Doğrularla yanlışların harmanlanıp sunulduğu önemli konulardan biri, Menzil-İlim-Vahdet kitapevleri, bu eksendeki yapılanmalar ve bu yapıların arkasındaki şahsi manevilerin birbirleriyle olan ilişkileridir.
Kimileri kasıtlı olarak böyle bir ihtilatı vücuda getirirken bir çoğu da sağlıklı bilgiye ulaşamadığı için kulaktan dolma veya masa başı haber ve yorumlarla yanlış ve yanıltıcı bilgiler sunmaktadır.
Adı geçen üç kitapevinin ve bu bağlamda Fidan Güngör, Hüseyin Velioğlu ve Abdulvahhab Ekinci’nin ilişkilerine dair doğruları tarihe kaydetmenin vakti gelmiştir kanaatindeyim.
Zikredilen üç oluşumun ve şahsiyetlerin zaman zaman birbirleriyle ilişkileri olmuştur. Bu ilişkilerin doğrusu bilinmediği için çok yanlış değerlendirmeler yapılmaktadır.
Menzil Kitapevi Fidan Güngör’ün öncülüğünde 1978 yılında Diyarbakır’da açılmıştır. Bu tarihte ne İlim Kitapevi, ne Vahdet Kitapevi ne de bu iki kitapevinin arkasındaki şahsi manevilerin herhangi bir etkinliği söz konusu değildir. Güngör ve Menzil konusunu daha önce işlediğim için burada biraz Hüseyin Velioğlu’nun kendi çalışmaları ve Vahdet ile Menzil’le olan ilişkileri üzerinde duracağım.
Hüseyin Velioğlu, 12 Eylül’den önce Ankara’daki yüksek öğrenimini bitirdikten sonra kaymakamlık sınavına başvuruyor ama kazanamıyor. Eğer sınavı kazansaydı, kendisinin ve Kürdistan’ın tarihi daha farklı yazılabilirdi. Daha sonra ama yine 12 Eylül’den önce Batman Petrol Rafinerisinde sağ kesimin sendika adayı olarak sendika seçimlerine giriyor. Bütün sağın ve muhafazakar kesimin desteğine rağmen solcular seçimi kazanıyor.
Bu arada İran İslam İnkılabı gerçekleşiyor ve yedi ay sonra da Türkiye’de darbe oluyor. Bildiğim kadarıyla Velioğlu 12 Eylül darbesinden sonra siyasi ve kültürel faaliyetlerini başlatıyor. Dolayısıyla Fidan Güngör ve Velioğlu farklı zamanlarda ve farklı mekanlarda birbirleriyle hiçbir irtibatı olmaksızın çalışma başlatıyorlar.
Velioğlu, Batman merkezli olmak üzere faaliyet alanı olarak ağırlıklı bir şekilde kırsalı seçiyor ve de molla ve medreseler üzerinde çalışıyor. Kırsal alandaki faaliyetlerini sonuna kadar korumakla birlikte özellikle ilk 5-6 yıl öncelikli olarak sözü edilen alanlarda yoğunlaşıyor. Batman, Mardin ve Diyarbakır bölgesinde çok sayıda molla ve medrese ile irtibata geçiyor. O zamanlar Diyanet teşkilatı henüz köylerdeki camilerin çoğunu kontrol altına almamıştı. Bu vesileyle köylerde medrese geleneği son yıllara oranla çok daha güçlüydü.
12 Eylül’den sonra bütün sol ve ulusalcı hareketlerin sindirilmiş olması, İhvan ve İran etkisinin Kürdistan’da daha belirgin bir şekilde hissedilmesi, bölge koşullarını İslami değerler temelinde yeni bir çıkışa uygun hale getirmişti. Kırsal alan ile molla ve medreseler de siyasi bir çıkış için daha uygun ve bakir bir alan sayılırdı. Velioğlu’nun kırsaldan başlamasında, daha sonraki icraatlarından anlaşıldığı kadarıyla PKK’nin şekillenişini belirli ölçüde kendisine model alması da etkili olmuştur.
Velioğlu, işaret edilen uygun koşullar içinde başlattığı çalışmalarını molla ve şeyh kimliğini birlikte taşıyan şahsiyetlere kadar genişletti. Batman veya Bismil bölgesinde hem molla hem de şeyh olan ve çok sayıda molla müridi olan Molla Muhammed ve çevresine de nüfuz etti ama bir süre sonra oradan bir kısım mollayı kopararak ayrıldı.
