Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

24 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
.: Yazarlar :.

Halebçe zalimlerin kalesine düşen bir bombadır

- 18/03/2011 - 09:41

“Gelî me gele gunehe. Belingaz û perîşane…”

Halebçe katliamı yıl dönümlerinde yüreğimi kanatan travmalar, ruhumu karanlık bir cendere içerisine sürüklemeye devam ediyor. Yaralarım, dertlerim kara bir toz bulutu gibi bütün hayatımı kuşatıyor. Padişahlar fermanımızı imzalamış, her yanımız ateş, duman ve ölüm. Feryadımız, boğazımızda düğümlenen hıçkırıklara dönüşüyor. Halebçe’ye düşen bombaların yüz misli benim yüreğime düşüyor, dünyanın sessiz kaldığı bu vahşet içimde bir iniltiye dönüşüyor.

Yıl 1988 Tahran’da bir medresenin küçük hücresinde arkadaşımla birlikte kalıyoruz, yeni ısınmaya başlayan havadan dolayı kimi zaman klimayı çalıştırıyoruz. O gün de sıcaktı. Klimayı çalıştırmış ve uyumuştuk. Bu gece her geceden farklıydı. Bir gariplik vardı üzerimde. Ovanın içinde yer alan şehirde kardeşimle birlikte mutlu dolaşıyorduk. Yapraklar, kuşlar, yeni bir hayatın rengini yansıtan çiçekler mutluydu. Garip bir şey. Herkes mutluyken, benim içimde anlam veremediğim bir sıkıntı vardı. Anneler çocuklarını emzirdikleri, çocuklar meydanlarda oynadıkları, ev halkı sofralarının başında yemek yediği bir zamanda, aniden üzerimize bir kabus gibi çöken savaş uçakları belirdi. Ateş kustular, kan kustular. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar tırpanla biçilmiş başaklar gibi savruldular. Yüreğine kan damlayan yaralılar “hewar! Hewar! Ma kes nîne bi hewara me bêtin!” feryatlarını göğe yükseltiyorlardı. Kimse duymuyordu, duymadı. Biz kalabalık bir grup kurtulmak için dağa doğru kaçmaya çalışıyorduk. Arkamızdan sarı, beyaz, kara bir toz bulutu bizi kovalıyordu. Kime dokunduysa, taş kesildi. Ağaçlar yandı, yapraklar kurudu. Elimi tutmuş, gözlerime yalvarırcasına bakan kardeşimi kurtarmak için çırpındım. İkimizin bakışları birbirinde dondu ve olduğumuz yerde kaldık. Kardeşim düştü, kucaklayıp siper olmak istedim olamadım. Donmuştum. Arkadan gelen yaşlı bir adam ensemden sürükledi o toz bulutundan kurtarmaya çalıştı. İçim kanıyordu, sadece bunu hissediyordum. Çığlık atmaya çalışmam boşunaydı. İnsanların pirinç taneleri gibi etrafa savrulduğu alandan, dağa doğru çıkmayı başarabilmiştik, ancak toz bulutu bizi de yakalamıştı.

Yaşlı adam beni bırakmadı ve dağın zirvesine taşıdı. Temiz havayla buluşunca çıkmak üzere olan can çıkmadı. Ama ben artık sessiz bir ölüydüm. Ölüm tarlalarının içinden dağın zirvesine kadar çıkabilmiştim, çıkmasına da bedenimin bütün parçaları sarı toz bulutunun içinde kalmıştı. Kan revan içerisindeydim. Çaresiz, umutsuz ve kimsesiz bir halde feryat edecek güce de sahip değildim. Ölümü, acıyı yaşamıştım. Sabahın serin esintisi arasından naif bir seda ezanı okumaya başladı… Allahu ekber! Allahu ekber! Buz gibi bir suyun içinde yüzüyordum adeta. Dehşet, korku ve ateş içerisinde uyandığımda klima daha çalışıyordu. Bu rüyaya ancak, akşam haberlerinde Halebçe’ye atılan kimyasal bomba görüntülerini gördükten sonra anlam verebildim. Acım bununla sınırlı değildi, yirmi gün sonra Urumiye devrim muhafızlarının komploculara taş çıkarırcasına, beni ziyaret için dağdan gelmiş olan yaşlı babamı ABD casusu diye yakaladıklarını ve işkence altında olduğunu öğreniyordum. Mutluluk, bahar, dağ, bombardıman, düşmanlık ve işkence. İşte ruhumun travmalarının gerçek kaynağı.

