Anasayfa

Sitene Ekle

Foto Galeri

Video Galeri

Ziyaretçi Defteri

İletişim

Hakkımızda

Üyelik

KURDÎ

TEFEKKUR

24 Mayıs 2012

DÜŞÜNCE UFKU MAKALELER İMAN HAKİKATLERİ
 
.: Yazarlar :.
İdeal Ve Reel Şartlar Açısından Başörtüsü Sorunu (4)

- 31/12/2009 - 11:20
Birileri, mevzubahis kolaylıktan, tüm ibadetlerin hiçbir zorluk barındırmadığı sonucunu çıkarırsa yanlış bir kanıya varmış olur. Zorluklar, kişiden kişiye olduğu kadar ibadetten ibadete de farklılık arz eder.
 

Kaide: “Meşakkat kolaylığı celp eder”

Meşakkat; kelime manası itibarıyla yorgunluk, yorucu manasındadır.

İslam, (De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim) (A’raf: 158) ayetinin gereği olarak, kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle, sağlıklısıyla hasta olanıyla, fakiriyle zenginiyle tüm beşeriyete gönderilmiş bir dindir. Her türden insana gönderilmiş bir din olan İslam, kendi müntesiplerine bazı sorumluluklar yüklemiş ve onlardan bunları yerine getirmelerini talep etmiştir. Bu sorumluluklar, inananların tüm hayat şartları nazar-ı itibara alındığından kaldıramayacakları cinsten olmayıp icrasında kolaylık ve rahatlık vardır. Allah-u Teâlâ bu esas üzerine Kitabını ve Resulünü (S.A.S.) göndermiştir.

Bununla ilgili Kitap ve sünnetten bazı delilleri şöyle sıralamak mümkündür:

Kitap’tan:

(Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.) (Bakara: 185)

(Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. 'Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma.) (Bakara: 286)

(Allah, sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.) (Nisa: 28)

(Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister.) (Maide:6)

(Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resule, o ümmî peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.) (A’raf: 157)

(Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir”harec”.) (Hac: 78) Ayette geçen “harec” kelimesiyle ilgili olarak bir Arap kabilesinden bazı insanlar Abdullah ibn-u Abbas’a (r.a.) gelerek bu kelimenin neyi ifade ettiğini sorarlar. O da; siz Arap değil misiniz diye çıkışır ve Hüzeyl kabilesinden birinin çağırılmasını ister. Hüzeyl’den biri gelince ona bu kelimenin onlarda ne manaya geldiğini sorar. O kişi de onun kendilerinde çıkış yolu bulamayan ağaç anlamında olduğunu söyler. Bunun üzerine İbn-u Abbas (r.a.) “harec” kelimesinin çıkış yolu olmayan her şey anlamında olduğunu söyler.

Sünnetten:

(Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız.) (Buhari, Müslim)

(Siz zorlaştırıcı olarak değil, ancak kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz) (Buhari, Müslim, Ebu Davut)

Aişe Validemizden (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir: (Peygamber (S.A.S.) iki durumla karşı karşıya kaldığında, günah olmadığı sürece en kolay olanını seçmiştir) (Malik - Muvatta)

( Allah, günah saydıklarıyla amel edilmesinden hoşlanmadığı gibi, ruhsatlarıyla amel edilmesinden hoşlanır.) (Ahmet - Müsnet)





Ancak, hayat şartlarındaki daimi değişkenlik, dinin en temel kaidelerinden biri olan ‘yükümlülüklerde kolaylık’ta bir eksen sapmasının husulünü mümkün kılmaktadır. Meydana gelebilecek bu kabilden bir sapmada, kişinin değişen hayat şartları ibadetlere göre değil, daha çok, ibadetler kişinin değişkenlik arz eden hayat şartlarına göre şekillenir. Çünkü hilkatin illeti ibadet, ibadetten gaye de Allah’ın takdis, tazim ve tesbih edilmesidir. Allah, ibadetlere getirdiği düzen dâhilinde anılmak istemekle birlikte, asıl olan ibadetlerin şeklinden ziyade kendisinin zikredilmesidir. Yani ibadetler Allah’ın zikri için birer araç olma özelliğini taşırlar. Bu araçların kullanımından amaç ise Allah’ın zikridir. Allah’ın zikri için kullanılan bu araçlar, arızi bir nedenden ötürü bu ulvi amaca hizmet etmekten alıkoyacak bir hale dönüşmesi durumunda, amaç için hizmete amade olacak şekilde bir değişim-dönüşüm geçirirler ki, hiçbir ahval ve şeraitte kul Rabbini zikretmekten geri kalmasın.

Aişe Validemizden (r.a.) yapılan bir rivayette Peygamber (S.A.S.) kendisine şöyle dedi: (Kavminin cahiliyeden (bir rivayette ‘küfürden’) ayrılışları yeni olmamış olsaydı, Kâbe’yi İbrahim’in temelleri üzerinde yükseltir, hazinelerini Allah yolunda dağıtır, kapısını yerde yapar, Hacer-ül Esved’i de içerisine bırakırdım.) (Buhari, Müslim)

Bu hadis vb.leri ile sahabenin uygulamaları, insanların hidayete ermeleri ve Allah’ı zikretmeleri (amaç), şekil ve sembollerin (araç) önünde olduğunu bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri hadislerde hacda öne alma veya geciktirme şeklinde, ibadetini mutad olandan farklı olarak icra edip de bunu Peygamber (S.A.S.)’e taşıyan pek çok kişiye kendisi, “yap, sıkıntı yok” şeklinde cevap vermiştir. Tabi mutlaka tashih edilmesi gerekenleri de uygun bir dil ve şekilde tashih etmiştir.

