“Beni değersiz dallarda asmanıza pervam yoktur, muhakkak ki ölümüm Allah ve halkım içindir.”
İnsanoğlu acılarından ibret almadığı için sürekli acı yaşamı tekkerrür eder, mazide yaşamış olduğu acıları insanlar arasında geliştirdiği ilişkilerde tecrübe edinmiş olsaydı huzur ve mutluluk daha fazla olurdu. Her zaman ve mekan her acıyı kendi tecrübe edinecek diye sanki sözleşmiş gibiler. Zaman ve mekanın tüm haykırış ve yakarmalarına karşılık insanoğlu taş kesilmekte ve her acıyı kendi yaşamında tekrar etmekte direnmektedir.
Geçmişin yaşanmışlıklarından tecrübe edinmek ve yaşanılan zamanı onun ışığında değerlendirmek, geleceği ondan ibret alarak inşa etmeye çalışmak idrak ve tefekkür sahibi insanların işidir. Bu idrakta olamayanlar zamanın akışını, mekanların gelişimini, insanın tekamülünü, coğrafyaların değişimini ıskaladıklarından karşılaştıkları her sorunu geçmişin çözümleri ile bağlamaya çalışmaktadırlar. Çünkü, donuk bir zihniyet, kapalı bir kişilik, gelişimden ve ışığın varlığından korkan sistemlerin kendilerine ait zamana hitap eden çözümleri olamaz.
Son dönemlerde yaşananlara baktığımız zaman, sorunlara hala geçmişin beşer sınıfı dışında kalan, esfele safilin sınıfına mensup zihniyetin çözümleri önerilmektedir. Gelişme, ilerleme, değişim diye hiç bir değer görülmemektedir. Bu nedenle çözüm önerilerinden önce bu zihniyeti iyi analiz ederek ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilerek ona göre çözüm önerileri geliştirmeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti laik devletinin İttihatı Terakki zihniyetini ve kuruluşunun zihni alt yapısını bilerek yaklaşımlar serdetmeliyiz.
Tüm halkı düşman gören, varolduğu coğrafyanın değerlerine, kültürüne, inancına, sanatına, çeşitliliğine, geçmişine, atalarına, mirasına düşman bir zihni alt yapı ile varolagelmiş bir sistem ve hizmet edenlerinden ne beklenebilir ki. M. Kemal ve ekibi ilk mücadale adımlarını Kürd halkının coğrafyasında atarken aldıkları desteği güç kazandıktan sonra ihanet içersinde zulüm ile iade etmişlerdir. Kendilerini barındıran ve sahip çıkan Kürd halkına teşekkür ve takdir yerine inkar ve imhayı reva gömüşlerdir, bunun adı ihanet ve kadirbilmezlik değilde nedir acaba.
Bir halkın gelişiminin dil üzerinden olduğu, dilin de kelimeler üzerinden geliştiğini bilmeyecek kadar cahil değillerdi bu sistemin kurucuları. Bunu bilmelerine rağmen, Yüzotuzbin küsür kelime haznesi olan Arap alfabesinden, Kırkbin küsür kelimeli latin alfabesine geçiş yaptılar. Düşünelim, TC devlet sistemi kurulduğundan beri neden insanlık ortak mirasına hiçbir katkı sunamamıştır, neden hiçbir alim, filozof, düşünce adamı ve bilim adamı ile katkıda bulanamamıştır.
Kendine ait olandan korkan, kendine ait olanı hor görenler aynı zamanda başka halkların ve coğrafyaların değerlerine dadanırlar. Kendine güveni olmayanlar başkalarına kendinden olmayı dayatırlar, çünkü başkasına bendensin dayatması acizliğin ve zavallığın tarifinden başka bir şey değildir. Bu tür yaklaşımlar ile kendi halklarını ve değerlerini de insanlık ailesinde küçük düşürmektedirler ve halkları da buna sessiz kalarak her zaman olduğu gibi zulme ortak olmaktadırlar.
Kürd halkına kuruluşunun temelinde Türksün dayatması ile çıkan zihniyetin zavallığı ve acizliği hala büyük bir kesim tarafından çözüm olarak görülmektedir. Laiklik dayatması ile dindarlara yapılan zulüm ve gayri insanilik hala aynı şekilde berdevam etmektedir.
İslam aleminin eylem önderlerinden olan Kürd alim Şex Said bu gerekçeler ile bu zalim ve aciz sisteme kıyam etmiş, zahirde yenilgiye uğramış görünmektedir. Tarih ve insanlık hafızası bu zahiri yenilginin geçiçi olduğunu, Said’lerin, Kemalist sisteme nasıl galip geldiğine şahitlik edecektir. Yaşanan zamanda Kemalist sistemin hizmetkarları Kürd halkını hala Şex Said kıyamının sonuçları ile tehdit etmektedirler. Aynı sonuçları tekerrür ettirmek ile susturmaya çalışmaktadırlar, zaman, mekan ve insanlığın gelişimi kendilerinde olmadığı için konum ve konjöktör farkını ıskalamaktadırlar.
Kürd çocuklarının yeri okul, siyasetçilerinin meclis olması gerekirken hapishane, ergenekon terör örgütü esfele safilin sınıfı mensubu darbecilerin yeri ise evleri olarak kabul görmektedir. Yargısı, ordusu, siyaseti, bürokrasisi kokuşmuş olan bir ulusun, devletin sonu zulüm içersinde rezil rüsva olmaktır.
