“Bilenin bilmeyene borcu var.” Bu sözü kim söylemiş bilmiyorum ama hoşuma gidiyor. Bildiğiniz gibi Erdoğan ve Kılıçtaroğlu’ndan sonra Bahçeli de bir ordu polis eşliğinde 6 Haziran günü Diyarbakır’a giderek gövde gösterisi yaptı. “Gönlümüzde, dilimizdesiniz… Erbil’deki peşmergeler sizi benden çok sahiplenmez…” türünden garip şeyler söyledi ve bununla da yetinmedi “Sen kimliğini bir yana bırak, karnını doyurmaya, üstüne başına bir şey geçirmeye bak!” dedi.O zaman bu kadar insan, bu kadar zaman, bu kadar ekonomi neden harcandı? Anaların gözyaşları neden döküldü? Karın tokluğu kadar bile anlamı olmayan -anlaşılmayan- bir mesele için neden bu kadar kan döküldü, sokaklar savaş alanına çevrildi, insanlar yandı, camlar kırıldı, kepenkler kapatıldı, bu ülkenin gençlerinin cesetleri -leş telaki edilerek- dağ başlarında bırakıldı, cenazelerini almaya gidenlerin üzerine askerlerin kaya yuvarlamasına göz yumuldu, büyük şehirlerde etnik linçler caiz görüldü, polis kurşunuyla öldürülen çocukların ölümünün doğal olduğu söylendi, 25 yılda 459 Kürt çocuğu öldürüldü, zindanlar tıka basa genç dolduruldu, cesetler parçalanıyor, tanklar, savaş uçakları bombalarını dağa taşa yağdırmaya devam ediyorlar… Neden?
Bahçeli, konuşmasını diğer liderler gibi tahrik edici, ötekileştirici, yok sayıcı, küçümseyici bir eda içeren‘Ne mutlu Türküm diyene’ vecizesiyle bitirdi. Bilmeyenlere değil, bilenlere sorayım: Allah aşkına böyle bir liderin, Türkiye’nin geleceğine nasıl bir katkısı olabilir? Böylesine kirli ve dar bir ufukla nasıl bir çözüm projesi üretilebilinir? Türkiye’nin geleceğini karartmaktan başka bir hedefleri var mı? Birçoğunuz gibi, ben de bu Türklük vecizesinin kimin tarafından icat edildiğini merak ediyordum. Meğerse icadın sahibi, kendisini ülkenin tek sahibi olarak gören, Rodos asıllı eski İttihatçı olan ve Şey Said’i idam eden İstiklal Mahkemesinin hukukçu olmayan tek üyesi Dr. Reşit Galip’miş. “Müslümanlık: Türk’ün milli dini” adlı tezinde, Hz. İbrahim, İsmail ve Hz. Muhammed’in Türk olduğunu iddia eden bu Rodoslu zevat, andımızı icat eden ve bu andın sonuna “Ne mutlu Türk’üm diyene!” vecizesini ekleyip bir genelgeyle eğitimin başına bela eden ve daha pek çok herzeleri olan biriymiş.
Bahçeli’nin neden böyle bir vecizeyi hem de Diyarbakır’da kullanmış olduğunu varın siz düşünün. Bahçeli’nin misyonu ve görevi bu, dolayısıyla ondan farklı bir davranış beklemek yanlış olur. Ancak, Erdoğan’ın onun izinden gidip nerdeyse Kürt halkının tamamının gözünün içine baka baka, partisinden aday gösterdiği Türkeş’in oğlunu geride bırakırcasına “Kürt sorunu yok… Tek millet, Tek bayrak, Tek vatan…” demeye devam ediyor olması da trajikomik. Kürt şehirlerinin ne halde olduğunu görmezlikten geliyor. Bu şehirlerde, miting düzenlemek için nerdeyse o şehrin nüfusunun yarısı kadar polis, panzer, akrep ve askerle korunarak, damlardaki keskin nişancılara rağmen etten bir duvarın arasında silikleşerek, konuşmaya çalışmanın ve böylesine düşmanlık tohumları ekmenin kime faydası olacak? Daha düne kadar kardeş olan iki toplumun, bir kesiminin taleplerini görmezlikten gelerek siyaset yapmanın ve dökülen bunca kanın, acının, alenen yapılan hakaretin, küçümsemenin, yok saymanın bedeli olan göstermelik ve hiçbir yasal dayanağı olmayan uygulamalarla kimi kandıracağını sanıyor? Sisteme bir drenaj kanalı açma endişesi görüntüsünü net bir biçimde veren uygulamaların, hak, özgürlük ve adalete dayandığını kim söyleyebilir? Hiç kimse!
