Anayasa referandumunun oylanacağı 12 Eylül 2010 tarihi yaklaştıkça, İslami içerikli cemaatlerin ve sivil toplum kuruluşlarının seçimde kullanacakları oy’un rengi yavaş yavaş kendini belli etmeye başlamıştır.
Türkiye ve Kürdistan koşullarında İslami kesim genel olarak muhafazakâr-milliyetçi kanat ile radikal-devrimci kanat olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Uzlaşılardan çok aykırılıklarıyla gündeme gelen bu iki taraf, anayasanın kısmi değişikliği üzerinde hemfikir olduklarını ve sandığa gidip “evet” oy’unu kullanacaklarını kendi yayın organlarında deklare etmişlerdir. Statükocu düzenin bir parçası olmaktan hiçbir zaman şikâyet etmeyen muhafazakâr-milliyetçi kanadın, bu yönde bir girişimde bulunması gayet normal karşılanması gerekirken; sisteme ait mekanizmaların reformize edilmesiyle bir yere varılamayacağını sürekli dillendiren radikal-devrimci çizginin savunucusu konumunda bulunanların, böyle bir atılımda bulunmakla kalmayıp bunun propagandasını yapmaya kalkışmaları ister istemez anormal bir durumun söz konusu olduğunu zihinlerde canlandırmıştır. “Evet” yönünde kullanacakları oy’un gerekçesi olarak, bu tercihlerinin bir maslahat gereği olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etmeleri, meseleye itikadi açıdan yaklaşanlara bir cevap niteliği taşırken; kendilerinin statükocu düzenin bir parçası olmaya doğru yol aldıklarını ve daha güçlü bir Türkiye’nin vücuda gelmesine payanda olduklarını söyleyenlere karşı da, bu anayasa referandumunun kabul edilmesi sonucu temel hak ve özgürlüklerin daha da genişleyeceğini, böylelikle kurulu düzeneğin zayıflayacağını ileri sürerek haklılıklarını meşrulaştırma yoluna gitmişlerdir. "Evet" tercihi dışında referandumu “boykot” etme noktasında karar kılan radikal-devrimci Müslüman bireyler ise, bu sürece itikadi ve Türkiyelilik olmak üzere iki farklı şekilde karşı çıkmaktadırlar. İtikadi açıdan olaya yaklaşanlar, anayasanın şer-i bir dayanağı olmadığı için onu reforme etmeye çalışmanın hiçbir değerinin olmadığını ifade etmeye çalışırken; Türkiyelilik adına karşı çıkanlar, Kürtlerin statüsüne ait harhangi bir değişikliğin söz konusu olmadığını ve yapılacak değişikliklerin zaten birkaç yıldır hükümet eliyle yapılan değişikliklerin bir devamı niteliğinde olduğunu gerekçe olarak göstermektedir. "Hayır” yönünde oy kullanacak Müslüman bireylerin şu ana kadar ortaya çıkmaması, referandumun bu seçeneği hakkında konuşmamızı gereksiz kılmaktadır.
Siyasi mekanizmanın ana gövdesini oluşturan ve genel seçimlerde aldıkları oy oranında parlementoda temsil edilen partilerin birbirleriyle olan çekişmelerini yeni mevzusu, darbe anayasasının değişikliği üzerinedir. Kendi konumlarını güçlendirmek için rakip partilerin açıklarını yakalama telaşına düşen parti sempatizanlarının bu durumu, demokrasi sisteminin özüne uygun bir durum olup doğal karşılanması gerekirken, sistemin mahiyetiyle sürekli hesaplaşma içinde bulunan devrimci-radikal dini çizginin, adeta bir parti sempatizanı gibi müsbet bazda parti propagandası yapmaya kalkışması sürekli dem vurdukları ilkelli, erdemli duruşun ne kadar kaygan bir zemine sahip olduğunu göstermiştir. Her ne kadar kendileri partilere karşı tarafsız bölgeyi tercih ettiklerini, sadece anayasa referandumu seçimlerinde insancıl ve özgürlükçül bir tavır takınacaklarını iddia etseler de, kullanacakları oy’un rengi dolaylı olarak onları partilerin rengine karşı ılıman bir tavır sergilemeye doğru götürecektir. Verecekleri oy’un maslahat gereği olarak görülmesini isteyen bu kesimin, genel ve yerel seçimlerde de maslahat gereği olarak sandık başına gitmeye kalkışmasının oluşturacağı mantıksal bağın hesabını herhalde hiçbiri veremeyecektir. Eğer darbe anayasasının değişikliğini maslahat gereği olumlu görüyorlarsa, elbette milletvekili ve belediye seçimlerinde de büyülü sözcük olan maslahata dört elle sarılacaklardır. Fakat şu ana kadar bu sözcüğü kutsama aşamasına getiren muhafazakâr-milliyetçi kanat, her ne kadar faaliyetlerin yürütecek geniş alanlara kavuşabildiyse de, ahlaki açıdan pragmatist felsefeyi kendine ilke edinen, çıkarcı, rahatına düşkün, zorluklara göğüs geremeyen, silik, kaypak, korkak tiplerin de vücut bulmasına neden oldu. Zannımca devrimci-radikal İslami yapılanmalar, anayasa referandumu sonucunda değişikliğin kabul edilmesiyle, ki kendileri de öyle istemektedir, dini çalışmalarını çok daha rahat bir şekilde yürütecekler; fakat zorda kaldıklarında muhafazakârlar gibi menfaatlerinin elverdiği alana doğru rahat bir şekilde kayacaklardır.