Hiçbir insan için hayatın tümü aynı ritimde devam etmez. Bilakis, herkes iniş-çıkışlarla hayatını bitiş çizgisi olan ölüme kadar sürdürür. (Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.) (Bakara: 185) vb. ayetler ışığında gerek Kuran ve gerekse sünnet, değişken hayat şartlarına bağlı olarak pek çok ibadette kolaylıklar getirmiştir. Allame El-İz Bin Abdüsselam bu kolaylıkları türüne göre altı ayrı grupta değerlendirmiş ve şöyle sıralamıştır:

  1. Sakıt etme (düşürme) şeklindeki ruhsat: Cuma namazı farziyetinin yolcu, kadın, hasta, köle vb.lerinden; hac, umre ve zekât gibi ibadetlerin fakirlerden düşürülmesinde olduğu gibi.

  2. Azaltma şeklindeki ruhsat: Yolculuk vb. hallerde dört rekâtlı namazların ikiye indirilmesinde olduğu gibi.

  3. Değiştirme şeklindeki ruhsat: Kefaretlerde olduğu gibi. Bozulan yeminin kefareti, on kişiyi doyurmak veya giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Bunlar yapılamıyorsa üç gün üst üste veya ayrı ayrı oruç tutmakla değiştirilmesi mümkündür. Avlanmanın, hatayla bir mümini öldürmenin kefaretlerinde de benzeri bir değişim söz konusudur. Diğer taraftan suyun bulunmasına rağmen, hastalık vb. nedenlerden ötürü teyemmümün yapılması da bu kabildendir.

  4. 5- Öne veya geriye alma şeklindeki ruhsat: Yolculuk, hastalık, aşırı yoğunluk vb. nedenlerden ötürü öğle ve ikindi, akşam ila yatsı namazları arasında takdim ve tehirin yapılması, fakir ve ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını nazar-ı itibara alarak zekâtını vermek isteyen kişinin vaktinden önce zekâtını vermesi verilebilecek örneklerdendir. Tabi bu her ibadet için geçerli olabilir mi? Elbette değil… Haccın Zil-Hicce ayının dışında yapılması, orucun–kaza hali hariç- Ramazan ayının dışında bir ayda tutulması düşünülemez.

  1. Tercih yapabilme şeklindeki ruhsat: Yine kefaretlerde olduğu gibi… Örneğin; yemin kefaretinde yeminini bozan kimse on kişiyi doyurma, giydirme veya bir köle azat etme seçeneklerinden birini tercih hakkına sahiptir.

İslam’ın kolaylık dini olduğu beyan edilirken, bu kolaylığın ölçüsünü belirleyen daha çok yine şeriatın kendisidir. Salt kulların inisiyatifine bırakılmış olsaydı, oluşacak olan curcunadan ötürü kolaylıklar tekrar zorluğa dönüşürdü.

Birileri, mevzubahis kolaylıktan, tüm ibadetlerin hiçbir zorluk barındırmadığı sonucunu çıkarırsa yanlış bir kanıya varmış olur. Zorluklar, kişiden kişiye olduğu kadar ibadetten ibadete de farklılık arz eder. Biri için gece namazları bırakın zorluğu, apayrı bir lezzet verirken bir başkası için kaldırılması güç bir ibadet olabilmektedir. Diğer taraftan soğuk bir memleketteki birinin abdestte zorlandığı kadar, sıcak bir memleketin insanı o derece zorlanmaz. Oruç içinse tam tersi bir durum mevzubahistir.

Binaenaleyh; hafifletme ve kolaylaştırmayı gerektiren meşakkatlerle ilgili olarak şöyle bir taksimatın yapılması mümkündür:

Bu kendi içinde iki kısma ayrılmaktadır:

  1. Şar’i’in (Allah ve Resulü’nün (S.A.S.)) belli bazı sebeplere bağlı kıldığı, o sebeplerin var olmasıyla hafifletme ve kolaylaştırmanın var olduğu, yok olmasıyla hafifletme ve kolaylaştırmanın yok olduğu zorluklar: Hafifletme ve kolaylığın yolculuk, hastalık, unutkanlık ve zorlama gibi nedenlere bağlanması gibi.

  2. Şar’i’ten kendisiyle ilgili herhangi bir sınırlama ve ölçünün gelmediği zorluklar: Bu da kendi içinde iki çeşittir:

İlki: İbadetlerden ayrılmaz nitelikte olan, ibadetlerin onsuz yapılamadığı zorluklar: Abdest, namaz, cihadın bizzat kendilerindeki zorluklar. Aynı durum tesettürün bizzat kendisi için de geçerlidir. Tesettürün haddizatında kullanım zorlukları vardır. Mütesettir bir bayanın mütesettir olmayan bir bayan kadar rahat olmadığını yaşan bilir. Tesettürün bizzat kendisinden kaynaklı zorluklar da hafifletme ve kolaylaştırma nedeni değildir.

