PERUK
Başörtüsü sorununun nevş-u nema etmesiyle birlikte, üretilen alternatif çözüm yollarından biri de başörtü üzerine peruk kullanımı olmuştur. Öncelikle genel itibariyle peruk kullanımındaki mantığı anlamakta fayda vardır.
Kadın veya erkek neden peruk takmak ister? Bir ayıbı örtmek veya daha güzel görünmek için… Kafasında ayıbı olan birinin o ayıbı örtme ya da saçını beğenmeyip perukla daha bir yakışıklı olma veya güzelleşme düşüncesinde olanların kullandığı bir malzemedir. Başörtüsü yasağı mimarlarınca ayıp sayıldığından bu yola başvuruluyor dense bile, başvurulan bu yol başörtüsüzlüğe eşdeğer cinstendir.
Peki, başörtüsü kullanımındaki mantık nedir? Başörtü kullanımının illeti; şeriatça saç ve boynun avret sayılmasıdır. Maksadı ise; bu avret yerlerinin haram bakışlardan muhafazasını sağlamaktır. Birbirine zıt illet ve maksatları ihtiva eden başörtüsü ile peruğun birbirinin yerine ikame edilmesi ne kadar doğrudur?
Avret mahali, bulunabilecek hemen her şeyle örtülmelidir. Ama bunun örtü görevini görmesi gerekiyor. Perukta örtme ameliyesi olsa bile şeriatın istediği nitelikte bir setr-i avret yoktur. Hatta vücudun azalarını gösterecek kadar dar elbiselerin giyilmesine bile cevaz verilmezken, saçla aynı vazifeyi gören peruka cevaz verilmesi son derece tartışmalıdır.
Genel itibariyle; başörtüsü üzerine peruk takmak isteyen bir bayan, çarşıdan peruk alırken kendisini çirkin gösterecek bir peruk mu, yoksa en az kullandığı başörtüsü kadar kendisini güzel gösterecek bir peruk mu alır?
Aldığı peruka en az saçı kadar bakım yapar mı yapmaz mı?
O bayana bakan bir erkek çok dikkat etmezse, başındakinin peruk mu saç mı olduğunu anlaması zor olacaktır. Normal bir saçmış gibi baktıktan sonra o kişi ve o bayan için ne değişmiş olacak?
Saçın görünmemesi için peruk bir çare olarak düşünülse bile, gün gelir bacakların görüneceği şekilde bir elbise giyilmeli denirse, bu durumda bacağın şekli ve rengini gösteren bir giysi giyilse doğru olur mu?
Peruktansa, türban, bone, hatta uygun bayan şapkalarının kullanılarak ortaya çıkacak avret mahali miktarının minimum düzeye indirilmesi daha doğru olacaktır.
SONUÇLAR
1-Başörtüsü, Allah’ın ve Resulü’nün (S.A.S.) sözleri ile Resulüllah (S.A.S.) ve ashabının bayanlarının uygulamasıyla kat’i bir hükme sabittir.
2-Kat’i olan bu hüküm müstehap değil farz hükmündedir. Farzın inkârı küfrü, terki ise haramı doğurur.
3-Haramlar, kadınlar kadar erkekleri de bağlar. Kadın ve erkekler arasında müşterek olan haramlar olduğu gibi, her birine münhasır olan haramlar da vardır.
4-Erkek ve kadının avret mahali farklılık arz etmekle birlikte, avret sayılan mahalin izharı her ikisi için de büyük günahtır.
5-Avret mahalinin izharı, izhar eden için günah olduğu kadar, o mahale isteyerek bakan kimse için de günahtır. Başörtülü bir bayan, başörtüsünü çıkararak okul-işyerine giderken günahkâr oluyorsa, o bayan ve diğer mütesettir olmayan bayanlara bakanlar da günah işlemiş oluyorlar. Hatta dindar bayanlar bir yolunu bulup da başörtüyle okul-işyerine gidebilmeleri durumunda o günahtan beri olabileceklerken, okul ve işyerlerinde bulunan bayanların tümü örtülü olmadıklarından orada çalışan erkeklerin, kendilerini sakınmadıkları oranda o bayanlardan kaynaklanan günahları devam edecektir.