Tek tip yaklaşı tarzı yerine çok sesli yönelimlerin egemen olduğu günümüz dünyasında, legal alanda İslami camiaları temsil eden sivil toplum kuruluşlarının tüm bir yapıyı temsil edecek tarzda referandum sürecine müdahil olmaya çalışması yanlış bir girişimdir. Şeyhlik-müritlik ilişkisinin günümüz yansıması olan partileri bir kenara bırakacak olursak, İslami cemaatlerde ve İslami Sivil Toplum kuruluşlarında da, aynı mantığın halen devingenliğini koruduğunu görmekteyiz. Cemaat liderinin ya da STK başkanının önderliğindeki kurulun, geniş bir coğrafyaya yayılan bir hareketin tamamını kapsayacak şekilde “evet”, “hayır”, “boykot” ya da “çekimser” yönde görüş beyan edip bunu karara bağlaması yetmiyormuş gibi, bir de medya önünde verdikleri kararı ifşa etmeye çalışmaları, birey-cemaat ilişkisi bağlamında sancılı bir sürecin oluşumunu meydana çıkarmıştır. En küçük yerleşim birimi olan köylerde bile, aynı yapı içerisinde bulunan fertlerin anayasa raferandumu noktasında birbirlerinden farklı düşünmeleri karşısında, halen “camianın kararı budur” yönünde beyanatta bulunulması, ayrışmanın tohumlarını ekmekten başka bir işe yaramaz. Bu tür siyasi konularda, sonucu görmek pek olası olmadığı için ve çeşitliliğin vermiş olduğu dezavantajı düşünerek hiçbir şekilde camia kararının verilmemesi gerekir. Tamamıyla bireylerin hür vicdanlarına terk edilmeli ve isteyenin kendi bakış açısındaki haklılığının gerekçesi olarak istediği şekilde hareket etme serbestiyesine sahip olduğunun ifade edilmesi gerekir.
İslam tarihinden örneklerle referandumda kullanacakları oy’un meşruluğunu kanıtlama çabasına giren dini kesim, çok büyük bir açmazın içine girdiğinin farkında olmaksızın hareket etmektedir. Din dışı temel üzerine inşa edilen bir devletin anayasasında meydana gelecek ufak-tefek değişiklikler yüzünden, başta kutsal kitap olmak üzere sünnetten ve halifeler döneminden misaller getirip günümüzdeki anayasa değişikliği ile kıyaslamaya kalkışmak, dinin özüne aykırı olduğundan yakışıksız bir tutumdur. İslam’ın tarih boyunca egemen güçlerin siyasi manevralarına alet edildiğini müşahede etmekle beraber, bunun sürekli olarak dini kurum, kuruluş ve kişi eliyle gerçekleştirilmesi, yüzyıllar boyunca süregelen dinin dindarlar vasıtasıyla siyasete alet edilmesi anlayışının kalıpsal bir nitelik haline geldiğini göstermektedir. Kendi arzuları doğrultusunda, dünyevi tarzdaki hedeflerini gerçekleştirmek ve iktidarlarını sağlama almak için yalan ve ikiyüzlülükle dolu söylemlerini her türlü platformda ortay koyan parti yöneticileriyle onların yalakaları karşısında Müslümanlara düşen görev, ayet ve hadisleri bu kirli sanata bulaştırmamakla beraber, hiçbir şekilde taraf tutma babında “evet”, “hayır” ya da “boykot”un propagandasını yapmamalarıdır. Dünyevi güçler arasındaki kapışmanın bu yeni raundunda alternatif olmaktan epey uzak olan İslami kanadın, uhrevi bir tarafı olmayan ve tamamıyla egolarını halk üzerinde tatmin etmeye çalışan parti mekanizmalarının istemlerine karşı, pasif de olsa, destek olunacak türden sözel ve eylemsel bir çabanın içine girmemesi gerekir.
