Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

24 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
.: Yazarlar :.

Bize Kimlik Biçme Zahmetinde Bulunanlar

- 06/01/2011 - 10:29

Her tarafımızın toplumsal gelenek bariyerlerle kaplı olduğu bir ortamda, sağlıklı düşünebilmek ve gerçeğin anlaşılması duygusuna varabilmek oldukça zordur. Mutlak değer olarak varlığını koruyan bu bariyerler, rahat bir şekilde insan kişiliğini ve onurunu parçalayabilir. Toplumun bireyleri olarak, kişiliklerinin ayaklar altına alınmasına ünsiyet sağlayanların içinde bulundukları ruhsal süreçleri kavrayabilmek bile, kişilik erozyonuna uğramamış olanların geleneklerin muhasarası altında nasıl bir ruhsalı yaşadıklarını anlamamıza yetecektir. Bu tespit, onların yüzyüze oldukları şartlar karşısında teslim olmadan direnmesinin de zorunlu olduğunu anlamanın başlangıcı olacaktır. Bundan sonraki tarihi süreç içerisinde, önemli bir sosyal sorumluluk misyonu ciddi bir konsept olarak gündeme gelecektir. Bu misyondan kendilerini sorumlu görenler mücadele meydanında yerini aldıklarında, aydınlanma süreciyle geleneksel düşünme tarzı karşısında yeni mevziler kazanacaktır. Bariyerleri atlayıp, özgün bir şekilde şekillenen zihnin dünyasına yakın olanlarla diyalog ve işbirliği de omuzlarındaki yükü kısmen hafifletmeye yönelik olacaktır. Zihniyetine yakın olarak gördüklerinin sorumluluktan kaçınmaları, onu bu tarihi sorumluluktan muaf tutmaz. Endişe, yanlış anlaşılma ve sosyal realiteden kaynaklı korkular onun kendisiyle yüzleşmesine ve kendisi olmasına engel olmamalıdır. İnsan, kendisi için olmaktan, kendisi için savaşmaktan daha bir ileri noktaya sıçrama yaptığında, toplumsal bir savunma alanında direnç göstermek dolayısıyla çeşitli sıkıntılarla da karşı karşıya kalır. Bilinçlenme, farkında olma toplumsal sorunlar karşısında taktire şayan özgün bir aklı ve kendisi olmayı da inşa eder. Başkalarının kendisine sunduğu kimliklerden, kişiliklerden farklı ve kendisi olan, özü olan kimliğine yönelme ameliyesinde kaybetmiş olduğu güveni yeniden kazanacağından da kuşku yok . İnsanlara kendi tahayyüllerinin elbisesini biçme kurumlarına dönüşen donmuş/kalıplaşmış hantal ideoloji merkezinden uzaklaştıkça ve ona yönelik realist eleştiri paradigmaları geliştirildikçe, bilinçlenmenin ve aydınlanmanın önü açılacaktır. Bu yapıldığı zaman, sanal kimliğiyle gerçek kimliği arasında çatışan, aynı dili kullanmayan bir konuma düşer. Yabancıların şekillendirdiği sanal kimliğin aslında bütün hayatını muhasara altında tuttuğunu bu süreçte öğrenir. İlginçtir, çoğu zaman insan bunun farkına bile varamaz. Genelin ilgisini çeker ve yeni inşa olan zihinsel değerler dizisi, umut kaynağı olmaya başlar. Otorite kabul edilen kesim tarafından kaybettirilmek istenen kendisi olma özelliğinin, yeniden nüvesiyle bütünleşmesinin yolu açılmış olduğunda anarşi çıkar, kendisini kimliklerin belirlenmesi merkezi olarak görenler tarafından mürid-meşayiğ ilişkisine zarar verildiği gerekçesiyle aforoz da edilebilir.