6-Dindar bayanların başörtüsü sorunundan ötürü okul-işyerlerinden el-etek çekmeleri gerekir denirse, dindar erkeklerin de o yerlerde günahlarla iç içe olmaları kaçınılmaz olacağından onların da el-etek çekmeleri gerekir denmelidir.
7-Bütün dindar bayan ve erkeklerin o tür yerlerden uzak durmaları, gerek müslüman fert ve gerekse müslüman toplumun eğitim, kültür, ekonomi, sosyal ve siyasal maslahatları gereği uygun değildir sonucuna varılacaksa, bu durumda günahlar arasında veya maslahatlar arasında bir tercihin yapılması kaçınılmaz olacaktır.
Bu aşamada başvurulabilecek merci, bu günah veya maslahatlar arasında İslami bir perspektif ve duruşun kurallarını belirleyen fıkhi kaidelerdir.
8-Fıkhi kaidelere müracaatı kaçınılmaz kılan, sadece yaşanan başörtüsü sorunu değil, dindar camianın hayatın nerdeyse hemen her alanında yaşadıkları yığınla sorunlardır.
9-İslam, insanlığa hatta diğer varlıklara faydalı olacak her türlü ilmin arkasında durur, eğitim ve öğretimine önem verir. Dinin kendisiyle alakalı olan ilimleri teşvik edip diğerlerinden men etmez. Böyle bir ayırım İslami değil, batı medeniyeti veya batıcı zihniyetin ürünüdür.
10-Türkiye’deki eğitim kurumları, arzulanan düzeyde olmasa bile toplumun ihtiyaç duyduğu branşlarda kalifiye fertler yetiştirdiği bir vakıadır. Toplum da, kaçınılmaz olarak ihtiyaç duydukları alanlarda bu kurumlardan yetişen fertlere müracaat ederek ihtiyacını giderebilmektedir.
11-İlim talebi ayni bir farzdan ziyade toplumsal bir farziyet arz etmektedir. Her ilmi branşta toplumun ihtiyacını karşılayacak oranda kâfi bir kitlenin uğraşması, tüm toplumu vebal altına girmekten kurtarır. Bu ister dini ilimler olsun, ister de fenni ilimler olsun.
12-Bu farziyetin ifasında, erkeklerin daha çok ön planda olmasını gerekli kılan mevzular olabileceği gibi, kadınların da daha çok ön planda olmasını gerektiren konular olabileceği bir olgu olmakla birlikte, her biri toplumun birer parçaları olduklarından bu yükümlülüğün altındadırlar.
13-Asıl olan; eğitim-öğretimde optimum faydanın husulü ve fitnelerin bertaraf edilmesi amacıyla kadın ve erkeklerin aynı mekânı paylaşmamalarıdır. Bunun imkânsızlaştığı yer ve durumlarda (çarşı, yolculuk vb.) İslami adabın gerektirdiği şekilde kadın – erkek karışımında bir beis yoktur. Mevcut eğitim kurumlar da bu hükme tabidir.
14-Bir kız için başörtüsü yükümlülüğü buluğ yaşıyla başlar. Bu ister ilköğretimde olsun ister de sonraki aşamalarda olsun. Binaenaleyh; başörtüsüyle ilgili sorun, yaygın kanaatin aksine üniversite ve üniversiteli bayanlara mahsus bir problem değildir. Üniversiteli bir bayanı ne kadar ilgilendiriyorsa ilk ve orta öğretimdeki bir bayanı da en az o kadar ilgilendirmektedir.
15-Mevcut eğitim kurumları veya işyerlerindeki gayri şer’ilik sadece başörtüsü sorunuyla sınırlı değil, en az başörtüsü sorunu kadar önemli başka sorunlara da havidir.