Baas rejimi, Kürtlerin muhalefetinden ve kimi zaman İran İslam İnkılabına destek olmasından dolayı imha konseptini devreye sokmuştu. 86’dan 88 yılına kadar süren Enfal imha harekatının devamında, korku, dehşet ve ümitsizliği hakim kılmak için kimyasal bombalarla toplu kıyıma karar verdi/verdiler ve Halebçe üzerine kimyasal bombalar yağdırdı. Enfal operasyonu bütün boyutlarıyla devam ederken, İran orduları Irak topraklarına doğru bir saldırı başlattılar. Kürdistan Yurtseverler Birliği, Celal Talabani önderliğinde İran birliklerine yardım etti ve Halebçe İran güçlerinin kontrolüne geçti. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. İnsan öldürmenin bütün yöntemlerini iyi bilen ve bundan dolayı Kimyasal Ali lakabına layık görülen Irak Kuzey Cephe komutanı Korgenaral Ali Hasan Majit Tikriti, zulmün, cinayetin tarihini yeniden yazmak maksadıyla, dünya canilerinin zehrini Halebçe’nin üzerine yağdırdı. Hayat bir anda zehre dönüştü. Baharın müjdesini getiren Mart ayının ortalarında savaş uçakları kimyasal bombalarını bıraktılar, şehirde bulunan İran askerleri, peşmergeler, sivil halk toplu katliama maruz bırakıldı. Beş binden fazla insanın katledildiği ve yedi bin civarında yaralının olduğu açıklandıysa da, daha sonraki incelemeler zayiatın daha büyük olduğunu gösteriyordu.

Neden bu insanlar öldürüldü? Günahları neydi? Savaşın gerekçesi, masum insanların öldürülmesini haklı gösterebilir mi? Katliamdan altı ay sonra iki ülke arasında barış anlaşması imzalandı. Irak güçleri ateşkesten beş gün sonra Halebçe’ye karşı yeni bir operasyon düzenlediler ve yüzlerce sivili katlederek şehri yeniden ele geçirdiler. Onbinlerce sivil, yeni bir toplu katliamın habercisi olan operasyondan kurtulmak için, daha kış şartlarından kurtulamamış olan Çukurca sınırlarındaki dağları aşmaya çalıştılar. Çamurda, yalın ayak, çaresiz bir şekilde geldikleri ülkede “Kuzey Iraklılar” olarak anıldılar. Sınırın bu yanında fırsatçılar, insanlıktan nasibini alamayanlar, onların çaresizliğinden yararlanmaya çalıştı. Onlara yapılan zulme bir yenisini ekleyerek, tarihe kara bir leke bıraktılar.

Irak rejimini destekleyen ABD, kamuoyunun zihinlerini bulandırmak için farklı suçlular bulmaya çalıştı. ABD 2004 yılında yayınladığı raporla, zehirli silahların İran’a ait olduğunu iddia etti. Kimyasal bombalar sadece Halebçe’de yaşayan insanları öldürmedi, onların neslini de kuruttu, tabiatın dengesini bozdu ve uzun yıllara yayılan caniliğin temellerini attı. Yapılan araştırmalarda, Halebçe’de özürlü doğumların oranının Hiroşima ve Nagasaki'nin onlarca kat daha fazlası olduğu kaydedilmektedir.

