Her toplumun tarihinde, aydınlık sayfalar olduğu gibi, kara sayfaları da vardır. Çünkü örnek toplum belli bir ırka, zamana veya coğrafyaya bağlı değildir. Toplumlar, topyekûn temiz ve kirli de olamazlar. Çünkü tüm mesele o toplumu oluşturan bireylerin duruşlarına bağlıdır.
Bugünler de toplumumuzun örnek ve önderliği gündeme getirilmektedir sıkça. Ama kime göre…
Elbette önder ve örnek olarak liderliği yakalamak bir fazilettir. Ama yinede bu soruyu yeniden sormalıyız kendimize. Kime göre?
Batıdan gelen bir yönlendirme ile İslam dünyasının kendi yatağındaki akımını değiştirmek için bir model olarak gösteriliyorsa, elbette bu, gerçek anlamda bir liderlik değildir. Sonuçta bu karar ve yönlendirme, batı veya başka yöndekilerinin fark etmez sonuçta beşeri plan ve istekleridir.
Gerçek anlamda örnek ve önder toplum olmamız, Yüce Allah’a göre olmalıdır. Bu gerçek anlamdaki “lider toplum modeli” olabilmemiz için de, Allah merkezli bir toplum olmamız gerekir.
Bu kritere göre kendi duruşumuzu kıyaslayacak olursak daha çok ekmek yememiz gerekir. Çünkü birçok emniyetlerin ( can, mal, akıl, din, nesil vs.) tehlikede ve askıda kaldığı bir durumdayız.
Her şeyden önce vahdete ( birliğe) sahip olamadık. Vahdetin gelebilmesi de tevhide bağlıdır. Ekonominin, siyasetin, kültürün ve psikolojilerin bağlanacağı tek merkez, Allah olmadıkça da tevhidten bahsedemeyiz. Lider olmak isteyen toplumların önderleri de peygambere benzemedikçe, onlara tevhidi getiremezler. En önemlisi de o toplum; hidayeti talep etmedikçe başkalarının işaret etmesi de hiçbir anlam taşımamaktadır. Bu işaret halis te olsa, sanal da olsa…
Elbette kemale erme isteğimiz olduğu gibi, kemale eren bir toplum da olmak isteriz. Ancak bu sınırlarla çizilecek bir durum değildir. Hele ulusal olarak sınırlamak hiç değildir. Çünkü kalplerin iştiraki ile olacak bir amaçtır bu. Allah’u Teala’yı, iradesinin ve kalbinin baş tacı edecek kalp sahiplerinin gayret ve kararlılığı ile oluşacak bir büyük aile bu. İşte o ailenin adı a veya b toplumu değildir. O ailenin adı “ümmet”tir. Giden kavim değil, gelen kavimdir.
Yüce Allah istenen kavimden bahsederken, o kavmin şu vasfını öne çıkarıyor. “Onlar Allah’ı severler. Yüce Allah ta onları.”
Fitne ve fesadın kaynaştığı bir toplum önder olamaz. Bir zamanlar tevhid üzere olan İsrail oğullarını Yüce Allah seçmişti. Model toplum olarak nitelendirmişti. Ama sonra duruşlarını yine kendi mensupları bozunca; Yüce Allah, onları zillet ve meskenet ile tescillendirdi. Bunun en önemli göstergesi de kıblenin değiştirilmesidir. Eğer onlar ilahi irade üzere sabit dursalardı zaten Yüce Allah neden yeniden dinini göndersin ki. İstenen yaşam tarzı tahrif edilmeden tertemiz önümüzde duracaktı ve örnek olarak gösterilecekti. Ama gel gör ki onlar dini kendi nefislerince değiştirdiler ve kendi isteklerine göre bir yaşam tarzı koydular. Onlar kendilerine toz kondurmasalar da yüce Allah, onları kınadı ve onlarla hem fikir olan herkesi rahmet ve hidayetinden dışladı. Eğer aynı yolu bizde paylaşırsak, akıbet bizim içinde kaçınılmaz olacaktır.
Kıblenin değiştirilmesi, yeni lideri ve yeniden istenen yolu hatırlatma idi. Bu nedenle Kâbe’nin mesajına kulak verilmelidir. Yeniden seçilmek ve özel olmak için. Peygamber size şahit, sizde diğer ümmetlere şahit olmak üzerinde düşünmek gerek. Peygamber istenen kul. Onun modelliliği ile insan, özel oluyordu. Peygamberi örnek alanların ve ona benzeyenlerin oluşturacağı toplum, dolayısıyla ilahi istenen özel toplumdur.
Tabi bunları anlatırken gayemiz tarihten sayfalar sunmak değildir. Liderliğe ve özelliğe giden yoldan bahsediyoruz. Kalplerin yeniden dirilmesinden bahsediyoruz. Bir toplumu zelil eden tüm cahiliye etkenlerinin ayakaltına alınmasından bahsediyoruz. Adalet ve eşitlikten bahsediyoruz. Her türlü asabiyetin kaldırılmasından bahsediyoruz. Cehalet ve bidatlere karşı savaşmaktan bahsediyoruz. Allah merkezli dinden, insan merkezli hayattan bahsediyoruz.
Allah insanı halife olarak tanımlar. Halife olan insanın yeryüzündeki konumunu hatırlatır. Halife olmayı beceremeyen insan, eşrefi mahlûkat ta olamaz. Bu nedenle yeniden Rabb’imize yönelip, duruş ve yeryüzündeki konumumuzu öğrenmek ve hayat getirmek zorundayız.
İlkesiz ve pratiksiz yaşayanlar kendi kendilerini seçilmiş insan olarak atfedemezler. Bu nedenle tıkandığımız her yönümüzü ve boyutumuzu tamir etmek zorundayız. Tabii ki ilahi iradeye göre…
Hidayet ve ıslahat Allah’tan değil de, batıdan veya başka beşeri kaynaklardan beklenildiği sürece çıkmazlarımız çözülmeyecektir. Sonuç, bir kuyudan çıkıp başka kuyulara düşmekten başka bir şey olmayacaktır.
Bu nedenle beşerlerden gelen yollardan değil. Allahtan gösterilen yol ile kurtuluşa erişilecektir. Bunun olabilmesi içinde her bireyin kalbinde, bu açlık ve talep olmalıdır. Eğer insanlar tıkandıkları noktalara, acı ve zülüm ile yoğurdukları hayatlarına ilahi iradeyi ışık tutmazlarsa tarihin her safhalarında boğulacaklardır. Zincirleme olarak acılar ve zulümler devam edecektir. Tüm bunları durdurabilmenin yolu, ilahi iradeye yönelmek ve O’nun gösterdiği liderlerin şemsiyesi altında toplanmaktan geçer. Hem gönül birliliği, hem de fikir birliliği için bundan başka çare yoktur. Bunu anlamak için daha ne kadar acı çekmemiz gerekiyor. Daha ne kadar yanlışlıkları tekerrür etmemiz gerekiyor. Ve daha ne kadar kendimizi aldatmamız ve en kötüsü de ne kadar bizleri kandırmalarını bekliyoruz.
Örnek toplum olmak isteriz. Örnekliğin çığırını da açmak isteriz. Ama yüce Allah’ın örnek olarak gösterdiği ve takdir ettiği olarak. Yoksa senaryosu itham ve boş iltifatlar ile dolu oynanacak evciliklere karnımız tok olmalıdır.