Bütün bunlar yanlış… İnsan öldürmekle, zindanlarla, korku ve baskılarla bir yere varılmıyor. Ölümden korkmayan bir nesli, bu baskı ve sindirmeler inşa etmiştir. Korku duvarını aşmış, insan onurunu ayaklar altında çiğnetmemeyi hedefleyen Altan Tan, “Şeriata gidelim!” diyor. Bundan daha erdemli bir teklif olabilir mi? Mazlum olanın bundan başka bir teklifi de olmaz. “Kardeş olalım, sen yine ağabey ol. Ben senin bu kardeşliğine de razıyım…” deniliyor. Eee… Hak, adalet, özgürlük, erdemlilik, dürüstlük, insan onurunu korumak, mazlumdan yana olmak nerede?
Resul (s), kendisine vahi geldiği zaman ne yaptı? Kimden yana tavır aldı? Yetimlerin, yoksulların, ezilmişlerin, hakları gasp edilenlerin, mustazafların haklarını savunmadı mı? Tarih boyunca bildiğimiz bütün nebiler, hakları gasp edilenlerden, mazlumlardan yana tavır almadılar mı? Musa (a), Fravun’a mazlumları kurtarmak için meydan okumadı mı? Bunun için bedel ödemedi mi? İsteseydi, Fravun’un sarayında egemen, hakim olup insanlara verdiği haklarından dolayı enaniyetle başa kalkma tercihini yapamaz mıydı? Mekke’de peygamber (s)’e taht, hükümet teklifi yapılmadı mı? Neden mazlumların, yetimlerin, hakları gasp edilmişlerin safında yer aldı? Güçlüden, egemenden yana olmadı? Olamazdı! Kuzulara saldıran vahşi kurtların karşısında direnip, yetim kalmış kuzuları savundu. Hz. Ömer, “Dicle kenarında bir kurt bir kuzuyu kapsa, onun hesabı benden sorulur” diyerek insanca duruşu özetlemiyor mu?
Erdoğan, Diyarbakır gezisinde "Ne Türk, ne Kürt milliyetçisiyim" diyerek, aslında bulunması gereken yere işaret etti, ancak sistemin güçlenmesi için payanda haline getirdiği korsan yandaş muhafazakarları hummalı bir şekilde çılgın projeleri için kullanması bu söylediğini pek doğrulamıyor. İnsanlığın mutluluğu için iyi şeyler yapıyor, ama neticesi parçaladığı sınıfın sadece bir kesimine yarıyor, mutlu ediyor, “kutsal devleti”in temelleri sağlamlaştırılıyor. Sağcı muhafazakarlar, sorunun “din kardeşliği ile çözüleceği”ni söylüyor, ama kendilerinin dışında bir kardeşliği de, dindarlığı da onaylamıyorlar ve sadece mevcut durumu biraz restore ederek kendi egemenliklerini sürdürmeyi hedefliyorlar. O zaman sorun devam ediyor.
