmelidirler. Ciddi bir şekilde sorumluluklar analiz edilmeli, disiplinize bir şekilde işleyecek bir eylem planı süreci işlenmelidir.
Sanatçılarımızı, entellektüellerimizi, aydın ve şairlerimizi mücadele sahasına çekebilmeliyiz. Her birini olması gereken yerde, mücadeleye güç katanlar olarak değerlendirebilmeliyiz. Eksikler, yanlışlar olacaktır ama önemli olan bir binanın tuğlaları gibi omuz omuza vererek birbirimizi tamamlayabilmektir. Birbirimizi yanlışa eksiklere ve günaha terk ederek değil, Allah için uyaran ve ayna görevi görenler olarak sahiplenebilmeliyiz. Biz yanlış veya eksik yapanımızı sahiplenmeyi bilmedikçe, başkalarının yanlışlarını nasıl doğru olana yönlendirebileceğiz.
Şunu unutmamak lazım; hukuk insanların yüreğine değil, eylemlerine hükmeder. İslam ise hem yüreklerine hem idraklarına hem de eylemlerine hükmeder. İslami bir hareket bireye hata ve eksik payı tanıyarak onu iyi olana doğru işlemeyi bir sanatçı zerafetinde değerlendirebilmelidir.
İslami Hareket mektebi insanı işlerken, coğrafyayı işlemeyi ihmal etmez. Her insan kişiliğinde, yaşadığı coğrafyanın şartlarının izlerini taşıyorsa, her coğrafya da üzerinde yaşadığı halkların kimliği ile kimlik kazanır. Bunun için her hareket yaşadığı coğrafyada kendi köklerini diri, kendi renginin tonlarını koyulaştırmayı da ihmal etmemelidir. Sanat, mimari, kültür, estetik, sosyal yaşam, ekonomi, tarih, gelenek, doğaya yönelik yapılan çalışmalar ile coğrafya kimlik kazanır. Hangi sistem ve inanç kendi değerlerini güçlü tutuyorsa o değerler ile coğrafya kimliklendirilmiş olur.
Coğrafyaya renk veren kimlik yaşamın her alanında varolmalı ki kendini devam ettirebilsin. Edilgen değil de, etken olan hareket kendini aksiyon ve eylem halinde tutacak çalışma ve çabaları iyi organize edebilmelidir. Her mekan, her birey, her köy ve yerleşim yeri çok iyi değerlendirilmelidir. Çok uzak bir mekanda olan bir bireyden haberdar olan hareket insanı o bireye ulaşmayı olmazsa olmaz kabul etmelidir. Her gün kendi inandığımız değerleri nasıl bir kişiye daha ulaştırabiliriz heyecanı ve azmi yaşamımızın merkezinde değil ise kendimizi yeniden sorgulamalıyız. Tebliğ ve irşad önceliği yaşamımızın hangi sırasında yer almaktadır durup düşünmek lazım.
Kendimize ve dava arkadaşlarımıza kendimizi geliştirebileceğimiz ortamları nasıl yaratabiliriz çabası içersinde olmalıyız. Birileri başlasın bizlerde arkasından geliriz mantığının İslami olmadığını yadsıyamayız. Allah’a kulluğumuz gereği ben ne yapabilirim, olana nasıl güç katarım, varsa eksik ve hatalar nasıl düzeltebilirim çabası içersinde olmayı sorumluluk addetmeliyiz. Dedik ya biz hata arayan değil, hatayı doğru ve hak olana yönlendirme savaşçıları olmalıyız. Ayrıştırıcı olanlar değil, bütünleştirici olanlardır önder olanlar.
İslami Hareket Kürdistan’da çözümün tarafı olacaksa halkın ve coğrafyanın taleplerini iyi etüt etmelidir. Yaşamın her alanında; siyaset, sanat, ekonomi, eğitim, kültür, sosyal yaşam, sağlık vb. her alanında varolmalıdır. Bu hemen olmalıdır diyemeyiz ama süreç ve hedef bunun üzerine inşa edilmelidir. Bu hedeflere varmak için işlenecek sürecin eylemsellik planı istişare, münazara ve paylaşımlarla netleştirilmelidir. En önemlisi de bir adres belirlenmelidir ki halk yön tayini yapabilsin.
Kim ne der ise desin, İslami Hareket Kürd halkı içinde tahmin edilmeyen bir potansiyel ve sahiplenmeye sahiptir. Yeter ki doğru zeminde doğru yerden bir kıvılcım çakılsın, yeter ki bizler Allah’ın ipine toptan sarılmayı, bir binanın tuğlaları gibi saf saf dizilmeyi ve yüreklerimiz ile kendimizi Allah’a adayabilelim. Adayanlar çoğalır, adayanlar halk nazarında karşılık bulur. Bizler hayatın çeşitli bahaneleri arasında zaman harcama zilletinden sıyrılıp, kendimizi davamıza adamak için şartları iyi kullanırsak Rabbim karşılığını verecektir. Karşılığı da Rabbimizin rızasıdır, Rabbimizde rızasını insanların rızasına gizlemiştir. İnsanlar ile diyaloğun en önemli yollarından birisi de rızalarının değerli olduğunu görmeleridir. Bu zaten İslam dininin de şiarı değil midir?
Biz kendimizi işledikçe coğrafyamızı ve halkımızı işlediğimizi bilmeliyiz. Her birimiz kendimizi işlemekten asla vazgeçmemeliyiz, külli iradenin vermiş olduğu cüzzi iradenin sorumluları olarak bize düşen sorumluluğun hakkını vermeliyiz. Atalet ve karamsarlıktan sıyrılıp, umut ve iman ile atılacak adımların karşılığı bizleri bile hayrete düşerecektir. Biz bile buda mı gerçekleşti diyecek hayrete düşeceğiz inşallah.
İslami Hareket adına Kürdistan coğrafyasında güzel ve heyecan yaratan çalışmalar var, inşallah azim içinde, sorumluluk sahipleri olarak bu çalışmaları hak etmiş olduğu değere muhatap kılacağız. Bu muhattaplığın güçlü kılınması her müslümanın sorumluluğudur, biz sorumluluklarımızı hakkı ile eda edelim sonrası Allah’a tevekküldür. Biz cüzzi iradenin hakkını teslim edelim, hüküm külli iradenindir.