Harici şartların kapsayıcı nicelikteki tesiri ile iç arenadaki gizli odaların mahremiyetlerini somutlaştırmaları, yeknesak halinde ilerleyen toplumsal yapının dokusunda negatif açıdan değişim rüzgârlarını estirir. Farklılaşmanın tetikleyicisi konumunda olan erklerin, güç istencine olan derin arzuları ve sosyal anlayışın gevşek bir temelden beslenmesi gibi psikolojik saikler ise, yaratılmak istenen dejenerasyona ivme kazandırarak yoz bir cemiyetin vücut bulmasına neden olur.
Geleneksel kodların yüzyıllar boyunca yaşam alanının her bölmesinde etkisini gösterdiği toprak parçalarından biri olan Kürdistan, modernizmin çürümüş veçhelerinin tüm olanaklarını seferber etmesiyle sancılı bir ilişki ağı içerisinde kalmıştır. Bir yandan ahlaki ve uhrevi özellikleriyle kategorize edilmiş yerel hissiyat, bir yandan da gayr-i ahlaki ve seküler vasıflarıyla şekillenmiş ulusal kimlik arasında bocalayan Kürt milleti, böylece ikircikli bir zihin dünyasına maruz kalarak muğlak bir görüntü haline dönüşmüştür. Kürdistan’ın en ücra köşelerine kadar sızmasını bilen bu yeni hayat stili, gittiği her yerde sistemli; fakat yüzeysel bir şekilde yürüyen geleneksel yaşam biçimi ile karşılaşmıştır. Genlerine kadar yerel aidiyetin kimlikselleştiği tipolojiyi duyumsamasına rağmen, onun derinlikten yoksun oluşu nedeniyle ciddi bir erozyona uğrayan Kürt ferdi, uzun bir akli tutulmadan sonra iki seçenekten birini tercih etme mecburiyetinde kalmıştır: Ya Ortadoğu milletinin bir bireyi olması hasebiyle kendi öz kaynaklarına ve değerlerine sahip çıkıp vasati bir toplum olma, ya da Batı paradigmasının dünyevileştirici emellerine kendini kaptırıp ifrata varacak derecede etik dışlı bir yaşam alanına girmek.
Dinsel atmosfer, ananevi yaşantıların inançsal sıkıntılarına belli bir plan çerçevesinde çekidüzen vererek uyumlu ve intizamlı bir birlikteliğin uzun yüzyıllar boyunca Kürdistan’ın dört bir tarafında yaşanmasına vesile olmuştur. Ruhsal açlığını dini ritüellerle gideren Kürt halkı, içtimai ve kültürel zafiyetlerinde de İslam’ın yol gösterici ilkelerine sımsıkı sarılarak varlıklarına ulvi bir anlam katmışlardır. Kuşaklar arası çatışmaların yoğun bir şekilde yaşandığı toplumların aksine, Kürt halkı son zamanlara kadar bu çatışmalardan uzak durmuş ve homojen olan yapısını muhafaza edebilmiştir. Fakat kendi coğrafyasının dışında ortaya çıkmış olan ve kendisiyle yakından uzağa hiçbir bağlantısı olmayan ideolojilerin, felsefelerin, bilim-kurguların hücumuna maruz kaldığı son zamanlarda, bu homojenliğini daha fazla koruyamayıp tepkisel nitelikteki bağdaşıklıkla karşı karşıya kalmıştır. Kürdistan coğrafyasını istila etme niyetinde olan bu fikirsel akımların farklı kollarının kendi aralarındaki çatışmalarına karşın; genelde Mezopotamya’nın tüm halkları, özelde ise, Kürtler için tek bir anlamı vardır ki, o da, dini değerlerden, gelenek ve göreneklerden izole edilmiş yeni bir millet yaratıp, kullanılmaya elverişli bir hale getirmektir. Dışarıya karşı kapalı toplum özelliğine sahip olup, yabancılara karşı önyargılı olan bu halkın ancak kendi içlerinde bulunan yerliler tarafından dönüşüme uğratılabileceğini sezen dış güçler, onlarla çeşitli maddi ve siyasi çıkarlar karşılığında işbirliğine giderek hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmışlardır.
