Sorunların çözümü; Bireylerin, örgütlerin, cemaatlerin, sivil toplum kuruluşlarının, siyasi partilerin, hükümetlerin ve devletlerin tutarlı ve cesur duruşlarında saklıdır. Duruş, zaman ve mekana göre, kişi ve ortama göre değişiklik arz ediyorsa, orada çözüm değil çözümsüzlük başat rolde olur.
Çözüm için çabalıyor, mücadele ediyorum diyenler duruşlarında samimi olmalı, tutarlı yaklaşımlar pratize etmelidirler. Sorunların çözümünde bir ileri iki geri söylemleri, sorunu dağınıklığa sürüklemenin çözüme bir katkı sağlayamayacağı aşikardır. Çözüm için serdedilen yaklaşımlar tutarlı olmalı ki halk umudunu kaybetmesin. Umudun kaybolduğu yerde ne huzur, ne kardeşlik, ne de birlikte yaşam olur. Böylesi karmaşık bir ortamda, ancak güçlülerin, rantçıların menfaatini artırmaktan başka bir şey olmaz.
“Zalimin sofrasından yemek yiyip, mazlumu oynamak erdemli bir davranış değildir.” Zalimlerin, müstekbirlerin maslahatına olan davranışların destekleyicisi olmak ve diğer taraftan mağduru oynamak halk ve hak nazarında riyakarlıktır. Mazlum, mağdur zulmedenin sofrasına oturmaz, o sofraya çeşit taşımaz, o sofranın insan ekleyeni olmaz. O sofrayı zalime zehir eden, o sofranın insan eksilteni olur, o sofranın nimetlerini hakkı olan halka taşımanın kavga vereni olur.
Biz, Kürd halkı, yaşadığımız mazlumiyet ve mağduriyetin kavgasını verirken zalimlerin, müstekbirlerin elini güçlendirecek davranışlardan uzak durmalıyız. Yapılan haksızlıklar, zulümler ile ne yapılmak istendiğinin yanında, Kürdleri nereye yönlendirmek istediklerini de iyi analiz edebilmeliyiz. Her etki ile yaratılmak isten bir tepki olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Egemen güçler her etkilerinde Kürdlerden bekledikleri tepkiyi alıyorsa burada ciddi bir sorun var demektir. Burada durup bir daha iyi bir analiz ve tefekkür etmek gerekir. Yapılan hamle ile bizleri nereye ve neye sürüklemek istiyorlar, bizlerin hangi duygularını aktif hale getirip kendi istedikleri şekilde kullanmak istiyorlar.
İstikbar güçleri, muhalifleri her zaman direk güç ile vurmaya çalışmazlar, genelde başka bir muhalifi de zorda bırakacak şekilde bir taşla bir sürü kuş vuracak yöntemler ile bertaraf etmeye çalışırlar. Bir hak ihlal edilir, mağdur olana o hakkı arama yolu olarak başka bir muhalifi de zayıflatacak şekilde bir hak arama yolu göstertilir. Bu öyle bir yol ki, hem hakkı gasp edilenler zayıf düşer, hem de beraberinde bir başka muhalif kesim sistem karşısında daha da zayıflamış olur.
Elbette, bu yapılan haksızlıklar karşısında sessiz kalalım anlamına gelmez. Sistem tarafından muhalif güçlere yapılan müdahalelere karşı eylemsellikler serdedilirken, sistemin beklediği tepkileri değil, iyi analiz edilmiş, olması gereken maslahat getirisi olan eylemsellikler ifa edilmelidir. Kürd halkı olarak bizlere yapılan her zulme karşı durmak hakkımızdır ve duracağız da. Bunu yaparken zumlun kimden geldiğine, niye yapıldığına, nereye kanalize edilmek istendiğimize çok dikkat etmemiz gerekir.
YSK bir hamle ile biz Kürdleri sistemin istediği şekilde yönlendirebildi. Bu hamle yapılırken Kürd halkının buna sessiz kalmayacağı, Kürd siyasal hareketi kitlesinin sokaklara döküleceği ve kendisine tanınmayan hakkı bölgede diğer partilere tanımayacaklarını bilmiyorlar mıydı? Biliyordular ve bu hamle sonrasında tam da beklenen tepki buydu. Çünkü birileri biz istersek istediğimiz zaman istediğimiz şekilde yaşamı etkileyebilecek güçteyiz mesajını verme çabasındaydı. Tepki elbette verilmeli ama etki edenin istediği şekilde olmamalı. Tepkimizi bize artı değer katacak, mağduriyetimizi hak elde edişe çevirecek şekilde ortaya koymalıyız. BDP çevresinin bu şekilde sokaklara ve halka zarar vererek tepki koyması kime getiri sağlamıştır düşünmek lazım. Kimin istediği senaryo gerçekleşmiştir analiz etmek gerekir.
Şu realiteyi herkesim kabul etmelidir; Yaşadığımız ülkede mutlu olunacaksa, huzurlu yaşanacaksa, özgür ve adil bir yaşam yaşanacaksa bu ya hep beraber olur ya da hep beraber sıkıntı içinde zamanı heder etmiş oluruz. Türkiye’de yaşayan halklar olarak en büyük problemimiz sorun benim değilse bana necilik yaklaşımıdır. Sorun bana dokunmuyor deyip geçmek, geleceğimizi huzur ve özgür yaşamdan uzak kılmaktan başka bir anlam ifade etmez. Bizler halk olarak, düşünce, inanç insanları olarak coğrafyamızda yaşanan sorun ve sıkıntılara karşı alakasız durmamalıyız. Çünkü her olumsuz karar, her olumsuz etki, her hak gaspı, her kısıtlamanın acısı ve sıkıntısı gün gelecek hepimizin kapısına dayanacaktır. Bizler halk olarak birbirimizin dertleri ile dertlenebilmeliyiz ki mutlu, huzurlu, özgür ve adil bir sistem ile yönetilebilelim.