Silvan-Batman hattında etkin olan, bölgenin yaşlı ve ileri gelen mollalarından sayılan rahmetli Molla Ali Zila ile de irtibata geçti. Molla Ali’nin bölgede çok sayıda mollalık yapan öğrencileri vardı ve mollalar arasında saygın biriydi. Velioğlu onunla irtibata geçtikten sonra çok iyi düzeyde bir ilişki geliştirdi ve Molla Ali üzerinde diğer mollaların tahmin edemeyeceği kadar etki kurdu.
Kürdistan’daki mollaların bir çoğu belki de ilk kez siyasi bir tecrübe yaşıyordu. Kürd ulusal hareketlerine destek veren mollaların siyasi tecrübesi vardı ancak onlar farklı bir çizgide olduğu için Velioğlu ile doğrudan bir irtibata geçmediler. Velioğlu’nun irtibata geçtiği mollaların çoğu, siyasi tecrübeye sahip değildi. Onları harekete geçiren ve İslami uyanış sürecine katan Velioğlu idi. Bu süreçte mollalarla yaşadıklarının bir kısmını zaman zaman benimle paylaşmıştı. Bir görüşmemizde çok sayıda mollaya iki saat boyunca İslami hareketi ve uyanışı, yapılması gerekenleri anlattığını, oturumun sonunda bir mollanın, ‘yazıklar olsun bize! Bunca molla buradayız bir üniversiteli bize sorumluluklarımızı anlatıyor’ dediğini bana aktarmıştı.
Mollaların durumu bu olunca, muharrik güç mollaların kendisinden değil de dışarıdan olunca, muharrik güç durumunda olan Velioğlu’nun etkileyici ve yönlendirici konumda olması doğaldı.
Velioğlu, başlattığı siyasi mücadelenin mutlak surette kendi önderliğinde şekillenmesini baştan beri tasarlamış durumdaydı. Bunu her zaman ve mekanda açıkça ifade etmese de hadiseler ve zaman onun böyle düşündüğünü gösterdi. Dolayısıyla molla ve medrese üzerinde çalışırken de hedefinde tüm mollaların da kendi önderliğinde siyasi mücadeleye katılmasını hedeflemişti. Mollaların siyasi tecrübesizliği onların ilk yıllarda bu konuyu fark etmelerine engel oldu. Velioğlu ile çalışmaya başlayan mollaların siyasetle tanışmaları, dünya ve Türkiye İslami hareketleri hakkında bilgi sahibi olmaları onların bazı konuların farkına varmasına ve sorgulama yapmasına neden oldu. Mollaların bir kısmı Hüseyin Velioğlu önderliğinde siyasal süreci devam ettirmenin doğru olmadığı kanısına vararak konuyu tartışmaya açtı, ulemanın bir aydının önderliğinde çalışmasının kabul edilemez olduğunu savundu.
Molla Ali Zila ve Velioğlu’nun da hazır bulunduğu bir oturum düzenleniyor. Bu oturumun tarihini bilmiyorum ama 1982 veya 1983 olabilir. Önderlikle ilgili tartışmayı başlatan mollaların, Velioğlu ile Molla Ali Zila arasındaki ilişkinin mahiyeti hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları toplantı sırasında ortaya çıkıyor. Muteriz mollalar konuyu gündeme taşıyor ve içlerinden bir mollanın yürüyen siyasal sürecin önderliğini üstlenmesini öneriyor. Molla Ali, kimi önerdiklerini soruyor. Molla Ali en yaşlı ve en itibarlı biri olduğu için muteriz mollalar da Molla Ali’yi öneriyorlar. Molla Ali de ‘Siz beni mi seçtiniz?’ diye soruyor ve evet cevabını alıyor. Molla Ali, ‘Ben de Velioğlu’nu seçtim önderliğe’ diyerek seçimle aldığı yetkiyi devrediyor. Konuyu gündeme taşıyan mollalar hiç beklemedikleri bir tabloyla karşılaşıyor ve bu oturumu müteakiben Velioğlu’ndan ve Molla Ali’den ayrılıyorlar.
Hatırladığım kadarıyla 1986 yılındaydı Velioğlu bu oturumu üstü kapalı olarak detaylara girmeden bana anlatmıştı ve o zaman bile çok rahatsızdı; tarihi bir fırsatın kaçırıldığını söylüyordu ve bu fırsatın kaçmasına neden olanlara çok kızgındı. Ben bu oturumun, anlattığım şekilde cereyan ettiğini yıllar sonra öğrendim. Bir arkadaşım ki Allah’ın rahmetine kavuştu, o oturumda bulunanlardan doğrudan nakille bana bu olayın detaylarını aktarmıştı.
