Son aylarda Türkiye´de görsel ve yazılı medyanın, köşe yazarlarının tartıştığı konuların başında Kürt açılımı, anayasa değişikliği ve referendum konusu geliyor. Hangi TV kanalını ve gazeteyi açarsanız açın bu üç konunun tartışılığı ve manşetlerde olduğu görürülüyor.
Bu konuların bu yoğunlukta tartışılması doğaldır, çünkü bu konuların Türkiye´de yaşayan tüm toplumsal kesimleri yakından ilgilendirdiğ ve can alıcı konular olduğu tartışma götürmez.
Medya, köşe yazarları, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, bir bütün olarak toplumun tüm kesimleri bu konularda deyim yerindeyse iki cepheye ayrılmış durumda.
Cephenin bir tarafında statükocular, eski cumhuriyeti olduğu gibi savunan ve her darbeyi Kemalizm adına yapan ordudur. Ki asıl iktidar hala bunlarda ve derin devletin elindedir. CHP ve MHP'de cumhuriyet aynı kalsın ve 12 Eylül Anayasasına olduğu gibi sahip çıkmaktadır. İşçi Partisi, Ergenekoncular ve sol geçinen ilkesiz Kemalistlerde bu cephede yer almaktadır. Yüksek yargı ve bürokrasi, HSYK, Yargıtay; Anayasa Mahkemesi, Danıştay DSP, DP,DİSK vb hayırcıdır.
İkincisi, cumhuriyeti ve devleti küresel ilişkileri dikkate alarak yeniden düzenlemek isteyenlerdir. AKP başta olmak üzere SP, BBP, sermayenin önemli bir bölümü evet’ten yanadır. Anayasanın kısmen değişmesinden yanadır. Sivil toplum kuruluşları, sendikaların önemli bir kesimi, demokratlar, Özal dönemi ve sonrası 2. Cumhuriyetçiler, siyasal özgürlükleri savunan liberal demokratlar, demokratlar, bazı demoktat sosyalistler, değişimi şu veya bu düzeyde isteyen ve yeni bir anayasanın yapılmasını isteyen çoğunluk kesimi evet’çidir. Bu kesimin çok azı –BBP gibi- hariç, ezici çoğunluk yeni bir anayasanın yapılmasını istemektedir. Siyasal İslam ve AKP’de yeni bir anayasadan yanadır.
12 Eylül darbe anayasası demokratik meşruiyetten yoksun, hukukun evrensel normlarına aykırı, ırkçı ve antidemokratik bir anayasadır. Baskı, dipçik ve işkence ile yapılmış, farklı etnik ve dini kesimlere düşmanlık üzerinde inşa edilmiştir. 12 Eylül anayasası darbe rejimini kurumsallaştırarak onu sürekli hale getirmiştir. Geçen zaman içinde yapılan kimi değişikliklere rağmen, 12 Eylül anayasası antidemokratik karakterini korumaya devam etmektedir.
Bugün yapılmak istenen anayasa değişikliğine hak ve adalet perspektifinde baktığımızda anayasa değişikliklerinin yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü mevcut anayasa değişikliği, devletin tekçi, otoriter ve militarist yapısını, özel olarak da 12 Eylül askeri darbe anayasasının özünü değiştirmemektedir. Önemli değişiklikler gerçekleştirilmekle beraber, başlı başına bir hukuksuzluk sürecinin ürünü olan 1982 Anayasası, Kemalist oligarşik sistemin temel beslenme kaynağı olma konumunu sürdürmekte; ideolojik içeriği ve otoriter-bürokratik bütünlüğüyle dayatmacı bir metin olma özelliğini korumaktadır.
Özetle, otoriter ve militarist karakteriyle 12 Eylül darbe anayasası her türlü değişim ve özgürlük talebini engelleyen bir bariyer haline gelmiş bulunmaktadır.
Yapılacak şey 1982 anayasasını bir bütün olarak tarihin çöplüğüne atmaktır.
Türkiye’nin; demokratik, çoğulcu, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayalı yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Böyle bir anayasa başta Kürtler olmak üzere bütün etnik ve dini farklılara Türk halkıyla eşitlik temelinde bir arada yaşama güvencesi sağlamalıdır. Bu yapılmadan Türkiye’nin düze çıkması, gerçek anlamda demokrasi ve barışa kavuşması mümkün değildir.
Mevcut şartlar altında elimizde bütün eksikliklerine rağmen böylesi bir taslak olduğuna göre, anayasa değişiklik taslağında görüşlerime yer vermiyor diyerek topyekün redetmek yada referandumu boykot etmek ne kadar akılcı bir iştir.
PKK ve BDP referandumu boykot edecek. Diğer Kürt parti, örgüt ve cemaatleri ise yaptıkları açıklamalarda anayasa değişikliklerini yeterli bulmaslar da referandumda evet oyu kulanacaklarını dile getirdiler. PKK ve BDP´nin, izledikleri bu politika ve tavırlarıyla MHP, CHP ve statükocu şer güçleriyle aynı kulvarda yer aldıkları ortadadır. Çünkü referanduma hayır oyu kulanmak ya da boykot etmek, sonuçta anayasa değişimine karşı olmaktır. Referandumda evet oyunun azınlıkta kalması demek, bugünkü mevcut yapının devam etmesi ve hatta belki de erken seçimin gündeme gelmesi demektir. Mevcut anayasanın kalması durumunda yalnızca biz Kürtler değil, toplumun bütün kesimleri zarar görecek, bugün olduğu gibi statükocu güçler karlı çıkacak ve bundan en büyük zararı yine biz Kürtler göreceğiz, ki şu anda zaten yaşayıp görüyoruz.
