Fidan Güngör 1978 yılında arkadaşlarıyla birlikte Menzil’i açmaya karar verdiklerinde Türkiye’dekitapevleri eksenli davet ve cemaat türü çalışma modeli söz konusu değildi. Sadece Ankara ve İstanbul’da dergi ve yayın evleri etrafında bu türden çalışmalar var idi ki, dergi ve yayın evleri de sadece adı geçen iki ile mahsustu.
Menzil’in 80 öncesi(1978) açılmış olması, darbe döneminde de varlığını sürdürüp kapanmaması, İslami uyanış sürecinde Müslümanlar için bölgesel düzeyde bir merkeziyet misyonu taşıması ve bu çabanın arkasında Fidan Güngör’ün manevi ve maddi desteğinin olması gibi amillerin etkisiyle Menzil 1982’den itibaren model olma etkisini göstermeye başladı. İlk etkisini de doğal olarak Diyarbakır’da gösterdi.
Stratejileri, yöntemleri ve siyasal konularda farklı düşünceleri olsa da İslami uyanış sürecinde Müslümanlar arası sosyo-kültürel ilişkilere zemin oluşturma amacıyla Diyarbakır’da açılan ikinci kitapevi Vahdet idi. Vahdet Kitapevi, ağırlıklı olarak molla ve medrese çevrelerine hitap ediyordu. Vahdet Kitapevi’nin kurucuları, düşünce yapısı olarak Hasan el-Benna ve Said Havva çizgisinde sayılırlardı. Ne var ki ilerleyen yıllarda mezhebi kaygıları öne çıktı ve büyük ölçüde Sünni-Şii ihtilaflarına zaman ayırmaya başladılar.
Vahdet Kitapevi Menzil’den yaklaşık dört yıl sonra yani 1982’de açıldı. Bölgede ikinci kitapevi olması, kitapevini açanların molla ve medrese kökenli olmaları, kitapevini açmadan önce Hüseyin Velioğlu ile olan ilişki ve ihtilafları gibi etkenlerden dolayı tanındı ve kitapevleri merkezli çalışma yönteminin yaygınlaşmasına katkı sundu.
Fidan Güngör’ün Menzil Kitapevi ile başlattığı sürece hatırladığım kadarıyla 1984 yılında İlim Kitapevi eklendi. Menzil ile İlim kitapevlerinin faaliyete başlama tarihleri arasında altı yıl gibi bir fark vardır. Hüseyin Velioğlu ve arkadaşları esasen Batman merkezli çalışıyorlardı. Diyarbakır’ın tarihi bir kent olması, bölgede ağırlık merkezini oluşturması, Menzil’in Diyarbakır’da olması ve daha önce Velioğlu ile birlikte çalışıp sonra ayrılanların Vahdet Kitapevi’ni Diyarbakır’da açması gibi nedenleri dikkate alan Velioğlu ve arkadaşları da Diyarbakır’da İlim Kitapevi’ni açtılar. Böyle düşünmeleri de doğaldı. Çünkü İstanbul Türkiye için hangi etkiye sahipse, Diyarbakır da bölge için benzer bir etki gücüne sahip idi. Batman’da kalmaları halinde bölgesel bir güç olamayacaklarını düşündüler. Velioğlu’nun 2000’lere doğru İstanbul’a gitmesi de aynı düşüncenin daha ileri bir adımıydı.
Velioğlu ve arkadaşları Diyarbakır’da kitapevi açınca Diyarbakırlı olan ve Fidan Güngör ile birlikte olmayan bazı Müslüman şahsiyetlerin bu konudan rahatsız olduklarını, kaygılarını Fidan Güngör ile paylaştıklarını, bu girişimin bir şekilde engellenmesine ilişkin temayüllerini ifade ettiklerini biliyorum. Fidan Güngör, bu tür kaygıların yersiz olduğunu, her Müslüman’ın istediği her yerde çalışabileceğini, engellemenin doğru ve İslami bir yaklaşım olmayacağını söylediğini de biliyorum. Fidan Güngör’ün Velioğlu ve arkadaşlarına sağladığı bu dolaylı destek, onun sahih İslami bakış açısıyla ilgiliydi ve bu yaklaşımını ifade ettiği zaman Velioğlu ile hiçbir ilişkisi de söz konusu değildi. Bildiğim kadarıyla da yakından tanışmıyorlardı.