KCK operasyonları adı altında Kürd çocukları ve siyasetçileri yakalanıyor, özellikle altını çizerek belirtelim BDP çevresinde konuşulabilen, barış dilini savunan, şiddeti değil siyaseti ve diyaloğu savunanlar KCK adı altında haps edilmekte ve ortam savaş yanlısı kişiliklere bırakılmaktadır. Ve ya PKK’yi destekliyor diye insanlar tutuklanıyor ama ergenekon ve darbeciler hakkında açık deliller olmasına rağmen sistem tarafından korunmaya alınmaktadırlar.
Olağanüstühal ilan edelim diyenler, Kürd açılımı ile bölünürüz, Kürd açılımı yüzünden şiddet yeniden tırmanıyor diyenler, Kürd Federe Devletini girelim işgal edelim, Kandil ve zap vadisine kimyasal silah atalım, vatan sağolsun, devletin bekası için her şey mübahtır, kutsal devlet anlayışı yaklaşımları ile çözüm önerenler geçmişten ibret alamayan beşer dairesi dışında kalan zavallı kişiliklerdir. İnsani vasıflara sahip olan her zihniyet geçmişin acılarından ders alır, yeryüzünü temeşa ederek insanlar arası ilişkilerde bir gelişme sergiler.
Huzura ve insanca yaşamaya yönelik atılacak adımlar kendilerini silah üzerinden dayatan sistemlere terk edilmemelidir. Silahların sahipleri gücün sözü üzerinden yaşamı tefekkür ederler, sözün gücü ise onları korkutur, çünkü söz onları tefekküre ve hak olan üzerinden konuşmaya davet eder. Bunun da tek yolu sivil toplum örgütlerini güçlendirmektir, elbette silahların sahipleri buna yanaşmayacaklardır.
Onlar bilirler ki sivil toplumun güçlenmesi, gücün elit kesimlerden halka kayması demektir. Sivil toplum temsiliyetinin güç kazanması içinde ilk önce birbirine yakın olan kurumların biraraya gelerek federasyonlar oluşturmaları gerekir. Bu federasyonların zemini üzerinden muhalihlerin güçlü, ilkeli ve pratiğe dayalı konfederasyonları oluşturularak halkların çözüm önerileri ortaya konmalıdır.
Bu çerçevede özellikle Kürd halkının İslami sivil toplum kuruluşları ilk adımı atmak ile mesuldürler. İslami gelenekten gelen Kürdistan merkezli sivil toplum kuruluşları ilkeli bir konsensüs ile pratiğe geçmeli, bu birlikteliğin ortak kararı ile diğer İslami ve muhalif kesimlerle biraraya gelme belirlenmelidir. Kürd halkı içerisinde kendini güç üzerinden dayatan zihniyetlerde şunu kabul etmelidir, ya benim gibi düşüneceksin ya da yaşama alanlarında belirsiz olacaksın dayatmasının sadece Kürd halkına zarar verdiğini bilmelidirler.
Sol, liberal, demokrat, İslami düşünceye sahip olan her düşünce insanının Kürd sorununda kendince ikna edeceği bir çizgi ve kitle vardır. Sol görüşlü Kürdler nasıl sürekli solcu Türkler ve ya diğer milletlerden olan sol görüşlü kişiler ile hareket ediyor ve onları ikna etmeye çalışıyorlarsa, İslamı yaşayan Kürdlerinde Müslüman olan Türk, Arap, Fars ve ya diğer milletlerden insanları ikna etme çalışmalarının olduğunu unutmasınlar. Şiddet değil de, diyalog üzerinden çözüm ancak bu şekilde geliştirilebilir.
Yaşadığımız coğrafyanın haklar konusunda çok tecrübesi vardır, bunları iyi analiz ederek acılarından ders, güzelliklerinden misal almak gerekir. Şex Said, Yunus Emre, Mevlana, Seyit Rıza, Saide Kurdi Bediüzzaman, Ahmede Xani, Pir Sultan Abdal ve daha niceleri bizlere çözüm önerileri için çok farklı yollar örneklemişlerdir.
Şex Said İslami olana ve Kürd halkının inkarına kast eden İttihat ve terakkici Kemalist sisteme kıyam etmiştir. Kıyam ettiği nedenler hala aynı şekilde yerinde durmaktadır, sistemin sahipleri aynı sonucu yaşatmak ile Kürd halkını korkutmaktadırlar. Şunu göremezler çünkü kalpleri mühürlü, gözleri gerçeği görmeyecek kadar kördürler; onlar geçmişin karanlığından yaşanılan zamanın aydınlığına çıkmaya cesaret edememişlerdir ama Müslüman Kürd halkı ve erdemli tüm muhalifler her doğan yeni güneşi özgürlüğün ve insanca yaşamın habercisi olarak kabul etmektedirler.
İslam aleminin Peygamber mirasçısı önderi Şex Said seni unutmadık, unutmayacağız ve seni asla bizlere unutturamayacaklardır. Said’lerin özlemlerinin gerçekleştiği bir yaşam için güç birlikteliğine ve sorumluluk yüklenmeye yolculuk başlasın.