Toplumda yaygın olan değerlerden biri, kişinin kendisi olma özelliğine saygı gösterilmemesidir. Fert eğer, güçlü değilse ve otorite açısından yeterlilik gösteremiyorsa o zaman kendisi olma hakkına sahip değildir. Ama eğer güçlüyse, kendi değerlerini açıklama ve başkalarına kabul ettirme hakkına sahip olduğu gibi yaygın bir yanlış kanaat geçerliliğini korumaya devam eder. Egemen olan kendi değerlerini, düşüncelerini, aklını, rengini, özelliklerini muhatabına mutlak doğru olarak kabul ettirir ve onu bunlardan sorumlu tutar. Birey dış baskılardan ve baskın kurucu aklın etkisiyle kendi özelliklerinden sıyrılır ve başkalaşır. Başkası olur. Olmak için kendisini sorumluluk altına sokar. Sadece başkası olmakla yetinmez ve bu yeni kişiliğinin gerçek olduğunu ispatlamak için uç bir akılla hareket eder. Güçlünün her zaman haklı olabileceği kanısı, toplumun ve zihinlerin tamamında mutlak doğru olarak kutsallaştırılır. Bu bir geleneksel ritüel olarak kültürleşir. Özgün zihin, her zaman bu kadim ritüel karşısında aciz bırakılır. Kimlik buhranıyla çatışmak zorunda kalır. Kendisini bulmak isteyen, kendi kimliğiyle yüzleşmek isteyenler sosyal travmaların açtığı derin yaraların acısıyla da inhirafa uğratılmaya çalışılır. Onun çevresindeki gelenek veya mutlak doğru haline gelmiş yanlışlar, onun adına karar verme makamındadır. Israrla kendisinin dışındaki bütün olguları kendisine benzetmek ister. Gücün kutsal görülmesi geleneğinden, “kutsal” zihniyet ideallerinden kaynaklanan bu kişinin yerine karar verme inhirafı, kendi doğrularına göre bireylere etiketler yapıştırmayı üretir, onlara şekil vermek suretiyle, onları kendi gerçeklerinden(!) uzaklaştırmak ister. Bu insanlık paradoksu bütün tarih boyunca hiç değişmemiştir ve günümüzde de varlığını korumaktadır.

Sırtını güce dayandıran ve bütün varlığını bu perspektif içerisinde inşa eden ve toplumsal kutsallar doğrultusunda kategorize olan bu teo-sentrik bakış açısının bütün dönemlerde, sebep ile sonucu birbirine karıştırma ve gücün aklına teslim olma geleneğinden vazgeçmediğine şahit oluyoruz. Münzeli kendi üretimi olan mantıkla perçinleyen bu anlayış, modernitenin getirmiş olduğu her yeniliği “bidat” olarak telaki ederken, kendi kutsallarını üretmekten de geri kalmamıştır. Egemen/kurucu akıl, herkes üzerinde etkili olmak ve onları kendilerine benzetmek ister. Kimlik değişiminde, dönüşmeye karşı direnenleri de etkisiz veya güçsüz bırakmayı hedefler. Ortak bir direnme aklının oluşmaması için sonuçlar hazırlar. Daha da ilginci, muhalif aklın sadece sonuç perspektifinden olaylara bakmasının argümanları canlı tutulur.

Formüle edilen bu mantık neticesinde sebep ile aramıza engel oluşturulur, ikisinin arasındaki ilişkiyi kavramamız engellenir. Zulümlerin kaynağı olan şer odağının hayatımızı kuşatması neticesinde, genel anlamıyla özgün düşünebilme kabiliyetimizi giderek yitiriyoruz. İnsan hakları ihlaline, bir ulusun kendisini inşa etmesinde meydana gelen sorunlarda, dönüştürme, devşirme, yok etme operasyonlarında biz her zaman kullanılan araç ve nesnelerin varlığıyla ilgilenir hale geldik. Sistematik hale getirilen bu anlayış, “kutsal devlet” sebebiyle meydana gelen mahrumiyetleri, insan hakları ihlallerini, zulümleri, cinayetleri yeterince kavrayamamamıza ve bütün olanların suçunu gelişmelerin süreci içerisinde sadece birer aktör olanları müsebbip olarak görmemize neden olmaktadır. Ana sebepten uzaklaştığımız için, suçu rahatlıkla sağcılara, solculara veya militarist bir anlayışa sahip olan darbecilere, Ergenekonculara, koruculara veya başkalarına yıkabiliyoruz. Oysa bütün bu olanların hazırlayıcıları “kutsal devlet” geleneği ve mantığıdır. Bu topraklarda işlenen her suçun, zulmün temelinde böyle bir anlayış hakimdir. Ve asıl suçlu bu kadim geleneğin hayata yansıyan sistemidir. Suçlu olarak görünenler, cezaevlerinde yatanlar, yurt dışına sığınmak zorunda kalanlar, çatışmalarda vurulanlar veya vuranlar, şu anda bile zihin bulanıklığı yaşayanlar bu kadim “kutsal devlet” zihniyetinin neticesidir. Toplumun, “kasa, masa ve nisa” ile inhirafa uğraması da yine bu kadim geleneğin, kendisini moderniteye uyarlama çabalarının neticesidir. Dikkat edilirse asıl suç, yine sebepten kaynaklanıyor. Sebep ile sonuç aynı şeyler değil. Sebep, sonuç ilişkisini kurmada başarılı olabilirsek asıl ile bilgisinin aynı şeyler olmadığı mantığını gerçekleştirebiliriz. O zaman her şey aslına rücu eder.

