Cemaatleri değişime sevk eden sebepleri kısaca şöyle sıralayabiliriz.
1)Yasal şartlar (Cemaatlerin varlığıyla ilgili olan sistem tekelli zoraki değişmeler)
2) Toplumsal şartlar (Yasal şartların etkisiyle yapıyı oluşturan bireylerin toplumla yaşadığı çatışmalardan doğan değişim tepkileri)
3) Ekonomik şartlar (Gerçekleştirmek istedikleri planların maddi imkansızlıklarda dolayı yeniden yapılanmaya isteği)
4) Uzak şartlar (Cemaatleri dışardan etkileyen fikir ve yöntem farklılıkları).
Yasal şartlar: Cemaatler kurulurken kendilerine belli başlı hedefler seçmişlerdi. Temel İslam’ı geleneğin mücadele sistemini referans alarak yöntem ve ilkelerini hedefleri doğrultusunda seçmişlerdi. İlke ve yöntemlerle değiştirmek istedikleri beşeri kökenli dünya görüşleri, sistematik kanunlar ve yanlış anlaşılan dini konuları düzeltmeyi çoğu amaç edinmişti. Başta seçilen bu hedeflerle belli bir zaman söylem geliştirerek oluşturulan mekanizma ilerleyerek ayakta durmuş. Fakat özellikle değiştirmek istedikleri argümanlarda ilerleyen zamanda değişiklik olmaması ve seçtikleri yöntemlerle teorinin başarısını elde etmemeleri cemaatleri yöntem değişikliğine sevk etmiştir. İlke ve yöntemlerle amaçlananlar hedefine varmayınca çoğu duraklama dönemini yaşamıştır. Cemaatlerin üst kadroları bunları erken fark etmeye başlamışlardır. Fakat yeni bir yöntemin oluşturulmasına hemen gitmemişlerdir. Her cemaatin içinde, cemaatin yenilenen potansiyel gücü olan gençlerde var olan teorik hedefler duyurucu etkisini azaltınca, yöntem değişiklikleri tartışılmaya başlanılmış. Fakat var olan yöntemlerle de iş yapılmaya devam edilmiştir.
Yöntem değişikliğinin kaçınılmaz olduğunu tartışmalardan hiçbir zaman çıkarmamışlardır. Alttan gelen değişim isteklerini sadece tartışmışlardır, kayda değer görmemişlerdir. Ne zaman ki beşeri kökenli dünya görüşleri ile devlet destekli sistematik güçlerin, cemaatlerin potansiyel varlığını bilmesiyle, rejime tehlike olarak görüp, cemaatlerin üzerine gidince değişimin gerekliliği ciddi boyutta tartışmışlardır. Çünkü karşılarında beklemedikleri bir direnci görmekle kalmayıp tahmin edemedikleri kadar eleman kaybedince yasal zorluklardan dolayı zoraki değişmişler. Değişime direnenler ise var oldukları konumlarından eksildikleri kadar kalmışlardır. Bir adım bile ileriye gidemeden çoğu zaman da dağılmışlardır.
Zoraki şartlar cemaatlere zarar vermeye başlayınca hedefler doğrultusunda yöntemlerimizi değiştirelim demişlerdir. Bunu demelerinin sebebi ise ulaşmak istedikleri hedefleri artık ikinci planda kalmıştır. Çünkü amaçlarını gerçekleştirmekten çok kendi elemanları ile uğraşmışlardır. Devletin her türlü oyunu karşısında dışarıda kendilerini kurumaya çalışırken içerde de ayakta kalmaya çalışmışlardır. Böyle olunca da hedeflere ulaşmaktan ziyade kazandıkları güçlerini kaybetmemek için içerde mücadele vermişlerdir. Oysa yıkmaya çalıştığınız bir düzen eli kolu bağlı sizin onu yıkmanızı bekleyecek değil ya, muhakkak savunmaya geçecek. Rejim kendi benliği kurumak için cemaatlerin üzerine gitmeyip de onca gücüne rağmen barış sağlayacak değil ya. İşte bu nokta da cemaatleri anlamak zor. Mekke müşrik devlet sistemini günümüze aktaracaksınız, ilk İslam’ı hareket mantığını benimseyeceksiniz, şehitlik, cihat, Tevhit kavramlarını işleyeceksiniz fakat darbeler karşısında hesaplamadığınız bir yıkımla karşılaşacaksınız. Her şeyin ince hesaplarını yapan cemaatler devletin potansiyel gücünü hesaplama gereğini bir türlü yapamıyorlar mıydı? 