Adı geçen oturumdan sonra ayrılan mollalar, kaç yıl sonra Diyarbakır’da Vahdet Kitapevi’ni açtı. Molla Abdulvahhab sözü edilen oturumda yoktu ama babası vardı. Molla Abdulvahhab Ekinci’nin konuya ilişkin haber ve raporlarda çokça yer almasının nedeni Vahdet Kitapevi’nin onun adına olmasıydı. Vahdet Kitapevi’nin arkasındaki manevi gücü Velioğlu’ndan ayrılan mollalar oluşturuyordu ki bunların başında da Molla Abdulvahhab’ın babası geliyordu.
Vahdet Kitapevi İlim Kitapevi’nden sonra açıldı. Bu iki kitapevini kuranlar çok önceden birbirlerinden ayrılmışlardı ama geçmişte birliktelikleri olmuştu. Yani önce bölündüler birkaç yıl sonra ayrı ayrı kitapevleri açtılar. Bu iki tarafın birlikteliği ve ayrılığı sürecinde hiçbir şekilde Fidan Güngör yer almadı, onların arasında değildi, onlarla bir irtibatı yoktu ve sözünü ettiğim gelişmelerden de haberdar değildi. Dolayısıyla yüzlerce haber, yorum ve raporda yer alan Güngör, Velioğlu ve Ekinci’nin Vahdet Kitapevi’ni birlikte açtığı ve sonra üçe bölündüğü şeklindeki bilgiler kesinlikle yanlıştır ve yanıltıcıdır. Doğru olanı, Vahdet ve İlim çevresinin söz konusu kitapevleri açılmadan önce bir süre birlikte çalıştıkları, daha doğrusu bir olduklarıdır.
Molla Ali’nin Velioğlu ile birlikteliği veya ona bağlılığı hatırladığım kadarıyla 1987 yılına kadar sürdü. Onları defalarca birlikte gördüm, yakınlıklarına tanık oldum ve birlikte oturduğumuz oldu. Sebebini bilmiyorum ama dediğim tarihte Velioğlu ile Molla Ali’nin de yolları ayrıldı. Molla Ali ayrılınca ona bağlı olan mollaların da bir kısmı ayrıldı. O tarihlerden sonra Velioğlu’nun da önderlik konusundaki tavrı katılaştı ve artık onun mutlak önderliğini kabul eden mollalar kaldı, diğerleri kendi yoluna gitti.
Aslında Velioğlu iyi bir yerden başlangıç yapmıştı. Mollalar ve medreseler bakir bir alandı. Ne var ki, izlenen yöntemin olumlu sonuç vermeyeceği kaçınılmazdı. Çünkü İslami değerler temelinde yapılacak mücadelede önde olması gereken muharrik güç ulema olmalıdır. Ne ki, bizde bu durum aksinedir. Alim olmayanlar, alime sorumluluklarını hatırlatıp onu aktivitenin içine çekiyor. Bu durumda da doğal olarak alimin önde olması kendiliğinden gerçekleşemiyor. Önde olmak atama veya seçimle olmaz. Önde durmanın gereklerini yaparak olur ancak. Aydın alime gidiyorsa, aydın alime ne yapılması gerektiğini anlatıyorsa, bu durumda alim aydının önüne geçemez. Buraya kadar doğru ama öte yandan doğrusu aksi olandır. Doğru olan yerinde olmayınca yine sorun yaşanıyor. Sorun, kendiliğinden önde olması gerekenlerin arkada kalmasından kaynaklanıyor. Bu durumda yapılabilecek en doğru şey uygulanabilir, verim alınabilir ve aynı zamanda kendi değerlerimizde temeli olan ‘şura’ sistemini işletmektir. Şura sisteminde kimin önde olacağı sorunu olmaz ve herkes kendi uzmanlık alanındaki katkısını ortak potada buluşturur. Böylece aydın alime ve alim de aydına katkı sunabilir. Biri diğerinin önünde olmak yerine yan yana yürür hep birlikte sorumluluk üstlenmiş olurlar. Fidan Güngör-Molla Mansur ikilisi ve aralarındaki ilişki tarzı güzel ve olumlu bir örneklikti ve aynı zamanda şura sisteminin işletilerek söz konusu sorunun aşılabileceğini gösteriyordu. Ne ki, kaderin tecelli tarzı bu güzel örnekliğin devamına imkan vermedi. Velioğlu ise, bu sistemi benimsemediği için doğru seçim yaptığı alanda mollalarla birlikte ve onları da bu sürece katarak, gelişmelerine imkan sağlayarak yürümeyi başaramadı.
(Devam Edecek)
Not: Yazı izin alınmadan ve aktif link verilmeksizin kullanılamaz.