Kürtlerin yoğunlukta olduğu şehirlerde, AKP rahat bir şekilde seçim çalışmasını yapamıyor. Onun yerine milli dindarlar, Türkeş’in oğluna gönül vermiş olanlar, muhafazakarlar, korsanlar ve Fetullahçı olarak adlandıran yandaş kesimler ortak ittifakla, birebir çalışmalar yapıyorlar. Hummalı bir şekilde. Okullarında, yurtlarında, dershanelerinde kalan öğrencilerin eline AKP propaganda materyallerini sıkıştırarak, onların her birinin en az on eve gidip AKP propagandası yapmalarını istiyorlar. Günyüzü görmemiş nurlu çocukların, Fetullahçılar tarafından bu kirli ittifaka alet edilmesi ne kadar çirkin! Siyasallaşmış Kürt çocukları, bunu fark ettikleri zaman onları mahallelerine sokmuyorlar ve taşlıyorlar. Çocukların yürekleri ağızlarına geliyor… Sağcı muhafazakar dindarların AKP’yi bu derece sahiplenmelerinin anlamını doğru analiz edebilmek zor değil aslında. Kürt siyasal hareketinin hükümeti kurabilecek bir oya sahip olmadığı da ortada. O zaman, azınlık dedikleri bu kesimden korkuları nereden kaynaklanıyor. Ölümden, zindandan, işkenceden, baskıdan, bedel ödemekten korkmuyorlar da ondan…
Birbirimizi yargılamanın, savunmasız hüküm vermenin yerine, anlamaya çalışmanın daha hayırlı neticeler doğuracağından kuşku yok. Kürt halkının mazlumiyetini inkar eden ve hatta onların ümmetin yetim evlatları olduğunu bilmeyen yok. Buradan başlayalım. Bunca acıdan sonra, arka planında oyalama, yozlaştırma, sulandırma, aldatma kokuları gelen üç beş göstermelik hakkı, kardeş olarak kabul ettiğimiz insanlara minnet edercesine gündeme getirmek erdemlilik değil. Kimin hakkını kime veriyoruz? Doğrudur, egemenlik bir ateş topu gibidir insan değdiği zaman yanar ve naylonlaşır. Dolayısıyla olaylara da bu gözle bakar. Vicdan sahibi olan, erdemden nasibini alan her insan kuzudan, yetimden, hak sahibi olandan yana olur; kurttan değil. İnkar etmek, yok saymak, haklının hakkını verirken kibirli bir şekilde başa kalkmak Fravun karekteridir. Fravun ile fazlaca mesai içerisinde olanlar da bu ahlaktan etkilenirler ve ona benzerler. Kendilerini bir şey zannederler.
Yoz inatlaşmadan dolayı, vicdan, iman ve insani kaynaklı sorumluluğun pratiğe yansıması ertelenmemelidir. İnatlaşma, vicdanın hakemliğini kabullenmeyen bir cahili duruştur. Korsan yandaş mahalle baskısının olduğu yerde, ahlaki, insani, vicdani ve inanca dayanan çözümler üretilemez. Fravunlardan uzaklaştıkça, mazlumlara yakınlaşırız. Hak, adalet, özgürlük ve kardeşlik esaslarını pörsümekten kurtarırız.
Fravun, varlık içerisinde şımarmış alaycı, kibirli vicdani vasfından/değerlerden yoksun, hoşgörüsü olmayan, insani hiçbir değere saygı göstermeyen egemenliği sağlamlaştırmak için her türlü kirli yola başvuran biridir. Firavun Kızıl Deniz derinliklerinde hak ettiği cezayı buldu, ancak onun karakteri tarihte hiçbir zaman son bulmadı. Sahip olduğu güç ve makam onun insanlar üzerinde enaniyet ve kibirli davranmasına vesile olmuş, her türlü zulmün, acının bayraktarlığını yapıyor olmasına rağmen verdiği en küçük haktan dolayı insanları küçümseyen, aşağılayan bir tavırdan da uzaklaşmamıştı. Bu karakter, toplumu doğru yoldan, ahlaki olmaktan saptırdı, kibire kapılıp ululuk taslayan bir kavim doğurdu ve mazlumun yanında yer almamak için kirli ittifaklar kuruldu. Fravun, yeryüzünde despotça davrandı, halkı sınıflara ayırarak; onlardan mustazaf olanlara zulmedip, sömürdü, ezdi, çocuklarını öldürüp, bu yolla bozgunculuk yaptı.