Böylesine bir girişten sonra, bir süreden beridir eleştiri oklarına hedef olan konuya gelelim. Son birkaç yıldır, ülkemizde en önemli sorunların başında Kürtlere yönelik politikalar gelmektedir. Araya sıkıştırılan, Çeçenistan, Bosna, Afganistan, Doğu Türkistan ve Filistin konularını bir kenara bırakırsak, özellikle biz Kürdistanlı Müslümanları yakından ilgilendiren konuların başında bu sorun gelmektedir. Bir yangın yerinde yaşamaya çalıştığımızdan kuşkum yok. Bu yangının etki alanı içerisindeyiz. İnsanlar zulüm görüyor, öldürülüyor, işkenceler en üst seviyede yaşanıyor, baskılar var, gösteriler, ayrımcılık, adaletsizlik, çifte standart, yok sayma, tahkir edilme, tutuklamalar, tehditler hayatın tamamını kapsamış durumdadır. Bu bölgede yaşayan fertler olarak yangın canımızı acıtıyor. Bir şekilde ucu bize dokunuyor. Mücadele, yangın ve çatışmanın realite ve sosyal açıdan iki tarafı var. Biri bütün bu zulümlerin hazırlayıcısı, üreticisi, sebebi, mantığı sistem ve diğer taraf bütün boyutlarıyla soy kırıma uğrayan mazlum Kürt halkı ve bu halkın siyasal bilinçlenmesinde öncülük eden sol gelenekten gelen PKK. İslami çevreler olarak biz bu işin neresindeyiz veya neresinde olmamız gerekirdi? 80 sonrası başlayan PKK mücadelesinde, rejime olan düşmanlığımızla biraz daha mahalli argümanlara sarılması durumunda yeniden şekillenen Kürt mücadelesine müspet bir açıdan bakma ihtimalimizin olmasıyla birlikte, İslamcılık ile Komünizmin çakışması/çatışması ve özellikle Afganistan caniliğinin popülerliği neticesinde olaya ilgisiz kalma ve kimi zaman da düşman görme ideolojisini pekiştirmekten kaçınmadık. Dolayısıyla da ortaya bize özgün bir tez koyamadık. Mücadele alanında, darbelerle/muhtıralarla devlete gitme savaşını kaybettiğimiz varsayımıyla düşmanın kovalamasından kurtulmak, rahatlamak, belirli özgürlüklere kavuşmak için karanlığın himmetine sığınanların psikolojisiyle, üretmiş olduğumuz “devlet”in yumuşatılmış bakış açısını toplumsallaştırmak ve tahkim etmeye yönelik bu politika, sonuç olarak kimin yararına oldu? Elbette ki, sistemin.

