Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

24 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
.: Yazarlar :.
Cemaat İdeolojisi (2)

- 15/04/2010 - 21:07
Çözümlere yaklaşımlar farklı olunca, tavırlarda farklı olmaktadır. Baskılar artınca da kimisi baskılardan dolayı rejimin arkasına sığındı, kimisi de tavırlarda dolayı sığındı. Tavırlardan dolayı yaklaşanlar işi çığırından çıkardılar. Rejim ocaklarını peygamber ocağı yaptılar, rejimin kurumlarında benim elemanım olsun diye rejime yaranmaya çalıştı, rejime kapalı savaş açanlardan olmadığını ispat etmek için, vatandaşlık görevi diye diğerlerini ihbar bile ettiler.
 

Cemaatleşme şekline ilk gidildiğinde herhangi bir isim altında gidilmedi. Daha sonraki faaliyetleri onlara isim getirdi. Çoğu cemaat kuruluş aşamasında kendine net bir isim bırakmadı, bırakanlar ise bunu kolay kolay dile getirmediler. Çünkü devletin kanlı ihtilallerini tek tek görmüşlerdi. 60 ihtilalinde kendi başbakanını, dışişleri bakanını ve maliye bakanını asan bir rejim vardı ortada ve o başbakanı seven eski dava arkadaşlarını, dostlarını, en ufak bir şüphelenmede öldürmek için fırsat kolluyordu. Bunun en açık örneği serbest bırakıldıktan sonra CHP’nin kalesi olan Malatya’yı bağımsız belediye başkanı olarak 1977’de kazanan, 60 ihtilalinde Menderes’in eski kuruması ve milletvekili olarak Yassıada da onunla beraber idamla yargılanan Hamit FENDOĞLU’nun bombalı bir paketle 79'da öldürülmesi idi.


70 ihtilali ile Kızıldere katliamı üzerinde fazla zaman geçmemişti. Devlet aynı sertlikte kanlı eylemlerine devam ediyordu. 12 Mart 1971 muhtırasından sonra yakalanan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarını engellemek için 27 Mart 1972'de Ünye'deki NATO üssündeki yabancı görevlileri kaçıran Mahir Çayan, Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Fatsalı Nihat Yılmaz, Ertan Sarıhan, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna, Saffet Alp'le Ünyeli Ahmet Atasoy’yu nasıl infaz ettiklerini biliyorlardı. Böyle bir katliamı da bildikleri için daha gelişmeden yok olmak istemiyorlardı. Rejimin tehlikeli sandığı her türlü örgütlenme şekline karşı çok sert davrandığını görmüşlerdi. Çünkü Kızıldere de katledilen sadece Türkiye Halk Kurtuluş Partisi - Cephesi üyeleri değildi. Orda, Dev-Genç ile THKO üye ve liderleri de vardı. Kızıltepe olayının failleri ile infaz edilenleri belli ise de, failleri belli olmayan bir sürü infaz da vardı.

Mevcut düzene karşı başkaldırı veya buna yönelik bütün faaliyetlerin sonu genelde ölümle sonuçlanıyordu. En küçük bir hücre tipi örgütlemeyi basan güvenlik kuvvetleri hiç birini sağ bırakmıyordu. Çünkü devlet şiddete meyilli, ayaklanan, protesto yapan, adam kaçıran, soygun yapan, kurum işgal eden ve silah kullanmaktan çekinmeyen bir sürü örgütle mücadele ediyordu. Müslümanlar bunları çok iyi biliyorlardı. 80 ihtilalinden de yeni çıkmışlardı, kurulan ihtilal devleti her türlü örgütlenme şekline de tahammül etmiyordu. Sağ sol ayırımını yapmadan herkesi aynı kefeye sokuyordu. 80 ihtilalinde sokaklarda bir birlerini vuran karşıt görüşlü insanları aynı hücrede tutuyordu. Kaldı ki ihtilale giden ilk kurşunu sağ ve sol görüşlü insanlar birbirlerine sıkmamışlardı. Fitili ateşe veren Evren ve on iki kişilik arkadaşları idi. Her ne kadar o zaman ilk tetiğe basanların ordu mensuplarının olduğu ispat edilmediyse de olay yerinde bulunan mermi kovanlarının ordu malı olduğu bilinmekteydi. Tetiğe basanlar ordu mensubu değilse de yardımcı olanlar onlardı. Rejimi kuruma adına illegal faaliyette bulunmaktan çekinmeyen bir sistemin varlığını biliyorlardı. Buda onların tekbirli hareket etmelerini sağlıyordu. Geniş düşünerek akıllı hareket etmelerini kaçınılmaz kılıyordu.

