Sahi, dün akşam ki yemekte ne yediniz? Diye bir soru ile yazıma başlamam biraz garip kaçabilir ama cidden soruyorum, “Dün akşam ki yemekte ne yediniz?” Çok azımız düşünmeden bu sorunun cevabını verebilir. Çoğumuz epey düşündükten sonra bile verdiği cevap hakkında tereddütleri olacaktır. Soruyu dün akşam değil de bir önceki akşam ya da iki önce ki akşam olarak sorduğumuzda. Düşünmeden cevap veren babayiğit hiç çıkmazken, düşünerekten cevap verenlerin sayısı çok azdır, onlarda verdikleri cevaplarından kesinlikle emin değildirler. Kısacası biz dün akşam ne yediğimizi hatırlamıyoruz.
Tabi ki evlerinde tenceresi kaynamayan toplumun görmediği fakir ve miskinleri buna katmıyorum, onları istisna ediyorum. Zira onlar hiçbir şey yemediklerini çok iyi biliyor ve hatırlıyorlar.
Ama herhangi birinizin ilkokula ne zaman başladığını ya da ilkokul öğretmeninin adını, sınıfını veya okul numaranızı sorduğumda, “eskizsiz ve hatasız” hepiniz düşünmeden doğru cevapları vereceksiniz. Demek ki çocukluk yıllarına ait hiçbir şey unutulmuyor. Çocukluk yıllarına ait yaşadığımız güzel ve kötü şeyler bugün ki yaşantımızın temelini oluşturuyor. Hayatımız boyunca bize rehberlik ediyor. Rotamızı çiziyor değişmez dost ve düşmanlarımızı belirliyor.
Emniyet teşkilatının Ergenekon terör örgütüne karşı başarılı çalışmalarına rağmen, çocukluğumda/gençliğimde bana karşı yaptıkları ve asla unutmadığım haksızlıklarından dolayıdır ki kalbim bir türlü onlara karşı ısınmıyor. Onları sevemiyorum… Oysa mantıklı düşününce aslında Ülkemizi karanlık bir gelecekten kurtardılar ama buna rağmen sevemiyorum elimde değil… İşte bu yüzden çocuklar çok önemlidir diyorum.
Allah bütün canlı türlerin devamı için iki önlem almıştır. Üremeyi/çoğalmayı aşka bağlamış ve bunu neticesinde dünyaya gelen bütün canlı türlerinin yavruları için, etraflarında görünmez bir sevgi ve merhamet çemberi oluşturmuştur. Aşk olmasaydı canlıların nesli tükenebilirdi. Yavruları ve çocukları saran çember olmasaydı canlıların soyu yine de soykırımlarla tükenme noktasına gelebilirdi. Ancak yaratanın bu iki önlemi sayesinde kâinatın yaratılışından beri üzerinde canlı nesli eksik olmamıştır...
Hangi canlı yavrusu olursa olsun insan ve diğer canlılar tarafından ona karşı sonsuz bir sevgi ve şefkat hissi vardır. Bu yüzden olacak ki, yabani hayata karşı çok acımasız olan insanoğlu hayvanların yavrularına karşı daima merhametli ve koruyucu olarak davranmıştır. En sevmediğimiz hayvanın yavrusu bile bize çok sevimli ve sevecen gelmekte/gözükmektedir. İçimiz her zaman onu tehlikelere karşı koruma duysu ve hissi ile doludur.
Öyle ki, mitoloji ve eski kutsal kitaplarda yazıldığı kadarıyla insanoğlu için dünyanın yaratılışından beri azılı bir düşman ve onu cennetten kovulmasına sebep olan yılandır. Kısacası insanoğlu ile yılanın düşmanlığı ilk insanla başlamış ve günümüze kadar devam ede gelmiştir.
Düşmandan kaçarak saklandıkları mağarada Peygamber efendimizi ziyaret etmek isteyen yılana Hz.Ebubekir topuğu ile deliği kapatarak bu azılı düşmandan peygamberi korumaya çalışmış. Ancak sinirlenen yılan Hz.Ebubekir’in topuğuna zehrini akıtmasına rağmen Hz.Ebubekir ayağını çekmemiş en büyük düşmanımızı bu ziyaretten mahrum bırakmıştır.