Sistem toplum mühendisleri şöyle bir tasnif yapıyorlar: “İslamcı Kürtler, sistemi kafir olarak gördüklerinden destek vermezler ve dolayısıyla taraf olduklarını açık bir şekilde beyan edemezler. Sistemin partilerine bakışları da böyledir. BDP ve PKK’ye bakış açılarına da dini ritüeller hakimdir. O zaman onların bize faydası olmadığı gibi, karşı tarafa da bir katkıları olmaz. Bu halde kalmaları büyük bir kazanç olacaktır. Zengin/kapitalist, muhafazakar, liberal, demokrat, farklı fraksiyonlardan sosyalist Kürtler de belirli çekincelerinden dolayı bu sınıfın içerisinde yer alırlar. Bu kesimlerin bulundukları konumlarını güçlendirmek için, gerekli önlemlerin alınması ve aralarında kan davası seviyesinde düşmanlıkların oluşturulması, sistemin selameti için gereklidir…” Devletin kadim geleneği muhalif cephedeki bu parçalanmayı gerekli görmektedir. Osmanlının yaptığı uygulama da böyleydi. Siyasal Kürt aklının parçalanması için kutsal argümanlar kullanılmıştı. Merkeze bağlı Otonomi içerisindeki Kürtler, medreseler, Hamidiye Alayları veya Osmanlı merkezinde eğitim görenler tamamen bu kutsal argümanlar ışığında, parçacıklar halinde saltanata bağımlı kılınmışlardı. “BDP, Kürtlerin tamamını temsil etmiyor!” ifadesinin arkasında, böyle bir parçalanmışlık veya bunun altyapısını inşa etme projelerinin mantığı vardır. Sivil toplum kuruluşlarının yükselen bu siyasal bilinç karşısında alternatif bir blok haline getirilme taleplerinin, kaynağında da böyle bir zihniyet yatıyor!

Mazlum Kürt halkının kendisi olmayan, ancak öncülük yapma konumunda bulunan PKK’nin bu tasnife bakışı nasıldır? “Siyasal Kürt bilinçlenmesinin karşısında yer alan sözkonusu bu politik kesimler, belirli çekincelerinden dolayı halkın hareketine katılmaktan kaçınsalar da, duruşlarıyla sistemin daha fazla güçlenmesine, ortak siyasal Kürt aklının oluşmasının ve mazlum halkın haklarını elde etme argümanlarının daha güçlü hale getirilmesine engeldirler ve her fırsatta sistemin projelerine katkı sunarlar, sivil toplum kuruluşlarını sistemin kazanmasının hizmetine seferber ederler, onun aklıyla hareket ederler. Taraf olma veya katkı sunma açısından sürekli olarak bu yapılmıştır.

İslami kesimlerin olayı analiz etme şekli, net olmamakla birlikte bu iki tasnifin dışında yer alır. Aslında ortak bir aklın olduğu da söylenemez. Kadim İslamcılık geleneğinden gelen milliyetçi, muhafazakar, milli görüş, Osmanlı özlemi çeken kesimler, tarikatlar genel anlamıyla aslında “Kürt Sorunu” diye bir olayın olmadığını vurguluyorlar ve “dış güçlerin ülkeyi parçalamak için buna benzer oyunlara başvurduğunu, birkaç terörist/eşkıya ve çapulcunun yabancı güçlerin bu emelini icra etmek için askerimizi şehit ettiğini” savunuyor ve biraz zorda kaldıklarında da “hepimizin kardeş olduğu, vatanı böldürmeyecekleri ve bir sürü Kürt arkadaşlarının olduğu ve hatta Kürtçe öğrenmek istedikleri(!)” paradoksuna/vurgusuna ağırlık veriyorlar. Kürtlere yönelik zulümleri görmezlikten geldikleri gibi, bu meseleye yönelmenin aslında İslami sorumlulukları da gölgelediğini, Müslümanların asli sorumluluklarını terk ettiklerini savunan bu kesimler, Filistin’den Keşmir’e kadar bütün özgürlük hareketlerine sıcak bakmakla kalmıyor, topladıkları yardımları da bu kesimlere aktarmayı İslami ve kutsal bir sorumluluk olarak algılamaktadırlar. Gündemleri ve söylemleri bu argümanların skalasına dayanmaktadır. BDP karşısında sistemin temellerini sağlamlaştıran partilere oy vermeyi de meşru görürler ve sistemin projelerine destek vermekten, içinde yer almaktan de kaçınmazlar.