Cumhuriyet kurulduktan sonra ikinci dünya savaşı yılları ile 1960 yılına kadarki zamanı saymasak her on yılda bir ihtilal ve kanlı sahneler olmaktaydı. Mevcut rejimin kimseden yana olmadığını ve yeri geldiğinde düşünce farkı gözetmeden herkese gerekli tepkiyi verdiğini iyi biliyorlardı. Cemaatler zayıf oldukları bir dönemde belli bir isimle anılmamak için hücre tipi örgütlenmeye gitmediler. Genellikle kendi evlerinde bilgi alma ve bilinçlenme tipi çalıştılar. Dernek ve vakıf gibi onları toplu bir yerde bir araya getirecek, bilgi alışverişinde bulunacakları kurumlardan kaçındılar. Belli bir sayıya ulaştıktan sonra evlerin yükü fazlalaştı. Evlerin yükünü hafifletmek dernek ve vakıf gibi yerler açmaktansa, kısmı olarak ihtiyaçlarını görecek kitap ve yayın evleri açtılar. Kuruluş aşaması için kitapevleri ile yayınevleri birçok ihtiyaçlarına cevap veriyordu. Çoğu cemaat daha sonra yayın ve kitap evlerinin isimleri ile anılmaya başlanıldı. Çünkü kendilerine belli bir isim takmadıkları için oraya girip çıkan insanların genelde aynı olması, gün içinde bir kişinin birden fazla aynı yayın evine gelmesi, bazen birden fazla kişinin kitap evlerinde sohbet etmesi, bu tür hareketliliğin fazlalaşması dışardan bunları fark eden insanların kitapevi veya yayın evinin adı ile onlardan söz etmesi gayet doğal oluyordu. Çünkü hareketlilik, birliktelik, paylaşmışlık, ortak değerler ve aynı görüşler var ortada ama bir isim görülmüyordu. Böyle olunca da kitap ve yayınevleri isimleri ile anılmaya başlandılar. İşin en ilginç yani ise cemaatler çoğu zaman birbirlerini tanımadıkları için kendi kendilerine o isimleri de taktılar. Cemaatlerle ilişkisi olmayan insanlarda bunu iyi veya kötü bir şekilde yaymaya başladılar.

Cemaatler yavaş yavaş örgütlenme şekline giderken genelde okudukları kaynaklar ve kitaplar belli sayıda olduğu için aynı şeyleri hep bir ağızdan söylüyorlarmış gibi algılanılıyordu. Oysa yeni yeni birikim elde etmeye başlamışlardı. Evlerinde aynı konuları işliyorlardı, dışarıda bunu fiiliyata döküyorlardı. İrşatta en çok işledikleri konuları dile getiriyorlardı. Herhangi bir konuda aynı şeyleri söylemeleri fikirde birlik sağlarken diğer cemaatlerle de zıtlaşmaya götürüyordu. Çünkü bir cemaatin üzerinde durduğu bir konuyla diğer bir cemaat ya ilgilenmiyordu yada geç üzerinde duruyordu. Buda aslında çoğu zaman bir konun gerekliliklerini bilmeden, ilk hareket ateşiyle başkası söyledi diye farklı algılayıp karşı duruyorlardı. Konunun yanlışlığından kaynaklı herhangi bir ihtilaftan dolayı bunu yapmıyorlardı. Asıl amaç o konuya hakim olan cemaatin fikir büyüklüğünü kabul etmek istemiyorlardı. Çünkü herhangi bir kabullenme birey kaybına sebep verecekti. Karşı oldukları konularda bilgi eksikleri olduğu halde yaptıkları yorumlarla diğerlerinden farklı olduklarını göstermeye çalıştılar. Daha sonra ki dünya görüşlerinin farklılığı ilk baştaki zıtlaşmalardan kaynaklandı. Çoğu da aslında aynı kaynakları okuyorlardı ama her nedense farklı hareket etmeyi tercih ediyorlardı. Aklıselim düşünmüş olsalardı zıtlaşmaya sebep olan konuların aslında teferruat olduğunu göreceklerdi. Bir cemaatin hakim olduğu bir konuya diğer cemaat hakim olmadığı için zıtlaşma başladı. Ama bunu hiçbir cemaat lideri ve onların peşinde gidenler kabul etmedi.