Türk milliyetçiliğinin değişik versiyonları bu bozgunculuğu yeniden inşa ediyorlar. Osmanlı geleneğinden gelen “kutsal devlet” aklı, hayatın tamamında bu bozgunculuğu farklı bir muhtevada yeniden formile edip, modelleştiriyor. Modern bir versiyonda şekillendiriyor. AKP çevresindeki ittifakta bu aklı görüyorum. Liberalleşen, dünyevileşmeye evirilen, muhafazakarlık algısının, sorunlar karşısında vicdani bir mantalite ve duruş ortaya koyması mümkün değil. Bunu yapabilmeleri için, Fravunlaşan kirli siyasetin efsunlu söylemlerinden kendilerini kurtarmaları, dürüst olmaları paradokslaşan paradigmalarını gözden geçirmeleri gerekir.
Bu yandaş korsan akılda, devletin bekası birinci değer olarak görülür. Din de gerçek gayesinden saptırılarak, “devlet, millet, bayrak, vatan,” korumasında araçsallaştırılır ve bu argümanların hizmetinde olması sağlanır. Değişik çılgın projelerin alt yapısını hazırlamakla meşgul Diyanet çerçevesi içerisinde koparılan gürültülerin kaynağı budur. Saltanat döneminden bu yana yapılan çalışmalarla İslami değerlerin, erdemli duruşun, kavramların ait oldukları ontolojik bağlamından, gayesinden, anlamından koparılması için yoğun bir çaba sarf edilmiş ve dinin devletin tekelinde/hizmetinde kalmasına çalışılmıştır. Fravunların yaptığı da bu olmuştur. Hiçbir dönemde, bu anlayış değişmemiştir. “Daha ne yapalım, Kürt sorunu kalmamıştır, bunlar Kürtlerin temsilcileri değiller, azınlıktırlar, teröristtirler, din düşmanıdırlar, insan düşmanıdırlar” şeklindeki efsunlu sloganlar, toplumun geniş katmanlarını hipnotize edercesine sıklıkla kullanılarak kitleler aldatılıyor/uyutuluyor ve kanın durması için yapılması gerekenler karşısında büyülü bir bariyer haline getiriliyor. Zalim ile mazlumun fark edilmemesi için Fravun döneminin efsuncuları, sermayedarları ve hurafecilerinin oluşturduğu büyülü atmosfer geleneği büyüdükçe büyüyor. Hak ve adalet testine tutulanlar maalesef kan kaybından sınıfta kaldıklarını göremiyorlar.
“İnsan onuru”nu çiğnetmemek için, olanları doğru etüt edip nerede durulması gerektiğini tespit edemezsek, gelecekte içine düşmüş olduğumuz bu tarihi paradoksun travmatik acılarının yasını tutmaya hakkımız da olmaz.
ferhat kardeş ben onun kitaplarını da okudum, yazdığı her yazıyı da okuyorum. Okumaya devam edeceğimb. kürtler ve kürdistan oldu mu kulaklarini kapatirlar dillieri lal olur, bunu eleştirdim. Kürt halkının gördüğü zulum Filistin halkının gördüğünün on katıdır buna ses çıkarılmamasını eleştirmek benim de hakkım. San nasıl ki bu eliştiri karşısında hemen beni ırkçı, kafatasçı, faşit ilan ettinse ben ses çıkarmadımsa, sen de musade et ben de bazı şeyleri eleştireyim.