Osmanlı büyük müfessirlerinden sayılan İbrahim Hakkı Bursevi, Kürtleri aşağılayıcı sözlerine Hz. İbrahim kıssasını referans alarak, “Kürtler Nemrut’un aklına İbrahim’in ateşe atılmasını soktular ve ateşe atma aracı olarak kullanılan mancınık onların icadıdır” şeklinde sözler söylemekten kaçınmamıştır. Daha sonralarda, Kürt asıllı aydınlar da kompleks içerisinde buna benzer ifadeler kullanmışlardır. Her birinin içinde bulunduğu ruh alini anlamak için uzun boylu analiz edilmeleri gerekir. Mahmut Esat Bozkurt: "Bu memlekette Türk olmayanın tek yapacağı iş Türklere hizmettir." diyordu. Bu dil ile “bütün kutsal kitapların yeryüzündeki cennet olarak vasıflandırdıkları Kürdistan” ibaresinden yola çıkarak, “bunlar Kürdistan’ı cennet ilan ettiler” demek arasında büyük bir anlam çatışması yoktur. Niyet okuma yoluyla düşmanlıkla ile açık düşmanlığın aynı ortak bir paydada birleşmiş olduğunu üzülerek söylemek isterim. 

Vahyin ışığında aydınlanma sürecinde İslamcılık ideolojisinden farklı perspektifle, İslam’ın saf kaynaklarına yönelen, Seyyid Kutup ve Mevdudi çizgisinden sonra İran İnkılabından bütün boyutlarıyla etkilenen ve selefi-İrancı paradoksuyla kendisini dizayn eden radikal kesim, değişik süreçlerden geçerek olgunlaşma noktasına ulaşma çabaları içerisinde, Kürtlere yönelik baskı ve sindirme olayları karşısında siyasal bilinçle toplumun karşısına çıkan mücadele karşısında şaşkınlığını üzerinden atamamış; bir yandan “kutsal devlet” aklından kopmayı başaramazken, diğer yandan mazlumiyetin öncülüğünde görünen ideolojiye evrensel tepkisiyle ilgisiz kalmayı yeğlemiştir. Sistemin karlı çıkacağı kirli politikalar içerisinde, seçimini egemenlerden/güçlüden/kurucu akıldan yana yapmış; Kürdistan bölgesindeki şiddet olaylarında muhalif güçler karşısında direnç göstermeye yönelen çevrelere empatiyle bakmayı sorumluluk gereği olarak görmüşlerdir. Güç ve egemenlik savaşında esasta muhalif olan çevrenin, sebep-sonuç ilişkisiyle birbirlerini imhaya yönelmeleri, milliyetçilikten gelen yeni İslamcıları mutlu etmeye yetmiş, ateşin daha da gürleşmesinin dilini inşa etmeye çalışmışlardır. Milliyetçilik etkisinden tamamen sıyrılmayı başaramamış bu kesimin psikolojik desteğini alan, bütün alanlarda zihin bulanıklığı yaşayan, olaya tereddütle bakan ve temellendirdiği savunma politikaları sadece niyet okuma üzerinde şekillenen muhalif direnci kırma gönüllüleri, sistemin gözyumması, yol göstermesi veya müdahale etmemesi sonucu kendi kimliğine yönelik şiddetin ortaklığını yapmaktan kaçınmamışlardır. Bunların dışında kalan kesimler, sadece İslamcı kesimlere yönelen şiddete, sorumsuzluğa, muhatap kabul etmemeye ve biraz da mahalli argümanlarla hareket etmelerine muhalefet ettiler ve kimi zaman da Müslümanların zarar görmesinin altyapısına destek verdiklerinin farkında olamadılar.

Doğubayazıt/Kahtalı arkadaşların öncülüğünde istenilen anlamda kategorize olmayan Girişim dergisi deneyiminden sonra, Beroj sitesiyle birlikte Kürtlere yönelik zulme seyirci kalanlara karşı, başlayan naif muhalefet biraz daha belirginleşiyor ve Filistin konusunda gösterilen hassasiyetin Kürdistan Müslümanları konusunda gösterilmemesi üzerine tepkiler sesli bir şekilde dillendirilmeye başlayınca, samimi olmayan, içi sulandırılmış, yozlaştırmaya veya rejim yöneticilerinin yardımına koşmak amaçlı telaşlar, İslami hassasiyetleri gölgelemeye başladı. Yeryüzünde yaşayan insanlar gibi Kürtler için de, evrensel hukuk sistemlerinin veya diğer bütün insanî değerlerin kadre şayan olduğu, Kürtlerin de diğer insanlar gibi varlıklarını koruma haklarının olduğu ve bunun sağlanmasında başka renklerin temel argüman olarak kullanılmaması gerektiği savunusunu yaptıklarında, “Arap, Türk, Fars, İngiliz” realitesine ses çıkarmayanlar, Kürt kelimesine tahammülsüzlüklerini her fırsatta dile getirdiler. Yani, Kürtlerin varlığını, dilini, tarihini, edebiyatını, geleneklerini, fıtri özelliklerinin ortaya çıkarılmasını gereksiz ve önemsiz telaki ederek yeni bir tarihi yanılgının öncülüğünü yaptılar.  Böylesine bir davranış, Kürtler tarafından asla makul karşılanmayacaktır. Altında kötü niyet aranacak böylesi bir misyonu yüklenmeleri kendi güvenirliklerinin iyice zayıflamasına neden olacaktır. Ben bunu eleştiriyorum. Eleştirmezsem, onlardan bir farkım olmaz.