Ayrıntılar onları ideolojileşmeye götürdü. Yoksa okudukları kitaplarla edindikleri fikirler değil. Seyit KUTUP her yerde aynı idi, Mevdudi yeniden kitap yazmadı ikisinin de çağdaş kavramlara yüklediği anlam aynı idi. Fakat Doğu ve Güney Doğu’da çalışan cemaatlerle diğer bölgelerde çalışan cemaatler bir birlerine zıt fikirler beslediler. Zıtlaşmaya sebep veren ayrıntı ise kavmi duygular idi. Entelektüel, geniş fikirli ve kavmiyetçi duyguları beslemeyen insanları okumalarına rağmen ayrıntının dışına çıkamadılar. Özelle geneli ayırt edemediler. Kürt potansiyelinin çoğunlukta olduğu cemaatlerin, Kürt sorununu dile getirmelerinden dolayı Türk potansiyelinin çoğunlukta olduğu cemaatler tarafında Kürtçü görüldüler. Kürtçü damgası yiyen cemaatlerde diğerlerinin hoşgörüsüzlüğünden dolayı onları Türk Milliyetçisi olarak gördüler. Aynı bölgede yaşayan cemaatlerde ayrıntı kısmında aynı şeyi yaptılar. Türkler, devlet düşmanı-İrancı ile milliyetçi-ümmet karşıtı olarak ikiye ayrıldılar. Kürtler de Kürt milliyetçisi- ümmet karşıtı ile Kürt düşmanı- devlet ajanı diye ikiye ayrıldılar. Oysa doğuda ki bir cemaatin okuduğu kitabı batıdaki de okuyordu. Çünkü kitaplar batıdan doğuya geliyordu ve çoğunlukla çeviri kitapları olup başka ülkelerde ilk cemaatleşen Müslümanların birikimleri idi. O kitapların hiç birinde Türkiye’deki Müslümanların şartlarından bahsedilmediği gibi hiç birinde de onların takıldıkları ve ideolojileştirdikleri konulardan bahsedilmiyordu. Kitaplardaki konular genelde hareket mantığı, tebliğin hazırlık aşamaları, tebliğcide olması gereken özellikler, çağdaş kavramlar, beşeri yönetim şekillerinin meşruluğu idi. Başta okudukları kitaplar çoğunlukla aynı olmasına rağmen kitaplardan işlerine yarayan kısımları aldılar, o kısımların üzerine kendi dünya görüşleri ile özelde nasıl düşünmeleri gerektiğini eklediler. Fakat daha sonra birbirlerini iyi tanıyıp dinlemedikleri için ekledikleri kısımlar onları karşıt görüşlü yaptı. Çünkü eklemeyi tek tarafı ve cahili duygularla yapmışlardı. Geliştirdikleri kısımların genele hitap edip etmemesine pek bakmıyorlardı. Bu dış kaynaklı beslenenlerde olduğu gibi tek ve iç kaynaklı beslenenlerde de oldu. Ortada tek bir alimin kitapları varken bile o alimi okuyanlar birden fazla cemaate bölündüler.