Öte yandan, farzedelim ki olası bir erken seçimde AK Parti iktidardan uzaklaştı. Böylesi bir durumda BDP yanlız başına iktidar olamayacağına göre geriye CHP ve MHP koalisyonu olasılığı kalıyor. Böyle bir hükümetin kurulmasında Kürt halkının ne çıkarı olacak?
Tüm bu gerçekler dikkate alındığında, barıştan, insan haklarından ve özgürlüklerin gelişmesinden yana olan, JİTEM, Ergenekon, derin devlet ve şer güçlerine karşı olan tüm toplum kesimlerinin,referandumda sandık başına gidip evet oyu kulanmaları gerekmektedir
Referandum oylamasında hayır da, boykot da aynı sonuca varır.
Öte yandan bütün yetersizliklerine rağmen, 12 Eylül 2010 tarihinde referanduma sunulacak Anayasa değişiklik paketi;
Temel hak ve özgürlükler alanında yeni düzenlemeler içermekte olup 12 Eylül darbe anayasasında bir gedik açmaktadır.
Statükonun kalelerinden Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ya neşter atmakta, askeri mahkemelerin siviller üzerindeki yargılama tehdidine son vermektedir.
Geçici 15. maddeyi kaldırarak 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma yolu açmakta, 12 Eylül anayasasını tümüyle değiştirmeye ve yeni bir anayasa yapmaya fırsat sunmaktadır.
Statükocu, militarist, ırkçı şoven güçlerin arkasına sığındıkları zırhta bir delik açmaktadır.
‘Hayır’ oylarının baskın çıkmaması, inisiyatifin statükocu ve kirli savaş yanlısı güçlere geçmemesi için, Türkiye’nin demokratikleşme ve normalleşmesine katkıda bulunacağı için, siyasal bir sorun olan Kürt sorununun çözümünü kolaylaştıracağı için;
Bütün duyarlı insanların oylarını kullanırken yükardaki gerçekleri de göz önünde bulundurarak kararını vermesi gerekmektedir.
Peki referandumda evet oyunu kullanmakla bizler AKP ve Gülen cemaatinin kirli hesaplarına, oluşturulmak istenen sağcı muhafazakar derin yapılanmaya alet mi oluyoruz.
Bizler referandumda evet oyunu kullanmakla AKP’nin tek devlet, tek millet anlayışını kabullendiğimizi, AKP içindeki başta Cemil Çiçek olmak üzere sağcı ergenekoncu yapıyı görmediğimiz anlaşılmamalıdır. Keza Feullah Gülen’in demokrasi mücadelesi dediği mücadelenin demokrasi ve insan hakları mücadelesinden çok devleti ele geçirme, yozlaşan sistemi restore etme islamizasyon politikalarıyla kürtleri ve İslamcıları sisteme entegre etme mücadelesi olduğunu da biliyoruz. Fetullah Gülen cemaatinin samimi olmadığının en güzel örneği: “Tek Türkiye, Ölümsüz kahramanlar vb. Kürtleri rencide eden ve kürtler bakış açısını ifşa eden dizilerden anlaşılmaktadır. Tekrar söylüyorum biz bu referanduma evet demekle Gülen cemaatinin omuzlarında oluşturulmak istenen Amerikancı, muhafazakar İsrail dostu yeni Ergenekon tipi yapılanmayı ifşa etmeyeceğimiz anlamına gelmemelidir. Bizler AK Parti'nin kürt sorunu konusandaki ürkekliğini ikiyüzlülüğnü, başta başörtüsü konusundaki tutarsıslığını tirübünlere oynayarak çözümsüzlükten nemalanarak çıkar elde ettiğinin bilincinde olarak AKP’nin kaşı gözü hayrına değil, değişim, insan hakları ve özgürlük yanlısı olduğumuz için "EVET" diyoruz.
Referandumda evet demek, AKP’li olmayı gerektirmediği gibi, AKP’nin devletçi, anti-demokratik yönlerini de en sert şekilde eleştirmeye engel olmamalıdır. AKP’nin de sonuçta bir sistem partisi olduğu ve Kürd/Kürdistan Sorunu’nun çözüm adresi olmadığı/olamayacağı gerçeğini bildikten ve bunu dillendirdikten sonra, değişikliklere evet demekten korkmamalıyız.
Hem değişikliğe evet diyen, hem de AKP’nin devletçi, ırkçı ve antidemokratik söylem ve uygulamalarına hayır stratejisiyle hareket edecek olan Müslüman Kürd muhalefeti, belki de uzun zamandan beri ilk kez ciddi bir güç ve umut olacaktır. Dahası evet dediğinde niçin evet dediğinin bilincinde olarak, ilk kez PKK’nin gölgesinden kurtulacaktır. Bu nedenle Müslüman Kürd muhalefeti, hem kişi hem de kurum/yapı olarak tavrını açıkça ortaya koymalı, belirsizlikten bir an evvel kurtulmalıdır.