HEP KENDİN OL YAVRUM! *
Geçmişin bulanık anıları beni mest ettiği demlerde hep şunu düşünmekten kendimi alamam. Gelecek neslin bizi anlayabilmesi, kaldığımız yerden mirası devralması için bir eser bırakabilmeliyim düşüncesi beni çepeçevre kuşatır. Bizim çektiğimiz acı boşluğu, yol yordam gösterecek birilerinin olmayışından çektiğimiz muzdaripliğimizi onlar da yaşamasın diye… Bilmem ben bunu ne kadar yerine getirebileceğim?
Ortaokulun son demleri… Daha olgun daha ayağı yere basan bir kişilik olmaya aday adayı olarak gözümü liseye dikmiştim. Yaşadığımız ortamda kız çocuklarının okutulması hala hoş görülen bir husus değildi. Babamın da annemin de bu anlamda birçok badireyi göğüslediklerini şimdi daha iyi anlıyordum. Bir hedef edinmiştim. Okuyacaktım. Çoğu kimsenin sonuna kadar gidebilme cesaretini gösteremediği liseyi bitirme sonra da… İnanılması güç bir hayal üniversite… Neden olmasın? Yeter ki insan istesindi, her şeyi onun emrine amade kılan Rabbim asla boş çevirmiyor kullarını.
Yaşıtım birçok genç kız vardı etrafımda… Güzel olan çirkin olan, iyi kalpli, kaprisli, aileden zengin ya da durumu zayıf olan… Ancak bu özellikler o zaman bile beni pek ilgilendirmiyordu. Benim için en önemli ihtiyaçlar arkadaşlarıma karşı içimde samimiyet ve güven hissetmekti. Onlardan da en büyük beklentim içten olmaları riyasız olmalarıydı. İnsanlara güven duymanın en önemli gereksinimin bu olduğunu seziyordum.
Ancak esefle söylemeliyim ki birçok kişi beni bu konuda hayal kırıklığına uğrattı kızım. Çünkü o zamanlar tv. nin de yaygınlaşmasıyla acayip bir başkası gibi olma, birilerini taklit etme furyası başlamıştı. Adeta insanlar kendi olmaktan kaçıyor birilerinin maskesi altına saklanmayı marifet biliyorlardı! Akşam izledikleri filmde, havalı bir tavırla sigara içen aktristi gördüklerinde, ertesi gün büyüklerinden habersiz ve gizli bir şekilde sigaraya başlayıp onları taklide başlamada geç kalmıyorlardı! Ondan sonra da bu gereksiz ve tehlikeli alışkanlığın kucağına düşünce de “bırakamıyorum!” diye hayıflanıyorlardı. Ee, neye başladın, seni kim zorladı buna? Birilerini illa da taklit edeceğim diye kendini zorlamasaydın belki bu tehlikeli ve kötü alışkanlık senin semtine bile uğramayacaktı. Ben anlam veremiyordum bu çelişkili davranışlara. Hem büyük bir iştahla gördükleri her şeyi taklit ediyorlardı, hem de şikayetlenmeden de duramıyorlardı! Üstelik de bize kötü örnek oluyorlardı!
Tabii bu bahsettiklerim benden birkaç yaş büyük olanlardı. Ama yaşıtım olan arkadaşlarım da onlardan etkileniyorlardı. Bize örnek olması gerekenler kimleri örnek alıyor görüyor musun? Bu tür düşüncelerim aklımdan hep geçiyor ancak onlara söyleme gereği mi duymuyordum yoksa bir şey söylersem beni azarlarlar mıydı diye mi düşünüyordum, bilmiyorum. Onlara söylemeden onları tahlil ediyor, eleştiriyor, hatta kınıyordum. Ben onlar gibi yapmanın doğru olmadığını biliyordum içten içe… Yaptıkları şeyleri kimi zaman manasız buluyordum. Hiç ilgimi çekmiyordu, üstelik bazen bana çok tiksinti veren iki yüzlülüklerini yakaladığım için onlar gibi yapmamaya sanki gizliden gizliye yemin etmiştim.
Şimdi diyeceksin ki sen hiç mi birilerine özenmedin? Doğrusu etrafımda çok özendiğim kimse yoktu. Ancak okuduğum güzel kitapların çoğunda kendime özenilecek bir takım kişilikler bulduğumu söylemeliyim. Bunların hemen hepsi idealleri için çalışan ve kendilerini sürekli geliştiren kişiliklerdi. Onlara özeniyordum ancak biraz hayal gibi bir şey olduğunu düşünürdüm. Kitaplarımla ne kadar dostça bir alakam olduğunu fark ettin mi kızım?
