Özgür yaşamın sahiplenicisi ve yaşatanı olmak, insanı özgür yaşamaya layık gören bir dinin ve ya dünya görüşünün mücadele vereni olmak için düşüncelerimizi iyi bir süzgeçten geçirmek gerekir.
İnsana özgürce yaşaması için fırsat vermek, merhamet göstermek, hoşgörü ve adalet ile birliktelik yaratabilmek, bunlar güç ile alakalı olan insani ilişkilerdir. İnsan kendinden güçlü olan bir bireye, topluluğa ve ya düşünceye karşı özgürlükçü olamaz, merhamet gösteren olamaz, hoşgörü ve adalet uygulayıcısı hiç olamaz. Kendinden güçlü olana karşı ya direnir ya da boyun eğer, çünkü güçlü olan zayıf olana karşı ilkeleri koyandır.
Güçlü olan erdem ayarına göre, zayıf olan için özgürce yaşamın sınırlarını daraltır ve ya genişletir. Elbette nicelik ve güç bakımından zayıf olmak demek, güçlü olana boyun eğmek demektir anlamında değerlendirme yapmıyorum. Değerlendirme mi güçlü olan, hâkim olan düşünce ve inanç üzerinden yapıyorum. Yoksa bir bireyin inandığı değerler ile yaşaması ve bunları insanlara tebliğ etmesi için illa gücü bekleyecek, güçlü olanın mecrasında akacak gibi yanlış bir çıkarım yapacak değilim. Bu açıklamayı yapmak isterim ki sözlerim yanlış anlaşılmasın.
Düşünce ve inançların, insana ve özgürce yaşamaya verdikleri değer, güçlü oldukları zaman diliminde kendilerinden daha güçsüz olanlar üzerinden kendi çıtasının seviyesini belirler. Kendimiz için savunduğumuz özgürlük alanının sınırları ve gücü, bizden farklı olarak yaşamı anlamlandıranlara tanıdığımız alan kadardır. Düşünce temellerine güvenen insanlar farklı düşünce ve yaşam tarzlarına karşı şeffaf ve açık olurlar. Kendilerini başkalarına dayatmayı zayıflık olarak görür, şeffaf ve açık toplumu kendileri için güç olarak bilirler.
Bireyleri İslamileşmemiş bir topluma/coğrafyaya güç bazında İslami olan ilkeleri yaşam tarzı olarak dayatmak İslam ile ne kadar bağdaşır. Bir cemaat ve ya organize hedef olarak İslam devletini belirledi diyelim. Bu hedef için toplumun tüm farklılıklarıyla çatışma içinde olmalıdır, bu hedef gerçekleşmediği oranda kendi kitlesinde oluşacak tahribatı da düşünmelidir. Siyasi iktidar talebi yapıların değil, aynı coğrafya ve sınırlar içinde yaşayan bireylerin ortak talebi olmalıdır. Açık ve şeffaf toplumda düşünceler özgürce ifade edilebilmeli, her düşüncenin kendini özgürce ifade edebilmesinin tarafı olunmalıdır. Aleni olarak ifade edilen düşünceler ile düşüncelerin zemin sağlamlığı ve güçlülüğü üzerinden çekim alanı yaratılabilir.
Yaşam ilkelerini düşünce boyutunda kabullenen insanlar, bu değerlerini özgürce ifade edebildiklerinde toplumsal kabul ve ya reddin ayarı da belli olacaktır. Her düşünce ve inancın kendisini özgürce ifade edebilmesinin en güçlü zemini de “İdeolojisiz devlet yapılanmasıdır. Sayın Zeki SAVAŞ’IN “İdeolojisiz Devlet ve Özgürlükçü Anayasa” yazısında ele almış olduğu devlet yapılanması gerçekleştirilebilirse, toplumsal barış ve ortak değerler etrafında bir yaşam varedilebilir. İslam esenlik ve barış dini olarak böyle bir devlet yapılanmasında en büyük güç kaynaklarından biri olarak, toplumun yaşam birlikteliği maslahatında en birleştirici harç olmalıdır.
Allah, Müslümanlardan devlet değil, Müslüman’ca yaşamayı istemektedir. Rabbilmüslimin değil, Rabbilalemin olarak kendisini tanıtmaktadır. Allah-u Teala, kendisini yaratmış olduklarına dayatmadıktan sonra, bizler mi kendi değerlerimizi insanlara devlet/güç aygıtı üzerinden dayatacağız. Bırakın bir ülkenin büyük çoğunluğunu aynı yaşam ilkelerine tabi tutmayı, Müslümanlar bile kendi aralarında kaç farklı anlayış tarzına sahiptir. Bizler bir cemaatin kendini başka bir cemaate metod olarak dayatmasını zulüm olarak görürken, inanmadığı bir yaşam tarzını başka insanlara dayatmak zulüm değil midir?
Bugün, varolan siyasi iktidar ile muhalefetimiz kendi inandığımız değerler ile yaşamamıza fırsat vermediğinden dolayı değil midir? Zaten zulüm, insanların yaşam alanlarına ve yaşam şekillerine müdahalenin adı değil mi? O zaman neden herkesin inandığı şekilde yaşamasına taraf olmayacağım, neden toplumun ortak iradesinin hizmet sistemi olan devleti tarafsız olması için zorlamayacağım. Neden, herkese benim gibi özgür yaşam alanı yaratma sorumluluğundan kaçacağım.
