İslami hareketin özünü teşkil eden düşünce inkılâbını gerçekleştirmek için muhataplarımızın gönüllerini feth edebilmeliyiz. Önümüze altın kupayla sunulan, düşüncelerimizi ve yaşantımızı dumura uğratacak zehrin farkına vararak bunu elimizin tersiyle reddedebilmeliyiz.
Sosyal bir varlık olan insan,yeryüzündeki yaşamını huzur ve barış içerisinde sürdürebilmesi için içerisinde yer aldığı toplumun meşru ve hak olan değer yargılarını benimseyip özümsemesi gerekir. Gelenek, kültür, örf ve âdetler;veya değer yargıları olarak bilinen bu hususlara riayet edildiği oranda toplum nazarında dikkate alınan, kabul gören bir anlayışın hedefine ulaşma şansı; toplumdan tamamen uzak, içe kapalı ve dışa açılmayı meşru görmeyen bir anlayıştan daha fazladır.
Sahip olduğu düşünce ve ilkeleri hayatın merkezi olarak görüp bunların tartışılmasını, eleştirilmesini ve gündeme getirilmesini kesinlikle uygun görmeyen bir düşünce sisteminin başarıya ulaşma şansı bulunmamaktadır. Türkiyeli İslami grupların en büyük handikaplarından biri, kendi düşünce yapılarının ve anlayışlarının en mükemmel düşünce olduğu, herkesin kendi düşünce çatıları altında toplanmaları gerektiği fikridir. Nebevi hareketten esinlenerek ortaya çıktığını iddia eden sayısız fırka ve grubun bu anlaşılmaz tavırları sayesinde(!) nice nitelikli ve samimi bireyin bu yolda yalnız başlarına kaldıklarını görmekteyiz. Yapı içerisinde farklılıkları kabullenemeyen, eleştirileri kaldıramayan ve bireysel yaşam tercihlerine müsamaha gösteremeyen bir hareketin toplum nazarında kabul görmesi imkânsız hale gelmektedir.
Yerel sorunların çözümü noktasında tıkanan, nötr bir pozisyon ortaya koyarak suya sabuna dokunmayan bir hareketin başarı şansının enine boyuna tartışılması gerekir.Şimdiye kadar, islami gruplar tarafından sık sık mevcut statüko için dile getirilen, düşünce ve ifade hürriyetinin olmadığı, bireysel yaşamın baskı altına alındığı, bilgi ve liyakatten uzak bireylerin iş başında olduğu, eğitim sağlık ve güvenlik alanlarında görülen ve dillendirilen daha onlarca sorunun çözülmesi gerektiğine vurgu yapan irili ufaklı onlarca yapı günümüz koşullarında konjonktürgereği taktik değiştirmeye başladılar.
Küresel emperyalizmin günümüz koşullarında devreye soktuğu ve kendi başına sıkıntı olacağını öngördüğü devrimci İslami hareketleri törpülemek ve kendi kontrolüne almak için başvurduğu siyasallaştırma ve sivilleştirme planları doğrultusunda, İslami kimlik sahipleri üzerlerindeki ağır yükten kurtulmanın mutluluğuyla(!) derin bir oh çekmekteler. Var olan büyük sıkıntılar ( düşünce ve ifade özgürlüğü, başörtüsü sorunu, anadilde eğitim, gözaltına alınma şekli ve süresi, işkence, adam kaçırma, köy boşaltmaları, haneye tecavüz vb…) bir anda unutularak kendilerine yakın iktidarın sağlamış olduğu rahat ve huzurlu ortamın tadını çıkarmaya başladılar. Çeyrek asırdan daha kısa bir süre öncesine kadar, sistemin en büyük tehlike olarak gördüğü, korktuğu ve başlarını kaldırmalarına izin vermediği bu oluşumlar, yokluk içerisinde, onurlu bireylerin omuzlarında dimdik ayaktaydı. Bu yola baş koyanların gözünde ve gönüllerinde beşeri hiçbir menfaat ve çıkar olmaksızın, sadece inancın gereği olarak mücadele etme ve hedefe ulaşma arzusu vardı. Günümüzde ise bu anlayışın bayatlayarak eskidiği, mevcut paradigmanın sunduğu imkânları elde etme yarışının, islami camia içerisinde kritik noktaları ele geçirme mücadelesinin ve ölçüsüz bir rekabetin başladığını üzülerek müşahede etmekteyiz. Durum böyle olunca bireysel yaşamda da bazı yozlaşmaların ortaya çıktığını, mevki ve makam hastalığının baş gösterdiğini, aile yaşantısında problemlerin çıktığını ve giderek dünyevileşen bir anlayışa doğru kaymanın olduğu gözlemlenmektedir. Niceliksel açıdan gelişen, palazlanan, müntesiplerinin çoğunun dünyevi açıdan belli bir konfora, rahat bir yaşama kavuşmuş olmalarının yanında; kaybettiklerinin muhasebesini yaptığımız zaman ortaya daha düşündürücü ve üzücü bir tablo çıkmaktadır. Hedeflenen büyük ilkelerin göz ardı edilerek, önlerine konulan değersiz ve basit metalarla oyalanma hastalığı gün yüzüne çıkmaktadır. Amerikan İslamcılığı denilen bu hastalıktan kurtulmak için mücadele etme bir yana, sahip oldukları sathi ve anlamsız özgürlükler ile sevinip durmaktalar. Dünyevi açıdan elde edilen bu kazanımları hedefe ulaşma adına kullanabilme ferasetini gösterebilen birey sayısı bir elin parmaklarını bile geçmemektedir. Bilinçaltlarında bireysel rekabetin olduğu, hırs ve öfkeyle bastırılmış duyguların uygun zaman diliminde yaydan çıkmış ok misali rastgele havada uçuşmaları manidardır. İslami camiada söz ve kalem sahibi olanların zihinsel dünyalarında kendi kişisel problemleriyle meşgul olmaları bu durumun kötü sonuçlarından sadece birkaç örnektir.