Menzil, İlim ve Vahdet kitapevlerinin bir dönem birlikte olduklarına ilişkin yığınla var olan yalan ve yanlış bilgi, haber ve raporlar konusuna ise, daha sonraki bölümlerde değineceğim.
Menzil, Vahdet ve İlim kitapevlerinin Diyarbakır merkezinde karar kılması, 1985’ten itibaren çok hızlı bir şekilde öncelikle bölgede ve sonrasında da Türkiye’de etkisini göstermeye başladı. 90’lı yıllara gelindiğinde Hakkari’den Edirne’ye neredeyse tüm illerde ve çok sayıda ilçede aynı amaca matuf kitapevleri açıldı. Bu sürece Malatya’daki Talebe Kitapevi de önemli etkide bulundu. Talebe Kitapevi’nin tam açılış tarihini bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla o da Menzil’den sonra açıldı.
Menzil ile başlayan kitapevleri merkezli çalışma yöntemi, doğudan batıya doğru gelişti ve Türkiye’nin kültürel, tarihi ve ekonomik başkenti olan İstanbul’u bile etkiledi. 90’lı yıllarda İstanbul’da çok sayıda kitapevi açılmıştı. Kitapevlerinin bir kısmı aynı zamanda yayınevi mahiyetini de taşıyordu. Fatih, Beyazıt ve Cağaloğlu semtlerinde çok sayıda yayınevi ve kitapevi tıpkı Van, Diyarbakır, Batman, Elazığ, Malatya, Kayseri, Adana ve … yerlerdeki kitapevleri gibi cıvıl cıvıl çalışıyor üniversite gençlerinin hararetli tartışmalarına tanıklık ediyordu.
Düşünce ekolleri ve çalışma yöntemleri genellikle İstanbul merkezli olur ve İstanbul’dan doğuya doğru yayılırdı. Bu durum, tarihi ve kültürel nedenlerle çok doğaldı ve doğaldır. Ancak kitapevleri merkezli çalışma yöntemi doğudan İstanbul’a gitti, doğu batıyı etkiledi. Doğu; batıya, kuzeye, güneye, Orta Anadolu’ya örneklik oluşturdu ve bu örnekliği oluşturan Fidan Güngör idi.
Özellikle Kürdistan bölgesinde tüm il ve ilçelerde İslami uyanış sürecine katkı sunan kitapevleri vardı. Bunların bir kısmı okul kitapları ve kırtasiye malzemesi de satıyordu. Böylece hem ekonomik açıdan daha verimli oluyor hem de bu vesileyle öğrencilerle daha rahat ilişki kurulabiliyordu.
Kitapevleri merkezli kültürel çalışmalar, Türkiye’deki İslami uyanış sürecinde 1985 ila 1997 yılları arasına damgasını vurdu. 1978 ila 1985 arası dönem, oluşum dönemiydi. 1985 ila 1995 arası en etkin, en yaygın ve en verimli olan dönemdi. 1995’ten itibaren bu dönem zayıflamaya başladı ve 28 Şubat 1997 post-modern darbeyle birlikte takriben miadını doldurdu ve yeni bir dönem başladı.
Kitapevleri merkezli sosyo-kültürel ve siyasi çalışmalarda üç kitapevi muharrik güç ve motor güç hükmündeydi. Bunlar sırasıyla Menzil, Talebe ve İlim kitapevleriydi. Türkiye’deki kitapevlerinin kesinlikle % 50’sinden fazlası bu üç kitapevinden birini model almış durumdaydı. Vahdet Kitapevi’nin etkisi ise daha sınırlı ve bölgesel düzeydeydi. Talebe Kitapevi’nin de Güneydoğu’da etkisi yok denecek kadar azdı. Geriye kalan kitapevleri ya daha küçük çaplı organizasyonlarla ilgiliydi veya bireysel davet çalışmaları ekseninde şekillenmişti.