İkincisi: Genellikle ibadetten ayrı olan zorluklar: Bunun da üç derecesi vardır:

  1. Büyük zorluk: Can korkusundan kaynaklı zorluk gibi. Bu hafifletme nedenidir.

  2. Basit zorluk: Parmaktaki basit bir sızı ve acı gibi. Bu hafifletme gerekçesi değildir.

  3. Birinci ve ikinci derecedeki zorluklar arasında yer alan zorluklar: Bunun da ölçüsü şudur: Birinci gurupta yer alan büyük zorluklara yakın duruyorsa oraya ilhak edilerek kolaylaştırma gerekçesi kabul edilir. İkinci gurupta yer alan basit zorluklara yakın duruyorsa oraya ilhak edilerek kolaylaştırma gerekçeleri olmaktan çıkarılır. Bu ikisi arasında yer alıp herhangi bir kısma ilhakı mümkün görünmeyen zorlukların ise herhangi bir ölçüsü yoktur. Bunlarda geçerli olan örfün kendisidir.

İbadetler ve onların dışındaki hallerde hafifletme ve kolaylaştırma nedenleri şunlardır:

  1. Yolculuk

  2. Hastalık

  3. İkrah (Zorlama)

  4. Unutmak

  5. Cehalet

  6. Geneli ilgilendiren sıkıntılar: Hayızlı bir bayanın namazın kazasından muaf tutulup da, orucun kazasından muaf tutulmaması halinde olduğu gibi. Çünkü –eldeki delillerin yanı sıra- namazın çok tekrar edilmesine karşılık orucun tekrarı nadir olmaktadır.

  7. Eksiklik, aciziyet: Çocuk, kadın, deli ve kölelerin cuma, cemaat, cihat vb. pek çok ibadetten muaf tutulmaları gibi.

Sabık şeriatlarda zorluklarla yükümlülük olmuşsa da ma la yütak (takatin üstünde) bir yükümlülük yüklenmemiştir. Bu konu aslında akide-kelam konularından olup Eşari, Maturidi ve Mutezile mezhepleri arasında önemli nikaş konularındandır.

Şeriatı Muhammediye’de ise; gerek hayatın devamı için ihtiyaç duyulan uğraşlarda ve gerekse de dini yükümlülüklerde bazı zorlukların varlığı bir olgudur. Ancak var olan bu zorluklar Şar’i’in maksadı değildir. Yani Şar’i meşakkatle yükümlülüğü amaç edinmemiştir. Bu, konuyla ilgili zikredilen ayet ve hadislerde açıkça görülebildiği gibi, ruhsatın çeşitleriyle ilgili kısımda dile getirilen ruhsatlar da bunun en önemli dayanaklarından biridir. Eğer Şar’i, kullarına yüklediği ibadetlerde meşakkati kast ediyor olsaydı, hafifletme ve kolaylaştırma anlamında olan ruhsatın esamesi okunmazdı.

Buradan hareketle meşakkat sayılan ile meşakkat sayılmayan arasında şöyle bir ayırıma gitmek mümkündür: Her hangi bir fiili sürdürmek, onun tümünden veya bir kısmından vazgeçmeye götürüyorsa, o fiilin sahibini can, mal veya başka bir durumla sıkıntıya sokuyorsa bu nevi meşakkat adetten değildir. Genel anlamda bunlardan herhangi biri söz konusu olmuyorsa, teklif (yükümlülük) olarak isimlendirilse bile bu meşakkat sayılmaz. Çünkü insanın bu dünyadaki her hali bir külfettir. Yemesi, içmesi vs… Ancak bu külfete mukabil kendisine bunlarla baş edebileceği kudret verilmiştir. Bu yükümlülüklerin kullara yüklenmesi, kulların zorluk çekmeleri için değil, kullara er veya geç dönüşü olacak olan maslahatlardan ötürüdür.

Bir doktor acı ilacı hastasına içirdiğinde, herhangi bir yerini kestiğinde, kangren olmuş bir organını kopardığında bütün bunlardan amacı hastaya acı vermek değil ona bir fayda sağlamaktır. Örneğin kangren olmuş bir organın koparılması diğer azaların selameti içindir. Diğer azaların selameti, kangren olan azanın koparılması ve bu ameliyeden hâsıl olacak olan eziyetten daha ehemmiyet arz ettiği ortadadır. Bu itibarla, Şeriatın kendisinde var olan bir takım zorluklar, zorluk taşıdıkları için değil, kullara sağladıkları maslahattan ötürü Şeriatın Sahibi tarafından talep edilmiştir. Kısas, had ve tazir cezaları, cihat, hac gibi ibadetlerde olduğu gibi. Bu tür ceza ve ibadetler, dış görüntüsü itibarıyla bazı zorluklar taşısa bile, özünde gerek tarafların kendisi ve gerekse toplum açısından büyük maslahatlar içermektedir.

Şeriatın Sahibi tarafından amaçlanmamış olan bu zorluklar, mükellef olan kullar tarafından amaç edinilmesi doğru değildir. Eğer kullar, salt meşakkati amaç edinirlerse Şar’i’in amacına muhalefet etmiş olurlar. Şar’i’in amacına muhalefet ise amelin batıl olması sonucunu doğurur. Peygamber (S.A.S.)’in, sürekli oruç tutan, uyumayıp sürekli gece ibadetine kalkan ve hanımlarına yaklaşmayı kendisine yasaklayan üç sahabeyi bu niyet ve uygulamalarından vazgeçirip, Şari’in amaçlarından olmayacak şekilde ibadet ederek aşırıya gitmemeleri konusunda şiddetle uyarması ve vazgeçirtmesi bunun sarih delillerindendir.