16-Başörtüsünü soruna dönüştüren mihrakların, bu sorunu oluşturup gündemde tutmakla ulaşmak istedikleri bazı hedefler vardır. Bu hedeflerin muhtemel bazıları:
a)Ülkeyi bu tür suni gündemlerle meşgul edip dikkatleri bu gündemlere çekerek ülkenin her şeyini (tarih, kültür, ekonomi, siyaset vs.) babalarının çiftliği gibi kullanmak.
b)Başörtüsüzlük kültürünü oturtmak ve/veya kültürsüz başörtülüler oluşturmak.
c)Başörtülüleri okul ve işyerlerinden uzaklaştırarak ileride muhtemel kadrolaşmayı önleyip istedikleri kadroların önünü açmak.
d) Dindar bayanları ekonomik açıdan zayıf bırakarak hem İslami camiaya bu yönde bir katkı sağlamalarını önlemek ve hem de toplumda kuyruk olmaya mahkûm etmek.
e) Başörtülülerin önemli görevler üstelenmelerine mani olarak başörtüyü çağdışı veya ırgat, hizmetçi gibilerinin giysisiymiş gibi bir kanaatin oluşmasını sağlamak. Buna mukabil de önemli makamları işgal eden başörtüsüz bayanları model ve modern bayan olarak topluma lanse etmek.
f)Başörtüsü mağduru bayanların sosyo-psikolojik buhranlara sürüklenmelerini sağlayarak dindar birey ve camiayı bu kabilden travmalara açık hale getirmek.
g)Eğitim hakkı elinden alınmış mütesettir bayanların eli üzerinde yetişecek olan nesillerin, kültürlü mürebbiyelerden mahrum bırakılmalarını sağlayarak dinin ve çağın gerekleriyle donatılmış bir şekilde yetişmelerine mani olmak.
h)Bu sorunun körüklenmesiyle toplumu birkaç şekilde kamplara ayırmak. Bu da; başörtülü olanlar ve olmayanlar, başörtülü savunuculuğunu yapanlar ve karşı çıkanlar, İslami camiada –zorlamadan ötürü- başörtüsüz eğitime ve işe sıcak bakanlar ile karşı çıkanlar diye birkaç grupta tasnifi mümkündür.
i)Başörtüsü sorununun bayanlara münhasır olması, doğacak çocukların cinsiyetiyle ilgili olarak dindar ebeveynin İslami yaklaşımını da derinden etkileyebilmektedir. Erkek doğması sevinç, kız doğması ise hoşnutsuzluk vesilesi olabilmektedir. Başörtüsünden ötürü zaten mağdur bırakılmış olan bayanlar, bu hissiyatın dindar camiada yaygınlık kazanmasıyla daha büyük bir mağduriyete mahkûm bırakılmış oluyorlar.
17-Bu ve belki daha başka amaçlarının tespiti neticesinde, İslami camianın bu soruna ve bu sorunun mağdurlarına yönelik takınacakları tavır ve duruşun keyfiyetini öyle bir belirlemeleri gerekiyor ki, farkında olmadan bu sorunun kaynağında bulunan kesimlerin bu amaçlarına hizmet etmemiş, ekmeklerine yağ sürmemiş olsunlar.
18-İslam fıkhının fürundan, tümevarım kuralıyla neşet eden kaideler vardır ki bunlara fıkhi kaideler denir. Bu kaidelerin bir kısmı, istisnai hallerde müslüman fert ve toplumun neler yapabilecekleriyle veya yapmaları gerektiğiyle alakalıdır.
19-Başörtüsü sorunuyla ilgili olarak bu kurallardan ilki zaruret fıkhıyla alakalı olandır. Bu fıkha göre; dinin yasakladığı bir işi yapmak veya emrettiği bir işi yapmamak zorunda kalan bir kimsenin art niyet ve başka da bir çıkar yol olmadığından haram olan o işe bulaşmasıdır.
20-İslam Dini, din, can, mal, ırz ve aklın muhafazasını zaruretten sayar ve kendisinin varlık nedeninin bunların muhafazası olduğunu ayet ve hadislerle ortaya koyar.