İslami esreler satan kitapevleri/kitap-kırtasiyeler yukarıda zikredilen tarihler arasında on binlerce liseli, üniversiteli gençlerin ve hayata atılmış insanların İslam’ı yeniden keşfetmesine, İslam ile ilgili sağlıklı ve derin bilgi edinmesine, hayata İslami dünya görüşü zaviyesinden bakmasına, hayatı yeniden anlamlandırma ve tanımlamasına, dünya Müslümanlarının birikimleriyle tanışmasına ve ait oldukları ülkenin siyasal geleceği hakkında söz sahibi olmasına ciddi anlamda katkı sundu, uygun zemin hazırladı. Katkı, sadece teorik bilgi bakımından değildi; aynı zamanda edinilen bilgilerin hayata aktarımına ilişkin cemaat bilinci ve tecrübesini de içeriyordu. Bu dönemde gerçekten azımsanmayacak oranda Müslüman, çok yönlü deneyimler kazandı. Bilgi, bilinç ve yaşamsal düzeyde örneklik oluşturma alanlarında önemli kazanımlar elde etti.
Türkiye’de ve İslam dünyasında fikir üreten düşünür ve hareket adamlarının eserleri bu kitapevleri vasıtasıyla en uzak ilçelere kadar okuyuculara ulaşıyor, etkisini gösteriyor, yankısını buluyordu. Türkiye’nin en sapa il ve ilçelerindeki Müslümanlar Cemaleddin-i Afgani, Abduh, İkbal, Malik bin Nebi, Hasan el-Benna, Seyyid Kutup, Mevdudi, Nedvi, Said Havva, Abdulkadir Udeh, İmam Humeyni, Şeraiti, Mutaharri ve Türkiye’deki düşünürlerin eserlerine ve fikirlerine kitapevleri sayesinde ulaşıyor, ulaştıkları bilgileri yine kitapevleri çevresinde değerlendirip hayata aktarma yollarını arıyordu. Türkiye’de çıkan dergilerin okuyuculara ulaşmasının ana yolu kitapevleriydi. O zaman ne internet vardı ne de özel TV kanalları. Sonra açılan özel radyo ve TV kanalları da bugünkü gibi gelişmiş değildi. Kitapevleri çok önemli bir iletişim ve bilgilendirme imkanını sunuyordu. Sadece Menzil’de her bir dergiden yüzlerce satılır, bazı dergilerin satışı bini bulurdu. İmam’ın Cihad-ı Ekber kitabının kısa sürede iki bin sattığını hatırlıyorum. Kitapevleri, gençler için İslam dünyasına, İslam’ın fikir dünyasına açılan kapılar hükmündeydi. Sayısını kimsenin net olarak bilemeyeceği kadar insan bu kapılardan geçerek İslami dünya görüşü ve yaşam tarzıyla tanıştı, dünyası aydınlandı, dünyası değişti. Kitapevleri, Türkiye’deki İslami uyanış sürecinin bir diliminde aydınlanma merkezleri olarak işlev gördü ve bu aydınlanma döneminin ilk meşalesini yakan Fidan Güngör idi. İlk meşale olan Menzil de en büyük aydınlanma merkezlerinden biriydi. Talebe Kitapevi de çok önemli rol oynadı bu süreçte. İlim Kitapevi de 1989’a kadar önemli katkılar sundu ama ondan sonra yöneldikleri yol ve sonuçları herkesin malumudur.
1985–1997 yılları arasında yetişen gençlerin bir kısmı daha sonraki zamanlarda hat değiştirmiş olsa bile, büyük çoğunluğu bugün toplumun farklı katmanlarında geçmişteki kazanımlarının doğrultusunda varlıklarını ve etkinliklerini sürdürmektedirler. O dönemde kazanılıp bugün varlığını koruyan potansiyelin tümü pratik bir örneklik içinde varlığını sürdüremese bile, en azından kendi çapında geçmiş birikimin etkisiyle yararlı olmaya çalışmakta, ülkesine ve insanına faydalı olmaya gayret etmekte, toplumun kaderine ilgisiz kalmamaktadır.
Bildiğim kadarıyla İslami eserler satan kitapevlerinin Türkiye’deki İslami uyanış sürecine katkısıyla ilgili herhangi bir çalışma yapılmadı. Bu büyük bir eksiklik olarak görülebilir. Miadını doldurmuş gibi gözükse bile, önemli ve yararlı bir deneyimdi. O dönemi yaşayanlar, ne anlatmak istediğimi iyi bilir. Geçmiş tecrübenin gelecek kuşaklara da aktarılması gerekir. Bugün takriben yaşı otuzun altında olanlar, o dönemleri idrak edemediler veya sonlarına yetiştiler.