Kurdistan yanıyor, onlarin gemmileri nerde bu devlet nerde bu hükümet ayni timsah gözyasi dökenlere gibi birde cikip rambo geçilenlere ne denmeli. birde basbakan ve ona bagli guruplar iktidarda kalmasi icin ellerinden geleni yapiyorlar iste sahta siyasetler budur ama bence süc onlarda degil onlara arkacikanlardadir ister devsirme kürtler olsun ister devsirme arablar, Türkler. sahta kahramanlik yapanlarin ayni seyi akp ve ona bagli örgütleri yapmaktadir gazzeya sahip cikarlar ama kendi ülkelerindeki vatan´daslarini görmezlikten gelirler simdi de süryedeki diktatör rejimin yaptiklarina kilif bulmak icin oturum üstüna oturum yapmaktadirlar hepsi bos laflardir oraya da sundan dolayi öyle bir bakis acisile bakmaktadirlar cünkü kürtler eger birseyler elde edeceklerse bu da türklerin isine gelmiyor hepsi budur bunu anlamayan da kendileri gibidir sözkonusu kürtler ve kürdistan oldum kulaklarini kapatirlar dillieri lal olur ben iste bunu hazim edemiyorum
ferhat duman yöksekova
22-06-2011, 11:38:42
resül kardeş bizler bölgesel anlamda kurdistanda yaşıyoruz ama bir ulus devlet peşinde değilizi ulusçuluk emperyal bir projedir ,bütün olaylara islami ve vahiy merkezli bakmak zorundayız. muhafazakarlığı akp.yi islamcılığı birbirine karıştırmayalım.elbette biz kürtler böyük zülümlerr ve katliamlar görmüşüz.ama kişileri eleştirirken insaflı ve taraflsız hareket edelim.zira basettiğin hamza tükmen diyer kişi ve korunlardan beridir.hataları ve eksikleri vardır elbette ama kürt düşmanı ilan etmek hiç bir şekilde kabul edilemez yıllardır devletin faşizan politikalarına ve diyer taraftan bütün milliyetçi anlayışlara islsmi çerçevede bakmış ve cahiliye olarak görmüştür.onun kitaplarını okumanı tavsiye edelrim kürt sorunuyla ilgili kitapları vardır ve yazıları vardır haksöz dergisi özgürder.,bütün kavimleiri toptan dışlamayalım.sağdoyuya davet ediyorum
Mehmet Latif
21-06-2011, 23:40:28
O kendini basit bahanelerin arkasına gizleyip bağımsızlara oy vermeyenlere mesajım şu: Hayatı boyunca inancını dolu dolu yaşamış ve yaşamakta olan biri olarak gerçek imanın kimde olduğunu Kur’an dan yüzlerce ayetle hatırlatabilirim. Hani “şu komünist, ateistlere mi oy verecektim?” diyen inancımızdan bihaber olanlara. Dinimizde insanların sadece inancı için değil, Allah’ın ayetleri olan kimliği, insani hakları içinde özgür olması için çaba göstermesi gerek der. Kürtlerin talepleri anayasal hak olarak kazanılması için, barış için, kardeşlik için bu seçimde bağımsızlara oy vermeliydiler.
Bu başarıda inançlı, inançsız milyonlarca Kürdün ve de BDP örgütünün büyük katkısı vardır. Zaten onun için değil miydi hiçbir belge, bulgu ve haklı bir gerekçe olmadan 2 bini aşkın BDP’li siyasetçi, Belediye Başkanı ve onlara gönül verenler tutuklattılar. Hedef Kürtlerin örgütlü mühendislik seçim dizaynına darbe indirmekti. Ancak başaramadılar.
Bu seçimlerde Kürtler Türkiye’nin Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Asurî; Süryani, Hıristiyan, Müslüman, Ezidi, Yahudi tüm din, dil ve etnik yapısıyla cennet gibi bir ülkede birlikte kimliği ile yaşayabileceği halkların kardeşliği için en açık mesajını verdiler.
