Biz müminiz. Tevhid üzere düşünürüz. Hayat başlığımız “Kelime-i Tayyibe”dir. Yani “La” deriz kendini ilah gibi görenlere, dostlarına, yardımcılarına, destekçilerine. Ancak “Allah” tır tek ilah, tek hâkim, tek otorite, tek malik olan.
Allah’ımızın güzel isimlerini hayata getiririz. O isimler ile yola çıkıp hayatımızı yönlendiririz. Bu konuda modellerimiz peygamberlerimizdir. Onları takip ederiz. Onların arkasından gideriz. Onlara selam göndererek, onlara olan bağlılığımızı ifade ederiz.
Her peygamber ve her vahiy “Kelime-i Tayyibe” için gönderilmiştir. Biliriz Allah’ımızın bizden isteği bu. Bu kelime Allah’ımızın misali gibi sağlam ve güzel bir ağaç gibidir. Kökü sağlam ve kökler çok derinliklerdedir. Ağaç, izleyenlere gönül rahatlığı verir. Yemişleri boldur. Ve herkes bu ağaçtan bolca faydalanır. Ve bu faydalanma sürekli tekrarlanır...
Şirk ise kötü bir ağaç gibidir. Kökü sağlam olmayıp, sallantıda durur. Yemiş vermez. Kendisinden faydalanılmadığı gibi çevreye de zararlıdır.
Bu yüzden hayat düsturumuz “Kelime-i Tayyibe”dir. Yani “la ilahe illallah” tır. Bu bilinç üzereyizdir. Bu kelimenin içeriğini çok iyi biliriz.
Aramızdan biri, Allah ve elçisine çağırdığı zaman, hemen işitir ve itaat ederiz. Allah ve resulünün dediklerini ve belirtiklerini yaparken ne yılgınlığa düşeriz, ne acziyet gösteririz. Direniriz. Pasif iyilerin aktif kötüleri yenemeyeceğini biliriz. Allah yolunda oturanlar ile O’nun yolunda canıyla, malıyla çabalayanların bir olmadığını da biliriz. Bu yüzden içimizdeki enerji bitmez. Severiz derdimizi. Vahyin sorumluluğunu sırtımızda yük olarak düşünmeyiz. Seve seve yaparız sorumluluğumuzu.
Aktif iyilerden olmak için salih amellerde ve hayırlarda yarışa gireriz. Allah’ımıza hamd etmenin edasını bire bin vurmak için organize oluruz. Cemaat oluruz. Biliriz Allah’ın rahmet eli cemaat olanların üzerindedir. Sosyal hayatı bireysel düşünmeyiz. Ama bireysel değişimin sosyal değişimin aküsü olduğunu da biliriz. Bu nedenle toplumdan kopuk inancımızı yaşayabileceğimizi düşünmeyiz. Eşimizi, çocuğumuzu, kardeşimizi, komşumuzu, akrabalarımızı, dostlarımızı yanımızda, safımızda görmek isteriz. Onlardan kopuk bir dünya oluşturmayız kendimize. Ama ısrar ederlerse aramızda olmamaya, buna da karşı durmayız.
Biz biliriz, hayat sadece dünya süreci değildir. Hayat ahiret ile de devam eder. Bu yüzden plan ve programlarımız sadece bu dünyaya yönelik değildir. Sadece buraya yönelik değildir beklentilerimiz. Orada ki dilediğimiz yer olan esenlik yurduna gitmek için çabalarız. Çünkü bu dünya doyumsuzluğundan ziyade Ahirete özlemimiz vardır. Oradaki yaşam idealimizdeki istediğimiz hayattır. Biliyoruz ki bu hayatın temellerini şimdiden atmak zorundayız.
Zorlanırız, sıkışırız, kınanırız, tehditler alırız. Ama vazgeçmeyiz Allah’ımızın ilkelerinden ve öğretisinden. Biliriz ki Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.
Allah’ın bizden razı olması en öncelikli irademizdir. O’nun rızalığı ile ölçeriz, biçeriz hayatımızdaki her bir şeyi. Bu yüzden şeytana ve tuzaklarına karşı her zaman kuşanmışızdır, savunmadayızdır her an.
En büyük silahımız takvamızdır. Takvamız, Rabb’imize olan sorumluluğumuzdur. Biliriz, bu azim bir iştir. Bu azim işten korkmayız. Çünkü cesareti, güveni ve desteği Rabb’imizden alırız. Biliriz biz, Allah yolunda olursak, O da kesinlikle yardım edecektir bize. Önemli olan tevhid dersinden sınıfta kalmayıp, hep mümince düşünmemiz ve mümince davranmamızdır. Ve biz kararlıyız ebedi mümin olmaya!