Zamanın akışına müteakip insana ait olan her değer değişmekte, insana ait olan değerler mekan ve coğrafya değiştirerek yeni bir sima ile kendilerini varetmektedirler. Tabii olarak her yer değiştirme, her taşınma belli boşluklara sebep olmaktadır. Bu boşluklar insanlık tarihinin kırılma noktaları olarak tarihi değişimleri beraberinde getirirler. Güçlü eğitim zeminleri ve güçlü düşünce alt yapıları ile nitelikli sorumluluk bireyleri olanlar denge unsuru olarak yerlerini alırlar. Geriye kalanlar da oluşan yeni dengelerin seyircisi olarak verilen kararların mecburi rıza gösterenleri olurlar.
Yeryüzünün iyi-kötü inşa edicileri olan insanoğlu, sünnetulllah gereği medeniyetler inşa etmekte ve medeniyetleri yok etmeye devam etmektedir. Bu süreç işlerken düşenler ve yükselenler etraflarında olanları çok güçlü bir şekilde etkilemektedirler. Etkileme yeryüzünün tamamına yakınını tetiklemekte, iyi veya kötü her coğrafya sahip olduğu güç üzerinden kendine düşen payı almaktadır. Günümüzde idrak ettiğimiz kadarıyla hakim medeniyetin yer değiştirme zamanı kendini hissettirmektedir. Bu yer değiştirme ile beraber çürüyen bedenine yeni coğrafyaya ve konjöktüre uygun bir sima oluşturmaya çalışacaktır. Şuan hakim olan küresel güç; medeniyet, kültür, eğitim, sanat, ahlak vb alt yapılardan yoksun olduğu için kendini direk sermaye üzerinden ikame ettirmektedir. Sermayenin de artı değer ve çıkar için terk etmeyeceği mekan, yerleşmeyeceği coğrafya yoktur. İlahlaştırılan sermayenin güç alacağı mekan ve sima hangisi ise onun rengine bürünmekten beri durmazlar. Ve şimdi küresel sermaye coğrafya ve sima değiştirmeye çalışmaktadır.
Yeryüzünün hakim sermayesi; ABD-İsrail coğrafyasını, sıcak savaş maskesini terk ederek yeni yer ve sima edinmektedir. Küresel sermaye yer olarak İslam coğrafyasını ve yeryüzünün rojhılat (doğu) kısmını, sima olarak ılımlılığı tercih etmiş gibi görünmektedir. Sıcak savaş yerine kirli bilgi ve teknoloji ile yozlaştırmayı, düşünceden, hak aramaktan, kendi değerleri ile varolmaktan uzak tutarak kendine bağımlılığı devam ettirmeye çabalamaktadır. Kirli bilgi ile medeniyetler elde tutulacak, çağ teknoloji çağı olunca mecburen satış için sıcak savaşların olmadığı bir ortam olması gerekir ki teknoloji pazarlanarak sömürü ikame edilsin. Onların bu yaptıklarına karşılık köklü medeniyetler de kendi hamlelerini elbette yapacaklardır. Bu hamleler için, esen rüzgardan fazla zarar görmemek veya esen rüzgarı kendi lehimize enerjiye dönüştürmek için taklit etmekten uzaklaşarak aslımıza, kendi öz değerlerimize kök salarak varolmalıyız. Her millet kendi öz değerleri ile ait olduğu medeniyetin güç katanı olmalıdır, her medeniyet kendi bünyesinde yer alan milleti kendine güç kazandıracak pozisyona taşıma çabasında olanaklar sunabilmelidir.
Kültürler, milletler, medeniyetler yeryüzünün inşasında öncü olmak için kendi sistemlerini ilkesel bir pozisyona taşımalıdırlar. Bu sistem lider ile varolmayı beklemekten kurtulmalı, kendisini göstermek için bir lider bekleme zafiyetini kırmalıdır. Milletler ve medeniyetler arasında öncü olmak için halkını, değerlerini, ilkelerini sahaya taşıyacak liderleri yaratacak olan sistemi oturtmalı ve bu sisteme süreklilik kazandırmalıdırlar. Milletlerin/halkların sistem ilkeleri liderlerin insafına bırakılmamalıdır, tam tersine sistem ilkeleri lider üretecek bir şekilde dizayn edilmelidir. Yani liderler sistem ilkelerini değil, sistem ilkeleri lider yaratacak üzere süreklilik kazanmalıdır.
