Allah’a adanmıştı Meryem onun hizmetkârı olacaktı. Tertemiz yetişecekti. Bir tomurcuktu, büyüyecek, yetişecek gül oluverecekti. Kıymetli bir kristal gibi etrafına keskin ışıltılar saçacaktı. Adını tarihe yazdıracak, Rabbinin övgüsünü kazanacak ve O’nun kitabında hikâyesi okunacaktı nesilden nesile. Meryem suresinde Allah (c.c) Meryem’e verdiği değeri anlatır. Ayrıca Al-i İmran suresinde de bu konuya değinerek Allah’ın hizmetkârlığına sunulan o nadide çiçekten bahseder. Bütün bu anlatımlar boşuna değildir; bir maksadı vardır Rabbimizin elbet. Meryem suresini anlamak için, Meryem’i ve Meryem’in adanma kıssasını iyice bilmek gerekir.
Meryem kimdi neden Allah’a adandı Allah onun adaklığını neden güzel bir şekilde kabul buyurdu. Bütün bu olayların ayrıntılarını bilmek ve mesajını idrak edebilmek gerekir. O zaman yaşanan olayları inceleyelim ve günümüzle kıyas yapmaya çalışalım. Aslında aynı ortam ve aynı zihniyeti taşıyan insanlar arasında olduğumuzu söyleyebiliriz. Aradan yılların geçmesi zihniyetleri değiştirmemiş. Öylesi kötü bir ortamda yetişen Meryem tertemiz kalmayı başarmış Rab binin övgüsünü kazanmıştı.
Biz Meryem olamadık. Annelerimiz ise ya Meryem’i tanımadıklarından ya da bizleri öyle nadide bir çiçek gibi yetiştirme cesaretlerinin olmayışından bizleri yetiştiremediler. Bizler için artık Meryem olmak imkânsız. Peki, neden Hanne olma yoluna gitmiyoruz o zaman? Meryem’i Meryem yapan Hanne değil miydi? Eğer Hanne çok geç yaşlarda ve çok zor şartlarda sahip olduğu biricik ciğerparesini Allah’a adamasaydı, onu Rabbine bir teşekkür olarak sunmasaydı, belki ne Meryem olurdu ne Hanne’yi tanırdık ne de İmran ailesini. Kolay bir şey değil elbet insanın kendinden bir parça olan evladından vazgeçmesi. Bunu yapabilmek kesinlikle iman gücüne bağlıdır. Demek ki bizim içimizde onlar gibi imanı doruğa ulaşmış kimseler yetişmemiş. Nasıl yetişsin ki ilim elde etmek öyle basite alınıyor ki hatta gereksiz bile görülüyor. İnsanlar ağızdan duyma bilgilerle hareket ediyorlar. Okumayan öğrenmeyen bir toplum nasıl Meryem yetiştirsin nasıl Hanne yetiştirsin.
Ben İmran ailesiyle tanıştığım zaman çok gençtim yirmi dört yaşındaydım ve iki çocuk annesiydim üçüncü ve son çocuğumun doğmasına ise iki aylık bir süre vardı. Kız mı yoksa oğlan mı bilmiyordum ama Hanne’nin yapmış olduğu o eşsiz davranış beni çok etkilemişti. Onun bu davranışını takdir eden Rabbimizin, ondan övgü ile bahsedişi, o aileye olan hayranlığımı bir kat daha arttırmıştı. Kararımı vermiştim ben de doğacak çocuğumu Allah'a adayacaktım. Öyle de yaptım. Çocuğum kız doğdu aklıma Hanne’nin sözleri geldi: “Rabbim onu kız doğurdum halbuki erkek kız gibi değildir, adını da Meryem koydum bunu benden kabul buyur.” benim çocuğum da kızdı ve “Allah Meryem’i kabul ettiyse benim kızımı da kabul eder” diye düşümdüm. Eder etmesine de ortada bir sorun vardı; Meryem’i verecek bir ‘beyt’ vardı bir de onu yetiştirecek Zekeriya Peygamber… Peki benim kızımı kim yetiştirecekti, bu kızcağızı nereye teslim edeceğim, onu pak ve temiz yetiştirecek güven duyacağımız kim vardı? Ortada örnek alınacak, dört dörtlük diyebileceğimiz birileri yoktu ki, varsa da ben tanımıyordum. Öyleyse yapılacak bir tek şey kalıyordu kızımı kendim yetiştirecektim, ama nasıl? Henüz ben yetişmemiştim ki! Daha yeni dinimi tanıyor-öğreniyordum. Öğrendiğimle amel etmeye çalışıyordum. O kadar çok uzak kalmıştık ki dinimizden; kalbimiz bomboştu. Cahili şeyler yerleşmişti, bunlardan kurtulmak ve yerini doğrularla doldurmak gerekiyordu. Bu o kadar kolay değil ki. İki işlem gerekiyor önce boşaltacaksın sonra temizleyeceksin, boşalan yeri pırıl pırıl yapacaksın ki oraya Rabbinin gönderdiği emir ve yasakları yerleştiresin, dinini kalbine içire bilesin.