28 Şubat sürecine kadar sarsılmadan dindik direnerek İslam’ın öz gerçekliğini oluşturacaklarını sanıyorlardı. Post modern bir darbe ile daha önce söylemiş oldukları bedel ödeme gerekliliklerinin hiç birini yerine getirmeden allak bullak oldular. Ödenilen bedeller ise genelde bireysel oldu. Ordu en büyük darbeyi kendi personeline yaparken, cemaatler var oldukları yerde korku paniği ile sarsıldılar. Hiçbir cemaat dün biz bu şekilde hareket ediyorduk, şunları söylüyorduk, hedeflerimiz şunlardı demeden sanki hiçbir şey olmamış gibi bireysel ödenen bedelleri görmemezlikten geldi. Bedel ödeyenlerin çoğu ise daha sonra cemaatlerden kopuk yaşadılar. Türkiye’deki cemaatler değişim ihtiyaçlarını her zaman dışardan algılanma tepkileri doğrultusunda değiştirmişlerdir. İslam dinine uyup uymama tepkilerinden ziyade algılanma, tehlike ve güç kaybetme şekli onları değişime yönlendirmiş.
İşin en ilginç olanı ise rejim o kadar aham şahamlı bir baskıda üzerlerinde kurmadı. Şunu sormak lazım 28 Şubat sürecine gelinceye kadar, Müslümanlar daha mı az bedel ödüyorlardı. Cinayetlerin, kayıpların, sürgünlerin, kendi aralarında ki kavgaların, fişlenmelerin bedeli 28 Şubat sürecinden daha ağır değil miydi? Acaba cemaatler dışardan gayri İslam’ı darbe yemedikçe içerden kendilerini yenileme ihtiyacını hiçbir zaman görmüyorlar mıydı? Her şeyin hesabını teoride çok iyi yapan cemaatler zoraki şartlardan dolayı değişince hiçbir zaman kendileri olamayacaklarını da neden hesaba katmadılar. Hiçbir zaman biz yanıldık başta bu yöntemi seçmekten demediler, yöntemi değiştirmemizi zorla sağladılar dediler. Oysa kendi kendilerine yaptıkları kötülükler ile İslam’ın özüne yapıştırdıkları lekeler darbeden daha kötü idi. Peygamber Uhut’u kaybedince mücadele yöntemlerimizi onlar zorla değiştirmeden biz değiştirelim demedi. Bilakis mücadele yöntemlerine neden sadık kalınmadığını sorguladı, teoride yaptıkları planların ilk taviz nedenini sorguladı. Uhut ahitleşmekti, anlaşma anlamına geliyor, sadakat yoksa başarıda yoktur, bedel yoksa kayıplar her zaman vardır demek, bu peygamber dişinin kırılmasına kadar gider, velev ki bu son peygamber de olsa sadakatsiz bir toplum ona bedel ödettirir.
Cemaatlerin ilk kuruluş aşamasında ki yöntem ve tavırları İslam’a leke ve yanlış algılanma getirdiği gibi, inananlara da ağır bedel ödettirdi. Cemaatlerin verdiği zarardan sonra sistem onlara zarar verdi. Yoksa 28 Şubat sürecinden önce biz yanlış yapıyoruz demeyi kendilerine yedirmedikleri için, darbe onlar için aslında daha önce söyleyemedikleri yanlışlıklarına, bir noktada da söylemeye vesile oldu.