Aslında BDP Türkiye’de bütün etnik grupların kimlikleri ile özgürce yaşamaları için bir örnek teşkil ediyor. Bu yüzden yalnız BDP destekli bloğun değil bütün partilerin buna sahip çıkarak kardeşliği ve birlikteliğini yaşatmak için bu açılıma destek vermeliler.
resul zeydan
14-06-2011, 18:59:08
Sayın Ferhat Kardeş,
Beni neden ırkçılıkla suçluyorsunuz? Özgürlük, bir ulusun kendi özelliğine kavuşması ile kafatasçılık yapmak ayrı şeyler değil ki!? Konu “Kürt” olunca, ilkelerinden, savunduklarından vazgeçenler, çark edenler ne kadar dürüsttür?! Kürtlere karşı tarihten gelen derin bir kini, İslamcılık alanında görünenlerin sergilemesi yanlıştır. Bu kin muhafazakar yazarlarla sınırlı değildir, Türkçü yazarlarla sınırlı değildir; Sosyalisti, Arabı, Materyalisti, Farısı, Azerisi; gelen giden bu halka düşmanlık yapmaktadır. Sivil Cuma kılanları tiye almak ahlaksızlıktır. Kürtlerin ibadetiyle (!) aley etmek sistemin ahlakını canlı tutmaktır. Cehalettir, erdemsizliktir, basitliktir. Eğer böyle olmasaydı, ahlaki değerler yok sayılmazdı. Dikkat edin Kürt olarak değil, satılmış olan Kürt olarak severler, kimse siyasetinle, dilinle, kültürünle, renginle sevmez saygı göstermez. Kıro, mağara adamı diye alaya alır. Bu ahlakın ne kadar yaygın olduğu görülmuyormu.Ne zamanki kendi ırkına ihanet edip Kürt düşmanlığı yaparsa o zaman büyütülür, pohpohlanır, şişirilir ve kahraman ilan edilir bile. Kürtçe ezan okundu diye manşet atanlar, yorum, yazı yazanlar daha sonra bunun yalanladığını gizlediler. Doğru Haber sağolsun bunun yalan olduğunu söyledi ve bununla ilgili bir haber yayınlandı, bu zevatlar görmezlikten geldiler. Kürt halkına yapılanlar gizleniyor ve onlara düşmanlıklar sinsi bir şekilde işleniyor. Örnek, polis önce çocuğu kurşunluyor, sonra kafasını eziyor. Böyle zulum nerde görülmüş. İsrail’in bile bir kanunu vardır. Öldürüyor bırakıyor. Bunlar önce öldürüyor sonra tecavüz ediyorlar, müsle yapıyorlar. Ölüye tecavüz eden dünyada bulunur mu? varsa o da Kürt düşmanı kafatasçılardır. Hiroşima’ymış… Amerika’ymış… Amerikan’ın, İsrail’in on yıllardır öldürmedikleri kadar dersimde, şengalda, cudide, zapta, sokaklarda, halepçede failsiz cinayetlerde öldürüldüler. Mazlumluk edebiyatı yapıp tarihlerde şiirler düzen muhafazakarlar, Türkçüler, dönek solcular gelip destek verdikleri zulümden ellerini çeksinler. Onlardan ezilen halkları savunmalarını istemiyoruz. Yanında yer aldıkları Türkçü-Arapçı ve Persçi kafaya önce karşı çıksınlar. Önce şu kalplerinde ki Kürt düşmanlığını alıp atsınlar. Asıl kafatasçılık, bu öfke, kin ve nefret yüklü ırkçılıktır. Kardeşliği, eşitliği, birlikte yaşamayı, parçalanmamayı savunmak ırkçılık değildir. Kürtler de her kavimler gibi kendi kimliğini koruma hakkına sahiptir. Şimdi bu zumlu güçlendiren, taze kan veren, bütün imkanlarını muhafazakarların eliyle yaptıran, İslamı sistemin emrine istediği şekilde sunan AKP’ye düşmanlık yapmak gerekir dediysem hata etmedim. Bu zumlu meşru görenler elbette Allaha hesap verecekler. Zannedersem bunda kusur etmedim. Ettimse af diliyorum.