Herkes tv. nin önlerine örnek diye sergilediklerini fütursuzca taklide yönelmişken, ben kitaplarımla iyi vakit geçiriyordum. Gerçekten eğitici kitaplardı okuduklarım. Hepsi de bir şekilde, bir iz bırakmış olmalı bende… Çünkü bana hayallerimi oluşturabileceğim, hatta gerçekleştirebileceğim umudunu aşılıyorlardı. Kitaplardaki kahramanlardan etkileniyordum ama onları da taklit etmek yerine kendime dersler çıkarıyordum. Kendi yaşam şartlarımın kitaplardaki kahramanlarınkine birebir uyuşmadığını fark ettiğimden, onları taklit etmenin de gülünçlüğünü kavramıştım.
Ben de kendi kararlarımı verebilecek bir seviyede olgunlaşınca taklide değil, kendim gibi olmaya yöneldim. İnsanın kendi olabilmesi, etrafında maske takan nice kişi varken zor olduğunu biliyorum. Ama imkânsız değildi. Kendim yaşadım ve tecrübe edindim. O kimselerin, insanlara zoraki olarak bir başka türlü olduklarına inandırmaya çalışan, buna inandırmaya çalışırken nice gaflar işleyen, hata üstüne hata, yalan üstüne yalan söylediklerini gördükçe onlar adına kızarıyordum. Bu hallere düşmektense kendim gibi kalmayı daha çok önemsiyordum.
Doğrusu bir hatamın ya da bir yalanımın ortaya çıkıp insanların nazarında gülünç ve zor duruma düşmek bana korkunç derecede katlanılmaz geliyordu. En iyi ve garantili yol kendin olmaktı! Riyasız, maskesiz, tamamen olduğun gibi olmak insana ne denli büyük bir güven duygusu veriyor bilsen! Kimileri, kendilerine model aldıkları kişilerin alışkanlıklarını, giydiklerini, hatta sevdikleri yiyeceklere kadar onlar gibi olmaya çalışırken, ben kendi sevdiklerimde diretiyordum. Ne olmuş yani, falankes frambuaz seviyorsa? Ben de kirazı çok seviyordum! Başkası için sevdiğim bir meyveden yüz çeviremezdim ya! Allah bilir ya, frambuazın ne olduğunu bile bilmiyorlardı o zamanlar! Adı sanı yabancı olsun, başka diyarların yabaniliğini taşınsın da ne olursa olsun diye her şeyi kabullenmeleri yok muydu? Bana ise saçmalık gibi gelirdi. Adlarını yabancı isimlere benzeterek kısaltmaları, onlar gibi konuşmaya çalışmaları çok komik düşüyordu çoğu ortama… Ama ne yaptıklarının bilincinde olmadan sürdürüyorlardı bu taklitçiliği. Bense bir kez tavır almıştım ya hep öyle kaldım sanırım. Yani kendim gibi kaldım. Kimseye öykünmeden. Kimsenin bir özelliğini çalma ihtiyacı duymadan…
Zaman geçtikçe kendim gibi olma özelliğim başkalarının da dikkatini çekti. Kırk bir surat olmadığımı herkes anladı bir şekilde. Ne isem oydum ve bundan da gurur duyuyordum. Olmadığım, hissetmediğim hiçbir şeyi öyleymiş gibi sezdirmedim kimseye. Kendimi zorla sevdirmeye de kalkışmadım. Beni sevenler olduğum gibi sevmeliydiler. Başka türlü davrandığımda beni sevmişseler aslında yine beni değil, sevdikleri taklidi sevmişlerdir diye düşünürdüm.
İnsanın riyasız olması önce kendine olan desteğidir. Kendini daha güçlü hissedersin kendin olunca. Başkası olmaya her zaman gücün de yetmez, rol yeteneğin de… Bir yerde aslını ifşa edersin. O zaman da insanların nazarında güvenilmez, bin bir çeşit surat olursun ki bu da münafıklık değilse nedir? Önce kendin olmalısın. Başkalarında hoşlandığın özellikler olabilir. Güzel ahlakın örneklerini kendinde olması için gayret göstermelisin tabii ki. Ama bu asla başkasını olduğu gibi taklit olmamalıdır. Güzel ahlak, sende daha bir çeşitlenerek, daha bir güzelleşerek oluşmalıdır. Öyle ki başkaları seni örnek almaya değer bulsun. Örnek almak diyorum, seni taklit etsinler demiyorum dikkatini çekti mi? Örneklik farklıdır, taklit etmek farklı… Ya da şöyle ifade edeyim bazen ayrıntılara girmekten hoşlandığımı biliyorsun. Taklit etmek maymunsu olmaktır, örnek almak demek kendini zenginleştirmektir! Ne demek istediğimi anladığından eminim. Çünkü sen de gördüğüm en güzel vasıflardan biri gerçekten kendin gibi görünüyorsun. İçin dışın hep bir olsun kızım. Asla birilerine öykünme. Kendine güvenin ve inancın kendi hasletlerinin farkına vardığında daha bir güçlenecektir. Buna inan!
Devam edecek...