Türkiye’ye sığınan Kürtler olmasaydı, belki bu acıdan haberdar olmayacak ve cinayetin boyutlarını öğrenemeyecektik. Medyada cinayetin ipuçlarını veren görüntüler öfkeyi, intikamı, cinayeti, cinneti, insani değerlerden arınmayı açıklamaya yetiyordu. Her taraf ceset doluydu, günler sonrasında şehre görüntü almaya giden gazeteciler, insan cesedi kokusundan hareket edemiyorlardı. Küçücük çocuklar, kimyasal bombaların ateşinde yanmıştı. Derileri yanan küçük çocuklar ya babalarının kucağında, babalarıyla birlikte taş kesilmişlerdi, ya da annelerinin kucağından yere savrulmuşlardı. Saddam’ın böyle bir canilik yapacağına ihtimal vermeyen aileler, avlularında, balkonlarda sofralarını açmış güne çocuklarıyla mutlu bir şekilde başlamanın hazırlığını yapıyorken, kimyasal bombalarla donmuş haldeydiler. Şehirden kaçmayı başarabilenler, çukurlarda, tarlalarda toplu halde donmuşlardı. Körpe bebekler bombaların tesiriyle kan kusmuşlardı, zehirli ölüm onları annelerinin kucağında yakalamıştı.

Sessiz ölüm, sessiz çığlıkla sonuçlandı. Evet bu tarihte de başımıza kimyasal bombaları yağdırdılar, kanımızı akıttılar ve daha sonrasında işledikleri cinayetin izlerini kaybettirmek için, kanımızı yıkadılar. Oysa onların işlediği cinayetin etkisi yıllarca sürecek ve ruhunda bu acının travmalarını yaşayan her insan, canilere lanet okumaya devam edecek. Onların yüreğimizin derinliklerine kazıdıkları yara hiçbir zaman sağalmayacak ve bu da zalimlerin uykusunu kaçırmaya yetecek. Ölüm tarlaları ortaya çıktıkça, nasıl bir zulümle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlayacağız. Ölüm tarlalarından gelen her yeni haber, ırkçı zihniyetin mazlum yaralılara neler yaptıklarını rivayet ediyor. Onlar yaralılarımıza bile merhamet etmeyenler. Yaralılarımızı parçalayıp köpeklere yedirenler. Tarih onların bu insanlık dışı çehrelerini unutmayacak ve onların kararmış vicdanlarını insanlığa ifşa edecektir. Onlar bize darağaçlarını kurdukça, biz yeniden dirileceğiz. Peki bu acıya reva görülen biz kimiz? Biz tarihin mazlumlarıyız, Habil’iz… Rehberleri karga olanlar, bizi yok etmek için kargaya özendiği müddetçe de bu acı bitmeyecek. Bir taraftan yoksulluğun pençesinden kurtulmak için, hamallık küfesini sırtımızdan indirmiyorken, diğer yandan bu zalimlerin kırbaç yaraları bedenimizden hiç eksilmedi.

Halebçe zulmü vesilesiyle, bu zulmü bize reva görenleri, seyirci kalanları, başkalarının atından inmeyen piyadeleri ve bizi insanlığın gündeminden çıkarma çabasında olanları lanetliyorum. Allah zalimleri sevmez, biz de sevmeyiz. Allah zalimlerin yaptıklarından habersiz değil, Allah onları korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir günde cezalandırmayı hesaplıyor ve dolayısıyla onların yeryüzünde daha fazla rezil olmaları için bu cezayı erteliyor. Yeryüzünde de bu zalimlerin nasıl rezil olduklarına hepimiz şahit oluyoruz. Cinnet içerisinde olan ırkçılığın neler yapmak istediğini ve yaptığını da görüyoruz. Elbette Allah’ın hesabı beşerin hesabının üstündedir.

Beni ensemden yakalayıp, dağın zirvelerine sürükleyen ve yeniden hayat bulmamı sağlayan yaşlı adam, “libka fişekê bide birnoya xwe, bi Xwudê gelî me gele gunehe. Belingaz û perîşane…” derken içine gömdüğü acının köhnemiş travmalarını özetliyordu.