Bu yeni akıl, egemen İslamcılık aklının denetiminden çıkma temayülleri gösterince tabii bir hırçınlık, suçlama, karalama, bloke etme, etiketler bulma, yok sayma, görmezlikten gelinme ve kadim aklın varisleri olma kompleksiyle kibirlenme biçimsel sürecine girildi. Bu kafa karışıklığı neticesinde özgün aklın ortaya çıkmayışıyla, sosyal ve tabii olayları ısrarla dinin bilgisiyle yorumlama geleneği yeniden diriltilmek istenmektedir.   İslamcı ideolojiyi temin ve tesis etme iddiasının öncülüğünü yapanlar, gerçekçi olmak yerine Özerk Kürdistan tezlerine, antitez oluşturmak adına İslamcı paradigmayı kurmak ve Kürt Sorunu olarak adlandırılan olayda liyakatiyle inisiyatifi elde etmek veya en azından inisiyatife ortak olmak istemektedir. Yabancı durduğu, önemsemediği ve şimdiye kadar başkalarına mal ettiği böylesine bir olayda inisiyatife ortak olma isteklerinin samimi ve ahlaki olmadığını düşünüyorum. Bu eleştiriyi yaparken de bilerek yapıyorum. Zira geçmişte içine düştüğümüz tarihi yanılgının ezikliğinden kurtulmuş değiliz. Kürt halkı, geçmişte hangi alanlarda Tarkan'dan daha acemice bir şekilde elimizde kılıç, at koşturduğumuzu iyi biliyor ve bu bilgi de bizi eziyor. Halayı bile İslamileştirmeye çalışarak düştüğümüz komikliği çevremize örmüş olduğumuz hisarın içinde görebilme basiretine sahip değiliz. Bundan dolayı, kendimize karşı samimi davranıp, Kürt realitesiyle yüzleşebilirsek olaya yeni bir başlangıç yapabiliriz. 


992

 