Bu sistemi oturtan milletler her zaman ve mekanda öncü olabilecek potansiyeli her zaman saklı tutarlar. Bu potansiyel sistemli bir eğitim temeli üzerine kök salmış ise her zaman umut vardır. Elbette tökezleme, aksama, durgunluk, zayıf düşme anları olacaktır ama lider/liderler üretecek sistemleri ilkesel olarak kendi bünyelerinde oturtan halklar her zaman bir çıkış yolu bulacaklardır. Her zaman kitleleri kendi öz değerleri ile özgürlüğe taşıyacak liderleri halkına sunacak ve halkın da bu lider/liderlere sahip çıkmasını sağlayacak olan bu halk temelli süreklilik kazanan eğitim sistemidir.
Küresel güç veya güçler dengesi coğrafya ve sima değiştirme çabasına girdiklerinde köklü sistemlere sahip olan halklar ya küresel gücün önünü keser ve kendileri güç olurlar veya en azından kendilerini sömürmelerine izin vermezler. Bu sisteme sahip olmayıp, sürekli taklit peşinde olanlar, kendi öz değerlerine sahip çıkmayanlar kölelik ve sömürü sisteminde insanca yaşayabileceklerini düşünerek zavallılık içersinde bir ömür tüketirler. Kendi değerler sistemini, kendi halkını hakir gören elit sermayedarlar ve aydınlar ihanet içersinde ilericilik adına kölelik zincirlerini ve sömürüyü gönüllü olarak zalim küresel güç adına halklarına dayatırlar.
Halklar tarihinde bu kırılma zamanlarında aynı coğrafyayı, aynı inancı paylaşan halkların fedakarlıkları takdir yerine ihanet ve zulüm olarak karşılık bulmuştur. Her halk/millet kendi öz değerlerini öncelemiş, kendi maslahatını her şeyin üstünde tutmuştur. O nedenle yeryüzünün inşasına öncülük etmek, en azında bu arenada köle ve sömürülen olmamak için her halk/millet öncelikli olarak kendi değerleri ile varolacak sistemi inşa etmeli ve kendi adı ile bu arenada yer edinmelidir. Kendi öz değerleri ile kendi halkı ile bütünleşmiş ve sistemli ilkesel bir süreklilik içersinde; değer, lider, liderler, ilke, duruş, mücadele ile halkı bütünleştirenler öncü olabileceklerdir. Yoksa saman alevi gibi belli bir zaman diliminde mekanın ve zamanın boşluk affetmemesi ilkesi gereği çıkanlar, gerçekler görüldüğünde sönüp gitmeye mahkumdurlar.
Bu zaman dilimlerinden biri hem makro düzeyde küresel olarak, hem de mikro düzeyde bölgemizde yaşanmaktadır. Küresel güç mekan olarak yeryüzünün batısını terk edip doğuya yerleşmeye, sima olarak da savaş yüzü ile korkutmak yerine, aldatıcı gülümseme ile güldürerek sömürmeyi seçmiştir. Bu işleyiş sırasında yeni coğrafyaya yerleşmek için mecburi olarak tavizler verecek ve yeni simalarının inandırıcılığı için yeni insanları perde önüne koyacaklardır. Dostlar düşman, düşmanlar dost olacak, eski ve yeni sözcükleri çokça duyulacak; işleyişlerinin menfaati kadar itiraflar, hesap sorulanlar, yüzleşmeler, özür dilemeler sahneye konulacaktır. Yapılması gerekip de yapılmayanlar işlerine geldiği kadarıyla göz boyama adına yapılıyor gösterilecektir ve sistem yeniymiş gibi insanlara sunulacaktır.
Bunun, yeni mi yoksa sadece kuklalar mı değişti, anlamak için köklü bir sisteme sahip olmak gerekir. Bu sistem halkların köklü tarihlerinde, süregelen ilkelerinde, hurafe bulaşmamış inançlarında ve oluşturdukları özdeğer eğitim sistemlerinde güç bulur ve öncü güç olur. Kendi olamamış, taklit ile hareket eden bir birey nasıl zavallı ise; kendi değerler sistemi ile ilkelerini belirlemeyen, kendi öz değerleri ile varolmayan bir halkta zavallı olarak kalmaya mahkumdur. Kendi değerleri ile varolmayan bir halkın ne kendine, ne inancına, ne ortak değerlerde varolduğu sisteme ne de insanlık ailesine katacağı bir değer olamaz. Yeryüzünde, sistemler de değişse, medeniyetler yıkılıp inşada olunsa o halk köle ve sömürü yaşamına devam eder. Çünkü kendi olamamışın kaderi, başkasına yamanmaktır. Kültür, eğitim, siyaset, ekonomi, tarih, bilinç, teknoloji, bilim, sanat vb. köklerin var ise, bunları sistemli bir şekilde sürekli işleyecek konumda tutabilmiş isen dik duruş ile medeniyetler sahasında varolabilirsin.