Farz, mendup veya mubah şeklinde olan fiillerden ötürü bir meşakkat meydana gelirse ve meydana gelen meşakkat fiilin kendisinden değil, mükellefin kendisinden kaynaklanıp onun bunu istemesinden ötürü ise bu yasaklanmıştır ve o arızi meşakkatle ibadet caiz değildir. Çünkü Şar’i, izin verdiklerinde sıkıntıyı amaçlamamıştır. Bu yüzden Peygamber (S.A.S.), güneşin altında ayakta oruç tutmayı nezreden kişiye orucunu tamamlamasını, ancak gölgelik bir yerde ve oturarak yapmasını talep etmiştir. (Buhari, Malik, Ebu Davud). Yani; Allah’a ibadet olana izin verirken, Allah’a isyan olandan men etmiştir. Çünkü Allah, nefsin işkenceye maruz bırakılmasını, kendisine yakın olma ve rızasına ermenin sebebi saymamıştır.

Ancak, oruç tutamayan, ayakta namaz kılamayan bir hastada olduğu gibi fiile bağlı bir meşakkatse, işte bu, (Allah size kolaylık ister, zorluk istemez) (Bakara: 185) ayetinden kastedilen ve ruhsatın cari olduğu kısımdır. Bu kısımda olan ruhsata sarılırsa ne ala. Bu, Allah’ın ona bir ikramıdır. Ama ruhsata sarılmaması halinde iki ihtimal söz konusu olur:

  1. Bu fiilden ötürü nefsinde, bedeninde, aklında veya hayatının akışında sıkıntıların doğacağını, bu yüzden de o fiile karşı hoşnutsuzluk duyacağını biliyor veya zan ediyorsa, daha da ötesi bilmiyor veya zan etmiyor olsa bile o fiile teşebbüsünden sonra mezkûr sıkıntılardan bir veya birkaç tanesinin baş göstermesi halinde o fiilde durmak onun elinde değildir, ondan el etek çekmesi gerekmektedir. Yemek hazırken aç olan birinin namaz kılmaması, yolculukta sıkıntı olacaksa orucun tutulmaması, sıkışık bir haldeyken namazın kılınmaması veya yargılamanın yapılmaması bu kabildendir. Çünkü Şari’in amacı, kulun her türlü şaibeden uzak bir şekilde kendisine ibadet etmesini sağlamaktır.

  2. Fiilin kendisi zor olsa da bunun kendisini can, mal, akıl vs. açısından sıkıntıya sokmayacağını bilmesi veya zan etmesi halinde bile bu fiilin kendisi de ruhsatların kapsamındadır. Yolculukta orucun kendisine ekstra bir zorluk teşkil etmeyeceğini bilen veya zan eden biri de yolculuk ruhsatından faydalanabilir.

Zorluk, ferdin kendisiyle sınırlı olabileceği gibi, kendisi ve dışındakileri kapsayacak şekilde toplumsal da olabilir. Ferdi olanlarla ilgili yukarıda kısmen değinilmeye çalışıldı. Toplumsal olanıyla ilgili olarak, İmam Ebu Hanife, İmam Şafi gibi âlimlerin yapmaktan özenle içtinap ettikleri kadılık vb. makamlarda yer alma veya almama örnekleri gösterilebilir. Bu âlimler, gerek zalim bir sultanın hâkimiyeti altında görev almanın doğuracağı sakıncaları ve gerekse bu görevi almanın ilmi çalışmalarına ve ibadetlerine getirebileceği zararları nazar-ı itibara aldıklarından bu görevlerden işkence edilmelerine rağmen şiddetle kaçınmışlardır. Ancak Maliki âlimlerinden İbn-u Ferhun vb. âlimler, ehil kimselerin bu tür makamlardan el etek çekmelerine bağlı olarak ehil olmayan kimselerin o makamları doldurmalarının toplumsal anlamda doğuracağı zorluk ve fitnelere dikkat çekerek buralarda bulunmanın lüzumiyetine dikkat çekmişlerdir.

Bir taraftan fertle ilgili zorluklar söz konusu iken, diğer taraftan toplumla ilgili sıkıntılar söz konusudur. Bu durumda iki meşakkatin izalesi ve tüm tarafların faydası sağlanabilirse, bu olabilecek en ideal çözüm olur. Bu mümkün olmazsa, tercih yoluna gidilir; toplumsal zorluklar daha büyükse bunların izalesi öncelikli olur. Aksi durumda, yani ferdi zorluklar daha büyükse onun tercih edilmesi gerekmektedir. Böyle bir tercih zor veya imkânsızsa bu durumda “ toplumsal zararın def’i için şahsi zarara katlanılır” kaidesi cari olur.

Meşakkat konusu ve ilgili kaideyle alakalı olarak yukarıda biraz geniş bir şekilde verilmeye çalışılan genel bir bakış açısından sonra sadede gelinirse:

Başörtüsü takmanın ve kullanmanın bizzat kendisinin beraberinde bazı zorlukları doğurduğu muhakkak olmakla birlikte, az önce de ifade edildiği gibi bu kabilden olan zorluklar ruhsatı gerektirmez.

Başörtüsünü takmayı sorun haline getiren kesimlerin yol açtığı sıkıntılara gelince; bu kesimlerin başörtüsüzlüğü dayatmaları, yukarıda zikredilen hafifletme ve kolaylaştırma nedenlerinden iki tanesi olan ikrah (zorlama) ve geneli ilgilendiren sıkıntılarla alakalıdır. Başörtülü olarak okumak veya çalışmak isteyen bayanların okul veya iş alanlarına girmeleri halinde kendi rızaları olmadığı halde başörtülerinin zorla çıkarıldığı veya çıkartıldığı bir vakıadır. Kendi rızalarıyla çıkarmaları söz konusu olsaydı, bir zorlama olmadığından bu yazının konusu olmazlardı. Böyleleri de yok denemez.

