İnsan ilişkilerinde sorunsal alanların çıkmazlarına haps olmak yerine, insanlığın doğasında var olan buluş yeteneği iyi yönde itici güç olarak aktifleştirilebilir.
Buluş yeteneği sadece teknoloji ve maddi ihtiyaçlar ile sınırlı değildir. Buluş insan yaşamını kolaylaştırıcı ve daha güvenli-rahat ettirme amacına yönelik ise, buluş en çok insan ilişkilerindeki sorunların çözümünde yer edinebilmelidir.
İnsan ilişkilerinde, toplumsal sorunlarda çözüm bir sanattır. Sanat; olandan yola çıkıp, olması gerekeni insanlığa sunma gayreti ise, o zaman buluş ile çıkmazlar karanlığından “eşref-i mahlûkat” şafağının yürüyeni olmak gerekir. Karanlığın ve kötülüğün resmini insanlığa dayatanlara karşılık, şafağın ve iyiliğin sanatçıları fırça darbelerini güçlü kılmalı.
Buluş ve çözüm sanatı adaletsizliğe ve karanlığa hizmet ediyor ise vay o toplumun haline, vay o coğrafyanın yaşayanlarına. Adalet terazisinin denge gücü olan Anayasa Mahkemesi zümre, güç, ırk, din, dil, inanç ve düşünce gözeten bir temel zihniyet ile yapılandırıldığı için toplum sürekli karanlığa mahkum kalmaktadır. DTP nin kapatılması kararı da karanlığa ve toplumsal ayrışmaya hizmet etmekten başka bir şey ifade etmiyor.
Elbette DTP nin kapatılması yalnız Anayasa Mahkemesinin kararı değildir. Kararın bu yönde olabilme ihtimalinin yüksek olduğunu birçok insan tahmin edebiliyordu. Çünkü meclisteki tüm partiler bunun olmamasına yönelik olumlu hiçbir değerlendirme içersinde değillerdi. Buna DTP içersindeki şahin kanadı da dahil olmak üzere DTP nin kapatılması için gereken tüm kozlar delil olarak zorla serdediliyordu. Toplumun yaşadığı sıkıntılara ve çıkmazlara çözüm yerine, herkes kendi maslahatını önceleyen bir çıkmaz ile karanlığı biraz daha güçlendirmek için elinden geleni yapıyordu.
Acı olan taraf ise, toplumsal maslahat ekseninde bir çaba içinde olan Ahmet Türk ve ekibinin siyaset dışına itilmesi, Emine Ayna ve temsil ettiği zihniyetin güçlendirilmesidir.
DTP nin kapatılma gerekçelerinden çok daha fazlası CHP, MHP ve AKP için mevcuttur. Ergenekon terör örgütünün avukatıyım diyen bir parti başkanı, Cumhuriyet mitingleri ile darbe kışkırtıcılığı yapan, orduyu darbe yapmaya çağıran, hükümete karşı halkı sokağa dökeriz diyen, çoluk çocuk gözetmeden gereken yapılacaktır diyen partiler için neden kapatılma kararı alınmıyor. Çok aleni şekilde Ergenekon terör örgütünü ve darbe yapmış olanları desteklediklerini beyan eden partilere yönelik neden bir girişim yok. Burada Kürd halkının ve DTP’nin söyleyeceği her söz meşruluk kazanmış olmuyor mu? Eğer Anayasa Mahkemesi meclisteki diğer partileri de kapatır ise o zaman adalet kavramı anlam kazanır.
En makul olanı, meclis kapatılacak ve parti liderleri İmralı’da Öcalan’a koğuş arkadaşlığı yapacaklar. Çünkü meclis sivilleşme ve parti kapatma maddelerine yönelik hiçbir çalışma gerçekleştirmedi, hatta ortamı kirletmek adına sokak çetelerini bile kıskandırdılar. Şunu da göz ardı etmemek lazım, Öcalan’ın ilk açılım sürecinde beni muhatap almasanız da olur dediğini ancak, sonraki süreçte beni değil de Ahmet TÜRK’ü mü muhatap alacaksınız hadi gidin çözün dediğini de hatırlamak gerekir. Ahmet TÜRK’ü Öcalan istemiyordu ve hatta küçük düşürüyordu, CHP, MHP ve AKP’de istemiyordu, Ergenekon ve örgüt adamlarını yetiştirdiği TSK’da istemiyordu. O zaman kutsal ittifak tamamdı ve yapılacak iş sadece sunağa bir kurban vermekti, bu seferde DTP içindeki Ahmet TÜRK ve ekibi sunuldu.
Yaşanan ve ya yaşatılan sürece baktığımızda birilerinin ısrarla ortamı karanlıkta bırakmak ve silahlı güçlerin sözünün geçmesi için gerekli şartları oluşturma çabasında olduklarını temaşa etmekteyiz. Elbette hükümet T.C. devlet sisteminin kuruluşundan beri özgürlükler alanında kısıtlanan birçok alana yönelik açılımlar yapmaktadır. Mazlum Kürd halkına yapılan zulmü durdurmak için önceki hükümetlerden daha iyi adımlar atmaktadır. Hatta bu iyi yöndeki adımların çoğunu Kürd’ler içindeki PKK de engellemek için elinden geleni yapmaktadır. PKK, CHP, MHP ve Ergenekoncuların maslahatları çok yerde kesiştiğinden sürece tepki koyuşları çok benzerlik göstermektedir.