Neden birden çok cemaat sorusu sorulduğunda ise, her cemaatin tipik yol haritalı bir cevabı vardı. ‘İşte bir dağ var biz etrafından dolaşarak her yerini öğrenerek, etrafındaki bütün güzellikleri görerek zirveye çıkmak istiyoruz, şunlar en kısa yolu, diğerleri en modern yolu, başkası en zahmetsiz yolu tercih ederek sadece yolun üzerindeki güzellikleri görmek istiyorlar.’ ‘Ayrılıkların sebebi bu, yoksa gidilen zirve aynıdır’ dediler. Burada tek doğru olan nokta gittikleri zirvenin aynı olması idi. Yoksa İslam dini hiçbir zaman aynı çağda yaşayan Müslümanların bu kadar farklı hareket etmesini kabul edeceğini sanmıyorum. Sorun zirve değil zirveye gidilen yolun doğruluğudur. Acaba seçilen bunca yol gerçekten de bahsettikleri gibimiydi. Yoksa her seçtikleri yolun üzerinde cahili duygular mı vardı o önemli. Net olan şeyler varken ortada ben yöntem farlılıklarının altında farklı şeylerin olduğuna inanıyorum. Evet, her yiğidin bir yoğurt yiyişi var ama yoğurdun rengi belli. Niyeti yoğurt yemek olan akıllı bir yiğit altın tas ile gümüş kaşık aramaz, alır önüne yoğurdu kimseyi yoğurt yemekten tiksindirmeden afiyetle yer. Yoksa isteyen ağzını şapırdatsın, isteyen sırtüstü yesin, isteyen içine katkı maddesi katsın bizi ilgilendirmez. Kimseyi yoğurdun beyazlığına ve faydasına inanmakta şüphe içinde bırakmadıkça biz yoğurt yeme şekline karışmıyoruz. Bu gün cemaatler İslam’ın beyazlığına gölge düşürdükleri için biz sıkıntı çekiyoruz, İslami bilmeyen insanları dinden tiksindiriyorlar. Seçtikleri yollar doğru olmaktan çıkmış mide bulandırmaya başlamış.


Cemaatler arası zıtlaşmalar çoğalınca yeni ilkeler edinilmeye başlanıldı. Şu cemaatlere karşı yakın olmamızı sağlayan faktörler belli falan cemaatlerden uzak durmamızı sağlayan faktörler belli dediler. Takınılan tavırlar ilkeselleşince, ilerleyen safhalarda inançtan ziyade ideolojik fikirlere de dönüştü. İdeolojikleşen ilkesel fikirler, daha sonra tamamen kalıplaşarak İslam’ın öz benliğiymiş gibi algılanmaya sebep oldu. İslam dini bu konulardan ayırt edilemez, bu konuların mesuliyeti varmış gibi her cemaatin ideolojisi İslam kaynaklarında gösterilmeye çalışıldı.

İdeolojileşmenin ilk belirtisi, belli bir ilerleme kat edildikten sonra hareketsel alanda birbirlerine karşı daha önceki zıtlaşmalarda dolayı aşırı tavır takınmaları oldu. Siyasal alanda farklı söylemlerin yaygın olması onları daha da ideolojileştirdi. Bir noktada bu ayrılıkların olması kaçınılmaz oluyordu. Kuruluş aşamasında birlik sağlayamıyorlardı, herkes diğeri bana tabi olsun diyordu. Varlık mücadelesi verdikleri bir zamanda ideolojikleşmeselerdi yok olurlardı. Çünkü Türkiye’nin her yerinde anarşik bir yapılanma vardı. Cemaatler faal olmadan önce ortada sadece sağ ve sol renkler vardı. Bu iki rengin içinde ideolojisiz bir yapılanmadan bahsedilemezdi. Cemaatlerde de sağ ve sol akımların etkisi vardı. Bu iki akımın ideolojisini İslam çatısı altında toplayarak ideolojikleşip varlıklarını kurudular. Sağ ve sol söylemleri içinde barındırmayan bir yapılanmaya rağbet oluşmazdı. Tebliğde sağ ve sol söylemlerin olması onlara çok kolaylıkta sağladı, daha fazla insanı bir çatı altında topladılar. Herkes aynı düşünerek aynı tavrı vermek zorunda değil. Fakat net olan inançsal konularda farklı tavır içine girmeleri İslam’ın gerekliliklerinde ziyada cemaatte oluşan ideolojik fikirlerden kaynaklanmıştır. Biz bu gün her ne kadar bunu kabullenmesek de ortak noktalardaki tavır ve düşüncelerden anlaşılıyor ki, her cemaatin aslında belli bir dünya ideolojisi de oluşmuş bulunmaktadır. Zıtlaşmalar, güç ve bilgi gösterisi, tavır takınmalar, birbirlerine itham ettikleri kavramlar, siyasal fikir farlılıkları onları öyle bir noktaya getirdi ki artık İslam kavgası mı, Kürt kavgası mı, Türk kavgası mı, devlet kavgası mı yoksa bu cemaat kavgası mı belli olmuyor.