Geneli ilgilendiren bir sıkıntı olduğu da son derece bedihidir. Başörtülü olarak okumak veya çalışmak isteyen, hatta yeri geldiğinde bunları da aşıp bir hastanede muayene olmak, bir toplantı veya geziye katılmak isteyen başörtülülere kadar çok geniş bir kitlenin bundan muzdarip olduğu aşikârdır. Bu kadar geniş bir bayan kitlesini mağdur eden başka bir konu var mıdır acaba?

Bu zorlama ve umumu ilgilendiren sıkıntı neticesinde ortaya şu ihtimaller çıkıyor:

  1. Zorlamayla bile olsa başörtüsünü çıkarmayıp başörtüyle ilgili ilahi emri önceleyerek ilim veya aş talebinden el etek çekenler.

  2. Zorlama karşısında ilim veya nafakayla ilgili ilahi emirleri önceleyerek başörtüsünü çıkaranlar.

Her iki ihtimalde de ilahi bir emrin icrası, bir diğer ilahi emrin de iptali söz konusudur. Bu konuda hangi ilahi emrin önceleneceği konusu, bu sorunun en temel başlıklarındandır. Bu öncelik, genel bir durum değerlendirilmesiyle şuna veya buna verilmelidir dense bile, objektif bir sonucu doğuracağı kuşkuludur. Bu öncelik tespitinde kişilerin ilim düzeyleri, sosyal ve ailevi şartları, ekonomik durumları, başörtüyle ilgili yaşadıkları sorunun dozajı ve daha pek çok etken önemli rol oynar. Peygamber (S.A.S.)’in kendisine gelip de en hayırlı amelin ne olduğunu soranlara hep aynı cevabı vermemiş, onların sosyo-psikolojilerinden hareket ederek farklı farklı cevaplar vermiştir. Fetva mercilerinin kendilerini bundan müstağni görmeleri düşünülemez.

Yukarıda sayılan şartlar gözetilmeksizin, kestirmeden gidilerek bu sorunu yaşayan bayanlara başörtülerini çıkarmaları veya çıkarmamaları yönünde bir fetvanın salık verilmesi, bir görüşün beyan edilmesi daha başka ferdi ve/veya toplumsal sorunları doğuracaktır. Bunu iki kategoride şöyle açıklamakta fayda vardır:

  1. Çalışma Hayatında:

İş, aşa ihtiyacı olanlar: Ailesi (babası veya kocası) zengin olan bir bayan, başörtülü olarak çalışıyorsa genel anlamda sorun yok. Ancak, çalıştığı yerde başörtüyle ilgili bir sorun baş gösterdiğinde ve başörtüsünü çıkarmaya zorlandığında, bu bayana düşen alacağı ücret uğruna başörtüsünü çıkarmak değil, işi terk etmektir. Çünkü o ücrete ihtiyacı yoktur. Böyle bir ihtiyaç olmadığı halde, nasıl olsa zorla başörtüm çıkarılıyor deyip ikrahtan (zorlama) doğabilecek ruhsatlara sarılma hakkı yoktur.

Diğer taraftan kimsesiz, dul, yetim, özürlü bir baba veya kocaya sahip olup da fakr-u zaruret içinde yaşayan bir bayanın benzeri bir zorlama ile karşı karşıya kalması halinde, başka da bir alternatifi olmadığı halde yukarıdaki bayanla aynı kategoride değerlendirilip aynı fetva verilerek işinden edilmesi İslami olmaktan bir hayli uzaktır. Bu bayan işini bıraktıktan sonra da kendisi ve ailesi için hayat devam edecektir. Bir vücudun azaları olup komşusu aç iken tok bir karınla yatmamaları gereken Müslümanlar, İslami ilim ve bilincin kıtlığından ötürü azaları felce uğramışsa, bu bayana kim, kaç kişi ve ne kadar süreyle el uzatacaktır?! Bayramdan bayrama, Ramazan’dan Ramazan’a onlara ulaşacak olan yardımlar nelerine yetecektir?! Bu da gösteriyor ki; Müslüman camianın sosyal ağları ve organizasyonları, başörtüsü sorunu vb. bir nedenden ötürü Rabbinin emirlerini ön plana çıkarıp da işinden, aşından olmayı göze alabilecek kimselere sahip çıkabilecek kadar gelişmemiştir, geliştirilmemiştir. Öyleyse bu bayana düşen, bu zorlama karşısında kendisi ve ailesinin nafakası için, sadece iş yeri ve saatlerinde yapabileceği en asgari oranda başörtüsünü çıkarıp çalışmaktır. Bunu yapmayıp işten çıkması halinde dilenmek, hırsızlık vb. yapmaktan kendini ne kadar muhafaza edebilecektir? Bunların hangisinin günahı başörtüsünü zor karşısında çıkarmaktan daha hafiftir? Dolayısıyla bu bayanı böyle bir fetvayla işinden edip de dilenmek, hırsızlık yapmak vb. günahlara bulaşmasına sebebiyet verenlerin vebali de en az o bayan kadar olacaktır.

