“Savaş zamanında babalar oğullarını, barış zamanında ise oğullar babalarını gömerler” bilgece bir söz.
Yaşanılan acıların, çekilen çilelerin, ödenen bedellerin, dökülen gözyaşlarının, akan kanların, toprağa teslim edilen gencecik bedenlerin, darağaçlarına mertçe yürüyen alimlerin ve bir ömrü zulüm altında geçirmiş olan Kürd halkının çektiklerinin boşa çıkmaması için çok iyi düşünüp ona göre adımlar atılmalıdır. Atılan adımların, ortaya konan eylemselliklerin asıl hedefi grupsal/örgütsel faydadan çok halkın faydası öncelenerek gerçekleştirilmelidir.
Halk için varolduğunu beyan eden organizeler anlamak ve anlaşılmak zorundadırlar. Hem kendi tabanlarını, hem kendi halkından kendi gibi düşünmeyenleri, hem de karşı taraf dedikleri güç ve ya kitle kimler ise onları anlamak zorundadırlar. Anlamak zorundadırlar ki, kendilerinin ne istedikleri ve ne için mücadele ettikleri anlaşılabilsin. Halk için yapılanlardan halk haberdar olmalıdır. Halk adına halktan habersiz gerçekleştirilen her eylemsellik karanlık ve örtülü olduğundan, sadece bir zümre tarafından alınmış bir karar olduğu için dayatma olarak kabul görür ve şüphe ile karşılanacağından halk için olmaktan çıkar ve ayrışmanın zemini olur. Bu nedenle anlamak ve anlaşılmak, halk için varolduğunu belirten her organizenin vazgeçilmez ilkelerinden biridir
Anlamak ve anlaşılmak ilkesinin vazgeçilmez ilkesi de tahammül kültürüdür. Tahammül kültürünün de anlam bulabilmesi için çok güçlü bir tahammül zemini etüdü yapılmalıdır. Tahammül kültürü ve zeminin Kürd halkının, İslami yapıların daha doğrusu Türkiye’deki hakları despotça gasp edilmiş olan tüm muhaliflerin yararına işletilebilmesi için çok ciddi bir zihinsel dönüşümün gerçekleştirilmesi gerekir. Misal; kutsal devlet anlayışı, misakı millicilik, bölücülük, irticacılık, komünistlik, Kızılbaşçılık, tek bayrak, tek millet, tek dil, tek devlet gibi sistemin bizlere dayatmış olduğu ayrıştırma nüanslarını yeniden değerlendirecek zihinsel bir dönüşüm gerçekleştirilmelidir. Bu gerçekleştirmede ancak tahammül kültürü ve zemini üzerinden hayatiyet kazanabilir.
Kürd halkına yaşatılan zulüm ile İslam adına hepimize yaşatılan zulüm birbirine karıştırılmamalıdır. Kürd halkı Müslüman olmasına rağmen Müslüman milletlerden görmüş olduğu zulüm karşısında hep yalnızlığa terk edilmiş ve etnik köken farkından ötekileştirilerek gördükleri zulme diğer Müslüman kavimler sessiz kalmışlardır. Ortaya çıkan gerçeklik İslam kardeşliği değil de etnik köken kardeşliği olmuştur. Zulüm eden, hakları gasp eden, inkar ve imha uygulayan kendi kavimleri olunca kavimperestlik duyguları ile ya sahiplenilmiş ya da sessiz kalınarak zulme rıza gösterilmiştir.
Hak olan, takdim ve ya beyan edilir bu sorumluluk ve erdemdir, bu hakların yaşanması gereken şekilde yaşanması için çaba gösterilir ve mücadele edilir. Ne kadarına ulaşılır ve ya ne kadarı yaşanılabilir orası da tüm çabalardan sonra tevekküldür. Tahammül zemininde söylenmesi gerekenler dillendirilir, çünkü bir anda da her şey konuşulacak ve değişecek diye bir dayatma da hiç birimize fayda sağlamaz. Kürd halkı olarak bizler de şu tahammülü göstermeliyiz; yıllardır sistematik olarak devlet eğitimi düzeyinde zihinsel ve eylemsel olarak düşmanlar yaratılmış ve kendi halklarına sürekli kendilerini yok etmek isteyen, devleti yıkacak, terörist, insan yiyen, İslam ve medeniyet düşmanı barbar Kürdler olarak tanıtılmışız. Bir zihnin temizlenmesi ve yeniden doğru şekilde inşası için birbirimize tahammül kültürü ile sabır göstermeli, anlamak ve anlaşılmak için süreci çok iyi ve sabırla-tahammülle işlemeliyiz.
