İnsanlık tarihi ilk insan olan H.z. Âdem ile başlamıştır. Hz Âdem tarihi, hak ve batıl savaşıyla yazdırmaya başlatmıştır. Demek ki Tevhidi iyice anlamak için hak ve batıl savaşını, bunun tarihi arka planını iyi bilmek zorundayız. Bu durumda insanlığın ilk dönemine dönüp bu savaşın nasıl başladığını, mücadelenin ne şekilde yürüdüğünü, kimlerin galip geldiğini ve nasıl sonuçlandığını analiz etmek zorundayız. Kendi tarihini bilmeyen kendi geleceğine de yön veremez ve hazırlık yapamaz. En önemlisi de tarih yazdıramaz.
İstedik ki hazreti Âdem’in tarihine dönelim ve orda neler yaşanmış bir bakalım. Çünkü Allah (c.c) bizlere Kur-an-ı Kerimde tarihi meseleleri anlatır ve üzerinde düşünmemizi ister. Demek ki tarih sayfalarını karıştırmak üzerinde düşünmek ve tefekkür etmek gerekiyor ki tarihte yaşanmış yanlışları bizlerde hayatlarımızda tekrarlamayalım.
Ne olmuştu hazreti Âdem döneminde bizlere Kur-an bu konuda ne anlatıyor başlıklar halinde inceleyelim.
HALİFE
Allah yeryüzünde bir halife yaratacağını söylüyor meleklerine “ Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” diyor. “İyi… güzel… yarat! Sen Rab değil misin ne istersen onu yaparsın.” demiyor melekler. Dikkat ederseniz bir karşı çıkış var. “Biz seni hamd ile tespih ederken sen yeryüzünde kan dökecek, fesat çıkaracak insanı mı yaratacaksın?” diyorlar. Bu karşı çıkış nedendir sebebi belli. Melekler insanın özelliğini biliyorlarmış ki karşı çıkıyorlar. Yalnız burada yanlış bir anlaşılma ortaya çıkmasın, isyan etmiyorlar sadece sorguluyorlar çünkü endişeleri var. Ama Allah’ın onlara yanıtı şu oluyor. “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim”. Âmenna ve sâddakna. Bizim bilmediklerimizi bildiği kesin. Çünkü tarihe altın harflerle isimlerini yazdıran Hz. İbrahim’leri, Meryem’leri Hacer’leri, Musa ve İsa’ları biliyordu yaradan. Onların bilmedikleri ama yaradanın bildiği birçok şeyden bir kısmı bu.
Onların endişelerini anlıyor Rableri ve onları teselli ediyor tabiri caizse. Birinci aşama bitti insanın yaratılacağı ilgili varlıklara haber verildi. Sıra geldi ikinci aşamaya.
SECDE
“Ben ona ruhumdan (hayat) üflediğim zaman hepiniz ona secde edeceksiniz”. Şimdiye kadar problem yoktu. Lakin burada bir pürüz ortaya cıktı. Secde dedi yaradan hem de ham maddesi toprak olan insana secde. Buna ne gerek vardı? Vakit tamam oldu artık insan artı halife hayat buldu ve secde zamanı geldi. Meleklerde bir problem yok ama birisi vardı ki içten içe kendini yiyen. Secde sırası ona gelmişti. İşte ipler bu noktada koptu. Gelmişti gelmesine ama şimdiye kadar mevki sahibi olan belki de Rabbinin gözdesi olan bu varlık bu olayı kaldıracak güce sahip miydi acaba? İşte hak ve batıl tarihi yazılmaya başladı. Kendisine şeytan diye hitap ettiğimiz varlık ilk savaşı başlattı. “Ben ona secde etmem!” Öyle mi? İyi, güzel etme! Peki sebep? Ne demek, sebep belli değil mi? Allah bilmiyor mu? Hâşâ, sebebi. niye soruyor sebep diye? Yanıt geliyor.
“Ben ondan üstünüm o topraktan ben ise ateşten yaratıldım ben ondan üstün olduğum halde niye ona secde edecekmişim. İşte sana sebep. Şeytanın bu tutumundan birçok olumsuz mesaj çıkara biliriz.