Fıkrada anlatıldığı gibi: Adamın biri hocaya gider amacı kuran öğrenmektir. Hocaya der ki: “Hocam ben Kur’an öğrenmek istiyorum birazcık da biliyorum ve ilerletmek istiyorum.” Hoca: “Hayhay, Hoş geldin safa geldin, yalnız on liranı alırım.” Adam “Başla göz üstüne” der. Hemen arkasından bir adam daha gelir. Bu kişi de hocaya: “Hocam ben Kur’an öğrenmek istiyorum ama hiç bilmiyorum.” Der. Hoca bu sefer: “Hayhay buyur yalnız beş liranı alırım” der. Bu duruma öfkelenen ilk adam, öne atılıp itiraz eder: “Ama hocam bu haksızlık! Ben Kur’anı biraz biliyorum benden on lira alıyorsun o hiç bilmediği halde ondan beş lira alıyorsun olur mu böyle şey?” Hoca sakin sakin bakıyor adama ve diyor ki: “Evladım sana iki işlem yapacağım önce sileceğim sonra yazacağım, ötekine ise tek işlem, sadece yazacağım.”
Etrafıma bakınıyorum da kimse çocuğunu Allah'a adamıyor, korkuyorlar. Çok ilmin, fazla imanın insanı delirteceğini düşünüyorlar. Eğer öyle olsaydı âlimlerimizin hepsi delirirdi. Allah'a adanmak onları bu kadar korkuturken insanın ezeli ve büyük düşmanı olan şeytana çocuklarını seve seve adıyorlar. Sonra da çocuklardan sadakat bekliyorlar. Siz Rabbine karşı isyan edip büyüklük taslamaya çalışan şeytanın sadakatsiz ve nankör olduğunu bile bile çocuğunuzu onun kucağına atmadınız mı? Şimdi niye onların sadakatsizliğinden, saygısızlığından veryansın ediyorsunuz? Bu sizlerin tercihleriydi çocukların bir suçu yok. Kur’an kurslarına göndermediniz beyinleri yıkanır diye ama müzik, resim, folklor kurslarına zorla gönderdiniz. Güya çocuklarımız sosyal olacaklardı. Evet oldu lar da, lakin bu sosyalleşme beraberinde doyumsuzluğu, isyanı, kibri ve ukalalığı da getirdi. Kur’an kurslarında da sosyalleşiyorlardı artı olarak anne-babaya, büyüklere karşı saygıyı ve hoşgörüyü de öğreniyorlardı. Çünkü oralarda Allah sevgisiyle tanışıyor kalplerindeki güzellikler ortaya çıkıyor, paylaşmayı öğreniyorlar, merhamet duyguları geliştiriyorlardı.
İşte bu şekilde sakat düşünen insanlar yüzünden Meryemler yetişemiyor.
Ben de bunun acısını çok yaşadım. Allah'a adadığım kızımı yetiştirebilmek için hızlı bir çalışma içine girdim; “kendimi yetiştireceğim ve kızımın yanlış şeylerle beslenmesine izin vermeyeceğim” dedim. Elimden geldiğince yetiştirmeye çalışıyorum. İnşallah meyvesini de (hz İsa gibi) alırız. Toplumu değiştirecek eski tabuları yıkacak çalışmalar yaparlar.
Gerçi biz ne kadar yetiştirmeye çalışsak ta bozuk olan toplumdan etkilenmiyor değiller. Tabi bilgilendikçe de sorguluyorlar. Bir keresinde kızım bana geldi dedi ki: “Anne okuldaki arkadaşım bazen bana çikolata ikram ediyor ama ben istemeyince de kızıyor.” Ona istememe nedenini sorduğumda şu açıklamayı yaptı: “Onun babası tekel bayisi çalıştırıyor; içki satıyor. İçki satmak haram değil mi? Eğer o haramsa ondan kazanılan parada haramdır. O parayla alıyor arkadaşım çikolataları. Ben de haramdır diye yemek istemiyorum oda bana küsüyor.” Çok şaşırmıştım onun böyle hassas olmasına, daha küçücüktü bunu analiz edecek yaşta değildi. Demek ki yanılmışım yaşı küçüktü ama verilenleri çok güzel kavrıyordu. Bu beni umutlandırmış çok da sevindirmişti. Elimizde öyle güzel yetişmeye hazır fidanlar var ki bizler Meryem olamadık ama Hanne olup Meryemler yetiştirebiliriz. Bizler Meryemler yetiştiremesek. O güzel fidanlarımız bozulacak ve ortaya merhametsiz vahşi ‘Hint’ler olup çıkacaklar. Asla unutmayalım ki İsalar Meryemler sayesinde yetişir.