İşin kendisine muhtaç olduğu kişiler: Bu, gerek iş ortamı ve gerekse çalıştığı iş kolu, branşı için söz konusu olabilir. Örneğin; bir okulda mesleğinin dışında ideolojisi için de fazladan mesai harcayıp öğrencileri kendisine bağlayarak fesat mihraklarına alet eden bir öğretmene, o okulda bulunan başörtülü bir bayandan başka müdahale edebilecek dindar ve bilinçli bir erkek öğretmen yok ve dışarıdan da o öğrencilere sahip çıkılamıyorsa, bu durumda zorla başörtüsü çıkartılan dindar ve bilinçli bayanın mesleğini terk etmesi mi, yoksa bu zor karşısında başörtüsünü yukarıda belirtilen şartlarda çıkarması mı daha çok dine hizmet niteliğindedir?

Yahut, bir hastanede kadın doğum uzmanı olarak çalışan bir İslam düşmanı bir doktorun, Müslümanların doğum oranlarını minimize etmek gibi bir su-i niyetinden ötürü kendisine gelen hemen her hastasına sezaryenle doğum yapması, ardından da kordonlarını bağlatması gerektiği telkininde bulunmasına karşılık aynı hastanede daha önce çalışan ama başörtüsünden ötürü işten atılma tehlikesi yaşayan aynı branştaki dindar bir başka bayanın, uygulanan zor karşısında başörtüsünü yukarıda belirtilen şartlarda çıkarması mı daha çok dine hizmet niteliğindedir yoksa tersi mi?

Bu örneklerin farklı farklı versiyonlarını gündelik yaşamında yaşamayan kaç tane dindar bayan, hatta erkek vardır? Bu konuda asıl kalem oynatmaları gerekenler, bu sorunu fiilen yaşayan mütesettir bayanlar olmalı ki, bunu fiilen yaşa/ya/mayan bir erkeğin konuyla ilgili dar tasavvur ve örneklemelerinden çok daha geniş bir tasavvur ve örneklemelerle konu iyice deşilebilsin.

  1. Eğitim Hayatında:

Okul, ilim talebiyle ilgili duruma gelince; öncelikle şunu belirtmekte fayda vardır. İlim talebinin toplumsal anlamda farz-ı kifaye olduğu ve bu farzın mahiyetinin ne olduğu bir nebze de olsa sabık yazılarda ifade edilmeye çalışıldı. Farz-ı kifayenin, toplumdan kâfi oranda bir kesimin yapması halinde diğerlerinden sakıt olan farz olduğu belirtilmişti. Türkiye şartlarında bay-bayan herkes okula gitmiyor. Gidenlerin ezici çoğunluğu sınav sistemlerinden ötürü üniversite kapılarından içeriye adımını atamıyor. İçeriye adımını atanların da bir kısmı şu veya bu nedenden ötürü üniversite eğitimini tamamlayamıyor. Tamamlayanların çoğu da yine sınav sisteminden ötürü branşıyla ilgili her hangi bir işe giremiyor. Bu genel için böyle. Bir de bütün bu aşamalardan geçebilen başörtülü bayan sayısının ne kadar olduğuna bakıldığında azın azı kalıyor geriye. Acaba kalan bu azın azıyla farz-ı kifaye için gereken kâfi oran hâsıl oluyor mu? Bu bir…

İkincisi: Öğrencilerin durumu çalışanlardan farklı değildir. Başörtüsü sorunuyla karşı karşıya kalan öğrencilerin de kendi özel şartlarında değerlendirilmeleri gerekmektedir. Lise düzeyinde olanlar için imam-hatip liseleri hala da alternatif olma özelliğini koruyor. Bu alternatif olduğu sürece diğer liselerde başörtüsüz okumak caiz olmayacaktır.

Üniversiteye gelince; burada da her öğrencinin kendine mahsus şartları vardır. Mesela; denkliği olsun veya olmasın yurtdışında üniversite okuma imkânına sahip olanların, ilahiyat gibi bölümlerde okuyanlardan Kuran kursları veya medreselerde okuyabilenlerin, ailesinin başörtüsüz bile olsa okuması yönünde baskıya pek maruz kalmayan, kalsa bile başka bir çıkış yolu bulabilenlerin veya başörtüsü sorunuyla ilgili bazı çevre veya âlimlerin ilim talebini önceleyen görüş ve fetvalarıyla ilgili kalbi mutmain olmayıp başörtüsünü önceleyenlerin başörtüsünü çıkararak okula devam etmeleri caiz olmayacaktır.

Aile vb.den aşırı baskıya maruz kalma neticesinde başörtüsünü çıkararak okuma mevzusunda şöyle bir itiraz gelebilir; Halik’a isyanda mahlûka itaat yoktur. Bu doğru bir itiraz olmakla birlikte yerinde bir itiraz olmaktan uzaktır. İmkânları aşmadığı sürece Halik’a isyanda mahlûka itaat olmaz. Peki ya imkânları aşan bir durum söz konusuysa? Aşırı aile baskısına maruz kalan bu öğrenci, sığınabileceği bir kapı bulamadığı sürece ne yapabilir? Ammar (r.a) örneği, aşırı baskı neticesinde bir müminin, baskılardan kurtulmak veya azaltmak için görüntü itibariyle kendi inancına hakaret edebileceği yönünde bir ruhsata sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu kaideye bağlı tali bazı kaideler şunlardır:

Bir şey daraldığında genişler.” Yani herhangi bir hükümle ilgili bir daralma meydana geldiğinde onda bir genişleme meydana gelir.