21-Zorluklar karşısında kişinin inancını gizlemesi veya yerine getirememesi her zaman zayıflıktan veya imkânsızlıktan kaynaklanmıyor olabilir. Yeri gelir en güçlü olunduğu halde takkiyeye başvurma ihtiyacı doğar. Ammar (r.a.)’ın, müşriklerin davetine zahiri icabette bulunması imkânsızlıktan kaynaklandığı ortada olmasına mukabil, Necaşi (r.a.), her türlü imkâna sahip bir kral olduğu halde imanını gizlemesi ve Peygamber (S.A.S.)’in O’nun imanına şahadet ederek cenaze namazını kılması manidardır.
22-Dinin yasakladığı bir işin zaruretten yapılabilmesinin belli bazı şartları vardır. Bu şartların tahakkuku halinde zaruret hali tahakkuk etmiş olur, aksi durumda ise etmemiş olur.
23-Zaruret fıkhı, gerek selef ve gerekse çağdaş İslam âlimlerinin, yaşadıkları dönemlerin dayattığı pek çok soruna yönelik çözümlemelerinde önemli oranda pergelin ayağının merkezini oluşturmuştur.
24-Başörtüsü sorunun zaruretler kapsamında ele alınmasını sağlayacak doneler mevcut olduğundan, mevzubahis fıkıh çerçevesinde çözümlerin tespiti mümkündür.
25- Bu fıkıh çerçevesinde bulunacak olan çözümlerin uygulanmasında da belirli bazı kriterlere riayet edilmesi gerekmektedir. Bu çözüm, başörtünün çıkarılabilmesi şeklinde olması halinde;
a)Nereden itibaren başörtünün çıkarılabileceği,
b)Başörtünün çıkarılması gerektiği yerlerde başörtülü olma imkânlarının nasıl zorlanabileceği,
c)Hangi saiklerle başörtünün çıkarıldığı bilincinin unutulmaması,
d)Saçın açılması halinde bunun asgari düzeyine riayet edilmesi, başka yerlerin açılmamasına dikkat edilmesi,
e)Başörtüsü kadar tesettürü sağlamasa bile, asgari düzeyde bile olsa örtü olabilecek türban, uygun şapka, bone vb.nin kullanılması.
----------------------
26- İslam, taşınması imkânsız bir yükümlülüğü mükelleflere yüklemez, dayatmaz. Kuran ve sünnet, var olan dini yükümlülüklerin, mükellef olan her bireyin ve topluluğun eda edebileceği yükümlülükler olduğunu nice delillerle ortaya koymuştur.
27-Hayatın sürekli devinimine bağlı olarak, bir ibadetin edasında imkânsızlık veya zorluk meydana gelirse, o ibadet, mükellefin yaşadığı şarta göre şekillenerek ya daha hafif bir hal alır, ya başkasıyla tebdil olur veyahut kökten yükümlülükten çıkar.
28-İslam, kulun takati üstünde bir ibadet anlayışında olsaydı, unutkanlık, yolculuk, hastalık, zorlama vb. hallerde, kolaylaştırıcı ve hafifletici özelliği olan ruhsatı dinin bir parçası olarak ortaya koymaz, ya bu deveyi güder ya da bu diyardan gidersin derdi.
29-Başörtüsünün kullanımının kendisinden kaynaklanan zorluklar, başörtüsünün kullanımı konusunda hafifletici bir etken değildir. Namaz, oruç, hac vb. ibadetlerdeki zorlukların, o ibadetlerin sakıt olmasında bir etken olmaması gibi.
30-Başörtüsü sorunu, bu sorunu yaşayanlar açısından iki hafifletici etkene havidir. Bunlar, ikrah (zorlama) ve genelle alakalı yani toplumsal olmasıdır.
31-Başörtüsü sorunu, esasında iki ilahi emrin tercihinde temerküz etmektedir. Bunlar; nafaka temini ve ilim tahsili ile başörtüsü arasındaki bir tercihtir.
32-İş hayatında, nafaka ihtiyacından kaynaklanan bir zorunluluğu olmayan veya çalıştığı iş alanının kendisine muhtaç olmadığı bir bayanın, zorlama karşısında başörtüsünü çıkarması büyük bir vebaldir. Bu iki şartı veya birini yaşayan bir bayanın, zaruretler fıkhı kapsamında başörtüsünü çıkararak çalışması ruhsat dâhilindedir.
