Kürt meselesi, son haftalarda yeni bir aşamaya girdi. İki yıldır devam eden açılım, konuşma ve diyalog ortamından müzakere safhasına ulaştı. Toplum mühendislerinin halkın zihninde meydana getirdiği tahribat ve yalan dolanla oluşturulan statükocu zihniyet yavaş yavaş dağılmaya yüz tuttu. Beyinlerdeki parangalar gevşemeye başladı. Hem devlet hem de halk olayları daha sağduyu ile değerlendirmeye ve çözüm yolları geliştirmeye başladı.
Bugün taraflar ‘konuşma ve diyalog’ sayesinde, savaşla bir yere varılamayacağında birleştiler. Şimdi daha geniş, daha derinlemesine konuşma ve müzakere dönemine girilmişe benziyor.
KCK’nın Ramazan öncesi bir ay süreyle aldığı ve bilahare uzattığı, son olarak ta seçim sonrasına kadar uzattığı ateşkes; barıştan yana olanlar için bir umut olarak algılanmaya başlanmıştır.
Aysel Tuğluk’un İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşmesinde Öcalan’ın: “Diyalogdan müzakereye geçildi,”sözü de bunu teyit eder niteliktedir.
Ayrıca Murat Karayılan’ın Kandilde bir Türk gazetecisine verdiği röportajda; “ne Türk ordusu bizi yener ne de biz Türk ordusunu yenebiliriz mealindeki sözleri PKK’nin de barış konusundaki niyetini açıklamaktadır.
Kuşkusuz barışa giden yol uzun ve o kadar da karışık ve çetrefillidir. PKK’nin içinde ve Türkiye devletinde barışı içine sindiremeyenler, çıkarları tehlikeye girenler, eski konum ve statülerini kaybedecek olan kesimler barışın olmaması için ellerinden gelen her şeyi yapacak ve bunu sabote etmek için kirli senaryoları devreye sokacaklardır.
Son olarak Taksimdeki canlı bomba olayı da bunun açık bir örneğidir. Bu olay da gösteriyor ki sadece bir PKK yoktur. PKK’nin içinde, PKK’nın bugünkü politikalarını beğenmeyen, onları teslimiyet ve işbirlikçilikle suçlayarak kendilerini PKK’nin politikalarını en iyi uygulayan, daha yurtsever oldukları iddiasında bulunan guruplar çıkacaktır. Ayrıca PKK’nin içinde yerel ve uluslararası güç ve odaklarla çeşitli çıkar hesapları yapan grup ve şahıslar bulunmaktadır. Barışa doğru atılacak her adım bu gruplar arasındaki ayrılık ve fikir farklılıklarını derinleştirerek, her grup birbirini ihanetle suçlayacaktır. Muhtemelen bu grup ve şahıslar ellerindeki güç ve imkanları kullanarak barışa giden yolu sabote etmeye çalışacaklardır.
T:C devletindeki durumun bundan aşağı kalır yanı yoktur. MHP, CHP, Ergenekon ve diğer derin yapılar barışın olmaması için bütün kozlarını kullanarak kürd halkının meşru hak ve taleplerinin inkarı için her türlü karanlık ve kirli senaryoları devreye sokacaklardır.
Hata bu karanlık güçler konum ve statülerini korumak için PKK’nin içindeki bazı kesimlerle savaşın devamı için işbirliğine gireceklerdir.
Daha öncede barış ve diyalog adına atılan bütün adımlarda, devletin ve PKK’nin içindeki derin yapıların şaibeli bir şekilde işbirliğine gittikleri halkı galeyana getirecek ortak eylemlere imza attıkları herkesçe bilinen bir gerçektir. Bingöl de 33 silahsız askerin katledilmesi, Aktütün, Dağlıca, Reşadiye, Dörtyol, İnegöl ve son olarak Hakkari’de ki Peyanîs Katliamı v.b birçok eylemde iki derin yapının bir şekilde işbirliği yaptıkları hep konuşulmuştur.
Kürt sorununun çözülmesini istemeyen yerli ve yabancı birçok aktör vardır. Kimi terörü bahane ederek sahip oldukları imkanları ellerinden kaçırmak istemiyor. Bazıları bu sorunu kullanarak sivil siyasete müdahale etme çabasında. Bazıları da silah satmaya devam etmek istiyor…
Bu süreçte hem hükümet hem de BDP cephesi meydana gelecek olaylara karşı sağduyulu ve soğukkanlı olmak zorundadır. Patlatılacak birkaç bombayla diyalog ve müzakere süreci kesintiye uğrarsa asıl o zaman karanlık güç ve odakların ekmeğine yağ sürülecek onların istediği olacaktır.
Fakat hükümet cephesinde çözüme giden yolda net bir tavır olmadığı için kuşkuların artmasına neden olmaktadır. Operasyonların durdurulmaması, İran, Irak, Suriye , ABD ve AB ile PKK’nin tasviyesi üzerine açık gizli görüşmelerin yapılması, acaba hükümet zaman mı kazanmak istiyor gibi şüpheler uyandırmaktadır.
Bir önceki ateşkes kararını açıkladığı basın toplantısında konuşan Murat Karayılan neden Öcalan’ın istediği gibi süresiz değil de bir aylık ateşkes ilan ettiklerini anlatırken, son dönemde artan yurtdışı temaslara, tampon bölge haberlerine, KCK operasyonlarına, askeri operasyonlara, sınır ötesi tezkeresine atıf yaparak mealen, “süresiz ateşkes istiyoruz ama bu gelişmeler bizi kaygılandırıyor bu bir tasfiye mi, komplo mu, toplu imha hazırlığı mı bunu anlamak için bu bir ay boyunca gelişmelere bakacağız” demişti.