Türk halkı şunu haykırabilmelidir; bayrak, devlet, anadilde eğitim, basın-yayın, yer ve insan isimleri, kısaca bu ülkede yaşayan her Türk gibi bu hakları talep etmeleri ve ya bunları yaşamaları Kürd’lerin hakkıdır. Bu haklar Türk halkı tarafından dillendirilip takdim edildikten sonra Kürd halkı kendi vereceği karar ile artık beraberliği ve ya haklarını kendi yaşama kararını verir. Elbette Kürd halkı kendi hakları için illa birilerinin vereceği kararı bekleyecek değildir, gücümüz nispetinde haklarımızı elde etmek için çaba içinde olacağız bu ayrı bir konu. Tahammül kültürü çerçevesinde ve daha fazla can yanmadan, daha fazla kan dökülmeden, daha fazla gencecik insanı bu tağuti sistemlere kurban vermeden, ocaklara daha fazla ateş düşmeden, birbirimizi anlayarak insanca bir çözüm ekseninde yapılabilecekleri önceleme endişesi içerisinde yapılabilecekleri konuşuyoruz. Eminim ki Kürd halkı böyle bir yaklaşım karşısında, ayrışmadan ve ya zıtlaşmadan yana olacak değildir. Bu ülkede yaşayan her insanın birlik ve beraberlik içinde daha mutlu ve huzur içinde yaşaması için en fazla Kürd halkı katkı sunan olacaktır. Böyle bir yaklaşımdan sonra bayrak ve devlet ile problemlerin en asgari düzeye ineceği ve hatta bitme noktasına geleceğini iddia edebilirim.
Bu zamana kadar zalim sistemin tahammülsüzlük üzerine inşa etmeye çalışmış olduğu toplumun etkileşim dilini yeniden inşa etmek için zihin ve eylem dünyamızda varolan kutsallar ve değerler sistemini karşılaşmaya cesaret edemediğimiz kavramlar ile yüzleştirmeliyiz. Sürekli üstü örtülen, dokunulmaması gereken, konuşulmaması dayatılan, çatışma ve ötekileştirme üzerinden varolan zalimlerin yasakladığı kavramların aslında huzur, birlik ve ortak yaşam kaynakları olduğunu idrak edeceğiz.
Bu güne kadar Kürdistan coğrafyası ve Kürd halkı farklı kesimlerin basın ve yayınlarında sürekli yalan ve yanlış bir dil ile tanıtıldı. Hala da aynı şekilde birçok TV dizisi ve filminde Kürd halkına ağır hakaretler yapılmaya devam edilmektedir, Kürd halkı rencide edilerek incitilmektedir.
Buna karşılık, bu hatayı telafi için batıdaki ve özellikle Türk halkının sivil toplum kuruluşları, cemaatleri, dernekleri, vakıfları Kürdistan coğrafyasını ve halkını doğru ve hak olan şekilde tanıtıcı çalışmalar yapmalıdırlar. Nasıl ki turizm için ülkeleri ve bölgeleri tanıtım çalışmaları ve reklamları yapılıyorsa, aynı şekilde devlet, hükümet, siyasi partiler, cemaatler, dernekler, vakıflar, tüm sivil toplum kuruluşları bu güne kadar hala devam eden Kürdistan ve halkını yalan/yanlış tanıtım vebalini düzeltmek için bütçe ayırmalı ve bu hakkı takdim için çabalamalıdırlar. Kemalist sistemin kuruluşundan beri Kürd halkına yapılanları herkes şöyle bir düşünsün ve Allah’a vereceği hesabı mütalaa etsin, kendi için istediğini bir diğer mümin için istemedikçe, birbirimizi tahammül kültürü içinde sevmedikçe nereye varacağımızı bir daha düşünelim.