1-Allah’a kafa tutması.
2-Sen bilmiyorsun ben biliyorum mantığı.
3-Sen bunu benden isteye bilirsin ama ben özgür bir yaratığım. İstemezsem bana zorla yaptıramazsın.
4-Üstünlük savaşını başlatması. Yani milliyetçilik.
5-İlahlık taslamış olması.
6-Kibirlenmek istemesi.
7-Kin ve düşmanlığı başlatması.
Evet, bütün bunlar daha insanın gözlerini hayata ilk açışıyla başlamıştır. Peki, hayatı henüz tanımadan karşısına çıkan bu büyük düşmanla nasıl başa çıkacak insan. Üzülmeyin ve umutsuzluğa kapılmayın. Allah insanı eşrefül mahlûkat olarak yarattı. O şeytan gibi zayıf değil. Güçlü bir iradesi var. Bunu nerden mi biliyoruz? Bunu da Allah bize Kur-andaki tarihi olayları anlatırken bildiriyor. “Allah Âdem’e isimleri öğretti”. İsmin mahiyetini, eşyayı ve mahiyetini, eşyanın hikmetini bütün bunların hepsini öğretmişti halifesine. Bunu ispatlamak için de Âdem’e meleklere isimleri saymasını emretti Âdem isimleri mahiyetiyle saymaya başlayınca, melekler “senin şanın pek yücedir biz senin bize bildirdiklerin dışında bir şey bilmeyiz” dediler (Bakara-32). Meleklere bile verilmeyen bilgi insana verilmiştir. Aslında insan hayata bir adım önde başlamıştır Allah’ın yardımıyla. Bunu bilen şeytan ise aradaki bu farkı kapatmak için olanca gücü, şiddetli düşmanlığı ve daha bir hırslı başlamıştır batıl mücadelesine.
HALİFE
Allah (c.c) yaratacağı şeyi tanımlarken halife diye tanımlıyor. İnsan demiyor. Melekler ise insan olarak tanımlıyor ve sorgulama yaparken insanın özelliğini (olumsuz ) sayıyorlar. Peki, Allah neden halife diyor da insan demiyor? Buradan da anlıyoruz ki Allah insanı halifelik görevi için yaratıyor. Ve insanın yaradılış amacını belirtiyor. İnsanın bu özelliğini bilen şeytan kıskançlığını ortaya döküp mücadelesini başlatıyor. Kur-an bu mücadeleye hak ve batıl mücadelesi diyor.
Peki, bu mücadele sadece Âdem ile (a.s) mi kalmış? Âdem ölünce bitmiş mi? Elbette ki hayır. Yine Kur-andan öğreniyoruz ki bu mücadele insanlık tarihinde hep var olmuş. Bütün kavimler ve onlara gelen Resuller bu mücadelenin (hak) devamını sağlamışlardır. İnsanlık yok olana kadar da bu mücadele devam edecektir. Çünkü şeytana insanlığın yok olacağı zamana kadar hayat hakkı vermiştir yaradan. Yani şeytan var oldukça hak mücadelesi de var olacaktır. Bu mücadeleden alnı ak yüzü pak olarak çıkabilmek insanın (halife) Kur-ani kerimdeki tarihsel olayları anlama. Kabul etme ve yorumlama ferasetine bağlıdır. Ne kadar ibret alınırsa o kadar başarı elde edilir. Mesaj ne kadar hedefe ulaşırsa insan o denli tedbirli ve başarılı olur.