AKP’nin içindeki statükocu kesrimi temsil eden Cemil Çiçek, bir basın toplantısında şöyle bir laf etti.
PKK’yı, Sri Lanka’yı yıllarca kana bulayan “Tamil Kaplanları” adlı örgüte benzetti.
Geçen yıl Sri Lanka hükümetinin topyekun bir saldırı ile Tamil kaplanlarını yok etmesi liderleri dahi bir çok kişiyi öldürerek sorunu kökten haletmeye çalışması, hükümetin yurtdışı temasları, teskere ve operasyonları insanın zihninde bazı şüphelerin uyanmasına neden olmaktadır.
Hükümetin kafasında tasarladığı bir çözüm modeli ve bu çözümü dayatmak için uğraştığını biliyoruz.
Milli Görüş geleneğinden gelen AKP kadrolarının PKK gibi Marksist Leninist bir gelenekten gelen bir Örgüt ile içten gelerek diyalog ve müzakere ettiğine inanmıyorum. Şartların dayatması ile kerhen de olsa buna razı olmuş görünmektedir.
Ancak çözüm adımları karşılıksız kalırsa yada istediği gibi bir çözüm dayatamaz ise bu benzetmenin ne anlama geldiğini o zaman görebiliriz. Tamil benzetmesi boşuna değildir! Hükümet eğer çözümden umduğu sonucu alamaz ise topyekun bir imha seçeneğine başvuracağı sinyalini vermektedir.
Devletin müzakerelerde Abdullah Öcalan’ı muhatab alması da anlamlıdır. Şüphesiz silahların susması, kalıcı bir ateşkesin sağlanması, genel af v.b. konularda Abdullah Öcalan iyi bir muhatabdır ve yerinde bir tercihtir. Silahların bırakılması için ancak ellerinde silah olanlarla konuşup anlaşılır. BDP’nin muhatabımız Öcalan’dır demesi de buna işarettir. Yoksa bu konuların legal alanda mücadele eden kürd siyasetçileriyle müzakere edilmesinin bir anlam ifade etmeyeceğini geçmişteki uygulamalar bize göstermiştir. Silah kimin elinde ise onunla konuşulup anlaşması gerekmektedir. Yani kim kiminle savaştıysa, barışı da ancak onlar yapar
Fakat Kürd halkının meşru hak ve taleplerinin iadesi konusunda yapılacak müzakerelerde Abdullah Öcalan’ın tek başına muhatab alınmasına Başta PKK/KCK/BDP olmak özere diğer kürt partileri, grupları, cemaatları ve kürt halkı adına söyleyecek sözü olanlar tarafından kabul edilmemelidir.
Abdullah Öcalan’ın bu konularda Kürtleri kısmen bile olsa tatmin edebilecek bir anlaşmaya imza atabileceğine inanmıyorum. Abdullah Öcalan’ın Kemalizm’e ve T.C’ye bakış açısı malumumuzdur. Kendi şartlarının iyileştirilmesi ve tamamen özgür bırakılması karşılığında bir çok şeyi feda adebileceğini geçmişteki uygulamaları ve konuşmaları göstermektedir.
Dolayısı ile adil ve kalıcı bir barışın sağlanması kürt halkının fıtri/ ilahi temel haklarının verilmesi için yapılacak müzakerelerde PKK/KCK/BDP’nin ağırlığı olmakla beraber bütün Kürtleri temsil edecek bir yapının oluşturulması gerekmektedir.
Mesela Kürt toplumunun dini inançları ile ilgili yapılacak müzakerelerde; kürt medreselerinin statüsü, buralarda mezun olacak imamların geleceği camiler, camilerdeki hutbe ve Kur’an eğitimi ve Şafii mezhebi ile Kürt Alevilerinin inanç temelli talepleri için bu kesimlerin müzakerelerde temsil edilmeleri gerekmekte, muhakkak bu kesimlerin kanaat önderleri ile temas kurulması gerekmektedir.
Eğer adil ve kalıcı bir barış isteniyorsa Kürt halkını tatmin eden onların uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan temel haklarının anayasal güvence altına alınmalıdır. Tek taraflı dayatmalarla ve oldu bittilerle yapılacak bir barış anlaşması kısmi bir sukunete kapı aralayabilir, fakat sorunu tamamen çözmeyecektir.
Böylesi tek taraflı anlaşmalar sonucunda PKK’nin içinde ve dışında İrlanda Kurtuluş Ordusun (İRA) da olduğu gibi gerçek PKK ve benzeri yapı ve organizasyonlar barışı içine sindirmeyerek yeni bir silahlı mücadele dalgası başlatabilirler. Kürt Halkının silahlı mücadele veren soldaki ve sağdaki gruplara olan desteklerini göz önünde bulundurduğumuzda bunun halk arasında bir desteği de olacaktır.
Kalıcı bir barışın sağlanması , provakasyonlara prim verilmemesi için:
PKK’nin ilan ettiği ateşkes, tek başına barışı ve silahların devreden çıkarılmasını sağlamıyor.
Barış konusunda ortaya çıkan fırsatın değerlendirilmesi için AK Parti ve Başbakan Erdoğan da en az Kürd hareketi kadar cesur olmak zorundadır.
Sinn Fein lideri Gerry Adams’ın deyişi ile: “Barış ancak risk alabilen siyasal liderlerle gelir!”