Anlamak için tahammül etmek ve dinlemek zahmetinde bulunmak lazım, anlaşılmak için tahammül zemininde anlatmak istediklerimizi doğru kavramlar ile sapmadan, saptırılmaya fırsat vermeden, kin ve nefisten Allah’a sığınarak sabır ile işlemeye ve karşı tarafa anlaşılır ses tonu ile iletmeye çalışmalıyız. Şu unutulmamalıdır Kürd halkı olarak şiddete başvurmadan haklarımızı çok daha güçlü bir şekilde dillendiririz, çünkü haklı olan biziz, hakları gasp edilen, zulüm gören, ihanet edilen, en insani hakları yasaklanan, hayat hakkı yok sayılan, insanlık dışı her türlü muameleye tabi tutulan taraf biziz. Haklı iken yanlış strateji ve eylemselliklerle zalim sistemin/sistemlerin çizgisine kendimizi düşürmemeliyiz, onların istediği dili kullanarak haklarımızı şiddet, bağırma, çağırmaya kurban etmemeliyiz. Konuşması gereken, yaşadığı zulmü anlatması gereken, duyurması gereken cümleler olan, anlatması ve anlaşılması gereken biziz.
Biz konuşacağız, biz anlatacağız ve biz anlaşılacağız, onlar kaçsa da duymazlıktan gelmeye çalışsalar da bizler onlara duyuracağız. Çünkü ne kadar anlaşılırsak o kadar haklı olacağız, iletişimi ne kadar güçlendirirsek haktan yana taraf olanlar o kadar çoğalacaktır. Kürd halkının doğru zemin üzerinden gerçekleştireceği güçlü sivil toplum kuruluşları birlikteliğinin sesi ne kadar Türk halkının sivil toplum kuruluşlarından güç ve destek alırsa o kadar barış ve huzura yaklaşırız. Fırat’ın batısındaki sivil toplum kuruluşlarının Kürdistan’da yaşananları dillendirmesi ve Kürd halkına yapılan zulümleri haykırması, gasp edilmiş olan hakları için mücadele etmesi kardeşlik ve birlikteliğin harcı olacaktır.
Mademki hepimiz Müslüman’ız, o zaman Kur-an ve Sünnet ışığında Kürd halkına yapılanlar değerlendirilsin ve varılan kararlar kamuoyu ile paylaşılsın. Bunu paylaşmakta tüm sivil toplum kuruluşları, cemaatler, dernekler ve vakıfların vebali olsun.
Bu meyan da kısa bir süre önce, Bursa Gönüllü Kuruluşlar Platformu Kürdistan illerine temsili bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretlerini kitapçık halinde bastırıp paylaşıma sundular, ardından Kürd illerinden temsilcileri Bursa’ya davet ettiler. Hem onların ziyaretlerinde, hem de bizleri davet edişlerinde tahammül kültürünün Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri zirve noktasının yaşandığını iddia edebilirim. Konuşulması gereken kavramlarla konuşulması gerektiği, açık yüreklilik ile samimiyet ile iletişim olduğu zaman tahammül kültürünün ne kadar birleştirici ve anlatma/anlaşılma zemini olduğunu idrak edebiliyoruz. Bursa Platformunun Kürd illerine yapmış oldukları ziyaretin kitapçık özeti Kürdçeye çevrildi ve dağıtıldı. Paylaşımlar sonucunda bir basın metni hazırlandı ve paylaşıldı, orada yapılan münazaraların da kitapçık haline getirileceği, bu çalışmayı her ilin kendi çapında komşu illere götürmeye çalışacağı ve bu oturumların devem etmesi için bir komisyon oluşturuldu. Bu bugüne kadar yapılması elzem olan dokunuştu, doğru zeminden doğru kavramlar ile yaşanılan acılara ve zulme dokunulduğu zaman çözümün çok yakın olduğunu hep beraber temaşa edeceğiz.
Çatışmasızlık kararının silah bırakmaya dönüşmesi için PKK nin ve Abdullah ÖCALAN’ın öne sürmüş olduğu dört madde kabul edilemez maddeler değildir. Konjöktüre, coğrafyamıza, tahammül kültürümüze aykırı istekler değildir. Geçmişte yaşananlara bakarak kendimizi ve geleceğimizi boğmaya çalışmamalıyız, doğru kimden gelirse gelsin sahiplenmeliyiz. Silahlar susacaksa, ölümler duracaksa, sözün gücü gücün sözüne hakim olacaksa sivil toplum kuruluşları devleti ve hükümeti iletişime zorlamalı, daha doğrusu çok ciddi bir baskı kurmaları orta yerde duran bir vazifedir.
