Bilmem sizde fark ettiniz mi? Mavi Marmara faciasından sonra İsrail’in özür dilememek için ne kadar da, çok şeyi göze alarak direndiğini ve asla da özür dilemediğini ve dilemeyeceğini de.
Buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti Devleti Haklı olmasına rağmen işi bir özür ile kapatmayla dünden razı gibi. 9-10 kişi ölmüşse ölmüştür. Yani kısacası İsrail özür dilese bizim o kadar ölümüz gümbürtüye gidecek. Düşünüyorum da İsrail’in bir özür dilemesi ne kadarda kıymetliymiş…
Oysa hata yapan, suç işleyen ister kişi olsun, ister devlet olsun. Bir hatanın ardında özür dileme o kişiyi ya da devleti yüceltir asla küçültmez.
Bu bakımdan İsrail’in özür dilememesini sevinçle karşılıyorum İnşallah dilemez de diyorum…
İsrail’in bu inadım inat davranışının doğru olmadığı konusunda herkes hemfikir, hata bütün dünya hemfikir, bir İsrail hariç.
Şimdi
Çuvaldızı başkasına iğneyi kendimize doğrultalım
Peki, size soruyorum devlet olarak İnadımızın İsrail’den kalır yanı var mıdır?
Hiç sanmıyorum.
Daha inatçıyız.
Kime sorarsan herkes “bu akan kanı durdurmalıyız” diyor.
Ama 26 senedir de durmuyor.
Kimse durdurmuyor.
Tesadüfen Sayın Başbuğ’u Arena programına konuşurken izledim. Konuşması çok samimi ve içtendi öyle ki ilk kez ekran başında ağladım. Özetle şöyle bir şey konuştu:. “PKK’nın dağlarda yıllar itibari ile ortalama silahlı 6 bin kadrosu vardır. Ve biz bugüne kadar otuz bini silahlı ( öldürme/imha) 10 bini yaralı ele geçirerek etkisiz hale getirdik. Toplamda 40 bin. Bu ne demektir. Matematiksel olarak 40’ı 6’ya böldüğünüzde, biz şimdiye kadar 6 kez PKK’yı bitirmişiz demektir ama bitmiyor… Katılımlara engel olamıyoruz”
Bu bana şairin o meşhur dörtlüğünü anımsattı.
Cellât uyandı rüyasında bir gece
Tanrım dedi bu ne zor bilmece
Öldürdükçe çoğalıyor insanlar
Bense tükenmekteyim öldürdükçe
40 bin kişi köksüz ve ailesiz olarak dağda yeşeren yaban ağaçlarımı ki imha edilince sorun hal olur biter sanılıyor. Tarımda herbisit yabancı ot ilacının yaptığı sonuç gibi bir sonuç bekliyor. Ama insanlar ot değildir. 40 bin ölü demek 40 bin düşman aile demektir. Her gün yeni düşmanlar kazandıkça TOKİ’nin sınır boyunca MISIR PRAMİTLERİ gibi yeni ve sağlam karakollar inşa etmesi de fayda etmeyecektir. Bu zihniyetle bu akan, kardeşkanı durdurulamaz.
Herifin biri güzel bir söz söylemiş aklıma gelmişken buraya not düşeyim: “Düşmanlarımıza kızmayalım onlar bizim eserimizdir.” Bence devlet olarak bizimde kızma hakkımız yok 40 bin eserimiz var. Görüldüğü gibi baya büyük sanatçıymışız.
Çözümü insanların imhası üzerine kuranlar, er ya da geç gördükleri/korktukları rüyalarının adım adım gerçekleştiğini göreceklerdir. Biz ne kadar çok imha edersek, yok edersek edelim NEMRUT’UN yaptığı imha harekâtı kadar imhada başaralı olamayız. NEMRUT’UN akıbetini herkes tarihte olduğu gibi öğrenilebilir. Bilmeyende yok sanırım…
Aslında bu kanın durması durdurulması o kadar çok basittir ki ama İsrailvari bir inadımız ve kibrimiz olmazsa tabi. 30 bin kişi öldürmüşüz, 30 bin köy yakmışız. Bir yalan ve inkâr uğruna. Ama bugün inkârda etmiyoruz ve artık kabul da ediyoruz KÜRTLERİN varlığını. İmralı da Bağımsız bir Kürdistan Devleti kurma hayalinden caymışken (…) o zaman bu savaşı sürdürmenin manası ne?