Medeniyetlerin ve milletlerin ortak payda alanlarında değer katan olabilmek için bir gücün, bir birlikteliğin olması şarttır. Halklar ittifakı, ortak vatan sözleşmesi, inanç medeniyeti için de her halkın kendi öz değerleri ile güç katan olması şart ise, her halk öz değerleri ile varolmalıdır. Bu varoluş hem içinde yer aldığı değerler sistemine ve inanç medeniyetine güç katar, hem de küresel sömürgeci müstekbir güçlere karşı konumlanmada bir güç dengesi olur.
Küresel sermaye güç, gördüğümüz kadarıyla kendine mekan olarak Türkiye, Malezya, Hindistan gibi ülkeleri tercih etmişe benziyor. Çin-Rusya onların tercihinden çok kendi köklerine olan bağlılıklarıyla kendilerini dayatıyor gibiler. Küresel güç Çin’i sahip olduğu sistem yüzünden içerisine alamıyor, Çin sosyalist yönetim şekliyle küresel güç ile ayrı kutuplara düşmekte olduğu için sermayelerini oralardan uzak tutmaya çalışıyorlar. Bu nedenle şuan da yeni yerleşim alanları olarak diğer üç ülke ön planda görülüyor. Türkiye yeni değişimde edineceği yer için çok farklı kulvarlarda geçmişe nazaran yeni adımlar atmaktadır. Bu adımlar köklü adımlar olmadığından yapay kalmakta, gevşek veya bir ileri iki geri temposunda zaman harcamaktadır. Kendi olamayan Türkiye, küresel gücün istediği simayı kabullenmektedir, kendi içinde sorunlarını hal yoluna koyup güçlenmek yerine sorunları dış destekle hal etmeye çalışmaktadır. Kendi iç sorunlarının halli için birçok dış dayatmayı kabullenerek daha çok bağımlı ve sömürge halini almaktadır. Örneğin; füze kalkanı hangi nedenlerle kabul edilmiştir, neye mukabil boyun eğilmiştir. İç sorunlarını kendi dinamikleri ile çözmek daha maslahatçı ve güç kazandırıcı olamayacak mıdır?
Kürd sorununu, inançlar ile ilgili sorunlarını kendi iç dinamikleriyle çözmek yerine, dış destekli çözüm arayışında olmak zarardan başka bir şey getirmez. Küresel güç dengesinde etken yerine etkilenen, sömürülen, köleleştirilen bir coğrafya ve halk olarak yaşamaya devam edilir. Sorunlarına çözüm bulamayanların kendilerinin çözüldüğü tecrübedir. Tecrübeyi göz ardı edenlerin yeri de kullanılma süreleri dolduktan sonra tarihi geçmiş malların olduğu yere yolculuktan başka bir şey değildir. Onun için her zaman ele geçmeyen ileriye götürücü, güzele ve ortak maslahata taşıyıcı adımlar ıskalanmamalıdır, yerindelik ilkesi gereği hakkı verilmelidir. Kürd halkı olarak bizlerde yukarıda değindiğimiz çerçevede, kendi öz değerlerimiz ile ait olduğumuz medeniyetin değer katanı olmak için kendi ilkelerimiz ile sistemleşebilmeliyiz. Bu sistemi oluşturduğumuz zaman ortak değerler ve paylaşım alanlarında varolabiliriz. Bu alanların denge belirleyicisi etkenlerinden, bu değişimlerin hesaba kattığı güç olabiliriz. Kendi halkımızın sesi olmadan, başka halklar ile ortak paylaşım alanlarında yerimiz olmaz. Değil yeryüzü, evren değişse bizim çok da anlamlı bir katkımız olmaz.
Zaman ve mekanlar değişime gebe iken, doğru temeller üzerinden ilkeler ile yola koyulmalı, yolculuk için doğru yoldaş ve birliktelikler oluşturularak yeryüzünün iyi yönde inşa öncüleri olmak için hazırlıklar artık bitmelidir. Somut adımlar ile rota çizilip yola koyulmalıdır, ilk adım kendi öz değerlerimiz ile ortak payda hareketi için birbirimize ayna görevi gördüklerimiz ile oturup yol haritası çizmektir. Yoksa yine zamanın izleyicisi ve tüketicisi, mekanın alt tabakalarında ve ya dışında yer almaktan kurtulamayacağız.