Yanlış kararlara, hak gasplarına, özgürlük kısıtlamalarına, adil olmayan paylaşımlara hep beraber karşı koymalıyız ki yarın bize dokunduğunda sahiplenme olabilsin. Devlet sisteminin bizleri birey olarak, düşünce olarak, inanç olarak parça parça ederek çiğnemesine fırsat vermeyelim. Muhalif duruşları sistemin zalim çarkının dişleri arasında öğütülmeye terk etmeyelim. Terk etmeyelim ki hep beraber ortak maslahatta özgür ve insanca yaşayabilelim.
YSK’nın kararı kaos, ayrıştırma ve düşmanlıktan başka neye hizmet etmiştir. Elbette YSK kararının amacı zaten buydu ama Kürd siyasal hareketi bu şekilde bir tepki ile onların dümen suyuna gelmemeliydi. Haklı bir mağduriyet etki edenlerin istediği şekildeki yanlış bir tepki ile heder edilmemeliydi. Tüm insanların ikrar ettiği bir hak gaspı mağduriyeti makul ve aklıselim ile maslahata çevrilebilinirdi. Yaşanan mağduriyet BDP çevresi tarafından iyi kullanılmamış, etrafa, halka, sokaklara ve mala zarar verilerek yanlışa yanlış ile ziyan edilmiştir. Polisin zalimane güç kullanışı elbette mağdur BDP kitlesini hoş olmayan tavırlara sevk etmiştir. Kitlenin olmaması gereken tavırlar sergilemesini tetiklemiştir, çadırlara ve halka insani olmayan saldırılar yaparak halkı provoke etmişlerdir. Direk kurşun kullanılmış, kullanılan yüzlerce biber gazı bombası direk insanların kafalarına nişan alınarak sıkılmıştır. Birçok Kürd ilinde yapılan gösterilerde yaralananlar kafalarının farklı yerine almış oldukları biber gazı bombaları ile yaralanmışlardır. Buda amacın farklı olduğunu ispatlayan önemli delillerden biridir.
Bu nedenle her kesim YSK hakkında suç duyurusunda bulunmalıdır. Yaşananların hesabı YSK’ya sorulmalı, ölen ve yaralananlar için dava açılmalıdır, zarar YSK’nın karar vericilerinden talep edilmelidir. Bunun yanında Başbakana sessizlik zulmü sorulmalı, oy kaygısı ile halkın haklı taleplerini görmezden gelmesinin nedenleri sorulmalıdır.
Başbakan, dış ülkelerdeki Türk vatandaşlarının hakları için dik duruş sergilerken, Kürd halkının insani ve ilahi olan hakları için zalimlerin sofrasına oturmaktadır. Arap devlet başkanlarına demokrasi dersi verirken kendi vatandaşlarına Arap devlet başkanları zihniyeti ile hükmetmektedir. Diğer ülkelerdeki Türk vatandaşlara kendi ana dillerine sahip çıkmayı nasihat etmekte, asimilasyonun insanlık suçu olduğunu dillendirmekte, ayetler ile Arap ülkelerine telkinde bulunmakta ama Kürd halkına gelince zulmedenlerin dili ile konuşmaktadır.
Ey Başbakan! Allah’a verilecek bir hesap vardır. Mahşer günü sorarlar, Allah için ne yaptın. Ya Rabbi! Ben, Sen'in ayetimdir dediğin dillere resmi dil olamaz, eğitim dili olamaz dedim mi diyeceksin. Kendim için, kavmim için istediğimi Müslüman Kürd halkı için isteyemedim mi diyeceksin.
Dediğinde bunun karşılığının ne olduğunu çok iyi bildiğinden eminim. Bir halkın, bir hak sahibinin hakkını oy kaybına bağlamak, iktidar hırsına kurban etmek, bunun hesabını düşünerek idareci/yönetici olmayı değerlendirmek lazım. Tek dil, tek vatan, tek bayrak söylemlerini adil olmayan bir ahit üzerinden bağlamak nereye konur, vicdan sahiplerine sorulur. Hükümetin, devletin adil olmayan yönetimi sebebiyle her gün birçok can kaybının yaşandığı, mala, akla, nesillere, doğaya, yüreklere her gün zarar geldiği sorumluluğu iyi idrak edilmelidir. Bu haksızlıklar karşısında sessizliği tercih eden her birey, kurum, sivil toplum kuruluşu ve yapı kendini yeniden eleştiriye tabi tutmalıdır.
Önemli gördüğüm bir nokta ile yazımı bağlamak istiyorum. Elbette hak arayışı her yolu mübah kılmaz, zafere giden her yol mübah değildir. Ama kimsede hakları gasp edilen Kürd halkının ve muhaliflerin dilenci mahiyetinde sadaka istemesini beklemesin. Her mazlum, her mağdur haklarını insanca yaşayabileceği ortamı oluşturma mücadelesini vermekle mesuldür. Sağduyu, maslahat gözetilerek; şiddet ve yıkım dışlanarak tahammül kültürü içersinde tüm şartlar zorlanarak hak arayışı mücadelesi verilmelidir.
Rabbim yanlışta olanlarımızı ıslah etsin, ıslah olmuyorsa mazlumları onlara önderler kılsın. Hakları gasp edilenleri hak arayışında sıratı mustakimden ayırmasın, tevhid ve itidalden uzak kılmasın.