33-İlim talebi farz-ı kifaye olmakla birlikte, bu ülkenin eğitim sisteminden kaynaklanan pek çok sıkıntıdan ötürü, kâfi derecede kalifiye bireylerin yetişmediği bir vakıadır.
34-Gerek üniversite öncesi ve gerekse üniversite aşamasında, yurtiçinde veya yurtdışında başörtülü okuma imkânının olduğu bölümlerin tercihi öncelikli, hatta kaçınılmaz olmalıdır.
35-İlim talebine olan ihtiyaç, aile baskısı vb. durumlardan ötürü bir bayan, ilim tahsilini başörtülü yapamıyorsa, başörtüsünü çıkararak okuluna devam etmesi ruhsat dâhilindedir.
---------------------
36-Özü itibariyle; Şari’in maksadının korunması maslahat, bu maksadın heder edilmesi ise mefsedet olarak tanımlanır. Bunlar, maslahatların celbi, mefsedetlerin def’i ve tetimmat (tamamlayıcılar) olmak üzere üç kısımda mütalaa edilmektedirler.
37- Dinin makbul gördüğü maslahatlar, Kuran veya sünnetteki nasla itibar edilmesi gerektiği sabit olan maslahatlardır. İhtiva ettiği maslahatın, nasla nazar-ı itibara alınmaması gereken sabit olan maslahatlar da lağvedilmiş maslahatlardır. İhtiva ettiği maslahatın nazar-ı itibara alınıp alınmamasıyla ilgili hakkında bir nassın bulunmadığı maslahatlar ise ‘mesalih-i mürsele’ olarak adlandırılır. Bu üçüncü kısım, Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar İslam âlimlerinin fetvalarına önemli oranda kaynaklık etmiştir.
38-Herhangi bir söylem veya eylemin maslahat veya mefsedet ölçüsünün belirleyicisi olan din, hiçbir maslahatı zayi etmediği gibi, hiçbir mefsedetin cari ve kaim olmasına göz yummaz.
39-Şeriat, bir şeyin maslahat veya mefsedet boyutunu değerlendirirken sadece konjonktürel değil, aynı zamanda gelecek perspektifiyle hareket ederek muhtemel sonuçlarını da nazar-ı itibara alır. Bu ister dünyevi, ister de uhrevi gelecek olsun…
40-Maslahat ile mefsedetin çatışması halinde, mefsedetin def’i maslahatın celbinden önce gelir. Birden fazla maslahatın çatışması durumunda tümünün celbi mümkünse tümü, değilse artısı en fazla olan tercih edilirken, birden fazla mefsedetin çatışması halinde ise tümünden kaçınma imkânı varsa tümünden kaçınılır, değilse eksisi en az olan diğerlerine tercih edilir.
41-Bunların yanı sıra maslahat- mefsedet, maslahat-maslahat, mefsedet-mefsedet arasındaki tercihte belirleyici kıstasların başında kat’i-zanni, umumi-hususi, amaç-araç, farz-mendup olup olmamaları gelmektedir.
42-Gerek başörtüsü ve gerekse ilim tahsili ile ilgili deliller kati’dir. Başörtüsü toplumsal maslahatlara havi olmakla birlikte, daha çok bireysel maslahatlar ihtiva eden bir ibadet iken, ilim tahsili bireysel maslahatlara havi olmanın yanı sıra daha çok toplumsal maslahatları ihtiva eden bir ibadettir.
43-Başörtü yasağının uygulandığı yerlerde zaruretten başın açılmasıyla eğitime devam edilmesi, çıkarılmayıp da eğitimin terk edilmesinden hâsıl olacak maslahatlardan daha fazladır. Çünkü yasaktan ötürü başını açan bir bayan, sadece yasağın uygulandığı yerlerde başörtüsüz olur. O yerin dışındaki yerlerde başörtülü kalabilir. Başörtü yasağından ötürü eğitim almayan veya terk eden bir bayanın özellikle fenni ilimlerde ömrü boyunca bir ilim tahsili imkânsız veya bir hayli güçtür.