KCK operasyonları ile tutuklanan Kürd siyasetçileri tutuklu yargılanıyor iken, haklarında her türlü delil ve belge olmasına rağmen Ergenekon terör örgütü üyeleri tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmaktadırlar. KCK yapılanması ile ilgili olarak tutuklanan insanların hangi suç ile tutuklandıkları halka ve topluma açıklanırsa, deliller paylaşılırsa o zaman bir mantık oluşabilir. Ama KCK deniyor ve hiçbir açıklama yapılmıyor, insanlarda sivil ve silahsız insanlara karşı yapılan bu operasyon ve tutuklamaları elbette haklı olarak düşünceye yapılmış eylem olarak değerlendirmektedirler. Biliyoruz ki sistem yargı üzerinden tahammül zeminini kaydırmak için bu tür eylemler sergilemektedir, hangi yoldan halkı çatıştıracak ve insanları kaosa sürükleyecek onun çabası içersinde olan sistemin çarkına çomak sokmak zamanı çoktan gelmiştir.
Anlamak ve anlaşılmak için, silah, şiddet ve kaos üzerinden kendilerini ikame edenlerin gündemlerinden beri durarak kendi gündemimiz ve kendi kavramlarımız ile belirleyeceğimiz çözüm zemini için birbirimizin sesine güç katanlar olalım. Tahammül zeminini Kur-an ve Sünnet ile inşa edelim, tahammül kültürünü “O güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildi” kıstası ile yaşamımızın orta yerine koyalım.
Hakkâri’mizde Ramazan günü, sabah namazını kıldırmak üzere camisine giden Aziz Hocanın şehit edilmesi de halkın tahammül zeminine yapılan bir eylemdir. Zagros saha komutanlığı adı ile yayınlamış olan iftira dolu bildiri Aziz Hoca ve daha isimleri o bildiride olan birçok insanı hedef haline getirmiş ve birilerinin ortamı bulandırmaları için gereken malzeme hazırlanmıştır. Son avukat görüşmelerinde ÖCALAN bu olayın PKK ye yıkılmak istendiğine değinmiş, PKK nin böyle bir şey yapmayacağını söylemektedir. O zaman Zagros saha komutanlığı bildiriyi düzeltme ve o insanlara iftira atıldığını yanlış bilgi aktarımı olduğunu yayınlamalıdır. Bu eylemi kimler yapmış ise amaçları halkı sindirmek ve çatıştırmaktır ve birilerinin kan üzerinden ortamı germesi için gereken şartları sağlamaktır. Çünkü o gece güvenlik güçleri hiçbir müdahalede bulunmamış, mahallede hiçbir arama yapılmamış, olay esnasında da zalim katilin peşinden gidilmemiştir. Kürd çocukları en küçük olayda ellerinde taş izi var mı yok mu, enseleri terli mi değil mi diye mahalle içlerinde kovalanıp evler gece yarıları basılıyor iken, bu olayda tek bir evin bile kapısının çalınmamış olması manidardır.
Sistemin ve ergenekonvari yüzünün burada açık sırıttığı fark edilmektedir. Unutulmamalıdır ki 12 Eylül 1980 öncesi sağ-sol ve 90’lı yıllardaki PKK-hizip çatışmasında aynı silah farklı tarafları vurmuştur. Bu filmin tekrar vizyona sunulmak istendiği endişesi kendini hissettirmektedir, bunu kıracak bu filmin tekrar edilmesini engelleyecek güç Sivil Toplum Kuruluşlarından başkası değildir. Bütün sorunlara doğru zeminde çözüm üretecek olanlar sivil toplum kuruluşlarıdır ama bu kurumların sivil olan aklı. Yani yönlendirmeli ve silahların gölgesinde karar alarak değil, tamamen sivil akıl bu sorunlara ciddi çözümler getirebilir. Bu tür olaylara karşı uyanık olunmalı ve kimden gelirse gelsin lanet edilerek eylemsel olarak kınanmalıdır.
Anlamak-anlaşılmak için tahammül kültürü çerçevesinde konuşabilmek için gerekli zemini ve ortamları oluşturma çabasında olmalıyız. Bu, gerçekleri dillendirmeyeceğiz anlamına gelmemelidir, yanlışlar konuşulacak ve eleştirilecek, doğrular sahiplenilecek ve hak takdim edilecektir. Rol kapmaktan çok, tüm halkın ve coğrafyamızın maslahatını önceleyecek kararlar öncelenmelidir.