Yoksa bizde mi, halkı kendi kararını veremeyecek salahiyette görenlerdeniz. Bizler İslam’ı kendi kişiliklerimizde örnekleyerek yaşamak, yaşadıklarımızla insanlara tebliğ etmekle mesulüz. Siyasal iktidarın şeklini ve rengini toplumsal çoğunluk belirleyecektir, bu konuda inandığımız değerlere ve aynı toprakları paylaştığımız halkımıza güvenmek zorundayız. Elbette inandığımız değerler ile yaşamak için, birlikteliklerimizi güçlendirmenin sorumluluğunda hareket etme mesuliyetini bileceğiz. Bu mesuliyet ile kendi değerlerimizin taşıyıcısı olmak için bedel ödemeyi yaşamımızın merkezine koyacağız.
İslam’ı insanlara en güzel olan metod ile tebliğ edip, insanların hür iradeleri ile vereceği karara saygılı olmayı inancımızın bir ilkesi ve değişmezi olarak kabulleneceğiz. İnsanların hür iradelerine göstermiş olacağımız saygı ve hoşgörü bizim temel güç kaynaklarımızdan olacaktır. Bundan yola çıkarak kendi değerlerimiz ile yaşama hakkımızı her düşünce ile pazarlıksız paylaşabileceğiz. Her düşüncenin özgürce yaşama hakkını, kendi düşüncemizi özgürce yaşamanın referanslarından biri olarak farklı olan ile değerlendirebileceğiz.
Biz, güçlü olduğumuzda herkese kendi inandığımız değerleri dayatacağız mantığı, insanlar arasında bizlere ortak düşman yaratmaz mı? Ben güçlüyüm, ben hükmedenim hedefi bizleri farklı olandan tamamen beri kılıp, farklı olan ile aramıza duvarlar örüp kapalı kutu haline getirmez mi? Ve ya varmak istediğimiz hedefleri muğlâk bırakmak, bunları açık olarak topluma deklare etmemek, bizleri bilinmeyen ve güvensiz kılmaz mı?
İdeolojisiz devlet, özgürlükçü anayasaya: Evet diyorum. Bir düşünce kitlesinin kendini dayatmasına hayır, halkın özgür iradesi ile karar vereceği siyasal iktidara: Evet diyorum. Ama %51’in kendini %49’a dayattığı bir sayısal baskı unsuru ile değil. Büyük bir çoğunluğun kararı ve farklı olana inandığı şekilde yaşama hakkı tanınan bir toplumsal mutabakata: Evet diyorum. Devletin, insanlara hizmet boyutu halk tarafından özgürce belirlenmiş olan özgürlükçü bir anayasa ile sınırları belirlenmiş ve yaşam tarzlarına müdahale etmediği ideolojisiz devlet yapılanmasına: Evet diyorum.
Her düşünceye aynı mesafede duran bir devlet yapılanması, özgürlük ortak paydası üzerine bina edilmiş olan bir anayasa ile kim yaşamak istemez ki? Özgürlükleri ortak paylaşım zemini olarak kabullenen bir toplumda yaşamayı, özgür düşünce tarafı olan hangi birey ve ya düşünce istemez ki? Ben istiyorum ve böyle bir hedef ile ortak özgürlük zemininde varolamayı kabul ediyorum.
Böyle bir hedef ile en girift olan sorunlarımıza makul çözümler bulabiliriz. Toplumsal ayrışmanın kutupları olan Kürt-Türk, Alevi-Sünni, Dindar-Laik vb. kutuplaşmaların özgürlük zemininde toplumsal uzlaşısı sağlanabilir. Kimsenin kimseden inançlarından/dünya görüşünden taviz vermesi istenmeden “İdeolojisiz Devlet ve Özgürlükçü Anayasa” talebi/hedefi ile ortak bir birliktelik yaratılabilir. İnsanlara birlikte yaşamın kodları olarak sunulacak olan bu hedef, bizleri de somut bir proje etrafında gerçekçi kılacaktır. Bu proje sadece bizimle sınırlı kalmayacak, özgürlük ortak zemininde düşünen her düşünce için ortak zemin olarak güç bulacaktır. Bu proje geçmişimizde varolan Hılful-Fuful’un günümüzde yeniden hayatiyet bulması olacaktır. Yeniden somut projeler ile kendimizi toplumun yararına sunacak, toplumun zihin dünyasında somut olarak düşünüleceğiz. Dokunulabilir, eleştirilebilir ve herkesin anlayacağı bir dil ile ne istediğimizi ortaya koymuş olacağız. Düşünce ve hedeflerimiz bizim olmakla beraber tüm insanlığa hitap edecektir, insanlığın en büyük yaralarından birine derman olmak için neşter olacaktır. Zalim ideolojik devlete neşter atıp, insanlığa hizmet etmek için varolacak ideolojisiz devleti ayağa kaldıracaktır.
Bizler, imanımız gereği tüm yaşamımızı Kur-an ve Sünnet süzgecinden geçirerek yaşamakla mesulüz, bu iki ana kaynağın dışına çıkmadan kendi düşüncelerimizi paylaşıp kendimizi yenileme ve yol haritası belirlemek zorundayız. Eğer ki bu iki süzgece vurulamayacak bir değerlendirmem var ise düzelmekten çekinmeyeceğimi belirtmek isterim. Yoksa bireylerin irade sahibi olarak birbirinden farklı metodlar önermesi zıtlık değildir, tam tersine gelişmenin ve açık toplumun en güçlü delili olarak örnekliktir. İnşallah bu tür düşünce ve paylaşımlarından en güzel ve hayırlı olanı ortak irade ile bulunur, insanlığın hizmetine sunulur. Elbette, her toplumun kıstasları ve kötü olandan alıkoyan caydırıcı sabiteleri olacaktır.
Özgürlük, adalet, eşitlik herkes için, özgürlüğü tüm insanlara layık gören birlikteliklerde varolmak duası ile.