Mavi Marmara Gemisi’nin Gazze’ye olan yolculuğunun ilk etabında olduğu gibi, anayasanın birkaç rötuşla reformize edileceği referandum süresinde de, iyimser bir havanın İslami camialarda hakim olduğunu söyleyebiliriz. Partilerin (Ak Parti, Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi) dolaylı olarak destek vermiş oldukları Mavi Marmara Gemisi’nin uğramış olduğu akıbetten sonra, Türkiye’nin dünya kamuoyu nezdinde yaratmış olduğu olumlu intibaha paralel olarak, anayasanın kısmi değişikliği üzerine yine aynı partilerin bu sefer doğrudan meselenin içinde bulunmaları ve açık bir şekilde, son sürat meyilli oldukları yönde müsbet propaganda çalışmalarını yürütmeleri, yeni ve daha güçlü bir Türkiye’nin vücuda gelme olasılığını gittikçe daha da kuvvetlendirmektedir. Türkiye’nin popülaritesini arttırmaya yönelik böylesi girişimlere karşı İslami yapılanmaların kendilerini denek olarak kullandırmaması gerekir. Bu minvalde İslami öbeğin, kendisiyle yakından uzağa alakası olmayıp dünyevi güçlerin “Büyük Türkiye”yi yaratma noktasındaki cedelleşmesinin yaratacağı gergin havada, “nötr” bir duruş sergilemesi en makul yol olarak gözükmektedir. Takınılacak böyle bir tutum, referandum sonucunda ortaya çıkacak olan tablonun güzellikleri yanında çirkinliklerine karşı, İslamcı fırkanın kendini aklama yarışına girmesinin önüne set çekecektir.
Piramidin zirve noktasında bulunan atların tepişmesinin yegâne gayesi olan mutlak güç olma istencinin yeni çatışma alanı konumundaki anayasa referandumu sürecinde, piramidin alt tabakalarının birinde bulunan İslami hareketlerin kavganın tozu arasında boğulmaması için, atlarla arasını alabildiğince açmasında hayır vardır. Aksi halde, kaygan bir zeminde at koşturma sanatı olarak tanımlayabileceğimiz politikanın, oyun içinde oyun üretme denkleminin yıkıcılığı altında nefes almakta güçlük çekecektir.
Değerli Yorumcumuz, Her görüşe eşit mesafede durmakla birlikte;hakaret,küfür,aşağılama vb.içeren,toplumsal hassasiyetleri zedeleyici nitelikteki yorumları yayınlayamıyoruz.Kriterlerimize uygun olarak yeniden yorum yazmanızı diler,ilginize teşekkür ederiz. Saygılarımızla
adar
29-08-2010, 19:57:12
Tespitlerinize sonuna kadar katılıyorum. Ak parti ile başlayan süreçte müslümanların yumuşadığını ve sisteme entegre olmaya başladığını görüyorum. ayrıca radikal denilen müslümanların fethullahçılarla aynı kampanyayı yaptığını özülerek görüyoruz.
Lahana turşusuyla perhiz olmaaaz!!!
29-08-2010, 18:27:50
Sayın Editör, Meseleyi kişiselleştirmeyiniz. Ben sayın yazarı tanımam, Vallaha da billaha da tanımam Onun şahsı ilede alakadar değilim. Ben makaleyi eleştirdim. Makalede PKK nin dolayısıyla BDP nin kararına davet olduğunu düşünüyorum. Nötr kalınamayacağını vurguluyorum. Sayın yazarın nerede yaşadığını ve Özgür olmak için nerede mücadele ettiğini ismi üzerinden vurgulamam da yine bu memlekette özgür olmak isteyen bir insanın nötr kalamayacağını düşündüğümdendir. Küfürbaz değilim ona kızdım...