Ortadaki gerekçeler ne olursa olsun, yapılanların şekli ne olursa olsun, geçmişte ne yapılmış olursa olsun, İslam dışı yapılanların gerek bir ırka yada bir cemaate yapılmış olsun hiçbir zaman İslam dininde siyasi ayrılıklara sebep verme noktasına getireceğine inanmıyorum. Ayrılıkların sebebi yapılanlar değil cahili adetlerden kaynaklanıyor. Yapılan yanlışlıkların dile getirilmesi, haksızlığa uğrayanların yanında yer almak şüphesiz İslam’ın gerekliliklerindendir. Fakat bunu yaparken yada buna karşı dururken acaba duygulardan dolayı mı bu yapılıyor, yada gerçekten İslam’ı bilinçle mi bu yapılıyor önemli olan bu farkı ayırt etmesini bilmektir. Kürt Müslümanların Kürt sorununa değinmesi hangi sebeplerden oluyor, Kürtlere yapılanlardan mı kaynaklı yada kavmi duygulardan mı kaynaklanıyor, Türk Müslümanların Kürt sorununa tahammül etmemeleri devlet sevgisinden mi, kavmiyetçilikten mi yada gerçekten İslam’ın gerekliliklerinden mi kaynaklı bir durum mudur? Bütün tepkilerin gerçek nedeni anlaşılmadan cemaatler ideolojik tavırlarını bırakmazlar. İlk tepkinin gerekçesini bir cemaat ne zaman açıklayıp kendi içinde gerçekten bunu silmedikçe cemaat ideolojisinden arınamaz. Bu Türkiye’deki büyük küçük bütün cemaatler için geçerli bir durumdur. İdeolojilerden arınılmadan gerçek bir mümin olunamaz, ideolojileri de içinde barındıran İslam’ı yapılanmaların varlıkları ise kısa süreli olacaktır.

İlkin ideolojileşenler ise siyasal alanda söylemleri geniş olanlar olduğu için ikincilere pek yer vermek istememişlerdir. Siyasal alanda ilkin yer edinenler daha sonra gelen cemaatleri ya kendilerine rakip görmüşler yada samimi bulmamışlardır. Bu yüzden yavaş yavaş açık bir çekişmenin önü açılmış oluyordu. Daha sonra siyasi söylemlere yönelenler karşılarında ilkin ideolojileşenleri gördüler. Bu sanki rövanşın alınması gibi oldu. Çünkü siyasi söylemleri çok olanlar, yeni yapılanmaya giderken diğerleri ile karşı karşıya gelmişlerdi. Temel dini konularda ve siyasi ilkelerde tavırları net olanlar, net olmayanlara; ‘biz rejime karşı net tavır alırken, başörtüsüne direnirken, dinimize yapılan saldırılar karşısında bedel öderken, Kürtlere yapılan haksızlıkları dile getirirken, milliyetçi sentezleri çürütmeye giderken, ülkemiz dışında zulüm gören Müslüman kardeşlerimizin davalarını dillendirirken, onların liderlerine yapılan saldırıları protesto ederken, ılımlı geçinen tavırları net olmayanlar nerdeydiler, şimdi mi bu konularda yüreklendiler.’ ‘Şimdi bu sorunları aynı masada dün bizimle beraber olmayanlarla konuşup, hareket etmeye çalışırsak, dün bizim gibi düşünmeyenlerin ihanetine uğramayacağız ne malum, ihanet daha önce yapmadıkları bir şey değil’ bunun gibi konularla en sakin oldukları dönemlerde bile çekişmeye gitmişlerdir. Sistem onların üzerine gitmediği vakit onlar kendi aralarında geçmişin kavgasını vermeye başlamışlardır.