İslami hareketin dışında cereyan eden, hareketi tamamen nesne durumuna düşürüp uygun gördükleri kadar bir özgürlük ortamı yaratmak yeterli görülüyorsa buna itiraz etmemek gerekir. Oynanan oyunu çok net bir şekilde görmemiz gerekir.İslami misyona sahip birey ve grupların yaptıklarını daha dikkatli bir şekilde tahlil etmemiz lazım. Yapılanlar gerçekten nebevi hareket metoduna uygun mu? Hal ve hareketleriyle toplum nazarında itibar gören bir anlayışı temsil ediyorlar mı? İçerisinde yaşadığımız toplumun öncelikli sorunlarına duyarlılık gösterebiliyorlar mı? … Ve daha cevaplandırılması gereken onlarca soruya gerçekten cevap vermeleri lazım…
İslami hareketin özünü teşkil eden düşünce inkılâbını gerçekleştirmek için muhataplarımızın gönüllerini feth edebilmeliyiz. Önümüze altın kupayla sunulan, düşüncelerimizi ve yaşantımızı dumura uğratacak zehrin farkına vararak bunu elimizin tersiyle reddedebilmeliyiz. Toplumsal dönüşümde mihenk taşı olan aileye gereken önem verilmeli, çocuk eğitimi için annelerin bilgi birikimlerinin artması için çaba sarf etmeliyiz. Kadının çalışma hayatına atılması ile ihmal edilen yeni neslin eğitimi bilinçsiz, bilgisiz ve merhametsiz bireylerin tekeline bırakılmış durumdadır. Daha iyi yaşam koşullarına sahip olabilme adına feda ettiklerimizi tekrar gözden geçirerek öze dönüşün adımlarını atabilmeliyiz.
Bireysel anlamda dik duruş sergileyebilmek ve sonuca ulaşabilmek; önüne konulan yüzeysel çıkarlara sırt çevirebilen, kendisiyle barışık, hırs ve arzuları dizginleyebilen, aile yaşantısında model olabilen, sorumlu olduğu bireyleri en güzel şekilde hayata hazırlayabilen, fedakâr, içten ve gönüllü bireylerin çabalarıyla mümkündür.
