Bu günlerde herkesin kafası çok karışık. Tarihi kırılmalar, kültürümüz ve ezberlerimizden sonra bu karşılaştıklarımızla kafamızın karışması çok normal. Tarihten sayfalar, yaşanan gündemler ve ümmetin hali pek iç açıcı değil.
İnanan insanın yaşama amacı, her gün namazlarında tekrarladığı “ihdina” ve akabinde gelen temennilerdir. Biz, bu ilahi öğretiye baktığımızda şu amaçları görüyoruz.
En öncelikli amaç; “ihdina” derken Rabb’imizin iradesine yönelmemiz ve O’nun bize önerdiği yolda yol almamızdır.
Nimet verilenlerden olmak ise, öncelikle dünyada başlar. Dünya hayatında da en öncelikli nimet, edinmiş olduğu birincil hedefine göre yaşayabileceği bir ortama sahip olmasıdır. Bu da ancak kendi medeniyetini oluşturmasıyla olur.
Her iki beklenti de birbiriyle ilintilidir. Madalyonun iki yüzü gibi. Allah’u Teâlâ’nın rızasını amaçladın mı, O’na göre medeniyetini oluşturursun, inandığın medeniyetini oluşturmaya çalıştın mı, Allah’u Teâlâ’nın rızasını kazanırsın.
O halde bu nasıl olacak? Hem arınmak, hem de vahdet oluşturmak.
Bir yandan umutsuzluk, diğer yandan cehalet. Bir yandan beklentiler, diğer yandan tuğyan. Bir yandan doğru bilginin eksikliği, diğer yandan doğru bilginin içselleştirilmemesi…..
Ve bir çok sebep….
Ve bizlere bilerek veya bilmeyerek hep şu telkinler yapılmakta. “ siz bir şey yapamazsınız, bu yol böyle geldi, böyle gidecek, değişmez bu insanlar, biz zayıf kimseleriz. Ne yapabiliriz ki….”
Bu şekilde toplumsal ümitler kırılmakta.
Bu da yetmiyormuş gibi ekonomik sorunlar, siyasi baskılar, işgaller, katliamlar….
Tüm bunlar nasıl düzelecek!?
Rabb’imiz o kadar çok bize değer veriyor ki, her sorunumuz için bir çözüm vermiş. Ne kadar şükretsek azdır Rabb’imize.
Birçok sorunlarımız var ve bizlerin kafası çok karışıyor. Ama tüm çetrefillerden kurtulmak için bir ölçek verdi Rabb’imiz. Terazinin bir kefesine tüm sorunlarımızı ve öneri paketlerini koyuyoruz. Diğer kefeye kriterimizi. Koyacağımız ya ölçeğimiz olmasaydı nasıl bu sorunlardan kurulacaktık. Hz. Muhammed!
Her sorunun çözümü kendisinde bulunan, ayaklı Kur’an Hz. Muhammed! Binlerce selem olsun ona. O, tüm günahlardan uzak. Allah tarafından dokunulmazlığı var. İsmet o! Bu ne demek biliyor musunuz? Her konuyu onun üzerinden değerlendirebilirsiniz demektir. Şüphe duymaksızın. Tüm bildirdikleri ve dedikleri lafız olarak kendisine ait, ama anlam olarak Allah’ımıza yani Yaratıcımıza aittir. Bu nedenle onun her dediği ve bildirdiği delildir Rabb’ine tabi olanlar için.
Gelelim sorunlarımıza, toplumsal kırılmalarımıza. En önemli nokta; toplumsal ümidimizi tekrardan kazanmalıyız. Ayağa kalkmak için, amacımıza doğru yürümek için, kendimize ait medeniyetimizi oluşturmak için. Modellimiz bize bunu kendi öğretileri ile hatırlatıyor. İşte o öğreti, hatırlatılan beklenecek olan imam mehdi ile olacaktır.
İnsan çabalar, direnir. Ama boşa gidecekse neden yapsın! Yorulsun…
Ama her yorgunluk, her çaba, her gözyaşı, her ter damlası amacı yolunda bir tuğla olduğunu düşünür ve hissederse…
İşte o zaman her türlü çabayı ve mücadeleyi boşa gitmiş düşünmez. Aksine amacı için bilenir, kuşanır, donanır. Ve kendini hazırlar. İşte o duruş, beklenen mehdi inancı ile olur.
Tabii ki ümitler başka amaçlara (para, kariyer,kadın, araba gibi) bağlanırsa bu sorunlar yine kaçınılmazdır.
Ümitler “ihdina” ve akabinde gelen amaçlara bağlanırsa mehdi inancı geçmiş ve gelecek için bir bağlantı olur. Artık biliriz sıratı müstakim yolu geçmişe ait değil. Geçmişi ve geleceği birine bağlayacak bir bağdır imam Mehdi(as).
Zülmü ve adaleti yeniden ayıracak yeni liderimizdir. Başımızdır.
Allah’ın vaad ettiklerine inanan bir insan, Allah’ımızın her türlü yardım ve lütuflarına da inanır. Bu nedenle yanlışa ve batıla teslim olmaz. Zülümlerden ve günahlardan nefret eder. İşte bu nedenle, dağınık olan İslam coğrafyasının bir lidere susamış olduğunu bilir. Ve yeniden toplanmasını ilahi bir vaad olarak görür. Ve bunu imam Mehdi(as) ile gerçekleştireceğine inanır. Ve ona yardım etmek için bu davada donanır, kuşanır. Bu nedenle kendini manevi olarak hep irtibatta düşünür imam Mehdi ile.