İlhak altında bulunan Kürdistan topraklarının hem yüzölçümü olarak, hem de nüfus olarak en büyük kısmını teşkil eden Kuzey Kürdistan coğrafyasında, modernitenin temsilciliği rolünü üstlenip Kürt milli ve manevi değerlerine pervasızca saldıran Türkiye Cumhuriyeti devleti ile PKK örgütü, ahlaki dejenerasyonda başat rol oynamışlardır. Batı taklitçiliği üzerine bina ettikleri sistemlerinin uzun ömürlü olabilmesi için da Kürdistan halkının maddileşmesi adına nice projeler hazırlayıp uygulama sahasına koymuşlardır. Kendilerini ilerici olarak niteleyip geri kalanları gerici yaftasıyla mühürleyen ve ötekileştirme politikasıyla üstünlük istençlerini pekiştiren laik cumhuriyet ile onun Kürdistan’daki ideolojik kardeşliğine soyunan Kürdistan İşçi Partisi halklarıyla olan geleneksel bağlarının yerine modern bağları getirerek yepyeni tarzda, çatışmalı bir sürecin zeminine önayak olmuşlardır. Getirmeye çalıştıkları değerler dizgesinin kaynağını ve bu kaynağın kendi içinde barındırmış olduğu birçok çelişkiyi irdelemeksizin, Kürt halkına monte etmeye çalışarak düalist aidiyet arasında bocalayan hastalıklı bir toplum inşa etme çabası içine girmişlerdir. Kimlik karmaşasının yoğun bir şekilde yaşanmasına neden olan bu olumsuz durum, yüzeysel bir taklitçiliğin öze nüfuz edememesi akabinde ortaya çıkan keşmekeşliğin telafisi mümkün olmayan ruhsal marazlıklar ortaya çıkarmasıyla sonuçlanmıştır.
Kürt milletinin hemen hemen her kesiminde etkisini iyice hissettirmeye başlayan ahlaki yozlaşmanın nedeni olarak elbette sadece ithal ideolojilerin müdavimleri gösterilemez. Bunların, kapalı bir toplum özelliğine sahip olan Kürt halkını açık bir topluma dönüştürme misyonu, her ne kadar çok ciddi manada olumsuz bir etik duruşa yol açmışsa da, herhangi bir dünya görüşüne mensup olmayan, hal ve hareketlerinde lakayt bir tavır sergileyen, kafalarından çok şehvetin ve oburluğun merkezi olan karınlarına çalışan yığınsal çoğunluğun neden olduğu tahribata göre daha alt düzeyde kalmıştır. Kendilerini ahlaki olarak koruyacak ve denetleyecek bilgi ve kurumların bulunmaması ya da bu mekanizmaların yayılma potansiyellerinin kısıtlı olması geniş halk öbeklerinde zararlı davranışların yayılmasına yol açmıştır. Toplumu temelinden sarsan; fuhuş, uyuşturucu madde bağımlılığı, kumar, içki, hırsızlık, tefecilik gibi yıkıcı unsurların gün geçtikçe Kürtler arasında etkisini iyiden iyiye hissettirdiği göz önüne alındığında, riskli bir sürece doğru yol alındığı görülecektir. Saflığın, iyi niyetin, samimiyetin somutlaştırıldığı en iyi mekân olarak gösterilen köylerde bile içtimai hastalıklarla sık sık karşılaşır olduk. Özellikle Kürdistan’daki bazı köylerin tefecilikle, bazılarının kumarla, bazılarının da hırsızlıkla anılması erdemsel çöküntünün gittikçe etkisini yaydığını gösterir.