Çözüm çok basit: Sistemin Kürtlerden samimice bir özür dilemesi gerekir…
Evet, 30 bin insan ve otuz bin yakılan köy için. Sadece samimi bir “ÖZÜR DİLEME” ile bu kan durdurur.
Hiçbir açılım maçılım bu kanı durduramaz. Zira devletin 30 bin kan davalısı vardır ve her geçen gün bu kan davalıları artıyor.
Siyasilerimizin ağızları KANI durdurmaktan bahsediyor ama elleri sınır siperlerinde Mehmetçiğin sırtında, sırtını sıvazlayarak adeta “HİRÇÎÇΔ, “hadi koçum” der gibi ona kardeş kanını hedef gösteriyor.
İşte son maç Şemdinli ilçesinden 30 kilometre uzaklıkta bulunan Beyyurdu Jandarma Karakolu Komutanlığı ve üst bölgesinde oynandı. Silahlı kuvvetlerin açık farkla kazandığı maç 12-3 skorla noktalandı.
Siyasilerimiz bu sonuca sevinmişler midir acaba? 12 yeni aile ile daha kan davalı oldunuz…
Bir okuyucum “biz ve özür biraz zor hocam. mesele; "birinde kuyruk acısı, diğerinde evlat sancısı" halini almışken. Daha çok genci gömeriz bu topraklara.” diyor
Meselenin artık “birinde kuyruk acısı, diğerinde evlat sancısı” duruma geldiği çok açık, zaten bu yüzden ben kardeşlik mardeşlik hikâyelerini samimi ama gerçekçi bulmuyorum.
Doğru yolun aslında samimi bir özür dilemeden geçtiğine inanıyorum. Başka da yol da kalmamıştır. Ama öte yandan Allah’ın, zalim olan kavimleri asla doğru yola sevk etmediği, onlara doğru yolu göstermediği konusunda yüzlerce ayeti kerimesi vardır.
Yanlışta bu denli ısrar ettiğimize ve doğru yolu da bir türlü görmediğimize göre “artık zalim bir kavimden başkası da değiliz.” Allah’ın zalim kavimler için hangi sonları hazırladığını da hepimiz çok iyi biliyoruz.
İran-Irak savaşının 8.yılında İran dini lideri “bu barış antlaşması benim için bir zehirden daha acıdır ama bu zehri içeceğim..” diyerek en doğru kararı vermiş Allah ona doğru yolu göstermiştir. Bu savaşta zalim olan tarafın akıbetini/sonunu herkesin malumudur. Yazmaya gerek yok sanırım…
Ülkemizde de birilerinin bu zehri içmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Zaten Başbakan açılıma ilk başlarken söylediği: “biz bu sorunu hiçbir dünya devletinde örneği görülmemiş bir şekilde kendi yöntemimizle çözeriz” derken doğrusu ben çözümün bu zehri içmekle başlayacaklarını sanmıştım ama demek ki daha Allah’ın doğru yolunu görme hakkına layık değilmişiz ki hala kan akmaya devam ediyor.
Neden?
İsrail’in şehit ettiği 9 vatandaşımız için özür dilememesini hayretle karşılıyoruz.
Ya adamlar özür dilese ülkelerinde akan kan mı duracak. Birlik beraberlikleri mi pekişecek ne? Hiçbiri tam tersine burnu sürtmüş olacak ki o yüzden de asla özür dilemeyecek…
Kendi açısından da bu yüzden son derece haklı
Öte yandan 30 bin ölü ve yakılmış 30 bin köy için biz niye özür dilemiyoruz. Oysa bu ÖZÜR bizi küçültmez yüceltir. Ülkemizdeki akan KANI, İÇ SAVAŞI ve KAN DAVASINI durdurur. Birlik ve beraberliğimizi yeniden sağlar. Yeniden güçlü bir ülke olarak dünya sahnesine çıkma imkânımız var.
Siyasilerimiz için seçim takvimi yaklaşırken. Her gün poz verecekleri yeni cenaze merasimleri ve yeni siperler ortaya çıkmaktadır.
Hadi ne duruyorsunuz yeni pozlar için sipere koşun. Gerçi askerin oy kullanma hakkı yoktur ama her ölen askerin, sizin için, memleketinde garantilediğiniz mutlak bir oyu vardır.
Aah bir özür dileyebilsek…
Ama Sezen AKSU’nun seslendirdiği gibi: “Bir yemin ettim ki, Dönemem…”