Sayın Yazarın yazılarını ilgi ile takip eden biriyim. Bu yazıda,(benim anladığım) kabul edilmesi problem teşkil edecek iddialar var. Şayet yanlış anladıysam zaten kardeşlerden biri bu yanlış anlamayı düzeltecektir. Ben de müteşekkir olurum. Şimdi sayın yazarın şu cümlelerini bir kez daha hatırlayalım: “Küresel emperyalizmin günümüz koşullarında devreye soktuğu ve kendi başına sıkıntı olacağını öngördüğü devrimci İslami hareketleri törpülemek ve kendi kontrolüne almak için başvurduğu siyasallaştırma ve sivilleştirme planları doğrultusunda, İslami kimlik sahipleri üzerlerindeki ağır yükten kurtulmanın mutluluğuyla(!) derin bir oh çekmekteler.” Cümlede biraz ironi olsa da bu itham kabul edilebilir bir itham değildir. Küresel emperyalizmin, devrimci İslami hareketleri, törpülediği, siyasallaştırdığı, sivilleştirdiği şeklinde dile getirilen söylem bir anlamda yeni yol haritalarını belirlediği gibi bir mana da içerir. Oysa bir mücadeleci Müslüman küresel emperyalizmin yol haritası ile İslami mücadele südürrmeyi kabul etmeyecek. Çünkü her Müslüman islamın bir sistem olarak kendine yettiğini bilir. İslamın ve Müslümanların kazanımları için mücadele eden sayın yazarın “İslami kimlik sahipleri” dediği ve bence kanaat önderleri, cemaat liderleri, en küçük birime kadar herkes, kim bu yükten kurtulmanın mutluluğunu yaşıyorsa kalbini bir kez daha yoklasın. Sayın yazar biliyordur. 3–5 kişinin bir araya gelip birlikte cemaat halinde namaz kılmaktan korkup kaçtığı bir toplumun fertlerine “Allah için, İslam için haydi cihada” denemeyeceğini. Aslında sayın yazarın şikâyet ettiği durumdan en çok da aydınlarımız memnun. Bulunacak ara formüllerle, kendilerinin ve daralan tesettürü, küçülen eşarpları ile çalışan eşlerinin çalışmalarına engel çıkmayacak, güzel evlerinde rahat koltuklarında oturmaya ve Avrupa arabalarıyla gezmeye devam edecekler. Neyse Daha fazla uzatmayayım. Son olarak İslami mücadelede, İslami dava nın asla dışına çıkılamayacak, çizgileri belli ana bir yolu vardır. Bu Yoldan sapan şaranpolu boylar. Hayırlı sürüşler. Dua ile kalın
mhaksever
11-05-2008, 14:48:04
Yazarın dediklerine katılıyorum.
Ancak şunu da eklemek yerinde olacaktır. Sanırım.sistemin her türlü asimile ,parçalama ve yozlaştırma gibi politikalarına alet olmamak için mü min muvahhidlerin ciddi bir oluşum içerisine girmeleri gerekir.
Bizim özdeğerlerimiz olan nevarsa,(din,kültür,dil..) ve bunlara hangi cepheden saldırı olursa olsun bunları korumak ve kollamakla mükellef olduğumuzu unutmamalıyız.Bunun içinde toplumla barışık olmalı örnek teşkil etmeliyiz.Daha fazla paneller konferanslar yapmalı halkı bilinçlendirmek için çok daha fazla sosyal etkinlikler yapmalıyız.Yoksa kısır döngüde dolaşmaktan başka yaptığımız bişey kalmaz.
Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun.Saygılarımla.
zaza
09-05-2008, 18:23:44
yazınızdan anladığım kadarıyla öze yönelmekkten kastınız aslında yerelle inmektir." .................düşünce ve ifade özgürlüğü, başörtüsü sorunu, anadilde eğitim, gözaltına alınma şekli ve süresi, işkence" bu gibi konulara acaba herkes sizin düşündüğünüz gib düşünüyormu. ..............."Sahip olduğu düşünce ve ilkeleri hayatın merkezi olarak görüp bunların tartışılmasını, eleştirilmesini ve gündeme getirilmesini kesinlikle uygun görmeyen bir düşünce sisteminin başarıya ulaşma şansı bulunmamaktadır" ...............bunlar ortadayken bizlerin bunlardan dem vurmamız sadece kendimizi avutmamızdır. çünkü herkes bizim gib düşünmiyor. bizlerde bunları düşündüğümüz içi dar alanda sadece paslaşıyoruz. her şeye rağmen düşüncedede kalsa gerçekleri dile getirmek insanı vasıfların kapıtalıst ve kafatas insanlkarın elinde olmadığınıın en güzel örneğidir.
Umay
05-05-2008, 22:05:12
Gerçekten önemli bir konuya temas etmişsiniz..Davaları ve yapıları ayakta tutan, onun uğrunda fedakarlık ve özverileriyle davası uğrunda yanan insanlardır. Ateşin etrafındaki ateş böcekleri gibi kendilerini mıknatıs gibi çeken ve dava ateşi mücadeleleri başarıya ulaştırır.Oysa ki sizin de dediğiniz gibi bir konformizm ve daha iyi yaşam çabası almış başını gidiyor.En başta da maalesef kendilerine müslümanım diyen insanları daha fazla etkilemiş görünüyor.Ne acıdır ki ve ne hazindir ki! bu tavrın sahipleri herşeyin mazlumlar uğrunda harcayan,evinde üstünde oturacak kuru bir hasırdan başka bir şeyi olmayan bir Nebi'nin (s.a)'in ümmetinden olan insanlar.Sanırım konformizm bizlerin sadece yaşam stillerini değil inançlarını ve bakış açılarınıda etkilemekte.Artık çok mücadeleli,fedakarlılık içeren muhabbetler edilmez oldu.Ortalığı bir tevil almış gidiyor.Allah bize ahireti dünyaya tercih eden bir yaşam ve bilinç versin.Kaleminize,elinize ve yüreğinize sağlık.