Yasal şartların cemaatleri sıkıştırması onları zoraki değişikliğe götürmüştür. İslam dinin devlet motiflerini barındırmayan bir sistemin saldırma şekline hiçbir zaman meşruluk aranılmamalı. Türkiye’deki cemaatler meşruluk aradılar. Yok insan hakları, yok vatandaşlık hakkı, yok din vicdan hürriyeti, yok yasal değil gibi konuları tartıştılar. Filler ile karıncaların yaşadığı bir sistemde filin kanunu işler karınca kala alınmaz. Cemaatler karınca iken fille baş etmek için adil şartlarla mücadele etmeye çalıştılar. Her zaman mücadelede de yöntem tartışması yaşadılar. Mücadeleye gidilecekse önce filin varlığı kabul edilmeli idi, cemaatler bırakın filin varlığını kabul etmeyi cüssesini bile görmek istemediler. Bütün bundan dolayıdır bu gün karıncanın saffı belli değil. Çöp toplamaktan başka bir şey yapmıyor. Topladığı çöpleri yuvasında koku çıkara çıkara karıncanın beyin kimyası değişti. Bu gün hangi cemaatin beyin kimyası düzgün, dün ağzında su taşıyan karıncaya saf belirleyen cemaatler acaba şimdi hangi safta yer alıyorlar. Dün değiştirmek istediği ve belli bir zaman beslendiği hedef cemaatlere tahmin etmediğinden zor, tahmin ettiğinden daha dirençli çıkanca cemaatler safsız kalıp hayalperest oldular. Oysa peygamber vatandaşlık hakkı, din vicdan hürriyeti, yasal yollar aramadı, İslam dininden ötesi yalan deyip, Tevhit kelimesini söyleyin malınızı ve canınızı benden koruyun dedi, eğer kabul etmiyorsanız da bizinle yaşadığınız sürece bizim kanunlarımıza tabi olacaksınız dedi. 28 Şubattan önce de sitem vardı, cemaatler en büyük yanlışlığı ondan önce yapmışlardı, değişim sinyalleri darbeden önce kendini hissettirmişti fakat değişime götürecek gerçek bir olgu ortada olmadığı için darbe onlar için değişime giden yolda cesaret kazandırdı.
Toplumsal şartlar: Yasal şartların etkisiyle hareket alanı daralan cemaatler bireylerin etkisiyle toplumsal şartlara takıldılar. Çünkü cemaatin adı, ilkeleri, yöntemleri ve varlığı yasal şartlara muhatap olurken, bireyler de cemaatin toplumda algılanma şekliyle muhatap oldular. Yasal şartlar cemaat ile toplum arasına giren zoraki denge sistemini oluşturduğu için bireyleri çatışmalara sevk etti. Bireyler, birey-aile, aile-toplum, toplum-cemaat gibi çatışmalar yaşadılar. Çünkü birey, cemaat ile toplum arasında olan, cemaatin tanınma ve algılanma aşamasında topluma hitap eden cevabıdır. Toplumsal şartların cemaat üzerindeki etkisi, cemaatin toplumun isteklerine cevap verme şekliyle, vaat ettiği ilkelerin toplumda duyurucu etkisi, toplumun kültürel bakış açısına yakınlığı ve toplumun geçmiş birikimi ile ne kadar yakınsa bireyler de o kadar az etkilenme yaşarlar. Bir yapının topluma yakınlığı çatışmalardan etkilenme payını belirler. Bir yapı topluma hitap etmiyorsa, toplumun algılama dinamiğine uzaksa veya amaçladıkları toplumun ruhunda yoksa yapı daha fazla değişim hissedecektir. Toplumun maddi ve manevi isteklerini karşılayabilen her cemaat yaşam alanını, istekleri yerinme getirdiği pay kadar görür. Fizyolojik ve sosyal gereksinimleri karşılayabilen her örgütlenme şeklinde olduğu gibi cemaatlerde taleplere cevap verdikleri kadar genişlediler. Bu gerek maddi, gerekse manevi olsun bir topluma neyi ne kadar veriyorsan o kadar ayakta kalabilirsin.