Haçort
29-08-2010, 14:25:39
Sayın EDİTÖR, O halde diğer yorumlarımında silinip yerine o yazdığınızdan yazmanız icap ediyor. Çünkü:"Çukur Güçler" , "Düşman", "Halk karşısında Weak", "Atlar" "Bekaret" gibi kavramlarda o yazdığınız şeyleri içeriyor ama yayınlamışsınız. Hani eşit mesafe nerde? Toplumsal hassasiyet derken? Hangi toplum? Hangi hassasiyetler? Toplum homojen ve hassasiyetler aynımı? Valla şu "Kriterlerinize uygun" kelimesi için de söylenecek çok şey var ama neyse Ramazanda fazla uzatmayalım nede olsa Haram Aylar..
Kenar mallahe gettosu
29-08-2010, 14:10:13
Sayın editör, hani okuyucu karar verecekti. İşte bütün mesele bu: haşmetli hünkar ne derse o.
__________________________
EDİTÖR:Değerli kardeşim, eğer sizin sayın yazarla sorununuz var ise bizimle irtibata geçin size, yazarın iletişim bilgilerini verelim kendisi ile halledin....Yorumlarınızın kaldırılması da sayın yazasın kişilik haklarına hakaret edildiğini belirtmesi üzerine kaldırılmıştır.Lütfen gereksiz yere meşgul etmeyin,yoksa yorumlarınız hiç bir şekilde yayınlanmayacaktrır.
Haçort
28-08-2010, 15:08:51
Değerli Yorumcumuz, Her görüşe eşit mesafede durmakla birlikte;hakaret,küfür,aşağılama vb.içeren,toplumsal hassasiyetleri zedeleyici nitelikteki yorumları yayınlayamıyoruz.Kriterlerimize uygun olarak yeniden yorum yazmanızı diler,ilginize teşekkür ederiz. Saygılarımızla
/*
*/
Haçort
28-08-2010, 15:05:36
Değerli Yorumcumuz, Her görüşe eşit mesafede durmakla birlikte;hakaret,küfür,aşağılama vb.içeren,toplumsal hassasiyetleri zedeleyici nitelikteki yorumları yayınlayamıyoruz.Kriterlerimize uygun olarak yeniden yorum yazmanızı diler,ilginize teşekkür ederiz. Saygılarımızla
Haçort
28-08-2010, 14:25:38
Canım kardeşlerim el insaf... Hakaret ve aşağılama nerede yorumun neresinde var. Eleştiriye kapalı olmak denir buna.. Sizi Allaha havale etmek icap ediyor..
---------------------------------------
EDİTÖR:Biz fazlasıyla eleştiriye açığız,şüpheniz olmasın bunda...Yorumunuzda aşağılama olduğu için yayınlanmamıştır.
Şimdi benim anlamadığım şu: Düşman olarak tanımlanan, bilinen ama teşhis edilemeyen!! Çukur Güçler! Üzerimize full capacity, full power.. saldırdığında zaten Nötr!! Durumdaydık. Şimdi onların power loss! Yaşamaları ve Halk karşısında Weak! Kalmaları için iğne ucu kadar bile olsa bir fırsat çıkmışken NÖTR olmak doğrumu? Anlamak için AZAD! Olmak lazım olmalı.. Bide Atlardan hiç anlamam Keşke şu son parağraftaki Atları koşturmasaydın sonra Atlarda pekiala NEFESsiz kalabilirler...
Haçort
28-08-2010, 01:55:34
Sandığa gidilirse neymiş efendim, Sandık adamı ağına takarmış ve artık Radikalliğin!! Devrimciliğin!! Bekaretini kaybedermiş. Ne olmak lazımmış NÖTR!!! Olmak lazımmış. NÖTR! Yani SIFIR gibi bir şey, Etkisiz. Yüksüz, Ne ileri ne geri, Ne erkek ne dişi, Artı olamadığı gibi eksi olma kabiliyeti bile olmayan…. (Yazar, bu ifadelere kızmazsın İnşallah, Benim Hurcumda bu kalmış son sandıktan sonra. Daha fazlası olsaydı Her Halde KÖŞEyazarı oludum… Malzeme bu kusura bakmak yok!!! Affuwen!)
Haçort
28-08-2010, 01:30:42
Hakaret ve aşağılama içeren yorumlar yayınlanmamaktadır.