Mevcut ideoloji onların üzerine gitmeye başladığı zamana kadar tam bir ideolojileşme yoktu. Tam ideolojileşme baskılardan sonra oluşmaya başladı.Baskılar artınca gerçek niyetlerde net olarak ortaya çıktı. Daha önce bir birlerine karşı almış oldukları tavırları ideolojiye dökmenin son gerekçesi oldu. Çünkü sistem aşırı baskıya başlamadan önce birbirleri ile ilişkileri vardı. Fikir kavgası ve yöntem tartışmasını yapmışlardı. Baskılardan önceki fikir ve yöntem tavırları baskılarla net bir ideolojik boyut kazandı. Bu net tavır bir nevi konuşulanların bedelini ödemek gibi oldu. Cemaatler arası ideolojik yasaklanmalar başladı.

Çözümlere yaklaşımlar farklı olunca, tavırlarda farklı olmaktadır. Baskılar artınca da kimisi baskılardan dolayı rejimin arkasına sığındı, kimisi de tavırlarda dolayı sığındı. Tavırlardan dolayı yaklaşanlar işi çığırından çıkardılar. Rejim ocaklarını peygamber ocağı yaptılar, rejimin kurumlarında benim elemanım olsun diye rejime yaranmaya çalıştı, rejime kapalı savaş açanlardan olmadığını ispat etmek için, vatandaşlık görevi diye diğerlerini ihbar bile ettiler. Etkin yerlere gelmek için net olan konularda bile yan çizmekten çekinmediler. Gün boyunca bütün namazları kılmayıp, gece toplu kılmaya kadar bunu götürdüler. Bazıları ise çözümlerden dolayı siyasi partilerin arkasından yürüyerek iş yapmaya başladılar. Dernek, vakıf, öğrenci yurdu gibi yerlerde parti propagandası yapmaya başladılar. Bazıları da sistemin polis ve askeri ile birlikte hareket ederek ilk etapta inançlı olmayanlara karşı mücadele etti. Daha sonra ise onlarla bu mücadeleye girmeyen ve onlara bunun yanlışlığını söyleyenlere karşı mücadele vermeye başladılar.

Kendi aralarındaki iç mücadele durması gerektiği yerde hiçbir zaman durmadı. Bireylerin arasına inmeye başladı. Üniversitelerde başörtüsü için dışarıda eylem yapanlar varken, başlarını açıp derse girenler, hocalara ilerici oldukları ispat etmeye çalışarak zorla yoklama aldıranlar oldu. Yeter ki bizim arkadaşlar olsunlar, ileri de iş yapacaklar deyip başörtüsünü ayrıntı gösterip açtırdılar. Kendi açmış oldukları kurumlarda bile başörtüsünü yasakladılar. Dershane, yurt, yayınevi açmak için her şey mubah deyip rüşvet vererek açtıkları kurumlarda bile başörtüsünü ayrıntı gösterdiler. Birileri başörtüsü yüzünden sıkıntı çekip okuldan atılırken diğerleri açıp okuyordu. Açanlar açmakla kalmayıp diğerlerine provokatör, devlet haini, İrancı, Vahabi bile diyorlardı. Tabi bütün bu tavizlerin, söylentilerin, karalamaların arkasındaki gerekçeler her zaman oldu, karşılıklı ortak noktalardan dolayı çıkan tartışmalarda ise hiçbir zaman birbirlerini bu konuda ikna edemediler.