 


1398

 

YORUMLAR

Bawermend Mevan 18-03-2011, 12:06:59
Yüzyıllardır ölüyor öldürülüyor kirli oyunlara kurban giden pak alınlı mertlerin torunlarıydık.Herşeyimiz yiğitlik üzerinden tanımlanabiliyordu ancak. Bu yüzden en çok da bizden korkardı zalimler ve en çok da bizi yaşatmak istemezlerdi. Çünkü biliyorlardı zulme, ifsada ve kaypaklığa kolay kolay rastlanmazdı Kürdistanda. Ondan ya bize hiç eman vermediler bir oyun bittimi bir başka ifsad oyunu ile karşımızda durdular ve tüm tarihlerini bize duydukları korkular üzerine neredeyse kurguladılar konu komşular. Bizde çocukalr kundak da bile korkutur oldu onları. Üzerimize geldikçe biz daha çok biz olduk, öldükçe daha da çoğaldık ve iflas ettiler-etmekteler- edecekler.. Halepçe aslında yıların Kürdistanıydı ve yanıyordu, kanıyordu ve bizlerde aslında yaşayan ölülerdik. Kabul görmüyoduk, sayılmıyorduk, kendi yurdumuzda istenmiyor ve hatta yabancı kabul ediliyorduk ve halende bu durum böyle. Peki neredeyiz şimdi Kürtler hangi burçta acaba? Zalimler Kürtlerin elinden kurtuldular mı-kurtulacaklar mı. Şimdi rahatlarmı Kürde eman varmeyen her kim varsa. Yoksa etekleri mi tutuşmuş, görünen karada Kürtler mi var artık ve hiç varamayacaklarmı zalimler karaya. Acaba Kürtler bu yönüyle zalimlere bir cehennem yaşatmıyorlar mı bugün. Acaba dağlara bayırlara bilmem ne yazanlar tasavvurlarında taşıdıkları korkulardan yana Kürtlerin mapusu değillermi? Acaba bölünmez denilen bütünler hiç birleştimi ki? Kürtler hiç boyun eğdiler mi ki kendi içlerinde bile biri ötekine. Evet imha olur ama onursuz asla olamazdık ve olmayacağız.
Zalimler iyi bilsinler ki Kürtler Allah'ın zalimlere karşı kılıcı olma şerefini elde edecekeler biiznillah.!
Ve halepçe şehitlerine cennete selamlarımızı ulaştırsın Rabbimiz..
Ve alnımızda taşıdığımız halepçe ve diğer tüm sorumlulukarımız uğruna bir ömür bihakkın cehd ve xiret üzere durmadan yorulacak azimde bizi muvaffak kılmasını Kabe'sinin ve Yetim'inin Rabbi olan Allah'tan tüm hücrelerimizle diliyoruz.
Bizler yetim bir halk olarak gücümüzü, son peygamberini yetimlerden seçene olan secdelerimizden alacağız.
Allah' da kendisini vekil edinenlerledir.
Ve hakir düşürülmüşleride yeryüzünün varisleri kılmak istediğini söyler..
 
necmi kaya 18-03-2011, 11:25:56
Yabancı baharın yalancı mevsiminde,
Halebçe ölüm tarihine yazılmış firavuni destan…

Ölüm hiç bu kadar soğuk olmamıştı,
Bir şehrin başında, ortasında, sonunda….

Gün ortası kara bulutların dolaştı semalarda,
Kansız bedenler tek tek düştü toprağa..

Kaderi emir toplarına bağlı ölü canlar…
Oyunlar, hileler ardında ay ortasına düşen gözler,
Kuruyan eller, akmayan gözler,
Ölümü kucağına alan küçük canlar,
Yazılanlar, çizilenler, arkasına bakmayanlar…

Küçük canlara büyük bombaların nasip görüldüğü,
Kırlangıç gözlü çocukların bir daha koşmadığı,
Baharın ortasında tohumların kuruduğu,
Kapı eşiklerine gövdelerin düştüğü,
Ocaktaki aşa zehrin katıldığı,
Ekmeğe, suya, toprağa, insana, dağa, taşa,
Medeni tozların sindiği,
Bir firavuni destandır Halebçe…

Kelimelerin düğümlü,
Kaderlerin ölümlü,
Baharların sancılı olduğu bir şehirdir HALEPÇEM..
 