Abdullah ÖCALAN’ın kendini merkeze koyarak, Kürd halkının maslahatından çok kendini önceleyerek süreci çıkmaza sokması. HPG ana karargahının Tokat eylemi için gerekçe olarak “varlık sebebimiz olan Öcalan için her eyalet bölgemiz eylem yapabilir” yaklaşımı zaten süreci tıkama ve özgürlükler alanını daraltma çabası değil mi? Bildiğim kadarıyla varlık sebebi Kürd halkı ve Kürdistan idi, meğerse öyle değilmiş. İşin iyi tarafı bunun samimice itiraf edilmesidir. Elbette Tokat-Reşadiye’ de yapılan eylem hepimizin yüreklerine sıkılmış bir kurşundur ve halen devam eden TSK operasyonlarında da öldürülen her gerilla yüreklerimizin tekrar tekrar öldürülmesidir.
DTP-Ahmet TÜRK ve ekibi zaten PKK-Öcalan tarafından gözden çıkarılmıştı. Kürd halkına ve tüm muhalif güçlere yapılan zulmün bitmesini istemeyen şer güçler de kendi çıkarları için savaş çığırtkanlığı yapanları tercih etmekteydi. Ahmet TÜRK Tokat eylemini kınamış ve yanlış olduğunu dillendirmişti ama nedense akabinde PKK üstlendi.
Biraz geçmişi hatırlayalım; Öcalan bir açıklamasında “Ergenekoncular bana Tansu ÇİLLER’i biz öldürelim siz üstlenin dediler ama ben kabul etmedim” demişti. Sanki bu sefer tarihin tekerrüründe Kemal BURKAY'ın söylediği 33 asker ile ilgili Öcalan ile yaptığı görüşme anlam buluyor. Yaptıkları telefon görüşmesinde Öcalan’ın kendisine “Olayı biz yapmadık, benimde haberim yok ama üstlenmek zorunda kaldık” sözü düşündürüyor. Zaman, süreç, yer, askerin verdiği telsiz konuşmaları bana daha çok üstlenildiği ve siyaset alanından çok silahlı güçlerin alanının genişletilmesi çalışması olduğunu kabul ettiriyor.
Israrla siyasetin ve sivil düşüncenin değil, askeri renk sanatı ile çözüme buluş getirmek istiyorlar. Sözün gücü değil, silahın gücü çözüm adresi olarak dayatılıyor. Buluşlar çözüm sanatı için değil, çözümsüzlük ve kendini merkezde gören silahlı güçler çıkarına ifa ediliyor. Hükümet bu organizeli özgürlük ve toplumsal barış düşmanı güçlere karşı Sayın Zeki SAVAŞ’ın tespit ettiği “Özgürlüklerle ilgili atılan adımlar olumlu ama örgütlenme özgürlüğüyle ilgili yaklaşım kabul edilemez. Din ve düşünce temelindeki örgütlenme özgürlüklerini kazanmadığımız zaman, sonumuz güçlü devletin çelik elleri arasında, özgür ama kimsesiz ve savunmasız bir garibanın akıbetine dönüşür.” gerçekliğini yadsıdığından çözüm konusunda sıkışmış durumdadır. Açılımlar ile sivil alanı genişletmek istiyor ise, bugün olduğu gibi halkın temsilcisi olan partilerin kapatılmasını istemiyor ise ilk önce sivil alanda örgütlenme hakkını anayasal güvence altına almalıdır. Birey özgürlüğü tek değil, toplumsal ve kitlesel bir sivil duruş için örgütlenme özgürlüğü olacak ki yanlışlar karşısında insanlar açık adresler ile karşı durabilsin.
Gerçekten toplumsal ilişkilerde çözüm bir sanattır, sanatı ufku geniş ve tek renk ile dünyaya bakmayan, danışan, farklı yaklaşımları kabul eden, çözümün merkezine kendi maslahatından çok sorumlu olduğu kitleyi koyabilenler işleyebilecektir.
Çözümler hala darbe anayasalarına bırakılmış ise olacağı budur, çözümün karşısında duran örgütlü silahlı güçlere karşı sivil güç örgütlü olmaktan mahrum bırakılıyorsa karşı koyanlar cılız ve güdük kalacaktır. Türk ve Kürd sivil muhalefetinin silahlı güçler karşısında güç kazanmaları için örgütlenme özgürlüğü alanında ciddi çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Özgürlükler alanının tüm muhalifler için ortak alan olduğu unutulmamalıdır. Kimse bu gün DTP kapatıldı diye sevinmesin, sistem daha sonra farklı bir muhalifi hedefe koyacaktır. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” deyimi ne kadar yanlış ise, “Hemen şimdi herkes için özgürlük” deyimini dillendirmek ve pratize etmek o kadar elzemdir. Sadece Kürd halkı değil, tüm muhalif güçler DTP’nin kapatılmasına karşı olduklarını beyan ederek sahip çıkmalıdırlar. Çözüm sanatına yeni buluşlar ile katkıda bulunmalıyız.