Üniversitelerde okuyan bazı cemaatlerin bireyleri ekmek bulamazken, diğerleri yemek şölenleri dahi kurdular. Bazıları kaldıkları evin kirasını bile ödemezken, diğerleri beşinci kat, asansörlü ve kaloriferli ev olma şartını dahi koştu. Yardıma ihtiyacı olan biri varsa yada birine burs (infak) verilecekse çoğu zaman kavmiyetçi, cemaatçi, faydacı, bizden mi değil mi mantığı ile yaklaşıldı. İşin en ilginç yanı ise bedel ödeyende ödemeyende bunu yaptı. Böyle olunca da bir ülkenin doğusunda, batısında, kuzey ve güneyi ile iç kesimlerinde temel olması gereken duruşa farklı bakışlar geliştirildi. Yaşantı ve temel ilkelerde sapmada yaşanıldı. Hâlbuki uzlaşamadıkları bütün konular ise net olanlardı. Başörtüsü, rejimin meşruluğu, devletin kutsallığı, devlet mi İslam’a hizmet etmeli Müslümanlar mı devleti yüceltmeli veya milliyetçilik gibi konularda ayrılıklar yaşanılıyordu. Bu konular İslam inancında müteşabih olmayan, muhkem olan konulardı. Hadi halk bu konuları bilmiyordu diyelim kanaat liderleri de mi bilmiyordu. Bunu bilmelerine rağmen hava ve heveslerine mi uydular, menfaat mi gözettiler, ideolojik mi davrandılar veya yapıların kuruluş amaçlarının ilk ilkesine kendilerini fazla kaptırarak, taviz vermeyi sanat haline mi getirdiler yada kısa yoldan iktidara giden yolu mu seçtiler bilinmiyor. Bilinen bir şey varsa, yapıların bu davranışları İslam’a bedel ödettiği kesindir. Müslümanlar ise bu konuların içinden hiç çıkamadılar, tartışılan bu konular, bireysel yaklaşımlı çağdaş fıkıh meseleleri oldu. Bu konulara çözüm hiçbir zaman tam getirilmedi. Bireyler arasında da her zaman tartışıldı, çoğunlukla inananların beyinlerine kutsal olmayan kutsallıklar yüklenilmiş oldu. Sonradan oluşturulan kutsallara savaş açanlar, konulara çözüm getirirken diğer yapılar taviz verdi, çözümde aynı rolü paylaşmayınca da tek taraflı çözümler oluştu. Tek taraflı çözümler ise geneli kapsamayınca ayrılıklar da fazlalaştı. Aralarında kin ve nefret tohumları artı, herkes kendini hak olarak lanse etti. Karşıdakini menfaatçi, samimiyetsiz, piyon olarak gördü. Diğer tarafta ise, birbirlerinin sırtından da geçinmeyi ihmal etmediler. Birinin ak dediğine diğeri kara demeye başladı. Birbirleri ile uğşaşa uğraşa bu ülkede başka fikir odaklarının olduğunu da unuttular. Dünya küçük bir köy haline gelirken, unuttular bir nesil aslında İslam fıtratından öte yaşamayı seçmeye gidiyor. Yeni gelenler ise İslam’ın öz benliğini kavramadılar. Onların bıraktığı yığınlardan oluşan bir din elde ettiler.