Bir özre binaen caiz olan, özrün zail olmasıyla cevazı batıl olur.” Normal şartlarda caiz olmayan bir şey, onu icra etmeyi dayatacak bir özrün hâsıl olmasıyla caiz olur. Onu caiz kılan mevzubahis özrün yok olmasıyla birlikte o şey eski, yani caiz olmama hükmüne rücu eder. Normal şartlarda haram olan domuz eti vb.nin yukarıda mezkûr bazı özürlerden ötürü caiz olması, o özürlerin zevali halinde de domuz eti vb.nin aslı olan harama rücu etmesi gibi.

İnşallah gelecek yazıda “maslahat-mefsedet muvazenesi” çerçevesinde konuya devam edilecektir.


895

 

YORUMLAR

Mahmut SEMEN 30-01-2010, 23:08:11
Bu sitede heyecan ve merakla bekleyip okuduğum bir yazı dizisi, eğmeden, bükmeden, sivriltmeden realiteyi yazıyorsunuz. Allah razı olsun. Hep merak etmişimdir, başörtülü kızlardan o kadar korkan sistemin başını açan başörtülülerden daha fazla korkması gerekmez miydi? Yoksa başörtülüler aslında örtülü örtüsüzler midir ki? Örtülerini açınca sistem dehşete kapılmıyor da seviniyor. İyi ki Allah şekle şemale değil de kalplere bakıyor. Örtülü ve örtüsüz tüm örtülülere selamlar.
Yazınızın devamını dört gözle bekliyorum.
Bilmenizi isterim ki sizden yana habersiz dualarım vardır.

 
serbilind 28-01-2010, 15:27:29
Hocam sizi seviyoruz ve yazdıklarınızı yol işaretleri olarak alıyoruz. Yaklaşımlarınız ile gündelik yaşamımıza yol belirliyoruz, bu gündelik yaşam alanlarına yönelik yazılarınızın bize çok katkısı var. Rabbim emeğinizin karşılığını gani gani versin, bizleride sizlerin katkılarından mahrum bırakmasın.
 
A.Hakim 27-01-2010, 13:26:47
 
/* EDİTÖR: Yorumunuz hakaret içerdiğinden yayımlanmamıştır. */

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 04/05/2012 - 14:27 Hayret Ettiren Ka(h)raman'ın Bölünmeye Götüren Yazısı Üzerine
8 16/03/2012 - 09:41 Özeleştiri; Bireysel ve Yapısal Radar Sistemi (2)
8 26/12/2011 - 15:22 İnanç -Doğal Afet Münasebeti ve Deprem Sonrası İnsani Münasebetler/imiz
8 08/11/2011 - 11:07 Özeleştiri – Bireysel ve Yapısal Radar Sistemi 
8 31/08/2011 - 22:59 İlahi Kampın Sonu
8 11/07/2011 - 09:05 Peygamber ve Mizah (2)
8 12/05/2011 - 11:37 Peygamber ve Mizah
8 17/03/2011 - 09:15 Bahar mı Geliyor Diyar-ı İslam’a?
8 15/02/2011 - 10:23 ORTA YOL
8 04/01/2011 - 14:14 Vasatiyet (Orta Yolculuk)
8 14/11/2010 - 17:45 Ab-ı İman ve Ab-ı Zemzemle Hayat bulan Tevhit Diyarı
8 16/10/2010 - 20:46 Yakın Geçmişte İslami Kesimin Kürt Sorununa Yaklaşımı
8 11/06/2010 - 19:45 İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)
8 02/04/2010 - 11:54 İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (5)
8 31/12/2009 - 11:20 İdeal Ve Reel Şartlar Açısından Başörtüsü Sorunu (4)
8 11/11/2009 - 17:18 İdeal ve Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (3)
8 09/08/2009 - 19:00 İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (2)
8 15/07/2009 - 22:45 İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu
8 13/06/2009 - 21:26 Duruşumuzun Doğruluğunu Sorgulamak
8 13/05/2009 - 23:31 Sanal Söylem Reel Yaşam
8 21/03/2009 - 00:08 Kürt Sorununda Alternatif Sorunu
8 11/02/2009 - 10:04 El-Emru Bil-Maruf We En-Nehyu Ani-l Münker
8 04/12/2008 - 17:08 HACC – Bir Ömür Yolculuğu
8 21/10/2008 - 12:08 Bir Ramazanı Daha Geride Bırakırken…
8 01/08/2008 - 11:22 Şeriat mı Öncelikli Hürriyet mi?
8 16/07/2008 - 23:38 İslam'ın Mürtedlik ve Köleliğe Yaklaşım
8 01/07/2008 - 22:08 Özgürlükler ve İslam (3)
8 17/06/2008 - 13:24 Özgürlükler ve İslam - 2 -
8 31/05/2008 - 18:01 Özgürlükler ve islam
8 03/05/2008 - 14:43 Öncelikler Fıkhı (3)
8 18/04/2008 - 23:11 Öncelikler Fıkhı (2)
8 06/04/2008 - 00:52 Sireti Doğru Anlamak
8 26/03/2008 - 15:59 Fıqh-ül Ewlewiyat (Öncelikler Fıkhı) (1)
 

DUYURULAR

 

FACEBOOK

 

EDİTÖR

 

YAZARLAR

 
Zülfikar FURKAN

Dibîstana Kurdî

Azad SERHILDAN

Günah ve Tövbe

RÖPORTAJ

 

