Türk devlet aklı Kemalist kuruluş felsefesiyle kurulduktan sonra her türlü muhalif kesimin imha ve inkarı üzerinden kendini varetmeye başladı. Bu zihniyet, yeni kurulan devletin gün geçtikçe güdükleşmesine, körelmesine, komşu ülkeler ve kendi halkı ile düşmanlaşmasına zemin oluşturdu. Kemalist zihniyet kendini efendi, halkı kendisine hizmet etmesi gereken kesim olarak gördüğü için varoluşundan itibaren sürekli yok edilme korkusunu iliklerinde hissetmiştir. Halk ve coğrafyanın tüm değerlerine düşmanlık besleyen Kemalist zihniyet halk nezdinde rağbet görmedikçe zalimleşti. Zalimleştikçe halktan uzaklaştı ve kendi gölgesinden korkar hale geldi.
Varolmasının gayesini korku üzerine inşa eden, hiçbir şekilde takdir ve taltife yer vermeyen sistemlerin bireyleri psikolojik olarak problemli olurlar. Bu problem iktidar olan zihniyet tarafından yaşamın her yönüne, eğitim, ekonomi, sosyo-kültürel, siyaset vb. yerlerine hakim olunca toplumsal psikolojide bu yönde eğilime sahip olmuş olur. Toplum tamamen düşmanlık ve korku üzerine yetişmiş bireylerden müteşekkil olunca, haklı talepler bile yanlış algıdan dolayı düşmanca tepki ile karşılanmayla karşı karşıya kalmış olur. Bu yanlış algıyı doğru zemine kanalize etmenin yolu, cesur ve sistemli süreçleri işletmenin yollarını açmakla başlar. Bu süreçte geçmişin hataları kabul edilir, olması gereken süreç için haklı talepler dillendirilir ve sahiplenilir.
Kemalist aklın düşman gördüğü muhalif hayat nizamları, ortak paydayı önceleyerek kendi özgürlüklerini öteki gördüğünün özgürlüğünde saklı olduğunu kabul etmelidir. Kendi için istediğini öteki gördüğü için de istemeli ki kendine güç katmış olsun.
Kemalist devlet aklı Kürdleri inkar ve imha politikaları ile yok etmeye çalıştıkça, kendi sonunu hazırladığının farkında değildi. Her imha ve inkar hamlesi kendisine bumerang gibi geri dönmekte ve bedenine saplanmaktaydı. Her saplanmada daha da zayıflamakta ve güç kaybetmekteydi, bugün de inşallah hak etmiş olduğu şekilde zelil olmuş halde tarih sayfalarındaki yerini almış olacaktır.
Kürd halkının her haklı talebi devlet tarafından katliamlar ile karşılık gördü. Bu kısım herkes tarafından bilindiği için girmeyeceğim. PKK hareketi ile başlayan isyan için de geliştirilen devlet çözümü imha ve köy boşaltmalar oldu. 3000 civarında Kürd köyü boşaltılarak Kürd halkı yokluğa ve imhaya terk edildi. “Hayır gördüğünüzde şer, şer gördüğünüzde hayır vardır.” Ayeti yaşamda canlı olarak varolduğunu göstermiş ve bu imha hareketi de ters tepmiştir. Elbette köy boşaltmaların Kürd halkına müthiş derecede zararları olmuştur ama Rabb-i Zülcelâl zalime inat bu hamlede de Kürd halkına bir yarar bahşetmiştir.
Kolay kolay hiçbir gücün sağlayamayacağı bir şekilde Kürd halkı köy boşaltmalar sonucunda kent yaşamına geçmiştir. Büyük sıkıntı ve acıların yanında kentleşen Kürd halkı müthiş bir zihinsel değişim yaşamıştır. Değişim beraberinde çok daha güçlü talepleri getirmiştir. Bu talepler, çoğunluğu kent yaşamında yer edinmiş olan, kent yaşamının getirmiş olduğu anlayış gereği yönetme ve yönetilmeye ortak olma tecrübesi gereği talep çıtasını yükseltmiştir. Kürd halkı sadece ekonomik, sosyal, siyasal haklar değil, varolan devlet yönetiminde sorumluluk sahibi olarak paydaş olmayı talep etmektedir.
Birlikte yaşamaya evet ama devlet yönetiminde eşit haklara sahip olmak şartı ile şartlı bir evet. İkinci sınıf vatandaş olarak değil, vatandaşlık bağı ile değil, kurucu ve sahiplenici ortak paydaş olarak evet. Taleplerin düşmanca değil, insanca ve erdemlice, olması gerekenler olarak değer gördüğü ve karşılık bulduğu birlikteliğe evet diyor Kürd halkı. Talep artık şu hak veya bu hak olarak ayrıştırılmamalı, direk bir şekilde ortak devlet içinde adil paydaşlık mutabakatında bir birliktelik ile anlam kazanır. Yoksa konuşulacak her cevap havada kalmış olur.
Tarih ve insan tecrübesi şahittir, her göç beraberinde değişim getirir. Göç edenler veya ettirilenler gittikleri yerlerde kendilerine bir yaşam alanı oluşturmak zorundadırlar. Bu zorunluluk içinde ya göç edenler o mekana ayak uydurur ya da o mekanı kendilerine göre dizayn ederler. Göç sonucunda göç edenler, zihinsel değişim de gerçekleştirmek zorundadırlar. İçinde bulundukları şartları kendi lehlerine çevirme çabaları da fıtri olan bir tepkiselliktir. Yaşanan acıların, çekilen sıkıntıların nedenleri, sebepleri analiz edilir ve bu yaşananların kendi çocuklarına yönelik tekerrür etmemesi için mücadele içinde olurlar. Bu mücadele o insanları olgunlaştırır, okuyarak, araştırarak, tartışarak elde edilemeyecek bilgi ve tecrübe bu insanların zihin ve eylem dünyalarına eklemlenmiş olur.
