Yaşadığımız ortamı düşünüyorum. Olumlu gelişmeler olduğu gibi olumsuzlukların da artığını görüyorum. Gönül istiyor ki her şey her açıdan güzel, doğru, hayır, faydalı olsun. Acaba bu mümkün mü?
Biz inananlar tek dünyalı olarak düşünemeyiz kendimizi? Bir de hayatımızın başka bir gerçeği var. Ahiret yurdu... Bununla beraber dünyamızı yönlendirmek zorundayız.
Öyle yol almalıyız ki hem bu hayatımız açısından, hem de geleceği şüphesiz olan ahiret hayatımız açısından en doğru, en hayırlı, en sağlam olan olsun. Buna göre ilkelere tutunmalıyız. Böyle özelliklerde ilkeler var mı? Diye düşünebiliriz.
Elbette var. Bizi yaratan bizleri yalnız bırakmamış. Her daim üzerimizde rahmetini estiriyor.
Öyle ilkeler buyurmuş ki, kimse onun gibisini üretemez. Hiç kimse O’nun gibi her mekâna ve zamana göre yayamaz. Hem de elçileri ile pratikliğini bize göstermiş.
Üstelik kafa patlatmıyoruz. En doğru olan ne diye… Herkese cevap verebilecek mi diye endişelenmiyoruz. Kimseye adaletsizlik yapılmadığından uykunuz da kaçmayacak. Bebeklerin ve çaresizlerin hakkı da korunmuş olacak. Ahirette de pişman olanlardan olmayacak. En güzeli de kalpler, sükûnet bulacak, durgunlaşacak. En doğru olanı yaptım demenin rahatlığını yaşayacak.
Sizce şimdi ki toplum veya kişisel tablomuz bu mu? Her göz şahittir ki bu tablo yok hayatımızda. Ne duygusal dengemiz yerinde, ne siyasi itidalimiz var, ne ekonomik sorunlarımız çözülebiliniyor, ne geleceğe hazırlık yapabiliyoruz, ne hayatımızda mutmain olacağımız planlar, ne de torunlarımıza bırakacağımız değerli bir mirasımız…
Tüm bu sorunların altında ilkesizlik veya doğru ilkelere tutunmamak yatıyor. Allah’ın ilkeleri göz ardı edildiği sürece de bu tablo beş aşağı on yukarı aynı şekilde devam edecek. Allah’a olan güvensizliğin faturası çok büyük bedeller ile ödenecek.
Allah’a güvenmeyen bir eğitim ile neyi başarabilirsiniz? Ya da Allah’a güvenmeyen bir sağlık politikası ile ne kadar iyi bir hizmet üretebilirsiniz? Ya da Allah’a güvenmeyen bir ticaret ile ne kadar tuzaklardan kaçabilirsiniz? Allah’a güvenmeyen bir ortamda ne kadar ailenizi koruyabilirsiniz. Ya da Allah’a güvenmeden adaleti nasıl gerçekleştirebilirsiniz? Ya da Allah’a güvenmeden ve ilkelerine uymadan ne kadar sorunlarınıza çözüm üretebilirsiniz. Yada Allah’a güvenmeden yaşamanın ne anlamı var…. Ve çoğaltılabilecek binlerce sorun… Eğer bugün bazı şeyler hala güzel ve iyi gidiyorsa, bu, bazı yerlerde hala ilahi ilkelerin kırıntıları olduğu içindir.
Şimdi tepkiniz büyük olabilir. “Biz Allah’a inanmıyoruz mu?” diyeceksiniz. Bende size cevap veriyorum. “ Allah’ın ilkelerini yaşadığınız kadar, Allah’a inanıyorsunuz.”
Eğer ilkelere tutunmamışsanız, ya da ciddiye almıyorsanız, yaşanması gerektiği kadar önemsemiyorsanız bu inanmak değildir. Bu kendini kandırmaktır.
Böyle bir durumda A’rafta olsan “yine iyisin” derim. Ama maalesef bu tablo seni oraya da götürmez. Her şeye rağmen A’raf, göz dikilecek bir ahiret dilimi değildir. Olasılığın cehennem olabileceğini unutmayalım lütfen…
Hayır, ben kısmen yapıyorum. En azından kişisel durumum ile ilgili yerlerde “Rabb’ime tabiyim” diyorsan… Yine de bilemiyorum. Çünkü iman bir bütündür. Kuranın bir kısmına göre amel et, bir kısmına göre amel etme. Bunun pazarlığı söz konusu bile değildir.
Dediğim gibi A’raf göz dikilecek bir yer değildir. Öncelikle “A’raf nedir?” onu açıklayalım. Araf ne cennet halkından, nede cehennem halkından olmayan fakat ilahi takdirin ne olacağı ile ilgili karar sonucunun beklendiği yerdir.
Sonunun nereye olduğu belli olmayan bir yol, insanı çıldırttırır. Beklediğiniz şeyin gelip gelmeyeceği belli olmayan bir durum, insanı kahrettirir. Seçimin sana ait olmayan bir yerde senin için kararın ne olacağını beklemek… Günlerce, aylarca, belki yıllarca… Sözleştiğiniz bir kişinin saatlerce beklemekten daha beter… Ya da bitkisel hayatta olan bir sevdiğinizin günlerce gözlerini açmasını beklemek gibi… Beklemek, beklemek ve yine beklemek… Ümit ve korku arasında hep beklemek… A’raf, tüm bunlardan defalarca kat daha zor ve uzundur…
Bütün bunlar yeryüzü hayatında iken tercihlerin umursanmamasından dolayıdır. Ya da yarı yamalak dini yaşamaktan kaynaklanıyor.
Kalitemiz, Allah’ımızın razı olduğu ölçüde olmalıdır. İnsanların gözünde değil, asıl olan Allah’ın huzurunda “Müslüman” olmaktır. Bu da tamamen tercihlerimizin ve ilkelerimizin Allah taraftarı olarak yaşanması ile gerçekleşecektir. Buna göre hayatımızın en ince sokaklarına kadar Allah’ımıza göre karar almalıyız. Belki o zaman Allah bizi onaylar ve A’raf ta bırakmaz.