Nefis terbiyesine girdiğimiz bu günlerde aç ve susuz olunca, saatler bir türlü geçmek bilmiyor. Günleri bu kadar uzun hissetmemiştik belki de başka zamanlarda.
İnsan aciz bir varlık. Elbette Enerji ve canlılığını, vesile olan su ve yiyeceklerden alıyor. Alıyor almasına da her gün, toplam bir ay boyunca tekrarladığımız, kendimizi içecek ve yiyeceklerden artı cinsellikten alıkoyma işlemi bize ne anlatmak istiyor? Çoğalmasını cinsellik üzerinden gerçekleştirirken üstelik meşru olmasına rağmen cinsellikten men edilmek niye?
Bu çerçevede biraz tefekkür etmemiz gerekir. Belki de hayatımızın en can alıcı noktası buralarda saklı ve bizler bu eğitime konuluyoruz. Belki de Bakara süresi 183. Ayeti kerime de “ sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de...” de belirtilen ve tüm insanlara verilmek istenen özel ders şudur: “Hayatınızın merkezinde yemek, içmek, cinsellik vs. olmasın”
Evet, her gün bu denilenleri tekrarlayabilirsiniz. Bunlar hayatın rutin işleri. Hiç kimseye kendinizi yemekten, içmekten, cinsellikten alıkoyun demiyoruz. Zaten bunu Rabb’imiz de demiyor. Ama tüm dikkatimiz, gayretimiz ve isteklerimiz bu çerçevelerde yoğunlaşmamalıdır. Bu hassas bir nokta. Araç olanların amaca dönüşmemesi için...
Her insan değişik bir uğraşıda... Ama bu uğraşılarının temel amacı nedir? Bununla nereye varmak istiyor? Bu uğraşılarında ortak adres neresidir? Eğer buralarda doğru bir karar almamışsa elbette ki tüm uğraşıları yemek, içmek gibi bir yandan elzem bir ihtiyaç, diğer yandan uzaklaştırılan bir artık olacaktır maalesef.
Her gün artığa dönüşmesine rağmen yine de yemek ve içmeye büyük bir haz ile koşuluyor. Belki dile getirmek abes ama yaşadığımız bu gerçekleri gündeme getirmekten uzak duramayız. Çünkü dünyaya ait her boyut böyle... bir yandan büyük bir hırsla, hazla, coşku ile sarınılan diğer taraftan boş , geçici ve oyalayıcı olduğunu gördüğümüz....
Dünyalık olarak kabul ettiğimiz her seçenek böyle... İşte insan biraz da ebedi olan yönünü düşünmeli. Ebedi yönümüzün açlığı biraz da dikkatimizi çekmeli. Ruhsal açlığımızı, bedenin ihtiyaç listesi ile gideremeyiz. Bu açlığımızı ancak “ruhsal ihtiyaç listesi” ile giderebiliriz. Bu listeyi de Rabb’imiz “vahiy” ile bildiriyor.
Herkesin evinde ve ellerinin arasında vahiy var elhamdulillah. Peki, problem nerede! Problem, hepimizin yaşamak için suya ve yemeğe ihtiyaç duyduğumuz gibi ruhlarımızın dirilişi ve yaşamını devam ettirmesi için o ilahi listeye ihtiyaç duymamasıdır. Belki de dillerimizle bunu itiraf etmiyoruz, edemiyoruz. Belki de itiraf etmekten utanıyoruz. Ama gel gör ki yaşama kalitemiz, vahiyden çok uzak olduğumuzu göstermektedir.
Acaba vahiye gösterilen ilgisizlik Rabb’imizin bize olan sünnetini değiştirmeyecek midir?
Şimdi yeniden kendimize dönelim. Sözde ayet okuyanlar... Sözde ayeti yerine getirenler... Sözde Allah’ımızı çok sevenler... Sözde Allah için namaz kılanlar... Sözde Allah için oruç tutanlar... Sözde infak edenler...
Sözde ilahi kitaba sahip olanlar... sözde çok Kur’an okuyanlar... Gözlerini para, kariyer ve nefislere bürüyen ama yine de Allah’ın sevgili kulları olarak kendilerini sananlar...
Acaba Rabb’imiz bunları sorgulamayacak mı? Acaba para, kariyer ve nefisler ilahi mülkün dışında mı gerçekleşiyor? Ya da yaptıklarımız veya yapmadıklarımız ilahi şahitliğin dışında mı kalmaktadır? Ya da kendimizi ilahi otoriteden uzak mı görüyoruz?
Tüm bunların üzerinden soruyorum. Sizce en büyük sorumluluğumuz, Allah’ımıza karşı olması gerekmez mi?
......
Sessizliğiniz mahcubiyetinizden mi? Peki haklıysam, o halde neden Allah’ıma karşı sorumsuzluk, bir erdem gibi sayılmaktadır?
Neden Allah’a itaat etmeyenler alkışlanmaktadır?
Neden bu yanlış yargı yadırganmamaktadır? Aksine saygınlık görmektedir.
Acaba düşünemiyoruz mu ki Allah’a sorumsuz olanlar, insanlara da sorumsuz ve ilgisiz olacaklardır. Anneye babaya, eşine çocuğuna, yetime öksüze, yaşlıya hastaya herkese ilgisiz kalacaklardır. Çünkü onların hayatının merkezinde sadece kendi benlikleri olacaktır. Onlar sadece kendileri için çırpınacaklardır...
Her ama her hastalığın başlangıcı, Allah’a olan sorumsuzlukla başlar. Tedavi de buradan başlar.
Gerçekten kedimizi, Allah’a sorumlu olduğumuzu bilmemiz ve bunu hayatımızın her safhasında göstermemiz gerekir. Kesinlikle Allah’a olan sorumsuzluk, bir erdem değildir.
Allah’ın, meleklerin, inananların ve yapabilen tüm varlıkların lanetini üzerimize çekmek demektir. Düşünsenize herkesin dışlandığı bir ortamda gerçek bu iken, siz çok iyi bir şey yapmışsınız gibi düşmanlarınız tarafından sanal olarak pohpohlanıyorsunuz.
Kendimizi kandırmayalım. Ve böyle düşünen ve davranan insanlara yanlışlıklarını hatırlatalım lütfen. Allah’ın yanında kıymeti olmayanın hiç kimsenin yanında kıymeti olmamalıdır. Sanal kıymetlerin olmasının da bir anlamı olmamalıdır elbette.
O halde Allah’ımıza olan sorumluluğumuza dönelim ve bu duruşu bir erdem olarak sayalım lütfen... Ne dersiniz!