Muhacir Erkam 18-03-2011, 10:26:40
Halepçe Katliamının müsebbiplerini ve bize bunca acı yaşattıran bütün zalimleri lanetliyor Kahhar ve Adil olan Allah'ın o çetin gününe havale ediyorum. Yakup abi yanmış yürepiniz yüreğimizi de yaktı.
Sizin çalışmalarınız bizim için büyük bir değerdir. Allah razı olsun sizden.

******
...

Newroz kapıda bekliyordu…

Senden beş gün sonra baharın gelişi her yerde kutlanılacaktı.

Nazenin çiçekler esen rüzgârlar eşliğinde renk cümbüşü sergileyip, hayalleri özgürlük kokan gençlerle uzun bir halaya duracaklardı…

Ateşler yakılacak, Özgürlük zılgıtları sevinç eşliğinde göklere burcu burcu yol alacaktı.

Hürlük mevsimi ıtır ıtır değecekti gül-gülşen yanaklara…

Umut, yitirilen bir değer gibi yüreklerdeki yerini alacaktı. Özgürlük muştularına ram olacaktı halepçenin sokakları. Ovalar, gökler ve dağlar umudun rengine bürüneceklerdi.

***

Ve 16 mart sabahı…

Güneş bir garip doğmuştu bu sabah.

Neden her yer tenhalığa hüküm giydi ki sanki bu seher vakti?

Hafif hafif esmeye başlamıştı rüzgar. Zehir taşıyan bulutlardan emaneti alıp savuruyordu umutların ekildiği halepçenin üzerine.

Ölümün uğultusu, korku tufanı olup, gök gürültüsüne denk ürkütücü bir sesle gökleri zehir yuvasına çeviren uçaklardan masum ve mahzun bir kentin üzerine boşalıyordu.

Ve ılık ılık esmiyordu rüzgâr umut sağanağı gözleri kör ediyordu. Serin bir nağme götürmüyordu kulaklara, sağırdı artık değdiği kulaklar ve bahçeleri, umutları talan ediyordu… Bülbüllerin gazelleri figan yüklüydü, kahır yüklüydü hınç yüklüydü…

Ve duman dumandı her yan. Yağmurun ardından yükselen toprağın körpecik kokusu değildi, bu kez elma kokuluydu dumanın ardından kenti yasa boğan… Kenti ölümün soğuk ellerine teslim eden…

Bu baharda dere kenarlarında boy atan nergisler ölüm mü kokuyordu Helepçem?

Bak!.. Çiçekler, fideler flizlenmeden boyunlarını büktüler… Alın teri dökülen tarlalardaki ekinler ifsat edildi…

Annelerin ağıtlara dönüşen mısraları masmavi göklerin derinliklerinde uçuşmadan sözcükler boğazlarına düğümlenip nefessiz kalıyor ve arzın sıcacık kollarına teslim düşüyorlardı.

Halepçe şimdi viran kent…

Ceset tarlası…

Bırakılan zehirli gazların yaktığı kansız ve cansız bedenlerden kesif bir koku kaplıyordu kentin dört bir yanını…

Katıklarına zehir bulaştı…

Çeşmeler ölüm kusuyordu günler boyunca…

Ve umutsuzca ölümün kovaladığı yürekler sığındığı sığınaklarda derin bir uykunun eşiğine yatmış öylesine mecruh duruyor…

Sokaklar can pazarı. Baykuşlar tünedi yere yığılmış cesetler üzerine.

Sürüsünün başındaki çoban koyun-keçi leşleri arasında yummuş gözlerini sanki öteleri seyrediyor. Hayvanlar telef..

Arzın göğsüne yaslanmış ölgün çehreler bir feryat olup durdu günlerce.

Lalelerin boyunları artık bükük… Baharın ömrü tükendi, soldu gül-gülzar… Güz vurdu meyvaya duran, gelincik açan dallara, ve sarardı yapraklar bir bir… Matem kokuyordu toprak.