HATA
Âdem (a.s) hayata bir düşüşle başlamıştı. Bir hatayla. Buradan da anlıyoruz ki insan yaratılırken hata yapmaya müsait bir şekilde yaratılmıştır. H.z Âdem’le şeytanın yaptığı hataları incelersek şu sonuçlara varabileceğiz. İkisi de hata yaptı. İkisi de Allah’ın ilkelerini çiğnedi. Ama birisi tövbe yolunu seçti, diğeri isyanına kılıf bulup hatasında ısrar etti ve iblis oldu. Birisi Allah’ın affına mazhar oldu, diğeri ise Allah’ın gazabını celbetti ve lanetlenenlerden oldu. Yine diyebiliriz ki yanlış olan hata yapmaktan daha ziyade yapılan hatalarda ısrar etmektir. Eğer hata yapmak kınanmış olsa idi Allah’ın Afuv, Ğafur, gaffar sıfatları neye tecelli edecekti. İnsan hata yapmaya elverişli bir şekilde yaratılmıştır bunun böyle olmasını yaradan dilemiştir. Ama aynı zamanda yaradan bir tövbe kapısı da var etmiştir o kapıdan girilmesini ve işlenilen hata nasıl olursa olsun, o kapının açılacağının müjdesini vermiştir kullarına. Yeter ki insan hatasından pişmanlık duysun ve yapmamaya karar versin. Allah onu bağrına basıp af edeceğine söz veriyor.
DÜNYAYA İNİŞ
Âdem’in yaptığı hatanın bedeli dünyaya atılmak oldu. “Kiminiz kiminize düşman olarak inin yeryüzüne. Sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır” dedik (Bakara,36). Zaten insan için var edilmiş bir dünyaya ceza olarak mı indirildiler yoksa yaptıkları hata yüzünden inişlerini mi çabuklaştırdılar bilemiyoruz doğrusunu Allah bilir. Bize düşen bu inişin arkasından devam eden hak ve batıl savaşının sürmesidir ve bu savaşta taraf belirlememiz. Biz bu savaşın neresindeyiz. Hak tarafındayız desek. Orda olmamız gerekli desek. Neden gerekli olan şeyin gereği yapılmıyor? Ortada kayda değer bir şey yok. Hala Müslümanlar kendi içlerindeki ayrımcılık putunu kıramamışlar. Bu putu içlerinde büyüttükçe aslında şeytanı, diğer bir deyişle batılı beslediklerinin, büyüttüklerinin bilincinde değiller mi?
Âdem’in imtihanı yasak ağaçtı. Zannediyorum ki şimdiki Müslümanların imtihanı da ayrımcılıktır. Şeytan orda da insanın ezeli düşmanıydı burada da insanın ezeli düşmanıdır. Bu kıyamete kadar böyle devam edecektir. Bu Allah’ın sünnetullahıdır. Allah bu değişmeyecek olan yasayı ve buna karşı nasıl durulacağını bizlere bildirmiş olmasına rağmen, hala aynı hatalar üzerinde ısrar etmemiz öyle sanıyorum ki, Kur-ani Kerimde bizlere gerek Âdem (as) ve şeytan hakkında anlatılanları gerekse diğer peygamberlerin verdikleri hak ve batıl mücadelesini anlayamamış olmamızdan kaynaklanıyor olmasıdır. Başka ihtimal veremiyorum. Şeytanın lanetlenmesine sebep olan davranışların aynısını günümüz Müslümanları yapmaktalar. Ben Türküm, ben Kürdüm, ben Arabım meselelerini demiyorum; bunun zaten şeytan işi olduğunu en cahil insan bile idrak edebiliyor. Asıl mesele ben falanca cemaatin adamıyım benim cemaatim en iyisi, ben falanca dernekteyim benim derneğim en iyisi, ben falanca tarikattayım benim tarikatım en iyisi. Yok, şucuyum yok bucuyum. Bunun bir şeytan aldatmacası olduğunu anlamamız için Kur-an-ı Kerimde ki Âdem (as)in kıssasını okumak yeterli. Lakin at gözlüğünü çıkartarak bakarak okumak gerekli yoksa aynı düşünce etrafında şeytan bizi döndürür durur da farkında olmayız maazallah.
İnsanın kendini yeniden inşa etmesi; bu olayların üzerinde düşünmesi ve Allah’ın bakın dediği yerden bakmasıyla gerçekleşebilir. Kur-an-ı Kerimi yeniden elimize alalım ve bakalım orda Allah bizden ne istiyor. Şucu bucu olmamızı istemediği kesin. İyi ve takvalı bir Müslüman olmamızı istediği de kesin. O halde neden buna aday olmuyoruz da şeytanın asılsız vesveselerine takılıp kalıyoruz?
Vesselam