Ekonomik şartlar: Bu şart her cemaat için geçerli olmamaktadır. Fakat genişlemek isteyen cemaatler ile ihtiyaçları değişim aşamasında fazla olan cemaatler bu şarttan etkilenmektedir. Hareket mantıkları güvenlik üzerine kurulu olan cemaatler, genelde ilk evrelerde böyle bir sorunla karşılaşmazlar. Genişlemek istedikleri zaman bu şarttan dolayı değişimi de gündemlerine getirirler. Bu tür cemaatler ekonomik şartlar karşısında yenilenmek istediklerinde güvenlik sorunundan dolayı tedirginlik yaşarlar. Bu tedirginliği üstlerinde kaldırmak için söylemlerini kapalı veya kendilerini değişmiş gibi gösterirler. Çünkü dün tamamen illegal yollarda çalışmışlar. İllegal yollarla çalıştıkları için bireylerin infakları ekonomik ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bunların avantajları bireylerinin iyi eğitilmiş olması, maddi imkânların onlar için araç olduğu bilmeleri, aza kanaat getirmiş bir ruha sahip olmalarıdır. Dezavantajları ise bireylerinin maddi işlerde amatör olmaları, ticarette inancın ikinci öncelik olduğunu bilmemeleri, duygusal tüccar olduklarından dolayı ilkin çabuk tutulmazlar, ticaret sistemleri genelde bireyseldir, taviz verme ve özden ayrılma korkusunu yaşarlar, maddi olumsuzluklarını düzeltinceye kadar çok zaman geçer. Birlikte maddi imkânsızlıkları düzeltmeye çalışırlar, fakat ticari sermaye herkeste bulunmadığı için ticaretleri bireyseldir. Bireysel ticaret ise cemaate fazla fayda vermez. Fakat diğer taraftan ilk öncelikleri maddi güç olmazsa olmaz deyip bunun üzerinde kuran cemaatler, belli bir zaman sonra olayı tamamen ticarete dökmeye başlarlar. Daha sonra patron işçi ilişkileri başlar ve şirketleştikleri görülmektedir. Buda zamanla cemaate kapitalist bir özellik kazandırır. Cemaat içerisinde bu söylenilmese de cemaatin hareket tarzı buna zemin hazırlar. Cemaat kapitalist bir çevre etrafında değişim geçirir. Özellikle cemaate yeni katılan bireylerin beklentileri maddi olacak. Buda cemaatin hakikat ilkeleri ile maddesel ilkelerini karıştıracak. Daha fazla şirketleşme olacak, niceliksel çoğalmanın yanında niteliksel azalmada olacaktır. Eğitim sistemi daha sonra mesleğe dönüşecek, tamamen şirket mantığına bürünecekler, inançlı insandan çok paralı insanlarla iş yapmayı tercih edecekler. Böyle yapmalarının altında yatan sebep ise ilk evrede eğitimi ikinci sıraya koymalarıdır. Maddi sıkıntılarını düzelttikten sonra bireylerinin eksik yönleri tamamlamak için yenilenmeye gitmek isteyeceklerdir. Buda çok zor olmaktadır, çünkü bireyler rahatlarını bozmak istemezler. Her cemaat aslında ekonomik şartlardan dolayı söylemlerini ve hedefleri belirler veya değiştirir.
Uzak şartlar: Değişen dünya düzenleriyle, ülkelerin içerde ve dışarıda izledikleri politik yöntemler cemaatleri etkiler. Dünya siyaseti cemaatlerin değişim geçirmeleri için çoğu zaman zorlamaktadır. Ayrıca temel prensipleri aynı gelenek üzere kurulmuş, fakat yöntemi ile coğrafi şartları farklı olan cemaatlerin bazen başarı elde etmeleri de diğer cemaatleri de etkilemektedir. Çünkü cemaatlerin birbirlerinden faydalandıkları fikirsel ve hareketsel yöntemler vardır. Duygusal etkenlerinde işin içerisine girmesiyle cemaat umutlanarak değişim aşamasını yaşamak isteyecek. Özellikle başarı elde eden cemaatlerin yöntemleri taklit edilmek istenecek. Genelde bir ülkede başarılı olan bir cemaat, diğer ülkelerdeki zayıf cemaatleri etkisi altına almaktadır. Buda gerek hareketsel gerekse fikri alanda cemaatleri motive edince değişim sinyallerini cemaatin ateşli insanlarında uyandıracaktır. Özellikle ilkesel duruşları yakın olan cemaatler bunlardan etkileneceklerdir. Uzak şartlar en çok direnme yaşayan cemaatler umutlandırdığı gibi, değişime de sevk etmektedir.
Şunu da açıklamak ta yarar var. Bunları her yapı az veya çok yaşar. Fakat önemli olan mücadeleyi sadece kendi dışında görerek iç dinamiklerini sağlamlaştırmadan yapıların tekrar yenilenmeye çalışmalarıdır. Buda değişim aşamasında dünün hatalarına yenilerini katmaya davetiye çıkarır. Değişim her olgu için geçerlidir. Fakat değişime götüren etkenleri tam anlamamak ve neden değişim geçirilmesi gerektiğini benimsemeden yapılan yenilenmeler sakat olmaktadır. Yapıları değişime sevk eden sebepler çok değişkenlik arz ettiğinden biz sadece genel başlıklarla kısa açıklamalar yaptık.