Kundaktan cennete dalan çehreler vardı… Dağların kenarlarında ellerinde demet demet menekşeler, zehir soluyan yaslı sevdaların umut devşiren neferleri mutlu bir çehreyle göç ediyolardı.

Ey Mazlum bir halkın yadigârı viran kent, sessiz bir çığlık olup düştün sadrıma…

Daha süt emmemiş çocuklar neden cansız kaldılar ölüme doğru seyir tutan annelerinin kucaklarında… Ey çocuk, ne çok cenneti özlermişsin meğer!..

Itır ıtır Firdevs mi kokar her yan?

Dağ başında sürüsünü güden babanın yere yığılan cansız bedeninden sıyrılan ruhu şehadet açan gülistana mı uçuyor?

Gelinlikleri kefene dönüşmüş genç kızlar buruk yüreklerle Allah’a şikayet etmeye mi gidiyorlardı, yüreklerinden vicdanları sökülen cellâtları?

Eyvanlarda kadim bir halkın masallarını yeni kuşaklara aktaran yaşlı çınarlar da mı devriliyordu?

Ellerinde sigara tabakası cigara saran eller, dumanlarını dertleriyle beraber havaya savuran dudaklar şimdi taş kesilmişte mi uyuyor?

Melül melül akan diclenin, fıratın ve zapın kenarında acı acı okunan türkülere mi konuk oldun şimdi?

Ey mazlum halepçem!

Seni hangi kavalın ucuyla uyandırsam! Kavallarımız acı bir ağıt yutmuşta boşalırcasına inliyor.

Yatma öyle sessiz ve derince, uyanda aç gözlerini cennet çiçeğim!..

Ah halepçem!.. Ufkunda cennet buhur buhurdu biliyorum. Cennet süslenmiş şehitlerini beklerdi. Yüreğinde tüllenmiş sana sesleniyordu… Hazırlıklar tamamdı..

…Ve viran kent beş bin şehidin qabri…

Umutların ekildiği yerdi şimdi.
(Muhacir Erkam)
 
Mahmut 18-03-2011, 09:59:42
"ZULMEDENLER YAKINDA NASIL BİR İNKILAPLA DEVRİLECEKLERİNİ BİLECEKLERDİR"Devrildiler,devrilmeye devam ediyorlar.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 16/05/2012 - 07:23 Asya Konvoyu ve Çelişkiler IV
8 02/05/2012 - 22:25 Şervan'a Kız İstenecekti Hayrettin Hocam
8 27/04/2012 - 15:22 Asya Konvoyu ve Çelişkiler III
8 15/04/2012 - 23:40 Asya Konvoyu ve Çelişkiler - 2
8 05/04/2012 - 18:35 Asya Konvoyu ve Çelişkiler
8 17/03/2012 - 14:02 Halepçe, Roboski, Pozantı, Suriye Zulüm Konsepti
8 01/03/2012 - 14:26 Serhıldan mı, İntifada mı?
8 09/01/2012 - 19:16 İsrail Savaş Uçakları Roboski'yi Bombaladı
8 30/12/2011 - 17:09 Kaçakçıları da Vururlar
8 22/12/2011 - 08:47 Van Depreminde İnsanlık Sınavı III
8 08/11/2011 - 13:15 Van Depreminde İnsanlık Sınavı II 
8 01/11/2011 - 18:27 Van Depreminde İnsanlık Sınavı
8 26/09/2011 - 16:27 Özgürlük Savaşçısı Miho Gewdan
8 18/09/2011 - 14:38 Şemdinli İzlenimleri
8 14/09/2011 - 11:16 Ayin
8 02/09/2011 - 23:21 Alleme Ahmet Müftüzade’nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış (III)
8 23/08/2011 - 14:40 Medyanın En Vicdanlı Aydını Böyle İse
8 16/08/2011 - 14:21 Berçelan Yaylasında İftar Açmak
8 26/07/2011 - 13:41 Allame Ahmet Müftüzade’nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış (II)
8 24/06/2011 - 10:41 Kuzuyu Kurda Emanet Etmemizi İstiyorlar
8 09/06/2011 - 13:55 Fravunlaşan Kirli Siyaset
8 01/06/2011 - 20:55 Van Toprak Kale Mağarası ve Veli Küçük
8 24/05/2011 - 16:48 Allame Ahmet Müftüzade'nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış
8 28/04/2011 - 14:46 Yaranın Masajı / Habil Ve Kabil (TERCÜME)
8 18/03/2011 - 09:41 Halebçe zalimlerin kalesine düşen bir bombadır
8 09/03/2011 - 17:47 İran Yeşiller Hareketi'nin kendi dilinden gerçeği (Tercüme)
8 29/01/2011 - 23:10 "Filistin Kurtuluş Savaşına Koşan Gönüllüler"
8 20/01/2011 - 08:41 Mazlumder Agos Gazetesini Ziyaret Etti
8 06/01/2011 - 10:29 Bize Kimlik Biçme Zahmetinde Bulunanlar
8 24/11/2010 - 18:17 BATI NATO ŞEMSİYESİ ALTINDA NE YAPIYOR?
8 27/10/2010 - 16:36 İSLAMİ MÜCADELENİN YİĞİT EVLADI ABULHAMİT TURGUT’UN ARDINDAN…
8 16/10/2010 - 20:57 Peyanîs Katliamının Düşündürdükleri
8 27/08/2010 - 23:48 SAADET PARTİSİNDE KADAYIFIN ALTI KIZARDI
8 11/08/2010 - 23:43 KÜRT SORUNU PLATFORMU DEĞERLENDİRMESİ
8 22/07/2010 - 21:28 BAKAH OLUŞUMU ÇEVRESİNDE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI
 