ferhat duman yöksekova
14-06-2011, 16:42:14
biraz önce yazdığım yazıda yanlış ve eksik olmıştur.eleştirim resül zeydanadır.özür dilerim.
ferhat duman yöksekova
14-06-2011, 14:50:14
eyer yazınızda kast ettiğiniz hamza türkmen ise bonu kesinlikle tasvip etmiyoruz.yakından tanıdığlmız olaya islaml bir abimiz.o her zaman hem türk ırkçılığına ve hemde kürt ırkçılığına şiddetle karşı çıkmıştır.haksöz dergisinin eski ve yeni sayılarına bakarsanlz görürsünüz.aynı zamanda hiç bir zaman ne akpnin ne herhangi milliyetçi bir gorubun propangadasını yapmamıştır.olaya devamlı islami açıdan bakmıştır.fettullah gülen ve benzeri çevrelerle ilgili döşüncelerinize katılıyorum.anlaşılan sizin milliyetçi anlayışınız kişilerl doğru tanımanıza engeldir.kürt sorununu lütfen doğru okuyunuz.
idris Bateyi
11-06-2011, 02:45:08
Yakup Bey Abime ve onun gibi, bu firavunlaşan zalimleri bize fark ettiren değerli düşünür-yazarlara Allah, her yerde ve her zaman yardım etsin. Ne kadar fesih-net-açık ve zelal bir zımanla-dille düşüncelerini paylaşmıssın. Buna rağmen bizlerin, nerde ne zaman kiminle ne için kimden yana tavır kuyacağımızı hala bilmiyorsak, bırakın sizin ve Altan Tan gibi insanların duruşlarını anlayıp arkanızda olmayı başarmak, daha mazlum rumuzlu yorumcunun bakışıyla pirincin içinden koca siyah taşları dahi, bırakın fark etmeyi pirinç yerine güzelce yemeyi ve yedirmeyi bir duruş ve bilinç olarak telaki edip hepten karşınızda durmaya devam edeceğiz. Tek kelimeyle, Allah bize farkı fark ettiren insanlara yardımcı olsun. Keleminize bereket..
Resul Zeydan
10-06-2011, 11:14:12
BDP’yi bahane edip Kürtlere düşmanlık yapan ve her defasında ırkçılığını gündeme getiren AKP’nin savunuculuğuna savunmak hiçbir ahlakla bağdaşmaz. Karşı yorum yazan arkadaşlar, lütfen sakin ve müsterih olun.Budistler, Tutsiler, yamyamlar ve en ilkel kavimler bile böylesine bir çelişkiye ortak olmaz. AKP’yi kimler onayladı, Fetullah Gülen, Turgut Türkeş, H. Türkmen, S. Eş ve benzerleri. Yılardır bu intifak zaten vardı ve devam ediyor. Irkçılığın karargahı haline gelen bir AKP’nin ikide bir saldırganlaşmasının sadece MHP oylarını almakla alakadar olduğunu söyleyen satirikler, nasıl bir bataklığın içerisine sürüklendiklerini bilmeyen insanlardır. Kürdistan'ın orta-yerinde Kürdlere hakret etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Elinizi vicdanınıza koyarak yazın. Politik kaygılardan uzak, Kürd tarafınızla yazın ki, "Hain"lerle birlikte olmadığınıza inanalım.
Yakup Aslan!!! Seni canı gönülden kutluyorum doğru tespitlerin için.Bir makale bu kadar mı güzel yazılır. AKP yandaşı yazılarını hiçbir zaman okumaya gerek duymam çünkü türk medyası gibi taraflı ve sevmediği insanlar hakkında yalan yanlış haber yapmayı seviyorlar.
zaloğlu
09-06-2011, 21:44:49
yazi güzel,fakat yönlendirilen profil ve argumanlar yanlış.belkide şu seçim ortamında net düşünemediğimizden de kaynaklanıyor olabilir.ama her şeye rağmen insafı elden bırakmamak lazım.selamlar
Bir Müslüman
09-06-2011, 18:26:49
yorumumda ne küfür, ne de hakaret vardı. yazarı eleştirmiştim. tıpkı yazarın başkalarını eleştirdiği gibi. ama tahammül edemediniz. sağlık olsun. kendi kendinize yazın ve hiç bir uyarı almadan yolunuza dvam edin. bu taassupla hiçbir yere varamazsınız. bırakın yazılanları, çizilenleri eleştirebilelim. ki belki kendilerine gelirler. vallahi yanlış yazdıkları vardır.
