Ülke gündemimiz bu aralar bir açılım muhabbetiyle sıcağı sıcağına kaynayadursun, kendi açımdan bir nasiplenme olur mu diye düşünüyorum. En hasbi duygularla başlatılan açılım atağının sürmesini bizzat istiyorum. Malum komşuda pişer bize de düşer diye bir ata sözümüz var. Kürtler diye bir kavmin varlığını aynı zamanda haklarını kabullenme sürecine girilmişse bu süreç ancak desteklenebilir. Şimdiye kadar oynanan üç maymunlar komedi tiyatrosunun daniskası da son bulmuş olur. Çünkü artık gına gelmişti bu körlükten…
Kürt kavmine mensup bir vatandaş olarak ikinci sınıf vatandaş olmaktan kurtulmak ve bu topraklara kökleri dal budak sarmış biri olarak benim varlığım yadsınmamalı. Bilakis neredeyse bir yüzyıllık bir zaman diliminde hakları gaspedilen, sürülen, katledilen, diline sansür konan aşağılanan, horgörülen bütün bunların sonucu olarak fazlasıyla rencide olarak kalbi kırılmış ve fakat buna rağmen sabrı, umudu yitirmeyen biriyim. Kardeşliğin, birliğin tek yürek olmanın ne denli ehemmiyetli bir konu olduğunun da farkındayım. Ya birlikte eşit şartlarda yaşamayı öğreneceğiz ya da hep birlikte uçurumdan aşağı yuvarlanacağız. Bu sonucu pusuda dört gözle bekleyen gizli- açık düşmanlarımızın varlığının da farkındayım. Bundan dolayı açılımın her türlüsüne tüm samimiyetimle katılıyorum. Nihayet halkım kazanır bu süreçten…
Ancak şu noktayı da gündeme getirmeden duramayacağım. Açılımın boyutları ne zaman dindar müslümanların en tabii haklarına gelecek? Mesela üniversite kapılarından başında örtüsü var diye kovulan, umutları yıkılan, geleceği karartılan kızlarımız ne zaman özgürce okullarından içeri girebilecek ve çağdaş, medeni, özgürlükçü bir eğitimden nasiplenecekler? Birkaç fanatik laikçinin yanlış algıladıkları laiklik ilkesinin gayr-i tabi bir şekilde jakobence uygulanmasının sonucu olan, aynı zamanda kendine ve ilkelerine güvensiz olmanın da bir göstergesi olan bu dayatma ne zaman son bulacaktır?
Dini yaşamın kanunların güvencesinde olduğu iddia edilen bir ülkede yaşamamıza rağmen uygulananlar va yaşatılanlar tam bir keyfilik zemininde sürüyor. Üstelik halkının kahir ekseriyeti de İslam inancını taşıdığı halde, din bugün kendi öz yurdunda garip bir hale gelmiştir. Ne büyük çelişkidir ki, bu yasak sadece İslam dinine mensuplarına reva görülüyor. Diğer dini düşünceler olabildiğince özgür bir ortamı yaşıyorlar ve onlar açısından hiçbir sıkıntı söz konusu bile değil! Oysaki müslümanlar her zeminde bu yasağın gayri tabiliğini gündeme getirerek, halkın inancına olan kinin bir göstergesi olarak sürdürülmesinin son bulması için gayret sarfediyor, demokratik yolların tümünü şiddet kullanmadan tecrübe etmeye çabalıyor. Yurdun her köşesinde başörtüsü platformlarının direnişleri, duyulmazdan, görmezden gelinse bile halk, hakkı olan din özgürlüğünü kazanmada kararlı görünüyor.
Bilinmelidir ki halka rağmen halk için olan tüm gayri tabi yasa(k)lar, tarihin çöplüğüne atılmaya mahkumdur. Halkın vicdanında kabul görmeyen her türden dayatma iflas edecektir. İktidarın halkın daha refah ve daha kardeşçe bir birliktelik ile yaşayacağı günleri tesis etmek amacıyla açılımlarda bulunmasının desteklenmesi gerekir. Desteklenmesi yeterli değil, genişletilmesi de gerekmektedir. Avrupa’da Amerika’da hiçbir müslüman bayan başörtüsü ile okuma hakkının gaspıyla karşılaşmadığı halde, kendi topraklarında, kendi inancını taşıdığını iddia eden ülkenin yöneticilerinin dayatmasıyla bu haklarından mahrum olması ne büyük ironidir. Tüm dünyanın gözünde de çok utanç verici bir durumdur.
*Ülkemiz böyle bir fırsatı yakalamışken peşini bırakmamalıdır. Çünkü bu süreçler devam etmezse bekamız da tehlikeye girebilir. Değişimin tüm şartlarını her fırsatta yaşayan dünyayı da yakalamamız açısından açılım politikası genişletilmeli ve umutla yarına bakan yeni nesilin beklentilerini bir kez daha başka bahara bırakmamalıdır.