44-Bu ilim alanlarında kalifiye eleman yetiştir/e/meyen dindar kesim, bu ilim alanlarıyla ilgili yaşamlarında başörtüsü yasağını savunan veya en azından karşı çıkmayanlara mahkûm olacaklardır.
45-Başörtülü cehalet ile başörtüsüz ilim tahsilinden birine zorlanan müslüman bayanların ve yakınlarının, tercihlerini yaparken kişisel maslahattan ziyade amme maslahatını düşünce merkezlerine alarak karar vermeleri, daha sahih ve daha selim bir neticenin doğmasını sağlayacaktır.
46- Gerek başörtüsü sorunu ve gerekse başka fiillerle ilgili maslahat veya mefsedetin türü ve dozajı şahıs, zaman ve mekâna göre farklılık arz edebilir.
47-Gerek bireyin kendisindeki dini ve ahlaki zafiyetten ve gerekse başörtüsü yasağının mimarlarından kaynaklanan nedenlerden ötürü, başörtünün çıkarılmasının ardından başka alanlarda da tavizlerin söz konusu olup olmayacağının garantisi yoktur. Yasağın mimarlarının bu yasaktan gayeleri sadece başörtünün çıkarılması ise, başka yasakların dayatılmaması söz konusu olabilir. Ancak gayeleri, her ahval ve şeraitte dindar bayanların okul ve işyerlerinden uzak tutulmaları ise, başörtünün çıkarılması kâfi gelmeyip başka tavizlerin dayatılması mevzubahis olabilir.
48-İster sosyal veya iktisadi baskıdan olsun ister de böyle bir baskı olmaksızın rızaları olmadığı halde başörtüsünü çıkarıp da okuluna veya iş yerine giden bayanlara bir şekilde sahip mi çıkılmalı, yoksa zaten her taraftan yaşadıklarını düşündükleri kuşatılmışlık halini, bir de aynı düşünce deryasında bulundukları çevre de mi onlara yaşatmalıdır? Böyle bir tutum, içinde bulundukları buhranları, zorla içirilen zehri daha bir katmerleştirip daha bir müessir kılmaz mı?
Onlara uzatılacak el, okul veya iş alanlarının dışında yine inançlarına göre yaşamlarını sürdürmelerine imkân tanıyacağı gibi, bu alanlarda dayatılan başörtüsüzlük halinin adet ve rutine dönüşmesinin önüne geçilerek dini bilincin her an-u mekânda onlarda dipdiri kalmasını sağlayacaktır.
49-Başörtünün hiçbir ahval ve şeraitte, hiçbir saikle okul veya işyerlerinde çıkarılmasına hiçbir âlimin sıcak bakmadığı farz-ı muhalinde, itidali elden bırakmamış münsif her müslümanın kabul ettiği gibi başörtüsüzlük küfür değil, ilânihaye kebair günahlardandır. Kibrit çöpündeki ateşi gözüne tutup da ormandaki yangını görememe zafiyeti yaşayanlar, her gün defaten haset, kibir, bencillik, gıybet, vb. nice kebair günahlarla hayat kitaplarına kara lekeler sürdükleri halde, bunları rutin işlerden sayıp görmezden gelmelerine karşılık, başörtüsünü rızası olmadığı halde çıkarmak zorunda kalan bayanlara verip veriştirmeleri insaf ve izandan uzak bir yaklaşımdır. Bu, başörtüsüzlüğün hafife alınması şeklinde anlaşılmasın, çünkü hükmü yukarıda zaten beyan edilmiştir.
50-Ama inşallah, zorluklardan ötürü başörtüsünü açan bir bayana bir günah olmayacaktır. Bu durumda günah kimindir diye sorulacak olursa, ona başını açmasını emredenlerin ve dayatanlarındır, işi terk etmesi halinde iş veya aş temin etmeyenlerindir, bu haksız baskıları ortadan kaldırmak için çalışmayanlarındır denir.