Her toplumun ana yapı taşı olarak gösterilen gençler, Kürdistan mıntıkasında da itici güç olma özelliğini devam ettirmiştir. Gençliklerinin ilk yıllarında sahip oldukları masumane duruşu içinde bulundukları çevrenin olumsuz koşulları vasıtasıyla sonraki yıllarda gittikçe kaybetmeye başlayan genç kesim, böylece tahripkâr ve vurdumduymaz bir kişilikle özdeşleşmiştir. Kürdistan toplumunda geçirgen bir temel üzerine bina edilen aile yapısının müdavimleri olan anne babaların, merak, şüphe ve eleştiri ile beyinleri şekillenmekte olan çocuklarının zihni, duygusal ve hayali sorunlarına tatmin edici bazda bir çözüm yolu geliştirememesi kuşaklar arası çatışmanın fitilini ateşlemiştir. Gelenek ve görenekleriyle hemhal olan aile büyüklerinin çocuklarıyla uyuşamamasının iki büyük nedeni; çocuklarının dini değerlerinden koparılmaya çalışılması ve kendi ana dillerini bilmemelerinden dolayı kendilerini ötekilerden biriymiş gibi görme histerisidir. Kürt gençlerinin kendilerini kendileri yapan bu iki önemli esastan soyutlandırılmaya çalışılması sonucunda derbeder ve lümpen bir gençlik ortaya çıkarmıştır. Büyüklerine karşı saygısızca konuşabilen, her şeyi kendisi için isteyen, nefsin her türlü zevkini tatmaya çalışan genç kesim, böylece ömrünün en önemli aşamasını heba ederek kendilerinden sonra gelen mirasçılarına kötü bir miras bırakırlar. “Yaşamak için yaşıyorum” sloganıyla özetleyebileceğimiz bu hayat tarzı, ileriki yıllarda Kürt halkı nezdinde kangrene dönüşerek toplumsal çöküşle sonuçlanabilir.
Kürdistan halkının benliğini muhafaza etme noktasında içsel bir ıslah edici düzenek olan irade istencine gereğinden fazla ihtiyacı vardır. Bu düzenek kırbaç misyonunu üstlenerek aşırılıkların önüne geçebilecek yegâne kuvvettir. Fakat böyle bir kuvvet kendiliğinden meydana gelmez. Ancak dışsal bir fenomenin içe müdahalesiyle vücuda gelir. Peki, bu dışsal görüngü ne olabilir?
Tarihin en karanlık dönemlerinden günümüze kadar gelen süreçte toplumları belirli bir hedef doğrultusunda harekete geçirip onlara sarsılmaz özellikte imani aksiyonu aşılayan en önemli zihniyetin dini bir kaynaktan fışkıran ilahi nitelikteki zihniyet olduğu görülmüştür. Kadim Kürdistan topraklarında da dini olgu, Kürt halkının her bir ferdini kendi tesiri altında bırakarak yüzyıllar boyunca varlığı devam ettirmiştir. Kürt milletini sistematize ederek kendi ayakları üzerinde kalmasını sağlayan ilahi ışık, aynı zamanda onlara devingen ve asabi özelliklerle donanmış ruhu hediye ederek kendilerini gerçekleştirmelerini sağlamıştır. Bununla beraber mutlaklığının verdiği heybetle aralıksız gözetmenlik rolüne sahip olduğunu zihinlere nakşederek, iradelerini ahlaki ödev şekline bürümelerine yardımcı olmuştur. Fakat zaman içerisinde değerler dizgesinin erozyona uğramasına müteakip, Tanrısal ruhun kuvvetli nefesinin zihinlerden dışarı atılması, iç muhasebenin merkezinde olan iradenin tembelliğe doğru yol almasına neden olmuştur. Kontrol mekanizması olarak adlandırılan iradenin bu durumu, Kürtler nezdinde yok oluş güzergâhına sapıldığının işaretidir. Çünkü içinde geçilen zamanda ahlaksal duruşun tavrı, benlikte gerçekleşen hesaplaşmanın dışavurumudur.
Görüldüğü gibi Kürdistan’daki ahlaki çürümenin önüne geçebilecek ve Kürt toplumunu idealize edebilecek geniş ölçekli hiçbir yaptırım düzeneği bulunmamaktadır. Var olan irili ufaklı manevi dinamikler ise, heva rüzgârına kapılıp, sorgusuz sualsiz olan yaşamlarını idame ettirmeye çalışan geniş halk yığını karşısında çok cılız kalmaktadır. Tehlike sinyallerinin gittikçe etkisini hissettirmeye başladığı bu süreçte, bir bütün olarak ahlaki kaosun eşiğine doğru sürüklenmekte olan Kürtlerin, kendilerini silkeleyip ayağa kalkması ise, adeta bir mucize kadar zor görünmektedir.