Sanki onun huzurunda, onun yanında safa durmuş, onun organizasyonunda toplanmış gibi.
Sahi, bugün imam Mehdi kendini açıklasa ve mücadelesine destek istese, cevap verebilecek misiniz? Taraftarlığınızı koyabilecek misiniz?
İşte şu andaki duruşunuz, potansiyeliniz ve çabalarınız eğer bu yol üzere ise, o zuhur ettiğinde mıknatıs gücü gibi ona koşarsınız. Çünkü zeminde ona meyillisiniz. Çünkü hem fikirsiniz. Çünkü onu uzun zamandan beri bekliyorsunuz. Yok, eğer bu taraftarlığa hazır değilseniz, onu bekleme ve taraftarlığınızı koyma gücünüz olmayacaktır ne yazık ki!
İslam, tüm evrenin dinidir. Dolayısıyla gelecek olan imam Mehdi, sınırlar ötesi bir ümmetin lideridir. Ve evrensel inkılâbın adıdır. Onunla insanlar iki kutba ayrılacak. İnananlar ve inanmayanlar olarak.
Hz. Mehdi(as), Hz. Muhammed (sas)’i temsil eder.hz. Muhammed(sas) te tüm peygamberlerin hatemidir.
Bu şu demektir. Hak her zaman ve her mekânda haktı. Ve hakikat hiçbir zaman değişmez, değiştirilemez.
Bugün ümmetin bütün sorunları, başına sahip çıkmaması ve başına bağlanmamasındandır. Hz. Muhammed(as)’e bağlı olsaydı, modelini takip ederdi, liderini dinlerdi. Ve bu başıboşluktan kurtulurdu. Ne yazık ki sadece bu konu yani imam Mehdi’ye bağlı olma ile ilgili ortalama yüz tavsiyesi varken halen çok duyarsız, ilgisiz ve sorumsuz her konuya olduğu gibi bu müjdeye de.
Hâlbuki lidere inanmak ve itaat etmek; bağlılık, sorumluluk, mutluluk ve disiplin getirir. En önemlisi de artık hayalleri vardır o toplumun.
Şimdi düşünelim. Bu hayallerimizi kırmak kimlerin işine yarar? İmam Mehdi inancını sarsmak kimlerin işine gelir? Emeviler’in, Abbasiler’in döneminde her grup, kendi hilafetini isterken tabi ki Mehdi inancını yalanlamak için her türlü hileye başvururlar. Yahudi ve Hıristiyanlar ise kendi dinlerini tahrif ederken, sana saldırmayacaklar mı? Materyalistler, Oryantalistler gibi gruplar da iman etmemişler ki dini bozmaktan endişe etsinler. Duruşunu bozan dünyaya dalmış sözde inananlar da zaten beklentileri ve hayalleri farklıdır artık… Tabii ki bu inancı kabullenemezler. Onlar yaratıcılarına bile muhalefet ederlerken resullerine mi sadık olacaklar? Hal bu iken, neden onların nazarları dikkate alınır? Bunu, bir daha düşünelim.
Bu yüzden inananlar uyanık olmalı. Ümmet için değerli olan organlarını, yok etmeye çalışanlara prim vermemeli. Onların oyunlarına düşmemeli. Tarihi kırılmaları tespit etmeli, neyin üzerinden dinlerini öğrendiklerine dikkat etmeli. Sistemlerin dini olamaz. Bunu kabul etmemelidir. Tarihsel alışkanlık ve ezberlerini bozmalı.
Vahiy ışığında durmalı ve peygamberlerine sadık olmalı inandım diyenler.
Olabilir yanlıştayız. Ama yanlışlıkları savunmak daha büyük gaflettir. Unutmamak gerekir. Biz yalnızca kendimizi düşünmemeliyiz. Bazı sorunların tedavisi için toplumsal ıslaha da ihtiyacımız var. Bu nedenle değerlerimiz ile ilgili hiçbir ayrıntı basit değildir. “Olsa da olur, olmasa da” gibi düşünemeyiz.
Gerçekler ellerimizin altında iken gaflet ve boşlukta olmak. Paramparça olmak ve her bir tarafa dağılmak. Yaşadığımız çalkantılar ve çelişkiler yetmez mi?
Kaosa doymadık mı? Tedaviyi uzaklarda aramak ve çeşit çeşit tedavi denemelerinde bulunmak yormadı mı bizi.
Artık ilahi öğretiye gelelim. Kendi isteklerimizi değil, ilahi isteği duyalım, bu bizim lehimize. Ve ve çağların imamı olan imam Mehdi’nin ve onun yolunda olan inananların sesini duyalım artık. Ki o geldiğinde taraftarlığımızı gösterebilelim. Ve bu süreç içinde kendimizi boşluğa bırakmayalım. Hayallerimiz var. Kendimize ait bir medeniyetimiz. Yüce Allah’ımız da demiyor mu; “ önce gir kullarımın arasına, sonra da cennetime”.
Sizce bunu başarmak için bir imama ihtiyacımız yok mu? Hele bir de onu, resul müjdelemişken. Bize düşen ise; ona uygun, ona layık bir cemaat olmak.
İmam Mehdi (as) hepimizin ümididir ve ben onu bekleyenlerdenim. Salât ve selam olsun ona ve onun arkasında duracak olanlara.