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  
1 Taraf Gazetesi İdris Naim Şahin'i Oduna Benzetti!
2 "O Emri Hangi Hayvan Verdi!"
3 İçişleri Bakanı'nın işaret ettiği komutan
4 Uludere’den Erdoğan’a Cevap
5 Büyük Oyunların Küçük Beyinleri
6 Leyla Zana'ya 10 Yıl Hapis Cezası
7 Lübnan'da tansiyon yüksek: 2 ölü
8 Hâkim gülünce sıkıntı olmaz sandım
9 4+4+4 için karar günü!
10 Tarihi affın affı da geldi!

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
KAFİRLİK BUDUR İŞTE
İslam alimi diye egemn güçlerin menfaati uğruna ırksal ahkam kesen, fetva veren çok insan var. Türk ...
Mamoste
Dindarlar ve Kürtler >>
Xuwde yeke u heQe
Mirov xuwde xuvw bawerin u weke heqexuvw.Ne mirovji weke zikexuvw bawerin. Ew sed salen,xuvwnam...
denge muslumanen kurd
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
islam
ALLAH ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. yazılarınızı beğenerek okuyorum .yazılarınızdan dolay...
SADETTİN
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
Vicdan ve Takva
Anlaşılan insanları, Kürd, Türk, Müslüman, İslamcı ve sair bloklara ayırmaya gerek yok. Türk-İslamcı...
Sinan KARA
Dindarlar ve Kürtler >>
Müslümanları İhlasları ( dürüstlükleri) kurtaracak
"Hz Peygaqmber buyuruyor: İnsanlar helaktadır; Alimler müstesna... Alimler helaktadır;Amiller(amel...
Kutbeddin Nurlubaş
Dindarlar ve Kürtler >>
Kitabın orta yerinden okuyorsun Ahmet bey......
vanli
Dindarlar ve Kürtler >>
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Mükemmel bir söyleşi
Nerdesin Seydam ya? Bu güne kadar neden bir şey söylemedin de sessiz kaldın? Keşke daha erken konuşs...
Ali Kemal
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
Evet söz konusu kürt olunca helaller haram oluyor.Ve en acısı'da bunu din adına yapırlar.Ve kürtler'...
HİLAL
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Orhan Miroğlu

İki hatıra

Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com