Fidan Güngör’ün makalelerinin bir kısmı yazdığı dönemin güncel meseleleriyle ilgilidir. Bu türden yazdığı yazılar, aktüel yazılar başlığı altında ‘Teoriden Pratiğe İslami Hareket’ adlı kitabının dördüncü bölümünde yer almaktadır. Kürd sorunuyla ilgili yazdığı yazılardan biri de esasen aktüel sayılır. Çünkü o yazıda Kemal Burkay’a cevap vermiştir. Yazı Kürd meselesiyle ilgili olduğu için Kürd sorununu içeren üçüncü bölümde yer almaktadır. Adı geçen eserde toplam altı yazı o dönemin güncel konularıyla ilgilidir ki, bunların beşi adı geçen kitabın dördüncü bölümünde bulunmaktadır.
Hatırladığım kadarıyla güncel konulara ilişkin yazdığı makalelerini, mücadelesinin son bir yılı içinde yazdı. Son bir yılı da oldukça mutaharrik idi ve kendisi de sabit bir yerde değildi. Son bir yılının önemli bir kısmını İstanbul’da geçirmişti.
Önceki yazılarıyla sonraki yazılarının arasında görülür açık bir fark vardır. Diyarbakır’da iken kaleme aldığı makalelerin tümü İslami hareket ve İslami hareketin metodu ve usulüyle ilgilidir. Tamamen teoriktir ve idealist bir mahiyete sahiptir. Sonraki makalelerinde ülke ve dünya gündemine eğilim vardır. İç tartışmalara, içerdeki gelişmelere ve dış dünyada meydana gelen olaylara, Tacikistan ve Azerbaycan konularına eğilmektedir.
Bu değişimin üç nedeni olabilir:
Birincisi, yaşadığı süreç ve bu sürecin sonunda farklı yerlere gidip farklı zaviyelerden gelişmelere bakmış olması olabilir. Siyasi ve sosyo-kültürel çevre ve koşullar insanın bakışını etkiler. Buradaki ‘etki’ kavramını mutlak olumlu veya olumsuz anlamda kullanmıyorum. Etkinin yönü, kişinin duruşuna göre değişir. Şu bir gerçektir ki, dünya başkentlerinden gözüken dünya ile çevreden gözüken dünya bir değildir. Bu farklılık, doğal olarak bazı konuları yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissettirir insana.
Daha önce sürekli olarak Diyarbakır’da bulunan Güngör, son bir yılda farklı merkezlerde bulunma ve farklı çevrelerle daha çok paylaşıma girme imkanına sahipti. Dış çevresindeki bu değişim, onun farklı konuları gündeme getirmesini iktiza etmiş olabilir.
Yanlış anlaşılmaya kapı aralamaması için hatırlatmak gerekir ki, Fidan Güngör Diyarbakır’da bulunduğu zamanlarda da iç ve dış meseleleri yakından takip eden biriydi. İç ve dış meselelere ilgisi yeni değildi ve olamazdı. Ancak yazmaya başladığında öncelediği konular, İslami hareket ve hareket metoduydu. Söz konusu değişim, onun yazılı gündemiyle ilgilidir.
İkinci neden, İslami hareket metoduyla ilgili belirli veya yeterli ölçüde konuştuğuna ve yazdığına inandığı için de olabilir. Çünkü yıllarca çok geniş bir çevrede olmasa bile ulaşabildiği alanlarda sürekli bu konuları işlemiş ve tartışmıştı.
Üçüncü neden, değişimle ilgili olabilir. Evren seyyal ve dinamik bir yapıya sahiptir. Evrenin küçük bir cüz’ü olan insan da öyle. Bizim, kainattaki hareket halini idrak edemeyişimiz, varlık aleminde cereyan eden daim hareket gerçeğine halel getirmez.
Kendindeki ve evrendeki değişim ve hareket halini idrak edenler, bu hareketliliğin içinde yüzenler, o seyyaliyetin içinde bilinçli olarak akanlar tekamül sürecini yakalayabilenlerdir. Her şeydeki farkı fark edenler, iki günü bir olmayan müminlerdir. Varlık alemindeki değişimi fark edebilen hiçbir müminin iki günü bir olmaz, olamaz. Çünkü hiçbir şey dünkü gibi değildir. Sabit olan, bu hareketliliğin çerçevesini belirleyen sünnetüllah ve ilahi hakikatlerdir. Sabit bir çerçevenin içinde dinamik bir hayat ve evren söz konusudur.