_________
EDİTÖR: Yorumunuzda eleştirinin ötesinde küçümseme ve aşağılama vardı...Lütfen yorum kriterlerine uygun yorum yapın...Saygılarımızla...
Bir Müslüman
09-06-2011, 17:51:11
Değerli yorumcumuz, tüm görüşlere eşit mesafede durmakla birlikte; küfür, hakaret, aşağılama vb. içeren, toplumsal hassasiyetleri zedeleyici nitelikteki yorumları yayınlayamıyoruz. İlginize teşekkür ederiz. Saygılarımızla!...
mazlum
09-06-2011, 17:26:07
musin kardeşe.sen beni yanlış anladın galiba.birinci sorun cevaben beni temsil edecek bu ülkede malesef bir pardi yok.benim düşüncemi sorarsanız elbette benimde kendime göre inandıgım bir davam var.ve müslüman bir insanın doğru yerde durması benim için yanlış deyil,bilakis çok dogru takdir ettiğim bir şeydir.bundanda asla rahatsızlık duymam ben altan tanın yakından tanıyorum saglam ve samimi bir müslümandır.bana göre durdugu yer yanlış yani bdp deyilde chp. akp mhp de olsa aynı şey.bu ülkede samimi insanlar daima partiler tarafından kullanılır.yani kendi isdediklerini söyleyemezler parti başkanının ağızıntan çıkan kelimeye bakarak konuşurlar.buda doğruları söyleyemeyecekler anlamını taşır.dogru kimden gelirse gelsin.yanlış kimden gelirse gelsin.yanlışa yanlış,doğruya doğru deme erdemine sahip olamıyorlar malesef.bir nvi partiler statükosu.saygılar
muhlis kahriman
09-06-2011, 15:56:59
Mazlum arkadaşa sormak istiyorum sizi temsil edecek bir partiden neler istiyorsunuz öncelikleriniz nelerdir .Sizin düşüncelerinizden uzaktan yakından hiçbir yapı yokmu .Yada kendi görüşleriniz doğrultusunda neler yaptınız.Müslüman birinin doğru bir yerde yer alması sizi niye rahatsız ediyor .
mazlum
09-06-2011, 15:03:31
yakup hocam çok güzel bir yazı yazmışsınız kaleminise yüreğinize saglık.ama bir kürt olarak halen kürtleri demsil eden bir pardinin yada ekolun oldugunu düşünmüyorum.bu ülkede birileri saltanatlarını barut kan ve göz yaşları uzerine kurdugunu siz bizden daha iyi biliyorsunuz.bir inanan olarak. altan tanı haydi şeriata demesini hiçmi hiç dogru bulmuyorum.bugun beraber oldugu insanlar.günümüzun kemalistlerinden hiç bir varkları yoktur benim nazarımda.ama bu demek olmuyorki masum mazlum kürt halkını haklarını savunmayacaksın anlamına gelmiyor.hani akp din uzerinde siyasey yapıyorya altan tanında söylemi tayip erdoganın söyleminde pek fazla varklı görmüyorum.onu için benim güzümde hepside aynıdırlar yanlış düşünüyorsam lütfen duzeltiniz saygılar.
abdurrahim
09-06-2011, 14:35:15
Güç ve iktidar çoğu zaman haktan uzaklaştırır yazık ki, ama hakkı uygulayan adil bir iktidar Süleyman'ın tahtına varis olur, Muhammedin mazharına da...