Bu konuyla ilgili yapılacak bir araştırma masa başında olmamalı. Aksine alanda, araştırmaya dayalı ve analitik olmalı. İl il, ilçe ilçe dolaşılarak o dönemi yaşamış duyarlı Müslümanlarla görüşülerek yapılmalı. Böyle bir yöntemin izlenmesi halinde, değerli ve gelecek kuşakların istifade edebileceği verimli bir çalışmanın ortaya çıkacağına inanıyorum.
Fidan Güngör, Türkiye’deki İslami uyanış sürecinin yaklaşık 15 yıllık bir dönemine damgasını vuran bir yöntemin, bir örnekliğin tesis edicisi ve kurucusudur. Bu döneme ilişkin yapılacak çalışmalar, bu gerçeği bütün yönleriyle açığa çıkarabilir. Mezkur dönemde Samsun’dan Adana’ya, Şemdinli’den Edirne’ye kadar kaç kitapevinin açıldığı, ne kadar kitap ve derginin satıldığı, ne kadar insanın bu merkezler dolaysıyla sahih İslam ile tanıştığı, cemaatleşme bilincinin nasıl geliştiği gibi konular hem araştırılmaya değerdir hem de Fidan Güngör’ün değerinin anlaşılmasını sağlayacak mahiyettedir.
Kitapevlerinin İslami bilgi, bilinç ve sosyal örnekliğe zemin oluşturduğu yıllarda İslami camialarla veya şahsiyetlerle tanışmak isteyen herkesin, bulunduğu veya gittiği il ve ilçelerde ilk başvuracağı adres, kitapevleriydi. Dayanışma ve yardımlaşmanın adresi kitapevleriydi. Sahih bilgi edinmenin, bilinçlenmenin, ümmete doğru giden cemaatleşmenin ve dünya Müslümanları hakkında bilgilenmenin adresi kitapevleriydi. Kendini ifade etmenin, aidiyet duygusu ihtiyacını karşılamanın adresi kitapevleriydi. Kitapevleri kültürel, sosyal ve siyasal bir örneklik oluşturmanın modeli olarak kabul görüyordu. Varlığını ifade etmenin, sesini duyurmanın yolu o günkü koşullar içinde kitapevlerinden geçiyordu.
Duyarlı bir Müslüman’ın, gittiği bir başka il ve ilçede eğer tanıdığı kimse yoksa, ilk sorduğu ve başvurduğu adres kitapevleriydi. Kitapevleri tanışma ve konaklama yeriydi. Orada ağırlanır ve sonrasında eve misafir edilirdi. Kitapevlerinin adı farklı olsa da, çizgileri ve tercihleri başka olsa da tüm kitapevleri, kendiliğinden Menzil Kitapevi’nin kuruluş amacına ve ismine uygun hareket ediyor ve Müslümanlar için menzil/ağırlanma yeri oluyordu. Menzil’in hem müsemmasının hem de isminin anlamı farklı mekanlarda ve farklı isimler altında tahakkuk ediyor, hayat buluyordu. Her kitapevi, misyonu ve vizyonu itibariyle bir Menzil idi.
Her kim iyi bir yol açarsa, o yoldan gidenlerin hayrına ve her kim de kötü bir yol açarsa o yoldan gidenlerin şerrine ortaktır mealindeki hadisin mucibince, Menzil ile açılan çığırdan gidenlerin, bu yolda aydınlananların, oluşturulan örneklikten yararlanıp hayırlı amellerde bulunanların tümünün hayrına Fidan Güngör’ün ortak edileceğini, hâsıl olan tüm hayırlardan ona bir pay verileceğini umut ediyorum.
Yine bir rivayette bir insanın hidayetine vesile olmak, güneşin üzerine doğup battığı tüm şeylerden daha hayırlıdır denmektedir. Menzil’in oluşturduğu örneklik içinde hidayete ulaşan, aydınlanan, arınan, sahih İslam ile tanışan çok sayıda insan oldu. Bu aydınlanma ve arınma sürecinde hâsıl olan sevaba, bu süreci başlatan Fidan Güngör’ün ortak edileceğini Allah u Tebareke ve Teala’dan niyaz ediyorum.