YORUMLAR

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 16/05/2012 - 07:23 Asya Konvoyu ve Çelişkiler IV
8 02/05/2012 - 22:25 Şervan'a Kız İstenecekti Hayrettin Hocam
8 27/04/2012 - 15:22 Asya Konvoyu ve Çelişkiler III
8 15/04/2012 - 23:40 Asya Konvoyu ve Çelişkiler - 2
8 05/04/2012 - 18:35 Asya Konvoyu ve Çelişkiler
8 17/03/2012 - 14:02 Halepçe, Roboski, Pozantı, Suriye Zulüm Konsepti
8 01/03/2012 - 14:26 Serhıldan mı, İntifada mı?
8 09/01/2012 - 19:16 İsrail Savaş Uçakları Roboski'yi Bombaladı
8 30/12/2011 - 17:09 Kaçakçıları da Vururlar
8 22/12/2011 - 08:47 Van Depreminde İnsanlık Sınavı III
8 08/11/2011 - 13:15 Van Depreminde İnsanlık Sınavı II 
8 01/11/2011 - 18:27 Van Depreminde İnsanlık Sınavı
8 26/09/2011 - 16:27 Özgürlük Savaşçısı Miho Gewdan
8 18/09/2011 - 14:38 Şemdinli İzlenimleri
8 14/09/2011 - 11:16 Ayin
8 02/09/2011 - 23:21 Alleme Ahmet Müftüzade’nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış (III)
8 23/08/2011 - 14:40 Medyanın En Vicdanlı Aydını Böyle İse
8 16/08/2011 - 14:21 Berçelan Yaylasında İftar Açmak
8 26/07/2011 - 13:41 Allame Ahmet Müftüzade’nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış (II)
8 24/06/2011 - 10:41 Kuzuyu Kurda Emanet Etmemizi İstiyorlar
8 09/06/2011 - 13:55 Fravunlaşan Kirli Siyaset
8 01/06/2011 - 20:55 Van Toprak Kale Mağarası ve Veli Küçük
8 24/05/2011 - 16:48 Allame Ahmet Müftüzade'nin Hayatına ve Mücadelesine Kısa Bir Bakış
8 28/04/2011 - 14:46 Yaranın Masajı / Habil Ve Kabil (TERCÜME)
8 18/03/2011 - 09:41 Halebçe zalimlerin kalesine düşen bir bombadır
8 09/03/2011 - 17:47 İran Yeşiller Hareketi'nin kendi dilinden gerçeği (Tercüme)
8 29/01/2011 - 23:10 "Filistin Kurtuluş Savaşına Koşan Gönüllüler"
8 20/01/2011 - 08:41 Mazlumder Agos Gazetesini Ziyaret Etti
8 06/01/2011 - 10:29 Bize Kimlik Biçme Zahmetinde Bulunanlar
8 24/11/2010 - 18:17 BATI NATO ŞEMSİYESİ ALTINDA NE YAPIYOR?
8 27/10/2010 - 16:36 İSLAMİ MÜCADELENİN YİĞİT EVLADI ABULHAMİT TURGUT’UN ARDINDAN…
8 16/10/2010 - 20:57 Peyanîs Katliamının Düşündürdükleri
8 27/08/2010 - 23:48 SAADET PARTİSİNDE KADAYIFIN ALTI KIZARDI
8 11/08/2010 - 23:43 KÜRT SORUNU PLATFORMU DEĞERLENDİRMESİ
8 22/07/2010 - 21:28 BAKAH OLUŞUMU ÇEVRESİNDE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI
 

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  
1 Taraf Gazetesi İdris Naim Şahin'i Oduna Benzetti!
2 "O Emri Hangi Hayvan Verdi!"
3 İçişleri Bakanı'nın işaret ettiği komutan
4 Lübnan'da tansiyon yüksek: 2 ölü
5 Uludere’den Erdoğan’a Cevap
6 Hâkim gülünce sıkıntı olmaz sandım
7 4+4+4 için karar günü!
8 Leyla Zana'ya 10 Yıl Hapis Cezası
9 Tarihi affın affı da geldi!
10 Tanklar mesajdan sonra yürütüldü

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
KAFİRLİK BUDUR İŞTE
İslam alimi diye egemn güçlerin menfaati uğruna ırksal ahkam kesen, fetva veren çok insan var. Türk ...
Mamoste
Dindarlar ve Kürtler >>
Xuwde yeke u heQe
Mirov xuwde xuvw bawerin u weke heqexuvw.Ne mirovji weke zikexuvw bawerin. Ew sed salen,xuvwnam...
denge muslumanen kurd
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
islam
ALLAH ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. yazılarınızı beğenerek okuyorum .yazılarınızdan dolay...
SADETTİN
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
Vicdan ve Takva
Anlaşılan insanları, Kürd, Türk, Müslüman, İslamcı ve sair bloklara ayırmaya gerek yok. Türk-İslamcı...
Sinan KARA
Dindarlar ve Kürtler >>
Müslümanları İhlasları ( dürüstlükleri) kurtaracak
"Hz Peygaqmber buyuruyor: İnsanlar helaktadır; Alimler müstesna... Alimler helaktadır;Amiller(amel...
Kutbeddin Nurlubaş
Dindarlar ve Kürtler >>
Kitabın orta yerinden okuyorsun Ahmet bey......
vanli
Dindarlar ve Kürtler >>
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Mükemmel bir söyleşi
Nerdesin Seydam ya? Bu güne kadar neden bir şey söylemedin de sessiz kaldın? Keşke daha erken konuşs...
Ali Kemal
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
Evet söz konusu kürt olunca helaller haram oluyor.Ve en acısı'da bunu din adına yapırlar.Ve kürtler'...
HİLAL
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Orhan Miroğlu

İki hatıra

Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com