Bu gün hiçbir cemaat demesin biz sağlıklı bir nesil yetiştiriyoruz, ben inanmıyorum. Çünkü cemaatlerin başları daha sağlıklı değiller, onlardan sonra gelenler nasıl sağlıklı olsun. Bu ülkede yıllardır başörtüsü sorunu, devletin meşruluğu, İslam’da milliyetçilik var mı yok mu, bir milletin konuştuğu dili herkese öğretmenin farzıyeti var mı, Kürt sorunu nedir ne olmalıdır bunun gibi bir sürü konuya daha net bir cevap verilmemiştir. Hala İslam’ın gerektirdiği gibi bir örtü yok ortada, bu ülkede hala müminlerin özellikleri anlaşılmamışsa, kim düşman kim değil bilinmiyorsa zerre kadar bir ilerleme kat edilmediğine inanıyorum, 30 yıla yakındır cemaatler faal olarak çalışıyorlar hala bazı şey değişmemişse aslında hiçbir şeyin değişmediğine kanıttır bu. Kim ne derse desin değişen hiçbir şey olmamış, değişen bir şey varsa da İslam’ın yozlaştırıldığıdır. Ben inanmıyorum, bu gün Türkiye gibi bir yerde tartıştığımız, uzlaşma sağlayamadığımız, net bu böyledir diyemediğimiz bu konuların İslam dinin de çıkmaz sorunlar olduklarına. Her şey aslında çok net ve berraktır, ama bir konuda net olan bir cemaat diğer bir konuda net değil. Eksiklerin varlığı kaçınılmazdır, fakat eksiklerin doğru olarak dayatılması eksiklerden daha kötüdür.


Devam edecek


545

 

YORUMLAR

MAHMUT 26-04-2010, 10:19:59
Sayın hocam acaba gerçekten her ceaamtın bir ideolojısı varmı. yoksa siz mi bunu oluşturdunuz......
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 02/06/2010 - 22:35 Cemaatlerin Değişime Direnme Sebepleri (5)
8 21/05/2010 - 17:45 Cemaatleri Değişime Zorlayan Etkenler(4)
8 30/04/2010 - 16:15 Cemaat Ürünü birey (3)
8 15/04/2010 - 21:07 Cemaat İdeolojisi (2)
8 06/04/2010 - 17:11 Cemaat Kavramının Çağdaş Oluşum Şekli(1)
8 30/07/2008 - 01:17 GELENEK İLE MODERNİN GEL GİTİ-IV
8 15/07/2008 - 22:29 GELENEK İLE MODERNİN GEL GİTİ-III
8 01/07/2008 - 20:06 GELENEK İLE MODERNİN GEL GİTİ-II
8 19/06/2008 - 14:10 GELENEK İLE MODERNİN GEL GİTİ-I
 

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  
1 Taraf Gazetesi İdris Naim Şahin'i Oduna Benzetti!
2 Lübnan'da tansiyon yüksek: 2 ölü
3 Uludere’den Erdoğan’a Cevap

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
Xuwde yeke u heQe
Mirov xuwde xuvw bawerin u weke heqexuvw.Ne mirovji weke zikexuvw bawerin. Ew sed salen,xuvwnam...
denge muslumanen kurd
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
islam
ALLAH ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. yazılarınızı beğenerek okuyorum .yazılarınızdan dolay...
SADETTİN
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
Vicdan ve Takva
Anlaşılan insanları, Kürd, Türk, Müslüman, İslamcı ve sair bloklara ayırmaya gerek yok. Türk-İslamcı...
Sinan KARA
Dindarlar ve Kürtler >>
Müslümanları İhlasları ( dürüstlükleri) kurtaracak
"Hz Peygaqmber buyuruyor: İnsanlar helaktadır; Alimler müstesna... Alimler helaktadır;Amiller(amel...
Kutbeddin Nurlubaş
Dindarlar ve Kürtler >>
Kitabın orta yerinden okuyorsun Ahmet bey......
vanli
Dindarlar ve Kürtler >>
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
kör sevda
Sayın miroğlu kendinize ve yeni çevrenize göre çok haklısınız. Ama bizde kör ve sağır değiliz. AKP'n...
amed
Kürdistan’ın başbakanı >>
Mükemmel bir söyleşi
Nerdesin Seydam ya? Bu güne kadar neden bir şey söylemedin de sessiz kaldın? Keşke daha erken konuşs...
Ali Kemal
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
Evet söz konusu kürt olunca helaller haram oluyor.Ve en acısı'da bunu din adına yapırlar.Ve kürtler'...
HİLAL
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com