Bu yüzden olacak ki bu iki ebedi düşmanın karşılaşması durumunda, iki taraftan birisinin kaçmaması durumunda netice kesinlikle bir ya da iki tarafın ölümü ile sonuçlanmaktadır. Birbirlerini asla affetmeyen bu düşmanlar birbirlerinin yavrularına karşı öyle değildirler. Yeni yumurtadan çıkan yılan yavrularına karşı bile içinde kabaran sevgi ve merhametten dolayı olsa gerek yılan yavrularına asla kötü niyet beslemiyor. Onlara el kaldırılmıyor. Onları yaşayacağı bir ortama getirilip bırakılıyor. İnsanoğlu yılan yavrusuna bile kıyamıyor…
Karlı havada insanoğlunun azılı düşmanlarından olan kurtlar ve ayılar bile bebeklere karşı merhametlidirler. Hatta onlar tarafından kaçırılıp büyütülen bebek efsaneleri bile, mitolojide mevcuttur. Dişi kurdun Tarkan’ı büyütmesi gibi… Bu büyütmeden olsa gerek Hindistan İnekleri kadar olmasa da Türkler için dişi Kurt kutsaldır. En önemli neticesi Tarkan’ın büyüdükten sonra Kurtlara düşman olmamasıdır. Çünkü dost ve düşmanlığın temeli çocukluk döneminde atılıyor…
Her şeyin geleceği çocuklara karşı davranışın belirlediği apaçık olmasından olacak ki, Allah bile çocukları günahsız kabul etmiş işlediği suçlar için herhangi bir cezai muide ön görmemiştir. Bu yüzden Mahkeme-i Kübra’da çocuk mahkemeleri yoktur. Çocuklar masumdurlar. Onlar için kul hakkı bile söz konusu değildir. Dünya da ölürken Peygamberler dışında cennetle müjdelenen sahabelerden ve çocuklardan başka kimsenin cennete girme garantisi olmadığı gibi transit ve vizesiz geçiş sadece çocuklara mahsustur.
Taif’te büyüklerin kışkırtmaları sonucu peygamberi taşlayarak yaralayan ve peygamberin oradan gerisin geri kaçmak zorunda kalması yer ve gökteki bütün Müslümanları çok üzmüştür. Peygamberimiz o kadar üzülmüştür ki kanlı ellerini açar ve meşhur Taif duasını yapar.
Yaptığı dua sonucunda Allah Taiflileri cezalandırmak için Peygambere Melek Cebrail’i gönderilmiştir. Suç kime karşı işlenmişse cezalandırma ve bağışlama hakkı da ona verilmeliydi. Allah’ta ilahi adalet gereği bu yetkiyi peygambere bırakmıştır. İlahi adalette, Allah kendisine karşı işlenen suçları af edebiliyorken insanlara karşı işlenen suçları kul hakkı kapsamında olduğu için affetmemektedir. Onu kuluna bırakmaktadır. Günümüz beşeri sistemleri ise kendilerine karşı işlenen suçları asla bağışlayamazken, halka karşı işlenen suçlar için sürekli genel aflar çıkarmaktadırlar. Zaten bütün kargaşalar da buradan çıkmaktadır. <?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Ancak rahmet peygamberi yetkisini cezadan yana değil de af ve rahmetten yana kullanmıştır. Kendisini taşlayan çocuklar ise ileri ki zamanda İslam’ın en güçlü savunucuları olmuşlardır.
Taş atan çocuklar yasası meclisten geçince (kafatasçılar dışında) neredeyse herkes bayram etmektedir. Çocukları terör suçundan değil de başka suçtan yargılayacaklarmış sevindikleri bütün olay bundan ibarettir. Kimi kafatasçılar ise çocukların linç edilmesini gerektiği görüşündedirler.
Hiç kimse çocukların masumiyetinden bahsetmemektedir. Herkes az çok onları yargılamaktan yana. Türkiye’nin özgürlük yolunda mesafe alınmasından epey katkısı olan TARAF gazetesinin bile bu düşüncede olması (çocukların yargılanabilirliği kabulü) beni son derece üzmüştür.
Beyler kendinize gelin çocukları yargılamak geleceğimizi yargılamaktır. Unutmayınız ki, çocuklar asla unutmazlar. Çocukların suçu ne olursa olsun asla ve asla yargılanmamalıdırlar. Geleceğimizi zindanlarda şekillendirmeyelim… Çocuklara karşı işlenen suçları asla küçümsememeliyiz. Çocuklar geleceğimizdir.
Sayın Başbakanım referandumda YETMEZ ama EVET diyeceği mi ifade ederken Mahkeme-i Kübra da Allah’ın çocuk suçları için mahkemesinin olup olmadığını çok merak ediyorum.
Allah’ın çocuk mahkemesi var mı?