51-Daha önceki hükümetler döneminde daha aktif ve daha gür bir sedayla tepkiler icra edilirken, AK Parti hükümeti döneminde bu tepkiler önemli oranda düşüş sath-ı meyline girdiği gözlenmektedir. Bunun altında yatan nedenleri anlamak mümkündür. Bu hükümetteki pek çok kişinin dindar ve eşlerinin mütesettir olması ve ayrıca hükümetin daha özgürlükçü bir politika izliyor izlenimini vermesi, bu hükümete yönelik bu sorunun çözülmesine yönelik beklentileri arttırmıştır. Yapılacak aktif sivil direniş türleriyle hükümeti zor duruma sokmak istememenin ve bu sorunun çözümüne yönelik beklentilerin hala diri olması, bu kabilden eylemlerin dozajını düşürdüğü kanısındayım. Ancak sanırım aksi yapılsaydı, yani; bu sivil eylemler daha bir çeşitlendirilerek daha aktif ve topluma mal olacak şekilde icrasına devam edilmiş olsaydı, hem hükümet üzerinde önemli bir baskı unsuru olacaktı ve hem de toplumsal bir sorun olarak sürekli dile getirilmesi, bu sorunu çözme gayretini gösterdiğinden bu sorunun hallini istemeyen çevrelere karşı hükümetin elini güçlendirecekti.
52-Başörtüsü sorunuyla ilgili yapılan eylemler toplumsallaştırılamadı. Belli bazı kesimlerin cılız tepkileriyle sınırlı kaldı. İstatistiklerin ortaya koyduğu kadarıyla Türkiye’de başörtülü bayan oranı başörtüsüz bayan oranından daha fazladır. Bunun yanı sıra başörtüsü sorununu insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik negatif ayrımcılık olduğunu savunanların yekûnu da, aksini düşünenlerin kat be kat üstündedir. Bununla birlikte, bu kadar geniş bir kitle bu sorundan muzdarip olmasına rağmen, bu sorunun zevali için çalışanların oranı bir hayli cılız kalmaktadır. Sorunun toplumsal bir boyut kazanması, sivil inisiyatifin, sorunun haftalık veya aylık basın bildirilerinin ötesinde çok daha etkin ve etkili, çok daha calib-i dikkat ve müessir söylem ve eylem çeşitlerine taşımalarından geçmektedir. Bu soruna tepkilerini haftalık veya aylık olarak mütemadiyen dile getiren sivil inisiyatifin, yıllık toplantılarında mezkur vasıflara sahip eylem ve söylemlerin keyfiyeti üzerinde kafa yormaları, sorunun çözümünde kat edilecek mesafenin kısaltılmasını sağlayabilir.
53- Bu yazı dizisinde şimdiye kadar yazılanlar, bir fetva olmak yerine, soruna daha farklı zaviyelerden bakmayı ve tartışmayı hedeflemektedir. Yazılanların ilânihaye doğruluğu savunulmamaktadır. Doğrunun veya daha doğru olanın zuhuru, farklı görüşlerin beyanı ile ortaya çıkabilir ancak.
Bu çalışma boyunca selef ve halef ulemanın görüşünden bir hayli faydalanılmıştır. Yazı dizisi, akademik bir çalışmadan ziyade bir makale formatında olduğundan, o âlimlerin isimleri ve kaynakları fazla zikredilmemiştir. İhtiyaç hâsıl olursa tüm kaynakların beyanı mümkündür.
Bir Not:
31 Mayıs’ın şafak vaktinde gaddar Siyonistlerin kurşunlarına maruz kalarak dirilen dostum ve kardeşim Ali Haydar Bengi ve tüm şehit rüfekasına Allah’ın sonsuz rahmetiyle Firdevs cennetlerini bahşetmesini, o katil ve cani kurşunlarla yaralanan dostum ve kardeşim Muhammed Yıldırım ve diğer yaralı kardeşlerimize Şafi olan Allah’tan acil şifalar dilerim. Allah, ecirlerini ve sai’lerini zayi etmeyip mazlumların lehine, Ortadoğu ve dünya tarihi için önemli bir kırlıma anı ve nedeni kılacaktır.