En çok Okunanlar  Bugün  Dün  Bu Hafta  Bu Ay  
1

KONUK YAZARLAR

 
M.Latif YILDIZ

Dindar Faşistlik

Yorum Hattı
Xuwde yeke u heQe
Mirov xuwde xuvw bawerin u weke heqexuvw.Ne mirovji weke zikexuvw bawerin. Ew sed salen,xuvwnam...
denge muslumanen kurd
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
islam
ALLAH ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. yazılarınızı beğenerek okuyorum .yazılarınızdan dolay...
SADETTİN
"Uludere Karşısında Hasan Karakaya" >>
kardeşlik
Bizim yıllarca çözemediği kürt sorunun temelinde zaten müslümanlık var zaten eğer biz gerçek müslüma...
yusuf
Dindarlar ve Kürtler >>
Vicdan ve Takva
Anlaşılan insanları, Kürd, Türk, Müslüman, İslamcı ve sair bloklara ayırmaya gerek yok. Türk-İslamcı...
Sinan KARA
Dindarlar ve Kürtler >>
Müslümanları İhlasları ( dürüstlükleri) kurtaracak
"Hz Peygaqmber buyuruyor: İnsanlar helaktadır; Alimler müstesna... Alimler helaktadır;Amiller(amel...
Kutbeddin Nurlubaş
Dindarlar ve Kürtler >>
Kitabın orta yerinden okuyorsun Ahmet bey......
vanli
Dindarlar ve Kürtler >>
neden iran yok
sayın hocam elinize ve kaleminize sağlık ama bence eksik olan nokta iran kürdistanı....
fatih
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
Murat Kardeşe
MURAT KARDEŞE Allâh da sizi sevsin, kardeşim. ...
İbrahim Sediyani
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 21 >>
Asıl Sorun Nedir?
Ümmet 200 yıldır uyuyor. İslamı hurafecilerin eline bırakmış. Onlarda müslümanları gassalın elinde...
Oktay Korkmaz
Kürdistan Birleşik Federasyonları >>
kör sevda
Sayın miroğlu kendinize ve yeni çevrenize göre çok haklısınız. Ama bizde kör ve sağır değiliz. AKP'n...
amed
Kürdistan’ın başbakanı >>
Mükemmel bir söyleşi
Nerdesin Seydam ya? Bu güne kadar neden bir şey söylemedin de sessiz kaldın? Keşke daha erken konuşs...
Ali Kemal
"Ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, baştaki zalim sistemlerdir" >>
Enfes bir yazï Rabbul Alemin razı olsun.. Selam ve dua.....
Şervan
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
Evet söz konusu kürt olunca helaller haram oluyor.Ve en acısı'da bunu din adına yapırlar.Ve kürtler'...
HİLAL
Söz Konusu Kürt Olunca Helaller de Haram Olur >>
adamlar haklı 150 ye yakın bombalı eylem yapmış birisini tutanlar o eylemlerinde ortağıdırlar ya değ...
MURAT
Irak'tan Rest: Haşimi İade Edilmezse... >>
Tespitler Eksik Tedavi Yok!
Böylesi Kadir Şinas bir meselenin gündemde tutulması ve değerlendirilmesi kayda değer. Bu değeri kay...
Sinan KARA
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
Selam
Değerli Panelistlerin bütün konuşma/ tebliğ metinleri bu ise Panel faciaya dönüşmüştür. Yok eğer bu ...
Şeref
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
islamcılara haksızlık paneli
yavuz delal ne zamandan beri islamcıdır da islamcılara ayar verme hakkına sahip olmuştur. ne islamcı...
mustafa
"Neo-Kemalizm ve İslamcılık kıskancında Kürt Sorunu" >>
SELAMUNALEYKUM GÜZEL KARDEŞLERİM. MOLLA MUSTAFANIN HAYATINIIN ÜÇ KESİTİNİ VERDİNİZ, BUNDAN DOLAYI AL...
Molla Mustafa Barzani - Hayranlık uyandıran bir tarih (2) >>
bin yıllık kardeslık bu mu dur......
Yeni Akit'den Uludere için tartışılacak sözler! >>
Hikmet ve Korku
Fidan Güngör'ün ismini söylemeken korkanlar oldukça; maalesef kardeş...Ve buna da HikmeTLİ yaklaşma ...
İdris Çelik
Amed'te bir Kayıp Annesi: Hayatın Tadı Tuzu Anneler >>

YORUM/ANALİZ

 

IKTIBAS

 
Remzî PÊŞENG

Özerklik

DOSYA

 

LİNKLER

GAZETELER

Yeni Asya Yeni Şafak
Türkiye Vakit
Star Sabah
Taraf Zaman
bugun Hürriyet
Radikal Vatan
Akşam Milliyet

Video Galeri

Diğer Videolar

Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 3.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 2.Bölüm
Öze Dönüş Platformu Hakkari Kutlu Doğum Haftası Etkinliği 1.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat 12.Bölüm (SON)
Son Darbe 28 Şubat - 11.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 10.Bölüm
Son Darbe 28 Şubat - 9.Bölüm

Foto Galeri

Diğer Galeriler

KARİKATÜR
KAR TANELERİNDEKİ MUHTEŞEM SANAT
"KAÇAK UMUTLAR"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI "SON YOLCULUK"
ŞIRNAK - ROBOSKİ KÖYÜ KATLİAMI (2011)
İRAN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ BASKININDAN KARELER
DERSİM KATLİAMI DÖNEMİN GAZETE MANŞETLERİ
 
New Page 1

Ana Sayfa

Ana Sayfam Yap

Sitene Ekle

İletişim

Hakkımızda

Copyright © 2007 UFKUMUZ
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz - Yasal Uyarı SITEMAP
İrtibat E-mail:bilgi.ufku@hotmail.com - bilgi@ufkumuz.com