Köy yaşamında toprak eksenli bir zihniyet ile yönetiliyor iken, kente zorla göç ettirilmenin sonucu olarak yönetme ve yönetilme, paylaşma ve paydaş olmanın zihinsel devrimini yaşadık. Bu yöndeki bir zihinsel alt yapıya daha önce kentte yaşayan elit Kürd insanı sahip iken, şimdi zorla göç ettirilen köylü Kürd halkının büyük bir çoğunluğu tecrübe edinmiş bulunmaktadır. Yaşlısından-gencine, erkeğinden-bayanına, siyasal akıl olarak yönetimde paydaş olması gerektiğini kavramış bulunmaktadır. Çünkü kentli olmanın gereği, huzur ve adil bir paydaşlık için yönetimde paydaş olmak zorunludur.
Yarar-zarar çerçevesinde gelişen bu süreçte elbette yanlış bazı teori ve eylemsellikler olacaktır. Bu yanlışların en asgari düzeye indirgenmesi için, talepler doğru okunmalı, doğru pratikler ile cevap bulmalıdır. Kutsal devlet, tekçilik anlayışı, minnet etme, bizim istediğimiz kadarı olur anlayışları terk edilmelidir. Bu zihniyet değil mi imparatorlukları, şahlıkları çökerten, SSCB, Yugoslavya, Hüsnü Mübareklerin sonunu getiren. Bugün Kaddafileri, Esadları ve Kemalistleri yok olmaya doğru sürükleyen. “Bir diyar küfür ile ayakta kalabilir ama zulüm ile asla” sözü mucibinde her sistem kendi gidişatına dikkat etmelidir. Zulüm, hak olanı takdim etmeme, hak olandan yana güç katan olmama değil mi?
Zulm edenlerden olmamak için, hakları gasp edilmişlerin taleplerini niyet okuma ile farklı yerlere çekmek yerine, bu taleplerin birlikte yaşam çerçevesindeki katkıları öncelenerek değer verilmelidir. Kürd halkının devlet yönetimindeki adil paydaşlık talebi değer görmeli, bu talebin makul ve birlikte yaşama değer katan olması için zemin hazırlanmalıdır. Bu talebin olgunlaşması, çoğulcu bir karar ile yer edinebilmesi için gerekli destek sağlanmalıdır. Burada Kürd halkı olarak bize düşen sorumluluk, bu zemini ortak payda da kurabilmektir. İdeolojik saplantılara, çıkar çatışmalarına kurban etmeden, tüm Kürd halkının maslahatını önceleyecek şekilde bir birliktelik ile devlete olması gereken basıncı uygulama mücadelesi verebilmektir.. Bu mücadelede Kürd halkının her çizgisi, her rengi, her inancı yer edinerek kendini güvende hissetmeli ve kendini sorumluluk sahibi görebilmelidir.
Yoksa tek ideoloji veya tek çizginin talepleri devlete gerekli basıncı asla dayatmayacaktır, dayatamayacaktır. Kürd halkı kendi içinde çoğulcu bir birliktelik yaratacak ve devlette adil paydaşlığın öncüsü olarak Türkiye’deki tüm muhaliflerin çekim merkezi konumunu kazanacaktır. Devlet sisteminde paydaş olan Kürd halkı Türkiye’de yaşayan her kesimin maslahatına güzellikleri yaşamanın teminatı olacaktır. Kürd sorununu, inanç sorununu özgürlükler çerçevesinde çözmüş bir Türkiye öncü devlet olma vasfını doğru hareket ederek doğal olarak kazanmış olacaktır. Kendi iç sorunlarını düşmanlık ekseninde değil de, talepleri makul karşılayarak eylemselleştiren bir Türkiye her yönden güçlenecektir. Kaddafi ve Esad’a halklarının taleplerine kulak vermeleri için seslenen Başbakan, kendi söylediklerine kulak verip halkının taleplerini makul çerçevede değerlendirirse çağ atlayacağını bilmelidir.
Ne Başbakan bu ülkede yaşayan halkların taleplerine düşmanca bakmalıdır, ne de PKK-BDP çizgisi Kürd halkının farklı düşünenlerine düşmanca bakmalıdır. Her iki çizgide kendilerine yapılan eleştiri ve kendilerine yöneltilen talepleri kendi maslahatları için değerli görüp doğru şekilde karşılamalıdırlar. Muhalif sesleri baskı ile susturma çabaları bugüne kadar hiçbir hareket veya devlete yarar sağlamamıştır. Aksine, sonunu hazırlama ve halkın terkine uğramaktan başka bir sonuca varıldığı görülmüş değildir.
Bunun için düşünceler, sistemler, inançlar, ideolojiler arasında dönüşümsel olan iktidar-devlet-güç, yapıları talepler karşısında kör ve sağır etmemelidir. Bu taleplerin boşa çıkmaması için özellikle güçlü bir muhalif birlikteliğin olması şarttır. Gerek Kürdler arasında, gerek Türkiye’de yaşayan tüm muhalifler arsında sistemli güçlü bir birliktelik oluşturulmalıdır. Bu muhalif ses en az diğer sesler kadar güçlü çıkmalı ki gerekli basınç oluşabilsin. Gerekli basınç oluşsun ki, talepler hak ettiği karşılığı bulabilsin. Talepler gerekli karşılığı bulabilsin ki, hak etmiş olduğumuz özgür, erdemli, huzurlu yaşamı birlikte yaşayabilelim.