İnsan için küçük kainat denir. Eğer insan küçük kainat ise, o da ilahi hakikatlerin tayin ettiği yörüngede daim hareket halinde olan bir varlıktır. Beşerin yürüttüğü hareketliliğin öncüleri de düşünürler, alimler ve hareket adamlarıdır. Bu türden şahsiyetlerin insana tanınmış alanlar içinde sürekli yenilenmesi, değişmesi, farklılaşması, üretmesi normalin ötesinde bir gerekliliktir, zorunluluktur. Bir mütefekkirin, değişime açık alanlarla ilgili konularda hiç değişim göstermemesi ve sabit fikirli olması bir olumluluk olarak kabul edilemez. Sabit kadem adına böylesi bir beklenti içinde olmak da doğru değildir. Sabitelere sahip çıkmak, sabit fikirlilik şeklinde anlaşılırsa, fikri donukluk yaşanır.
Güngör’ün kendi yazılı gündemine ilişkin bir değişime doğru yönelmesi doğaldır. Mücadelesine devam etseydi, bu değişim devam ederdi ve etmesi gerekirdi. Konum tespitine ilişkin yenilenmeler de bunu gerektiriyor. Bir dönem hareket metodu ve cemaatleşme bilinci üzerinde yoğunlaşıyor, İslami bilincin toplumsal katmanlar arasında yaygınlaşmasına çalışıyor; bir dönem geliyor bu çalışmaların etkilediği ülke gündemine eğiliyor.
Aktüel yazılarından olan ‘İslami Hareketin Gelişim Süreci ve RP’ başlıklı makalesinde Refah Partisi’nin yükselişiyle toplumdaki İslami duyarlılığın ve beklentilerin arasındaki irtibatı işliyor. Toplumsal gelişim ve beklentiyle bu beklentilere cevap vermeye aday partiler arasında nasıl bir ilişkinin olduğu ve olması gerektiği konusunu tartışıyor. Bugün yaşasaydı aynı konuyu bugün de işler, aynı irtibatı bu kez Ak Parti açısından ele alırdı.
‘Müslümanlar Gündem mi Yoksa Alternatif mi?’ başlıklı makalesinde de İslami hareketin hangi süreçlerden geçerek toplumun gündemine geldiğini, bunun ne anlam ifade ettiğini, bu sürecin nasıl yönetilmesi gerektiğini işliyor ve bu sürece karşı geliştirilen tepkileri ve taktikleri de değerlendirerek Oliver Roy, Sami Zubaida, Henry Kissinger gibi yabancı yazarlardan M. Ali Birand, Oktay Ekşi, İlhan Selçuk, Hikmet Çetinkaya gibi dahili yazarlara kadar birçok aydın ve yazarın tepkilerini analiz ediyor.
Bu iç gelişmelerin yanında Azerbaycan ve Tacikistan’daki siyasi gelişmelere de ilgisiz kalmıyor ve oralarda yaşanan hadiselerin İslam ve İslami hareketlerle ve Müslümanları ilgilendiren boyutlarıyla gündemine alıp işliyor.
Unutulmamalı ki, Fidan Güngör Türkiye ve dünya Müslümanlarıyla ilgili bu konuları işlerken hayatının en zor günlerini tecrübe ediyordu. Bir şekilde kendisine tahmil edilen çok ağır ve sıkıntılı bir sürecin ortasındayken Türkiye ve dünya meseleleriyle ilgilenmeyi ihmal etmiyordu. Yaşadığı süreci hiç yazılı gündemine taşımadı. İçi kan ağlarken o yine de ülkesindeki ve dünyadaki Müslümanların sorunlarıyla ilgilenmeyi mücadelesinin bir parçası olarak görmeye ve gereğini yapmaya çalışıyordu.
***
Şu ana kadar Fidan Güngör’ün hayatı, mücadelesi ve fikirleriyle ilgili 14 bölüm yazdım. Bunun ilk altı bölümü hayatıyla ilgiliydi, son sekiz bölüm ise onun düşünceleriyle. Hayatını ve mücadelesini bitirmeden fikirlerini işlemeye başlamamın nedeni, hayatının son kısmıyla ilgili konuların, onu ve fikirlerini yakından tanıma imkan ve fırsatını bulamayanlar için doğru anlaşılmasına katkı sunmak içindir.
Bundan sonraki bölümlerde hayatının ve mücadelesinin son yıllarını konu edineceğim.
(Devam edecek)
Not: Yazı izin alınmadan ve aktif link verilmeksizin kullanılamaz.